top of page

ADALET

    Adalet terimi beşerin tarihi süresince farklı toplumlarda değişik tanımlarla belirtilmiş ve uygulamalar da değişmiştir. Sanıyorum uygun olan bir tanımı, “doğrunun, hakkın korunması; doğru olmanın öz belirtisi veya bireye indirgersek, her bireye kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme” demek olan bir ana erdem. Bu tanım ve bunlara eklenebilecek diğerleri beşeri düşüncenin ürünüdür. Adalet kavramının ilk adımda farklı gibi görünen iki başlık altında incelenmesinin doğru olacağını düşünüyorum. Bunlar:

1- Beşeri Adalet  2- İlahi Adalet

    Bu ikisi gerçekte iç içe girmiştir ve Beşeri Adalet aslında İlahi Adalet’in bir ürünüdür. İlahi Adaletin beşer toplumlarına o toplumun bilinç seviyesine uygun olarak yansımalarıdır da diyebiliriz. Çünkü beşeri adaleti şekillendiren beşer olsa da beşerin her konuda olduğu gibi adalet konusunda da düşünüp bir sistem oluşturabilmesi, Yaratıcı Güc’ün izniyle ve yönlendirmesi ile olagelmiştir. Bu görüş aşağıda sunulan Kur’an ayetlerinde açıkça ifade edilmiştir:

Kur’an 81-29 “Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz."

 

Kur’an 55-1,3,4  O Rahman,

             Yarattı insanı,

             Belletti ona duygu ve düşüncelerini ifade etmeyi.

 

    Beşeri Adalet konusu ilkel olarak tanımlanan toplumlarda örf ve adetler olarak görünürken gelişmiş olarak tanımlanan toplumlarda yazıyla belirlenmiş kuralların tamamıdır. Aynı tarih dönemlerinde bile dünyamızın değişik coğrafi bölgelerinde yaşam bulmuş ve o coğrafyaya uyum sağlamış toplumların benzer konulardaki tepkileri farklı olmuştur. Konu tarih boyunca düşünürlerce incelenmiş ve çeşitli fikirler ortaya çıkmıştır. Bunlardan bazılarını hatırlamak doğru olacaktır:

Adalet devletin orta direğidir; çünkü siyasal topluluğun temeli hak’tır ve hak neyin adaletli olduğuna karar vermenin ayracıdır. Aristoteles

Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunmaz. M.K. Atatürk

 

Medeniyetin ilk şartı adalettir. Sigmund Freud

Adalet taksimcidir, bölüşülecek şeyleri o bölüştürür… fakat şaşılacak şey şu ki bunda ne cebir vardır ne de zulüm! Mevlâna Celâleddin-i Rûmî

 

Adalet kavramına yaklaşmaya kalkıldığında önümüze hak terimi gelir. Hak terimi konusunda da çeşitli tanımlar vardır. Esas olarak birey için

1- Doğal hak ki bu hak bireyin yaşam hakkıdır.

