top of page

GİRİŞ

 

              Kur’an (Alak-1) “Yaratan Rabbinin adıyla OKU.”

   Sadece Muhammed’e verilen bir emir deÄŸildir. İnsanın da yaratan Rabbimizin adıyla okuması gereklidir. Okunacak olan nedir? Yalnız Kur’an’mı? Sanmam. Bütün yaratılış ve onun bir noktası bile olmayan insanın kendisi. Okuma nedir? Her birey okur veya okuduÄŸunu sanır. Her bireyin okudukları aynı bile olsa alacağı mesaj farklıdır. Bu farklılık bireyin okumadan önceki birikimine baÄŸlı görünse de, ana sebep belki de kiÅŸinin ne alması gerektiÄŸi gibi düÅŸünülebilir.

​

    Burada sunulan çalışma Kur’an merkezlidir. Kur’an ayetlerinin bende yarattığı düÅŸünceleri paylaÅŸmak istedim. Senelerdir yaptığım çalışmada anladım ki ben henüz Kur’an’ı okuyamamışım. Kur’an’ı okuyabilen Kur’an’ı anlar. Her konuda olduÄŸu gibi, özellikle kiÅŸinin Kur’an’ı anlayabilmesi ise Rabbin izniyle gerçekleÅŸir. Kur’an sadece İlahiyatçıların konusu mu? Hayır. Her inanmış kiÅŸi bu kitapla ilgilenmelidir.

​

   KiÅŸi, Kur’an’ı niçin okumalıdır? Çünkü Kur’an‘ın mesajı doÄŸrudan insanadır. Mesajı kiÅŸinin doÄŸrudan kaynaktan almasından daha doÄŸal ne olabilir? BeÅŸer araya niçin bir aracı sokar? Anlaşılması mümkün deÄŸildir. Çünkü Kur’an der ki: (Ayet Maide-48) “Sizden her biri için bir yol ve bir metod belirledik”. Yolcunun neye ihtiyacı olduÄŸunu kendisi de yolcu olan bir baÅŸkası nereden bilsin? Bu ayet inancın toplumsal deÄŸil, bireyselliÄŸinin altını çizmektedir.

​

   Kur’an der ki: (Ayet Dûhân-58) “Biz o Kur’an’ı senin dilinle/senin diline kolaylaÅŸtırdık ki, düÅŸünüp öÄŸüt alabilsinler.”  Kur’an’ın tebliÄŸ edildiÄŸi dil Arapça’dır. Çünkü Muhammed Arap toplumunun bir bireyidir. Arap toplumu ne kadar öÄŸüt almış, yorumu baÅŸkaları yapsın. Ana dili Arapça olmayan ne yapacak? Kur’an’ın ana dilindeki tercümesini okuması gerekir. BaÅŸka türlü, her hangi bir kiÅŸinin Kur’an’ı okuyarak, düÅŸünüp öÄŸüt alabilmesi mümkün deÄŸildir.

​

   Var olan Kur’an tercümeleri zaman zaman farklılıklar gösterir ki bu da doÄŸaldır. Ana dili Arapça olan bir kiÅŸinin Kur’an’ı Arap dilinde okuması bile anlamasına yeterli olmayabilir. Çünkü Kur’an der ki: Ayet(Muhammed-24) “Peki bunlar, Kur’an’ın anlamını inceden inceye düÅŸünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var?” Demek ki Kur’an’ın anlaşılabilmesinde kalbimizin önemi büyük. Konuyla doÄŸrudan baÄŸlantılı iki ayrı ayeti de hatırlayalım:

​

Ayet (Casiye-20) “Bu Kur’an, insanların kalp gözlerini açacak ışıklardan oluÅŸur.”

 

Ayet (Vâkıa-79) “Ona arınmışlardan baÅŸkası dokunamaz.”

​

   Açık olarak görülüyor ki Kur’an kalp gözü ile okunabilirmiÅŸ. Yazı dilinin Arapça, Türkçe v.s. olması fark etmez. Kur’an ayetlerinin anlamının aynı kiÅŸi için zamanla deÄŸiÅŸmesi ki, Kur’an okuyanlar bilirler, sanırım ayet (Casiye-20) ile açıklanabilir. Ayet(Vâkıa-79) da bahsedilen dokunma iÅŸlemi fiziksel bir dokunma olamaz. Bu ayet doÄŸru anlaşılmadığı için asırlarca beÅŸer abdest aldıktan sonra Kur’an okudu. Ayette bahsedilen dokunma iÅŸleminin Kur’an’ı anlamaya yönelik olduÄŸunu düÅŸünmeliyiz. Ancak bunun için de ruhsal arınma gerekli imiÅŸ. Ruhsal arınma sonsuzdur. Demek ki varlık arındıkça Kur’an’ı daha farklı, giderek gerçeÄŸe daha yakın anlamaya baÅŸlayacaktır. Yani insanlığın Kur’an’ı anlaması daha çok uzun zaman alacaktır.

​

   Kur’an beÅŸerin tek ilâha, gönderilen elçi Muhammed’e ve diÄŸerlerine, Kur’an’a ve diÄŸer resullerin kitaplarına iman edilmesini emreder. Ancak her konuda olduÄŸu gibi iman konusunun da izne baÄŸlı olduÄŸu anlaşılıyor. Ayet (Yûnus-100): “Allah’ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez.” Burada bir çeliÅŸki mi söz konusudur? Sanmıyorum. Bu konu kiÅŸinin tekâmül plânı ile ilgilidir. Zamanı gelince iman edecektir. Bunun için tek bir hayat plânı yetmeyebilir. Dünya okulu zaten bunun için yaratılmış deÄŸil mi? Veya baÅŸka okullar…

​

   Kur’an’ın anlaşılmasının zamanla mümkün olabileceÄŸine temas edilmiÅŸti. O çerçevede ÅŸu iki ayeti de inceleyelim: Ayet (Yâsin-70): “Diri olanı uyarsın ve inkârcılar üzerinde söz hakkı olsun diye indirilmiÅŸtir.”

​

Ayet(Hac-7): Ve saat mutlaka gelecektir. KuÅŸku yok onda. Ve Allah kabirlerdeki ÅŸuurlu varlıkları diriltecektir.”

 

   Görülüyor ki Kur’an diri olanı ancak uyarabilir. Burada konu edilen dirilik ruhsal olandır. Yoksa herkes biyolojik olarak diridir. Ayet (Hac-7) ise sadece belli bir bilinç seviyesine ulaÅŸmış olanların verilen izinle ruhsal diriliÅŸlerinin saÄŸlanacağı anlatılmış. Bu iÅŸlemin asırlar boyunca sürdüÄŸünü söyleyebiliriz ki bu olay bireysel kıyametin kendisidir. Ayrıca toplumsal bir diriliÅŸ söz konusu olabilir ki, ilâhi plân gereÄŸi zamanı geldiÄŸinde gerçekleÅŸecektir.

​

   Kur’an’da dikkati çeken bir konu ise Ben, Biz, O gibi üç farklı zamirin kullanılmış olmasıdır. Tevrat ve  eklerinde ve İncil ve eklerinde bu ayrıntı yoktur. Ben terimi bâzan Cebrail’e ve bâzan da Alemlerin Rabbi’ne gider. O terimi  hiçbir ÅŸekilde tanımlanamaz. Biz terimi ise İlâhi HiyerarÅŸi’de, en üst düzeyde kararların alındığı görevliler topluluÄŸuna (Kur’an’da ki adı “yüce Konsey”) ve daha alt düzeyde olan ve uygulamalarla ilgili kararları alan görevliler topluluÄŸuna gider diye düÅŸünebiliriz. (Ayet Sâd-69), (Ayet Meryem-64). Tevrat, İncil ve Kur’an’da bahsedilen yaratılış kavramı Ben ve Biz ile ilgilidir. Var etme, yaratma deÄŸildir. Yoktan var etme söz konusudur. Var etme, sadece O’na aittir. Yaratma konusunda ise Kur’an’ın bir ayetini hatırlamak yararlı olacaktır.

​

Kur’an (Saffât-125): “Ba’l’e yalvarıyor, yaratıcıların en güzelini bırakıyor musunuz?

​

   Kur’an’da rastladığımız çok özel bir kavram ”Din Günüdür.” Din Günü çeÅŸitli yorumlarda ceza günü olarak açıklanmış. Kavramın çok daha farklı bir anlam ifade ettiÄŸini düÅŸünebiliriz. Ceza konusu zaten gerektiÄŸince açık olarak anlatılmış. Belki de Din Günü kavramı, acaba dünyamızda tek inanç sisteminin yerleÅŸeceÄŸi dönem olarak ele alınabilirse çeÅŸitli surelerde örtülü anlatımların gerçek anlamına biraz yaklaÅŸabiliriz diye düÅŸünüyorum.

​

   Esas olarak yukarıda anlatılmaya çalışılan yaklaşımla, Kur’an surelerinden, iniÅŸ sırasına göre, kiÅŸisel hissedebildiklerimi takip eden sayfalarda paylaÅŸmaya çalıştım. Umarım yararlı olur. Kur’an’ın gerçeÄŸine yaklaÅŸan daha yararlı çalışmaların gelecekte görüleceÄŸine inancım tamdır. Çünkü aÅŸağıda verilen ayet bu konuda insana ışık tutacaktır:

 

Kur’an (Åžûra-51) Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla yahut perde arkasından konuÅŸur; yahut da bir resul gönderir de kendi izniyle dilediÄŸini vahyeder.

 

   Vakte ve ÅŸekle baÄŸlı ritüeller ve günün ihtiyacına göre uygulamaya yönelik öneriler konularında, zaten ilgilileri uzun süredir çalışmaktadır. Bu çalışmada beÅŸerin ruhsal tekâmülüne iÅŸaret eden ve yol gösterdiÄŸi düÅŸünülen ayetler ele alınacaktır.

 

NOT: Bu çalışmada paylaşılan ayetler, YaÅŸar Nuri Öztürk’ün Kur’an tercümesinden aynen alınmıştır. Paylaşım, surelerle ilgili çalışma tamamlandıkça bölümler halinde sunulacaktır.

ALAK SURESİ
Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla

​​

  1. Yaratan Rabbinin adıyla oku.

  2. İnsanı embriyodan/ilişip yapışan bir sudan/sevgi ve ilgiden yarattı.

  3. Oku! Rabbin en büyük cömertliÄŸin sahibidir.

  4. O’dur kalemle öÄŸreten.

  5. İnsana bilmediÄŸini öÄŸretti.

  6. İş sanıldığı gibi deÄŸil. İnsan gerçekten azar.

  7. Kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görmüÅŸtür.

  8. Oysaki dönüÅŸ yalnız Rabbinedir.

  9. Gördün mü o yasaklayanı,

  10. Bir kulu namaz kılarken.

  11. Gördün mü! Ya o iyilik ve doÄŸruluk üzere ise?!

  12. Ya o takvayı emrediyorsa.

  13. Gördün mü! Ya ÅŸu yalanlamış, sırt dönmüÅŸse.

  14. Bilmedi mi ki Allah gerçekten görür!

  15. İş, sandığı gibi deÄŸil. EÄŸer vazgeçmezse yemin olsun, o alnı mutlaka tutup sürteceÄŸiz. 

  16. O yalancı, o günahkâr alnı.

  17. Hadi çağırsın meclisini/kurultayını!

  18. Biz de çağıracağız zebanileri!

  19. Sakın, sakın! Ona boyun eğme; secde et ve yaklaş.

​

Paylaşım:

​

 

Ayetler(1-5): Muhammed’e verilen bir emir gibi görünse de, tüm yaratılışa yöneliktir. BeÅŸerin sadece bedeninin yaratılışı, eril ve diÅŸil bedenler arasındaki bir alakadan oluÅŸur. Bu ayetlerde bahsedilen bu yaratılış olup, Muhammed’e bu yaratılışı saÄŸlayan Rabbinin adıyla okuması emredilmiÅŸ. Burada bahsedilen okuma sadece Kur’an ayetleri olmasa gerek. Yaratılışın tamamı olduÄŸunu düÅŸünebiliriz. Ayetler Yaratan Rabbin adıyla okumamızı öneriyor. BeÅŸer aslında her an yaratılışla temas halinde olup her an yaratılışı okuyor. Bu okumayı yaparken yaratanı anmasından daha doÄŸal ne olabilir? Ayetler, Yaratan’ın en büyük cömertliÄŸin sahibi olduÄŸunu anlatıyor. Yaratan’ın cömertliÄŸinin, dar anlamda, dünya okulunda bedenlenme ÅŸansı verilen beÅŸere yapılan maddi ve manevi yardımlara iÅŸaret ettiÄŸini düÅŸünebiliriz. BeÅŸer sadece bedenden ibaret deÄŸildir. Beden geçicidir, aslımız ise ruhumuzdur. Demek ki maddi yardım bedenimizi ilgilendirirken manevi yardım ise ruhumuza yöneliktir. Son iki ayet ise, O’nun beÅŸere bilmediÄŸini kalemle öÄŸrettiÄŸini anlatıyor. Kalem madde ortamına ait bir nesne olup sadece madde ortamında beÅŸerin eÄŸitiminde kullanıldığını söylemek mümkündür. Ruh ölümsüz olup sonsuza kadar eÄŸitimden geçirilecektir. Ruhun dünya dışı baÅŸka okullarda nasıl bir eÄŸitimden geçirileceÄŸini bilmiyoruz. DiÄŸer taraftan kalemi kullanan beÅŸerin kendisidir. Fakat kalemin ne yazacağını beÅŸerin kontrol ettiÄŸini sanmıyorum.