2-Yasal hak. Yasal hak bireyin diğer bireylerle ve toplumla ve devlet denen ve toplumu oluşturan bireylerin ortak yaşam arzusu sonucu oluşmuş mekanizma ile ilişkilerini düzenler. Yasal haklar toplumların yaşam şartlarındaki değişime cevap verecek şekilde meydana getirilmiştir. Yeni eklemeler yapılırken bazı eski uygulamalar değişen şartlara göre kaldırılmıştır. Haklar karşılıklıdır. Mesela birey devlet ilişkisinde yarar iki taraflıdır. Hak sahibinin hakkı nasıl sağlanacaktır sorusunun cevabını hukuk teriminde buluruz. “Hukuk, kamu gücü ile sağlanan düzendir” tanımı sanırım yeterli olabilir. Hukuk kurallar topluluğudur ve her toplum için farklı olabildiği gibi zaman içinde değişikliğe uğramıştır. Yeri gelmişken toplumda düzeni sağlamak için meydana getirilmiş hukuk kuralları nasıl ortaya çıkmıştır sorusunun cevabını aramalıyız. Hukuk kuralları toplumu oluşturan bireylerin oybirliği ile mi yoksa bireylerin vekilleri tarafından mı ortaya konmuştur? Günümüz toplumlarında oybirliğinin sağlanmasında pratik güçlükler vardır. O yüzden hukuk kuralları toplumun vekilleri tarafından yapılagelmiştir. Sorgulamamız gereken şey toplumun görüşleri vekiller tarafından ne kadar göz önüne alınmıştır? Yoksa bazı toplumlarda olageldiği gibi egemenin veya egemenlerin yararı düşünülerek mi kurallar oluşturulmuştur? Zaman içinde hukuk kurallarının sürekli değişimi gerçeği sorunun cevabını içinde taşır. Adalet, hak, hukuk terimleri ele alınırken eşitlik terimi de unutulmamalıdır. Eşitlik hem nitelik hem de nicelik yönünden aynı olmak şeklinde tanımlanabilir. Acaba yaratılışta yaratılanlar arasında beşeri değerlendirmemize göre eşitlik var mıdır? Bu sorunun cevabı hayır olacaktır. Diyelim ki yaratılışta bireyler arasında eşitlik sağlandı. Acaba nasıl bir dünya toplumu bulurduk? Beşeri anlayış bireysel haklar konusunda eşitlik sağlamaya çalışmıştır. Beşeri adalet, hak, hukuk ve eşitlik konuları tarih boyunca beşer tarafından incelenmiş ve beşer tarafından fevkalade detaylandırılmış ve sürekli değişime uğramıştır ve sanıyorum aynı yolda devam edecektir. O bakımdan biraz da İlahi Adalet kavramına bakılmasında yarar vardır. İlahi Adalet konusunu incelerken öncelikle beşeri hayata doğrudan etkisi yüzünden beşeri yanlışların karşılığı olan ceza meselesine acaba vahiy kitapları nasıl yaklaşıyor? Kısaca bakılması yararlı olacaktır. Eski Ahit beşerin yanlış davranışlarının karşılığı olarak nettir; Kısas önerilir. Yani yapılan yanlışın aynısının yanlışı yapana uygulanmasıdır. En öz şekliyle “göze göz, dişe diş” olarak ifade edilmiştir. Ancak kasıt yoksa yanlışı yapanın cezadan kurtulması için sığınma bölgeleri tanımlanmıştır. Eski Ahit’te, Günlük yaşama yönelik çeşitli kurallar ayrıca belirtilmiştir. Ritüel temizlik konusundaki kurallar çok detaylıdır.  Tarımla uğraşanların ürünlerinin yaklaşık yüzde onunu her üç senede bir, Levililer, yabancılar, yetimlerin yararlanması için, yerleşim merkezine götürüp bırakmaları kuralı konmuştur. Yeni Ahit bu konularda hiçbir öneride bulunmaz. Çünkü Yeni Ahit, Eski Ahit’in mirasçıları olan İsrail Oğulları’na, kendisi de bir Yahudi olan İsa tarafından tebliğ edilmiştir. Ancak İsa’nın önerileri cezaya yönelik değildir. Tersine bireye kendisini öldürecek olanı bile affetmesini önerir. İsa, Musa’nın öğretisini; “kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkalarına yapma” sözleri ile özetlemiştir. Beşeri Adalet konusunda, Kur’an sanılanın ve uygulamanın aksine güzel davranışı öğütler. “Kötülüğü en güzel tavırla sav”der, Kur’an (41-34). Kısasın bağışlanması önerilir, Kur’an (5-2). İman etmekle barışı kurmak bağlantısını gösteren belki yüzden fazla ayet vardır ve örneği aşağıda sunulmuştur.

 

Kur’an 13-29  İman edip barış uğruna iyi işler yapanlara müjde var, güzel bir gelecek var.

 

Kur’an 16-26 Eğer ceza ile karşılık verecekseniz, ancak size yapılan kötülüğün türü ve miktarı ile karşılık verin. Eğer sabrederseniz, elbette ki bu sabredenler için daha hayırlıdır.

 