​

Ayetler (6-19): BeÅŸer, dünya okulunda yaÅŸarken kendi deÄŸerlerine ve limitlerine göre çeÅŸitli konularda her ÅŸeyi kendisinin düÅŸünüp, gereÄŸini yaptığını sanır. BaÅŸardığını ve hiçbir ÅŸeye ihtiyacı olmadığını düÅŸünür. Bu düÅŸünce ise onu azgınlığa yönlendirir. Kendisini her ÅŸeyin üstünde görmeye baÅŸlar. Ancak bütün bunlar sadece bir aldanıştan baÅŸka deÄŸildir. Dünya okulunda geçirilen süre ruhumuzun sonsuz hayatının çok küçük bir kısmıdır. Biyolojik ölüm sonunda ruhumuz madde kainatını terk eder. Her ruhun hemen Rabbine döndüÄŸünü sanmıyorum. O, hedef gösterilen bir dönüÅŸ olsa gerek. O dönüÅŸ için beÅŸerin çok uzun bir yolu tamamlaması gerektiÄŸini sanırım. Dünya okulunda ki yaÅŸam esnasında yapılan her davranış, söylenen her söz, hatta her düÅŸüncemiz kayıt altında olup hepsinin hesabını vermek zorundayız. Yapılan yanlışların hesabı hem bu dünya okulunda hem de biyolojik ölüm sonrası görülebilir. Ayetlerde görüldüÄŸü gibi cezalandırma iÅŸlevi BİZ görevlileri tarafından yerine getirilir. Son ayette Kâbe’de namaz kılarken kendisini engellemeye çalışan kiÅŸi ile ilgili olarak; Muhammed’e o kiÅŸiye boyun eÄŸmemesi emredilmiÅŸ. Aynı ayetin son kısmında ise Muhammed’e “secde et ve yaklaÅŸ” deniyor. Acaba yaklaşılan nedir, neresidir? Sanırım yaklaşılacak olan Yaratan’dır. Demek ki O’na yaklaÅŸabilmenin yolu secde etmek imiÅŸ. Muhammed’in bile O’na yaklaÅŸabilmek için secde etmesinin gerekli olduÄŸunu görüyoruz. Secde namaz esnasında yapılır. Kur’an’a inananlar asırlardır secde yaparlar. Acaba kaç tanesi Yaratan’a yaklaÅŸabildi? Cevap Kur’an bağımlısı toplumların durumunda görülebilir. Acaba bu ayette bahsedilen secde kalpte yapılan gerçek secde olmasın? Yani esas olan Muhammed’in secdesini yapabilmek gereklidir. 

KALEM SURESİ

 

  1. NÛN! Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına,

  2. Ki sen, cin tasallutuna uğramış değilsin; Rabbinin nimeti sayesinde.

  3. Senin için kesintisiz bir ödül var.

  4. Ve gerçekten sen, çok büyük bir ahlak üzerindesin.

  5. Yakında göreceksin, onlar da görecekler,

  6. HanginizmiÅŸ fitneye tutulan, deliren!

  7. Senin Rabbin, evet O’dur kendi yolundan kimin saptığını en iyi bilen. Ve O’dur kimin doÄŸruya ve güzele kılavuzlandığını en iyi bilen.

  8. O halde yalanlayanlara itaat etme.

  9. İstediler ki sen, alttan alıp gevÅŸek davranasın da onlar da yumuÅŸaklık göstersin.

  10. Åžunların hiçbirini tanıma: Çok yemin eden, bayağı-alçak,

  11. Alaycı/gammaz, koÄŸuculuk için dolaşıp duran,

  12. Hayrı engelleyen, sınır tanımaz-saldırgan, günaha batmış,

  13. Kaba/obur, bütün bunlardan sonra da soyu bozuk, kötülükle damgalı.

  14. Mal ve oÄŸullar sahibi olmuÅŸ da ne olmuÅŸ?

  15. Ayetlerimiz ona okunduÄŸunda ÅŸöyle der: “Daha öncekilerin masalları.”

  16. Yakında biz onun hortumu üzerine damga basacağız7burnunu sürteceÄŸiz.

  17. Biz onları, o bahçe sahiplerini belâlandırdığımız gibi belâlandırdık. Hani, onlar sabaha çıktıklarında, bahçeyi mutlaka kesip biçeceklerine yemin etmiÅŸlerdi.

  18. Hiçbir istisna tanımıyorlardı.

  19. Ama onlar uyumaktayken, Rabbinden gelen bir dolaşıcı bahçeyi dolaÅŸtı da,

  20. O, simsiyah kesiliverdi.

  21. Sabaha çıktıklarında birbirlerine seslendiler:

  22. “Hadi, eÄŸer biçecekseniz ekininize erken gidin.”

  23. Yola koyuldular. Aralarında fısıldaşıyorlardı:

  24. “Hey! Bugün oraya bir yoksul girip yanınıza gelmesin.”

  25. Sadece engellemeye, ÅŸiddete güçleri yeten kiÅŸiler olarak erkenden vardılar.

  26. Fakat bahçeyi görünce: ”Yahu biz yanlış gelmiÅŸiz.” Dediler.

  27. “Hayır, hayır. Biz mahrum edilenleriz.”

  28. Ortanca/ılımlı olanı ÅŸöyle dedi: “Ben size söylemedim mi? Tespih etseydiniz ya!”

  29. O zaman dediler ki: “Tespih ederiz seni, ey Rabbimiz. Gerçekten biz zalimler olduk.”

  30. Bunun üzerine birbirlerini kınamaya baÅŸladılar.

  31. “Yuh olsun bize dediler, biz gerçekten azgınlarmışız.”

  32. “Umarız, Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz de her ÅŸeyimizle Rabbimize yöneliriz.”

  33. İşte böyledir azap! Ahiretin azabı ise gerçekten çok daha büyüktür. Ah! Bir bilselerdi.

  34. Takva sahipleri için, Rableri katında nimetlerle dolu cennetler vardır.

  35. Biz, Müslümanları, suçlular/günahkârlar gibi yapar mıyız?

  36. Neniz var sizin, nasıl hüküm veriyorsunuz?

  37. Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan ders mi görüyorsunuz?

  38. Onda, keyfinize uyan her ÅŸeyi rahatça buluyorsunuz.

  39. Yoksa sizin lehinize üzerimizde kıyamete kadar uzanacak yeminler mi var da siz ne hükmederseniz oluverecek!

  40. Sor onlara. “Böyle bir ÅŸeye hangisi kefil?

  41. Yoksa kendilerinin ortakları mı var? EÄŸer doÄŸru sözlü iseler; çağırıversinler ortaklarını!

  42. Baldırın çıplak kalacağı, secdelere çaÄŸrılacakları gün, onu da yapamayacaklar.

  43. Gözleri yere eÄŸilmiÅŸ, benliklerini zillet kaplamıştır. Onlar, sapasaÄŸlam oldukları zaman da secde etmeye çaÄŸrılıyorlardı.

  44. Bu sözü yalanlayanla beni baÅŸbaÅŸa bırak. Onları, bilmedikleri yerden yakalayacağız.

  45. Süre tanıyorum onlara. Tuzağım gerçekten zorludur benim.

  46. Bir ücret mi istiyorsun kendilerinden de onlar, bir borç altında eziliyorlar!

  47. Yoksa gayb yanlarında da onlar mı yazıyorlar?

  48. Artık Rabbinin hüküm vermesi için sabret. Balığın dostu Yunus gibi olma! Hani o, hıçkırıktan boÄŸulur gibi yakarmıştı.

  49. Eğer ona, Rabbinden bir nimet ulaşmasaydı, horlanmış bir halde cascavlak bir yere atılırdı.

  50. Fakat Rabbi onu seçip yüceltti ve barışseverlerden yaptı.

  51. O küfre sapanlar, Zikir’i iÅŸittiklerinde az kalsın gözleriyle seni devireceklerdi “Bu tam bir cinlidir” diyorlardı.

  52. Oysaki o Zikir, alemler için bir öÄŸütten baÅŸka ÅŸey deÄŸildir.

 

Paylaşım:

​

Ayetler (1-9): Bu ayetler, Muhammed’in Kur’an tebliÄŸini inkar edip, Muhammed’i cin çarpmış bir mecnun gibi gösterenlere karşı ifadeler içerir. Birinci ayetteki  ilk kelime NÛN, Arap alfabesindeki bir harfin adıdır ve ÅŸekil olarak eski dönemde içine mürekkep konan bir hokkaya benzer. Yakın zamana kadar kamıştan hazırlanan kalem hokkadaki mürekkebe dokundurulduktan sonra kağıt üzerine yazmak mümkündü. DüÅŸüncenin yazıya dönüÅŸtürülmesi o dönem için herhalde önemliydi. Bu iÅŸleme yemin edilerek, Muhammed’in bir mecnun olmadığı ifade edilmiÅŸ. Muhammed’in çok özel bir görevli olduÄŸu, onun davranışlarının tümü olan ahlâkının da yüksek olduÄŸu belirtilmiÅŸ. Her hareketin ve sözün, hatta düÅŸüncelerimizin de kayıt edildiÄŸini düÅŸünürsek, ilâhi sistem kimin doÄŸru yolda olduÄŸu, kimin eÄŸri yolda olduÄŸu bilgisine kesin olarak sahiptir. Muhammed’e, tebliÄŸini yalanlayanları hiçbir suretle dinlememesi önerilmiÅŸ.

​

Ayetler (10-16): Muhammed’e, çok yemin eden, gammaz, hayrı engelleyen, kaba, kötülüÄŸe batmış kiÅŸilerden uzak durması önerilmiÅŸ. Önerinin bütün insanlara zaman üstü bir öneri olduÄŸunu düÅŸünebiliriz. Bu özelliklere sahip ve o dönemde yaÅŸayan kiÅŸilerden birisi ki oÄŸulları ve malı varmış. Görülüyor ki kız çocuklarından söz edilmiyor. Bu yanlış davranış Arap toplumunun özelliklerinden bir tanesini yansıtıyor. OÄŸullar ve malın sahibine, özellikle o dönemde güç verdiÄŸini de anlıyoruz. Ancak o kiÅŸinin gücünü yitirmemek için Hakk’ı inkâr ettiÄŸini de hissediyoruz. Aynı kiÅŸinin yakında cezalandırılacağı da belirtilmiÅŸ. Burada Kur’an’ın mesajının, özünde, gücün sadece Yaratan’da olduÄŸu ve beÅŸerin sahip olduklarının, sadece O’nun izniyle mümkün olduÄŸu anlatılmış olmuyor mu? Asırlardır çeÅŸitli toplumlarda yaÅŸamış ve görünürde Hakk’ı kabul eden ve fakat bu davranışını toplumda güç elde etmek için kullanan zavallılar yaÅŸamıştır ve örnekleri günümüzde de görülebilir.

 

Ayetler (17-33): Önceki bölümde varlığı ile kibirlenen kiÅŸinin, önceki dönemlerde yaÅŸamış bir grup kibirli bahçe sahibi gibi cezalandırıldığına iÅŸaret edip o cezanın ne olduÄŸu açıklanmış: Bahçe sahipleri hasat zamanı gelince geceden sözleÅŸip, sabah hasat için bahçelerine gitmiÅŸler. Her ÅŸeyi kendilerinin kontrol edebildiÄŸini düÅŸünen bu zavallılar bahçelerine ulaÅŸtıklarında, bahçelerini tanınamaz halde bulmuÅŸlar. Çünkü gece vakti bahçenin gerçek sahibi gücünü yansıtmış. Bahçe sahipleri gördükleri karşısında gerekli dersi alıp Rablerine sığınmışlar. Bahçe sahipleri örneÄŸi dünya okulunda bir cezalandırılmaya sıradan bir örnektir. Ahirette ise azabın çok daha ÅŸiddetli olacağını son ayet ifade etmektedir.  

​

Ayetler (34-35): Kötülüklerden sakınanların ahirette cennet denilen boyutlara eriÅŸecekleri ve inanmış kiÅŸilerin BİZ (sistem) tarafından korunduÄŸu ifade edilmiÅŸ. Korunmanın dünya okulunda olduÄŸunu düÅŸünebiliriz.

​

Ayetler (36-43): İlahi mesajı inkâr edenlerin inkârlarının dayanağı olup olmadığı ve inkârlarının bir ceza karşılığı olmadığına ait bir garantileri olup olmadığı soruluyor. “Baldırın çıplak kalacağı” deyimi, Arap toplumunda iÅŸlerin ciddileÅŸtiÄŸi bir duruma gönderme olarak kullanılan bir kavram olup, muhtemelen varlığın dünyadaki uygulamalarından sorgulanması olabilir. O sırada varlık gerçeÄŸin farkına varıp aÅŸağılanmış bir konumda olduÄŸunu anlar. Varlığın bu konumda secde etmesinin yani gerçeÄŸi kabul etmesinin bir önemi yoktur. Esas olan dünya yaÅŸamındaki davranışlarıdır.

​

Ayetler (44-52): Kur’an tebliÄŸini inkâr edenlerin Muhammed’e karşı davranışları, Tanrı elçisini bezdirmiÅŸ olabilir ki kendisine Yunus peygamber gibi ÅŸikâyetçi olmaması öneriliyor. Aynı çizgide devamla Rabbin merhameti sayesinde Yunus’un eziyetten kurtulup, yüceltildiÄŸi hatırlatılıyor.