    Yukarıda yaratılışta eşitlik olmadığı belirtilmişti. Burada kastedilen öncelikle bireyin fiziksel görünümüdür. Dünya toplumunu oluşturan bütün bireyler erkek ve kadın hepsi aynı olsa idi, hepsi de güzel hepsi de güçlü hepsi de sağlıklı hepsi de mesela yüz yıl yaşayan varlıklar olsa idi dünya herhalde çok sıkıcı olurdu. Dahası yaşamın anlamı kalır mıydı? Ancak yaratılışa yönelik değerlendirmelerin tamamı beşeri anlayışa dayanan düşüncelerdir. Beşeri anlayışımıza göre yaratılışta eşitlik yoktur. Bunun sebebinin Yaratıcı Gücün planı içinde düşünülmesi gerektiğini sanıyorum. Vahyi gönderen kaynak dünyamızda huzurun oluşturulmasını gerekli görür, bunun dayanağının ise küresel ölçekte BARIŞ olduğu açıktır. Çünkü barış olmayan bir ortamda vahyin beşere gereği gibi iletilmesi mümkün değildir. Küresel ölçekte barışın oluşması için sanıyorum olmazsa olmaz şart ADALETİN küresel ölçekte gerçekleşmesi olduğunu kabul edebiliriz. Adaletin küresel ölçekte oluşması için sanıyorum ön şart ise evrensel ölçekte adalet var mıdır? Daha da ileri gidersek YARATILIŞ adalet temelinde mi meydana gelmiştir? Bu sorulara cevap arayan bir kişi yakın ve uzak çevresine bakacaktır. Yapacağı gözlemler sonunda varacağı sonuç en basit ifadesi ile yaratılışta adalet olmadığıdır. Gerçekten beşeri gözleme dayanan bu görüş doğrudur. Beşerin ulaştığı bu sonuç beşeri idrak çerçevesine oturtulursa doğrudur. Fakat bu varılan sonuç gerçek midir? Bizim beşeri gözlerimiz bir tepenin bizim tarafımızdaki yüzünü görür, diğer tarafını göremez. Acaba tepenin öte tarafında neler vardır? Tepenin bizim tarafındaki yüzünde gördüğümüz nesneler ve olaylar acaba tepenin öte tarafında olup bizim farkında bile olamadığımız ve o yüzden kontrol edemediğimiz bazı faktörlerce yönetiliyor olabilir mi?

      Yaratılışı başlatan ve yöneten gücün yaratılışı gerçekleştirmekteki arzusu konu ile ilgilenen düşünürlere göre şu veya bu olabilir. Hangisi doğrudur, şimdilik bilemiyoruz. Hiçbiri de gerçek olmayabilir. Belki de ileri sürülen fikirlerin tamamı sadece sanıdan ibarettir. Yaratılışın amacı ne olursa olsun, biz varız, yaşıyoruz ve daha da önemlisi düşünebiliyoruz. En azından bu bizim idrakimiz için gerçektir. Beşeri düşüncelerle adaletsizlik olarak tanımlanan gözlemler, olanlar acaba sadece bizler için özellikle oluşturulmuş olabilir mi? Bazı Kur’an ayetlerini hatırlayalım:

 

Kur’an 30-22 Göklerin ve yerin yaratılmasıyla dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun ayetlerindendir. Bunda ilim sahipleri için elbette ibretler vardır.

 

Kur’an 25-20 ...Biz sizi birbiriniz için imtihan aracı yaptık...

 

Kur’an 3-186 Yemin olsun ki, mallarınızda da canlarınızda da imtihan edileceksiniz...

 

Kur’an 6-165 Sizi yeryüzüne halifeler yapan O’dur. Verdiği nimetlerle sizi denemek için kiminizi kiminiz üzerine derecelerle yükseltmiştir.

 

Kur’an 67-2 Hanginizin daha güzel iş yapacağını belirlemek için sizi imtihana çekmek üzere ölümü ve hayatı yaratan O’dur. Aziz’dir O, Gafur’dur.

 