​

   Muhammed’in inkârcılardan, tebliÄŸine karşılık maddi bir beklenti içinde olmadığı belirtilerek, tebliÄŸi yapan melek inkarcıları kendisine bırakmasını, onlara cezanın geleceÄŸini, bunun için Rabbin hükmünün beklenmesi gerektiÄŸini Muhammed’e ifade etmiÅŸ. İnkârcıların, inkar ettikleri Kur’an’ın aslında âlemlere bir öÄŸütten baÅŸka bir ÅŸey olmadığı tekrar hatırlatılıyor.

MÜZZEMMİL SURESİ

  1. Ey örtüsüne bürünen

  2. Geceleyin kalk! Kısa bir süre hariç,

  3. Gecenin yarısını ayakta ol yahut bundan biraz eksilt

  4. Yahut buna biraz ekle. Ve Kur’an’ı ağır ağır düÅŸüne düÅŸüne oku.

  5. DoÄŸrusu biz senin üzerine ağır bir söz bırakacağız.

  6. Åžu bir gerçek ki, yeni bir oluÅŸa koyulmak üzere geceleyin kalkan, yer tutma bakımından daha güçlü, söz bakımından daha etkilidir.

  7. KuÅŸkusuz, gündüz boyu senin için uzun bir dolaÅŸma/uzun bir uÄŸraÅŸ vardır.

  8. Rabbini adını an ve tebettül et, tüm benliÄŸinle O’na yönel.

  9. DoÄŸunun ve batının Rabbidir O. Tanrı yoktur O’ndan baÅŸka. O’nu vekil et.

  10. Onların söylediklerine sabret. Ve güzelce ayrıl onlardan

  11. Benimle, o nimete boğulmuş yalanlayıcıları baş başa bırak.

  12. Bizim yanımızda bukağılar var, cehennem var.

  13. BoÄŸazdan zor geçen bir yiyecek, korkunç bir azap var,

  14. O günde ki yer ve daÄŸlar sarsılır ve daÄŸlar eriyip akan bir kum yığınına dönüÅŸür.

  15. Biz size, üstünüze tanık olan bir resul gönderdik. Tıpkı Firavuna bir resul gönderdiÄŸimiz gibi.

  16. Ama Firavun, resule isyan etti de biz onu korkunç bir tutuÅŸla tutuverdik.

  17. EÄŸer küfrederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çeviren o günden nasıl korunacaksınız?

  18. Gök bile o yüzden parçalanır. O’nun vaadi gerçekleÅŸmiÅŸtir.

  19. Bu bir öÄŸüt verici, düÅŸündürücüdür. Dileyen, Rabbine doÄŸru, bir yol edinir.

  20. Hiç kuÅŸkun olmasın, Rabbin senin durumunu biliyor. Gecenin üçte ikisinden daha azını, yarısını, üçte birini ayakta geçiriyorsun. Seninle beraber olanlardan bir grup da öyle. Allah, geceyi de gündüzü de bir ölçüye baÄŸlamıştır. Sizin onu kuÅŸatamayacağınızı bildi de size tövbe nasip etti. O halde Kur’an’dan kolay geleni okuyun. Sizden hastalar olacağını bildi. Bir kısmının yeryüzünde dolaşıp Allah’ın lütfundan bir ÅŸeyler isteyeceklerini, diÄŸer bir kısmının da Allah yolunda çarpışacaklarını bildi. O halde Kur’an’dan size kolay geleni okuyun. Namazı kılın. Zekâtı verin. Güzel bir ödünçle Allah’a ödünç verin. Öz benlikleriniz için önden gönderdiÄŸiniz iyiliÄŸin, Allah katında hayrını daha çok, ödülünü daha büyük olarak bulacaksınız. Allah’tan af dileyin. Hiç kuÅŸkusuz Allah çok affedici, çok esirgeyicidir.

​​

Paylaşım:
 

Ayetler (1-19): Öncelikle Muhammed’e hitap eden ayetler genel olarak bütün inanmışlara da yol gösterir. Muhammed’e gece vakti uykudan uyanıp Kur’an ile meÅŸgul olması yani Kur’an ayetlerini yavaÅŸ yavaÅŸ okuyup, ayetler üzerinde düÅŸünmesi önerilmiÅŸ. Kur’an’ı tebliÄŸ eden, Muhammed’in bile Kur’an ayetlerini ni istiyorsa, Kur’an bağımlısı her inanmışın benzer ÅŸekilde davranması gerekmez mi? Arapça, özellikle de yedinci asırda konuÅŸulan Arapça bilmeyen kiÅŸinin Kur’an’ı Arapça okuyup düÅŸünmesi mümkün müdür? 


    Muhammed’e, geceleyin uykudan kalkıp Kur’an’la meÅŸgul olmasının, elçilik görevini baÅŸarabilmesinin yolunu kolaylaÅŸtıracağı ÅŸeklinde açıklanmış. Dikkat edilirse bu öneri bir çalışmadır, emek gerektirir. Sevap kazanma ile ilgisi yoktur. Her iÅŸte olduÄŸu gibi emeksiz baÅŸarı olmaz. Dahası Rabbini anıp tüm benliÄŸi ile O’na yönelmesi önerilmiÅŸ. Bu öneri aslında bütün inanmışlara da yöneliktir.


   Kur’an’ı tebliÄŸ eden melek, Muhammed’e inkârcıların sözlerine aldırmamasını önerirken kendisinin onlarla ilgileneceÄŸini ve inkârcıları çeÅŸitli cezaların beklediÄŸini belirtmiÅŸ. BaÅŸka bir elçiyi (Musa’yı) inkâr eden Firavun’un cezalandırılmış olması bir örnek olarak hatırlatılmış. Ayet (19) da ise, sıklıkla ifade edildiÄŸi gibi, Kur’an’ın bir öÄŸüt verici ve bir düÅŸündürücü olduÄŸu söylenerek; “isteyenin Rabbine doÄŸru bir yol edinebileceÄŸi” anlatılmış. Ancak kiÅŸinin istemesinin bile O’nun izni ile mümkün olduÄŸunu da unutmamalıyız.


Ayet (20): Surenin son ayetinin Medine’de indiÄŸi kabul edilmiÅŸtir. Çünkü ayette Allah yolunda savaÅŸanlar ve ticaretle uÄŸraÅŸanlardan söz edilir. O yüzden surenin başında;  “gecenin önemli bir kısmının Kur’an’la ilgilenilmesi” emri ÅŸimdi hafifletilmiÅŸ ve “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun” denmiÅŸtir. Bu ifadeler genellikle gece namaz kılınması ÅŸeklinde yorumlanmıştır. Bu esnada Allah’ın adı anılır. Halbuki namaz ritüeli yerine Kur’an’ı anlamak için okuyup düÅŸünmek daha arındırıcı olmaz mı? Özellikle de Arapça bilmeyenler için…Ayetin sonlarında zekâtı vermek emredilmiÅŸ iken ayrıca “ güzel bir ödünçle Allah’a ödünç vermemiz” önerilmiÅŸ. Bu söz Tanrısal zarafetin yüceliÄŸini göstermiyor mu? İnanmış bir varlığın sahibi olduÄŸu ÅŸey nedir? Nefesi bile ödünç iken!!! Zaten O’na ait olanı O’nun yolunda kullanmamız gerekmez mi?

MÜDDESİR SURESİ

 

  1. Ey örtüsüne bürünen!

  2. Kalk da uyar.

  3. Rabbinin yüceliÄŸini duyur.

  4. Temizle giysini.

  5. Uzaklaştır kendinden pisliği.

  6. Çok bularak baÅŸa kakma yaptığın iyiliÄŸi.

  7. Ve yalnız Rabbin için dayanıklı kıl benliÄŸi.

  8. O boruya üfürüldüÄŸünde,

  9. İşte o gün çok zorlu, çok çetin bir gündür.

  10. Küfre batmışlar için hiç de kolay deÄŸildir.

  11. Benimle, yarattığım kişiyi baş başa bırak.

  12. Hesapsız bir mal verdim ona.

  13. Göz doyurucu oÄŸullar verdim.

  14. AlabildiÄŸine imkânlar döÅŸedim onun için.

  15. Tüm bunlardan sonra hırs ile daha da artırmamı istiyor.

  16. Hayır, iÅŸ sanıldığı gibi deÄŸil. O bizim ayetlerimize karşı bir inatçı kesildi.

  17. Ben onu dik bir yola süreceÄŸim.

  18. Derin derin düÅŸündü o; ölçtü biçti.

  19. Kahrolası nasıl bir ölçü kullandı!

  20. Bir kez daha kahrolası nasıl bir ölçü kullandı?

  21. Sonra baktı.

  22. Sonra yüzünü buruÅŸturdu, kaÅŸlarını çattı.

  23. Sonra arkasını döndü ve böbürlendi.

  24. Åžöyle dedi: “Bu, rivayet edilerek gelen bir büyüden baÅŸka ÅŸey deÄŸil.”

  25. “İnsan sözünden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸil bu.”

  26. Onu Sekar’a fırlatacağım.

  27. Bilir misin nedir Sekar?

  28. Ortada bir ÅŸey bırakmaz, hiçbir ÅŸeyi görmezlik etmez o.

  29. İnsan için tablolar/levhalar/ekranlar sunandır o.

  30. Üzerinde ondokuz vardır onun.

  31. Biz cehennem yaranını hep melekler yaptık Ve biz onların sayılarını da küfre saplananlar için bir imtihandan baÅŸka ÅŸey yapmadık. Ta ki,  kendilerine kitap verilenler iyice ve apaçık bilsinler. İman etmiÅŸ olanların imanı artsın. Kendilerine kitap verilmiÅŸ olanlarla iman sahipleri kuÅŸkuya düÅŸmesin. Kalplerinde hastalık olanlarla küfre sapmış bulunanlar da; “Allah bununla neyi örneklendirmek istiyor” desinler. İşte böyle. Allah dilediÄŸini saptırır, dilediÄŸini doÄŸruya ve güzele kılavuzlar. Rabbinin ordularını ancak O bilir. Bu, insan için bir öÄŸüt verici ve düÅŸündürücüden baÅŸka ÅŸey deÄŸildir.

  32. Hayır, sandıkları gibi deÄŸil. Andolsun Ay’a.

  33. Andolsun geceye, sırtını döndüÄŸünde;

  34. Andolsun sabaha, ağarıp ışıdığında,

  35. Ki o gerçekten en büyüklerden biridir.

  36. İnsan için bir uyarıcıdır.

  37. Sizden, öne geçmek yahut arkaya kalmak/erken davranmak yahut gecikmek isteyen için.

  38. Her benlik öz kazancının bir karşılılığıdır.

  39. UÄŸur ve bereket yaranı müstesna.

  40. Bahçelerdedirler. Birbirlerine soruyorlar,

  41. Suçlular hakkında.

  42. “Sizi Sekar’a sürükleyen nedir?”

  43. Cevap verdiler: ”Namaz kılıp dua edenlerden deÄŸildik.”

  44. “Yoksulu yedirip doyurmuyorduk.”

  45. “BoÅŸ lakırdılara dalanlarla dalar giderdik.”

  46. “Din gününü yalanlıyorduk.”

  47. “Nihayet, tartışılmaz ve karşı çıkılmaz bilgi önümüze dikildi.”

  48. Artık yarar saÄŸlamaz onlara ÅŸefaatçıların ÅŸefaati.

  49. Ne oluyor onlara da öÄŸüt verip düÅŸündüren ÅŸeyden yüz çeviriyorlar?

  50. SaÄŸa-sola kaçışan yaban eÅŸekleri gibidirler,

  51. Arslandan ürkmüÅŸlerdir.

  52. İçlerinden her kiÅŸi de istiyor ki, kendisine açılıp saçılmış sayfalar verilsin.

  53. Hayır, öyle ÅŸey olmaz. DoÄŸrusu ÅŸu ki ahiretten korkmuyorlar.

  54. Hayır iÅŸ sandıkları gibi deÄŸil. O bir öÄŸüt verici/bir düÅŸündürücüdür.

  55. Dileyen düÅŸünür onu, öÄŸüt alır.

  56. Ve onlar, Allah’ın dilediÄŸi dışında öÄŸüt alamazlar. Sakındırmaya ve affetmeye ehil olan O’dur.

 

Paylaşım:

​

Ayetler (1-7): Ayetler Muhammed’e yönelmiÅŸtir. İlk ayet uykudan kalk demek olabileceÄŸi gibi, beÅŸeri örtünden sıyrıl anlamına da gelebilir.  Ancak o zaman toplumu uyarma görevini yerine getirebilirdi ki, takip eden ayetler aynı çizgide devam ediyor. Elbisenin temizlenmesi manevi kirlerden temizlenme yani arınmaya iÅŸaret ediyor diye düÅŸünebiliriz. Çünkü arınmadan uyarma görevinin yapılabileceÄŸini sanmıyorum.

   Muhammed’e yaptığı iyilikleri baÅŸa kakmaması önerilmiÅŸ. İyilik, yaratılmışa yapılmıştır. Aslında iyilik Allah’a yapılan gerçek ibadet deÄŸil midir? Muhammed’in benzer hizmeti yapabilmesi için benliÄŸinin güçlü olması gerektiÄŸi kendisine hatırlatılmış. Sonuçta beden bize O’nun emaneti deÄŸil midir? Bütün bu ayetlerin sadece Muhammed’e deÄŸil, inanmışlara bir emir olduÄŸunu düÅŸünürüm.