   Benzerleri çok olan ve fakat yukarıda az sayıda örnekleri verilen Kur’an ayetleri sanıyorum oldukça açıklayıcıdır. Sıklıkla bireylerin madde ile olan eksiklikleri yüzünden doyumsuzluklarını veya gene maddelerine zarar veren olaylardan dolayı sürekli şikayet ettiklerine hepimiz şahit olmuşuzdur. Hatta başkalarına bakmaya dahi gerek yoktur. Her birey kendi geçmişinde ve yaşadığı gününde benzer rahatsızlıklarını sürekli ifade etmiştir. İfade tarzı kelimelerle olabildiği gibi davranışlarıyla da olabilir. İfade tarzı bazı zamanlar kendisine veya çevresine şiddet kullanmaya kadar gidebilir. Beşer şikayetlerinde o kadar ileri gidebilir ki, Yaratıcı Gücün Adaleti’ni, yani karar ve uygulamalarını sorgulamaya kadar uzanabilir. Yeni doğmuş bir çocuğunun ölümü, veya bir genç insanın hastalık veya başka bir sebepten ölümü acaba ana ve babayı nasıl etkiler. Tahayyül etmek bile üzücü. Kısaca değinmeye çalıştığım olaylar karşısında beşerin şikayet etmesi doğru mudur? Benim bu soruya cevabım evet olacaktır. Çünkü birey tepenin öte yüzünü bilmez. Tepenin öte tarafında ise yalın gerçekler vardır. Beşer, beş duyusu ile yaşar ve beş duyusu ile algıladıkları onun gerçeğidir. Beşer tepenin arkasındaki gerçeklerin farkına varabildiğinde ise bu dünyadaki davranışlarının, özellikle de karşılaştığı olaylara vereceği tepkinin değişmeye başlayacağını söyleyebiliriz. Tepenin ötesindeki gerçekleri biraz da olsa farkına varılabilmesi en azından hissedilebilmesi mümkündür. Bunun yolunun, örnekleri yukarıda sunulan Kur’an ayetleri üzerinde düşünmekle, açılacağını ifade etmek herhalde yanlış olmayacaktır. Son ayet gerçekten ilginç. Ayetin adalet konusundaki bağlantısından önce “ölüm ve hayatın” yaratılışının bizim var edilişimizle süreç ilgisini bilebilmek çok anlamlı görünüyor. Kim bilir, bir gün belki onu da öğreniriz. Tekrar ayete dönersek “hayat” teriminin kapsamının ne kadar geniş olabileceği her bireyin bilgisi içindedir. Ana rahminde başlayan yolumuz biyolojik ölümle sonlanır diyemeyiz. Çünkü konuyu birey esasında ele alırsak olay var edilişle başlayan ve sonsuza uzanan bir süreçtir. Dünyada yaşam bulduğumuz dönem ise sonsuz sürecin yaratılış olarak belirtilen çok küçük bir kesiti olmalıdır. Belirtilen bu sonsuz yolculuk niçin planlanmıştır sorusunun cevabını yaratılışla ilgili ayetlerde bulabiliriz. (Kur’an 15-28,29), (Kur’an 51-56) gibi. Gene birey esaslı düşünürsek hiçlikten tekamülle meleklerin görevini yapabilecek konuma ulaşmak çok çetin bir yol olsa gerek. Bu hedefe kilitlenen özümüzdür ve yol sonsuzdur. Dünya okulundaki yaşamımız ve hatta yaşamlarımız sanıyorum madde ile denenmemiz esasında planlanmış gibi görünüyor. Planlamanın bireysel olduğunu ve fakat dünyamızdaki diğer bireyler ve hatta diğer canlıların yaşamları ile çok girift ve etki-tepki esasına dayandığını düşünebiliriz. Ana hedef belli ve yaşamımızın her anı o hedef yönünde ilerleyebilmemize yönelik ise o zaman beşeri anlayışımızla fark ettiğimiz ödül-ceza ikilisinin anlamı kalmaz. Çünkü karşılaştığımız her olay bireye göre kazanç ta olsa ceza da olsa sonuçta o bireyin ruhsal tekamülüne hizmet etmektedir. Yani her olan iyidir. Yeter ki birey karşılaştığı olaylardan ve o olayla dolaylı ilgili diğerleri gerekli dersi alabilsinler. Yukarıda belirtildiği gibi (Kur’an 25-20), (Kur’an 67-29) beşer sürekli birbiri ile imtihan edilegelmektedir. Böylece tekamül ile ulaşılacak menzillerde görevi üstlenmeye ehil olanlar belirlensin. Aynı yaklaşım aşağıda verilen ayette, dünya yaşamında da beşere önerilir ki liyakat sahibi olmayanlara görev verilmesinin yaratacağı kargaşa ve huzursuzluk ve umutsuzluk görülmesin:

 

Kur’an 4-58  Şu bir gerçek ki, Allah size emanetleri, onlara ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size bu şekilde ne güzel öğüt veriyor. Allah Semi’dir, çok iyi duyar; Basir’dir, çok iyi görür.

 

    Beşerin tekamül yolculuğunun sadece çok küçük bir parçası olduğunu düşündüğüm dünya okulundaki imtihanlar çok çeşitli olabildiği her bireyin günlük gözlemleri içindedir. Sonuçta her bireyin sınavları da farklılık gösterir. Burada bir nevi adaletsizlik mi söz konusudur diye sorsak cevap aşağıdaki ayette verilmiştir:

 

Kur’an 2-286 Allah hiçbir benliğe, yaratılış kapasitesinin üstünde bir yük yüklemez/teklifte bulunmaz. ...