​

Ayetler (8-15): Ayetler dünya okulunda kıyamet konusu ki özünde toplu uyanışa iÅŸaret ediyor. Uyanışla birlikte daha önce inanmayanlar gerçeklerle karşılaÅŸacaklar. O yüzden o dönem onlar için içlerine sindirebilmek, kabullenebilmek çok zor olsa gerek. Onların özellikle bazıları dünya nimetleri kendilerine bolca verilmiÅŸ kiÅŸilermiÅŸ.

 

Ayetler (16-30): Kur’an’ı inkâr edenlere yönelik ayetlerde, Kur’an’ı tebliÄŸ eden melek, inkârcıların hangi esasa dayanarak Kur’an’ın beÅŸer sözü olduÄŸuna karar verildiÄŸini soruyor. Bu sözlerin dayanaksız bir düÅŸünce mahsulü olduÄŸu ifade edilmiÅŸ. İnkârcıların eÄŸitim için cehenneme gönderileceÄŸi anlatılmış. Ayet (29) da bahsedilen ekran/tablo kelimeleri, muhtemelen biyolojik ölüm sonrası, ruha, dünya hayatında yapılan ve zaten kayıt altında olan yanlışların gösterilmesi olabilir. Son ayetteki ondokuz kelimesinin ise cehennem boyutunda görevli meleklere iÅŸaret ettiÄŸini düÅŸünebiliriz.

 

Ayetler (31): Cehennem aslında bir okuldur. Okuldaki görevli sayısı ise ayet(30) a göre 19 olup bu açıklama ile önceden kitap verilenlerin (Museviler ve İseviler) ve Kur’an bağımlılarının imanlarının artmasını saÄŸlayacağı ve inkârcılar için ise bir imtihan aracı olduÄŸu anlatılmış. DiÄŸer bir amaç inanmayanların konu hakkındaki ÅŸüphelerinin artmasına vesile olmasıdır. Devamla Allah’ın dilediÄŸi varlığı doÄŸru yoldan saptırıp, dilediÄŸini doÄŸruya ve güzele kılavuzlamasına iÅŸaret edilmiÅŸ. Burada bir adaletsizlik söz konusu olabilir mi? Sanmıyorum. Bu konu da bireyin tekâmülü içinde ele alınmalıdır. Allah âlemlerin Rabbi (eÄŸiticisi) ise ve rahmeti sonsuz ise her olan tekamüle yardımcı demektir. Ayet(4-79) Muhammed’e bile iyiliÄŸin Allah’tan, kötülüÄŸün ise kendi nefsinden olduÄŸunu hatırlatıyor. Ayrıca görünüÅŸe akıp hüküm vermemek doÄŸru olur. BeÅŸer için iyi ve kötü kavramları bu dünya okulu için geçerlidir. Olan her ÅŸey tekâmüle yardımcıdır.

 

Ayetler (32-37): Kur’an’ı tebliÄŸ eden melek, o günün toplumunda önemli kavramlara yemin ederek, cehennem boyutunun inkârcıların sandığı gibi deÄŸil, aksine çok önemli olduÄŸunu ve insanlar için bir uyarıcı olduÄŸunu vurgulamış. Uyarı, sonsuza uzanan yolda ileri gitmek veya geri kalmak konusundadır. İleri gitmek, tekâmül yolunda ilerlemek olarak düÅŸünülebilir.

 

Ayetler (38-47): Her varlık biyolojik ölüm sonunda gittiÄŸi ahirette, dünya hayatındaki davranışlarının karşılığına muhatap olur. Ayetlerde konu edilenler inkârcılardır.  UÄŸur ve bereket yaranı ise doÄŸrudan cennete gidecekmiÅŸ. Cennettekilerin, Sekar’a gönderilenlere niçin orada oldukları sorusu, semboliktir ve sadece beÅŸere cehennem okuluna kimlerin gönderileceÄŸini farklı bir yöntemle açıklamaktadır. Son ayette ise beden kafesinden kurtulan ruhun  gerçeklerle karşı karşıya kalışı anlatılmış.

 

Ayetler (48-56): Önceki ayetlerde çizilen tabloya devamla; cehennem boyutundaki eÄŸitime devam edilecektir. Bu konuda inkârcıların güvendikleri ÅŸefaatçılar ki kendi zanlarıdır, onlara yardım edemezler. Onlar gerçekler karşısında ÅŸaÅŸkındırlar. Ancak yapabilecekleri bir ÅŸey yoktur. Onlar gerçeklerden o kadar uzaktılar ki her biri kendilerine tebliÄŸ ile ilgili sayfaların verilmesini isterlermiÅŸ. Sistem bu ÅŸekilde çalışmaz. Daha önce de olduÄŸu gibi bir elçi uyarı görevini yapar. Kur’an’a göre, uyarıyı iÅŸitenlerden, ”dileyen düÅŸünür onu, öÄŸüt alır.” Son ayet ise Allah’ın dilemesi dışında kimsenin öÄŸüt alamayacağını anlatıyor. Burada yine adil olmayan bir resim mi görüyoruz? Hayır, her bireyin hayat plânı farklıdır. Plân uygulanır

 

FATİHA SURESİ

​

  1. Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…

  2. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’adır.

  3. Rahman’dır, Rahim’dir O.

  4. Din gününün Malik’i, sultanıdır O

  5. Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.

  6. DosdoÄŸru giden yola ilet bizi…

  7. Kendilerine nimet sunduklarının, üzerlerine gazap dökülmemiÅŸlerin, karanlık ve ÅŸaÅŸkınlığa saplanmamışların yoluna…

 

Paylaşım:

​

Ayetler (1-4): Surenin ilk dört ayeti, Muhammed’e Kur’an ayetlerini ileten meleÄŸin, inananlara Allah’ın yüceliÄŸini anlatmasıyla baÅŸlar. Allah’ın bütün yaratılmışa ölçüsüz merhametine iÅŸaret ederken, âlemlerin Rabbi, yani eÄŸiticisi olduÄŸu ifade ediliyor. Yani eÄŸitilen sadece beÅŸer deÄŸildir. EÄŸitimden ne anlıyoruz? Sadece beÅŸerin eÄŸitimi konusunda belki bir ÅŸeyler söylenebilir. Bunun için iki Kur’an ayetini hatırlayalım:

 

(Zâriyât-56) Ben, cinleri ve insanları sadece bana ibadet/kulluk etsinler diye yarattım.

 

(Tâhâ-50) Musa dedi: ”Rabbimiz her ÅŸeye yaratılışını lütfeden, sonra da yol-yordam gösteren kudrettir.