 

    Bu İlahi Adalet’in kendisi değil midir? Çünkü dünyada yaşam bulan her bireyin hayat planı farklıdır ve her bireyin planının o bireyin tekamülü için en uygun bir şekilde düzenlendiğini varsayabiliriz. Çünkü İlahi sistemde hata yoktur. İlahi Adalet’in gerçek olduğunun kanıtları için Kur’an’a bakılması yeterlidir ve bunun bazı örnekleri aşağıda sunulmaktadır:

 

Kur’an 49-13 Ey insanlar! Biz sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve örfler yoluyla tanışıp kaynaşasınız diye sizi milletlere, boylara ayırdık. Hiç kuşkusuz, Allah katında en seçkininiz, kötülüklerden en çok korunanızdır. Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.

 

Kur’an 6-160 Kim bir güzellikle gelirse ona, getirdiğinin on katı var. Kötülükle gelene ise yaptığı kadarından fazla ceza verilmez.

 

    Son ayet kötülük karşılığında benzer bir ceza verileceğini söylerken daha başka ayetler ceza konusunda yumuşamaya işaret ederler:

 

Kur’an 33-24 Çünkü Allah, doğru sözlülere doğruluklarının karşılığını verecek. İki yüzlülere de dilerse azap edecek. Belki de onlara tövbe nasip edecek.

 

    Kur’an’da sıklıkla beşerin hatalarının affedilmesini Yüce Yaratan’dan istemesi aslında önerilmektedir ve Kur’an terminolojisi ile adı “tövbe” dir. Birey hatasını tekrar etmeme sözü vermektedir. Beşer maalesef sıklıkla şaşar. Fakat affedilme her zaman için mümkündür. Anlayabildiğim kadarı ile iman sahibi olmanın en belirgin özelliği umudunu kaybetmemektir.  Affedilme her zaman mümkün olabilir. 

 

    Dünyamızdaki çeşitli beşeri toplumlarda var olan kanı, her toplumun inanmışlarının sadece kendilerinin, doğru yolda olduklarını düşünmeleridir. Sanırım bu çerçevede tekrar Kur’an’a bakılmasının yararlı olacağını düşünüyorum:

 

Kur’an 22-17  İman edenler, Yahudiler, Sabiiler, Hıristiyanlar, Mecusiler ve şirke sapanlar arasında Allah, kıyamet günü ayrım yapacaktır. Allah, her şey üzerine Şehid’dir, tanıktır.

   Çok açık bir şekilde ifade edildiği gibi herhangi bir kitabın bağımlısı olmak bir etnik grubun üyesi olmak veya sanıldığı gibi zamana bağlı şekil ritüellerinin yapılması Kur’an’ı vahyeden kaynağın beşer için belirlenen tekamül eğitimi sonunda arzu ettiği menzillere ulaşılması için bir ön şart, hiçbir halde söz konusu bile değildir. İşte burada bahsedilen gerçek, İlahi Adalet’in kendisi değil midir?  İlahi Adalet’in beşeri ne kadar kucaklayıcı olduğu, beşerin hatalarını affedip sürekli onu güzellik sergilemesi yönünde teşvik ettiğinin bazı örnekleri aşağıda verilen ayetlerde görülebilir: 

 

Kur’an 35-45 Eğer Allah, insanları, kazandıkları yüzünden hesaba çekseydi, yer kürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki,  onları belirli bir süreye kadar, erteliyor

Kur’an 5-93    İman edip barışa yönelik işler yapanlara; bundan böyle korunup iman ederek iyi işler yaptıkları, takvaya sarılıp imanda kemale erdikleri, sonra bir mertebe daha korunup güzellikler sergiledikleri takdirde, daha önce tatmış oldukları haramdan ötürü hiçbir günah yoktur. Allah, güzel düşünüp güzel davrananları sever.

 

   Yukarıda beşeri adaletin zamanla değişimine bakıldığında sadece ceza merkezli değil beşeri topluma tekrar kazanmaya yönelik adımlar atılmakta olduğunu söyleyebiliriz. Diğer taraftan son verilen Kur’an ayetleri ise bize hedef göstermektedir. Dönemin bilinç seviyesine göre suç olarak tanımlanan beşeri davranışların gerisinde yatanların da göz önüne alınıp, beşerin, olumsuz davranışlarını düzeltebilmesi için aynen koruyucu hekimlikte olduğu gibi ön alıcı faktörlerin yaşama sokulması ve olay olduğunda da tedavi edici yönde karar oluşmasını sağlayacak bir hukuk sisteminin yaratılmasını umut etmek istiyorum…

bottom of page