 

   Ayetlerden beÅŸerin, sadece Allah’a kulluk etmek üzere yaratıldığını anlıyoruz. Yaratılışımız O’nun bir lütfu imiÅŸ. Burada lütuf kelimesini sadece bedenimizin yaratılışı olarak anlıyorum. Ayrıca ruhumuz var. Ruhumuz özümüzdür. Bedenimiz ise bir eÄŸitim yeri olan dünya okulundaki giysimizdir. Beden vasıta edilerek ruh eÄŸitilmektedir. Dünyada bedenlenen varlığa “yol-yordam göstermek”, varlığın eÄŸitiminin saÄŸlanacağına iÅŸaret eder. EÄŸitimin amacının yaratana kulluk etmekle baÄŸlantılı olduÄŸunu söyleyebiliriz. Åžekle ve vakte baÄŸlı ritüellerin esas amaç olmadığını ve fakat eÄŸitimin yardımcı araçları olduÄŸunu düÅŸünebiliriz. Kulluktan kastedilenin, varlığın yaratılış amacına uygun yaÅŸayarak tekâmülle gösterilen hedefe ulaÅŸması olduÄŸu söylenebilir. Kur’an’da beÅŸere gösterilen hedef ise “meleklerin Adem’e secde etmesi” sembolizmi içinde bulunabilir. (Kur’an A’raf-11)

 

   “Din günü” çok özel bir kavramdır. Konu ile ilgili daha detaylı bir paylaşım bu çalışmanın da içinde yer aldığı “Evrenseldin.com” adresinde “Derlemeler” çalışması altında bulunabilir. Burada kısaca ifade edersek “Din günü”, Kur’an’da zaman zaman karşılaÅŸtığımız, “Allah’ın Dini” kavramının küresel ölçekte yerleÅŸeceÄŸi, yani tek inanç sisteminin kabul göreceÄŸi dönem olduÄŸunu düÅŸünmek isterim.

​

   İlk dört ayette Yaratan’ın sınırsız gücüne ve yarattıklarına karşı merhametine dikkatimizi çeken melek “Hamd, alemlerin Rabbi Allah’adır” diyor. Hamd kelimesinin toplumumuzda ÅŸükür kelimesi ile eÅŸ anlamlı kullanıldığını görüyoruz. Åžükür kelimesinin beÅŸerin kendine ulaÅŸan nimetlere teÅŸekkürü anlamında kullanılması doÄŸrudur. Hamd kelimesinin ise, Kur’an’da, Yaratan’ın yüceliÄŸini kabul ve övgü anlamında kullanıldığını fark ederiz. O’nun yüceliÄŸini idrak eden yaratılmış varlıkların, O’nu hamd ile tespih etmesi gibi. Ayetler (Bakara-30; Râd-13 v.d.)

 

Ayetler(5-7): Bu ayetler ise beÅŸerin Âlemlerin Rabbi’ne yakarışıdır. Yalnız O’ndan yardım istenmesi, imanın özüdür. Böyle bir imana sahip olan baÅŸka hiçbir gücün önünde eÄŸilmez. Ne mutlu o kiÅŸiye. Yakarılan önemli bir konunun “dosdoÄŸru yola iletilmek” olduÄŸunu söyleyebiliriz. DosdoÄŸru yolun beÅŸeri, Kur’an’da gösterilen hedefine iletecek en kısa yol olduÄŸunu belirtebiliriz. Yollar çoktur. Fakat dosdoÄŸru yol beÅŸerin hedefine ulaÅŸmaya çalışırken vakit kaybetmemesini saÄŸlar diye düÅŸünebiliriz.

​

TEBBET SURESİ

1-    Elleri kurusun Ebu Leheb’in; zaten kurudu ya.
2-    Ne malı kurtardı onu ne de kazandığı. 
3-    Alevli bir ateÅŸe yaslanacaktır o.
4-    Karısı da öyle.
5-    Odun hamalı olarak. Gerdanında bir ip olacaktır onun, en saÄŸlam fitillisinden.


Paylaşım:
 

Ayetler (1-5): Bu surenin ayetleri, Muhammed’in Kur’an’ı tebliÄŸ etmesine düÅŸmanca tepki gösteren, amcası Ebu Leheb ve eÅŸi hakkındadır. Varlıklı ve güçlü olmaları bu ikilinin cezalandırılmalarına engel olmayacaktır.
 

TEKVİR SURESİ

 

1-GüneÅŸ büzülüp dürüldüÄŸünde,

2- Yıldızlar ışıklarını yitirdiğinde,

3- DaÄŸlar yürütüldüÄŸünde

4- O bakmaya kıyılmayan develer kendi hallerine bırakıldığında,

5- Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında,

6- Denizler kaynatıldığında,

7- Benlikler çiftleÅŸtirildiÄŸinde,

8- O diri diri gömülen kız çocuÄŸuna sorulduÄŸunda,

9- Hangi günah yüzünden öldürüldü diye!

10- Sayfalar açılıp göz önüne konduÄŸunda,

11- GöÄŸün örtüsü soyulup indirildiÄŸinde,

12- Cehennem kızıştırıldığında,

13- Cennet yaklaştırıldığında,

14- Her benlik önceden ne hazırlamışsa bilmiÅŸ olacaktır.

15- Hayır iş onların sandığı gibi değil. Andolsun o sinip gizlenenlere,

16- Akıp akıp giderek yuvasına girenlere,

17- Beriye geldiÄŸi ve geriye döndüÄŸü zaman geceye,

18- Ve soluyarak açıldığı zaman sabaha,

19- Ki o, çok deÄŸerli bir elçinin sözüdür.

20- Çok güçlüdür o elçi. ArÅŸ sahibinin yanında saygındır.

21- İtaat edilir orada kendisine, emindir.

22- Ve arkadaşınız bir cin çarpmış deÄŸildir.

23- Andolsun ki o, onu apaçık ufukta gördü.

24- O gayb konusunda cimri deÄŸildir.

25- Ve o, kovulmuÅŸ ÅŸeytanın sözü deÄŸildir.

26- Hal böyle iken nereye gidiyorsunuz?

27- O, âlemlere bir öÄŸütten baÅŸka ÅŸey deÄŸildir.

28- İçinizden, dosdoÄŸru yürümek isteyen için.

29- Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz.

 

Paylaşım:

​

Ayetler(1-14): Kıyamet metaforu ile küresel uyanış tekrar edilmektedir. Örnek olarak güneÅŸin dürülmesi yani sönmesi ile dünyada hayat biter. Fakat ayetlere göre hayat devam ediyor. Ancak küresel uyanışın önemi mecâzi ifadelerle anlatılıyor. Ayet (11) de göÄŸün örtüsünün kaldırılmasını, beÅŸerin bazı gerçeklerle karşılaÅŸması gibi düÅŸünebiliriz. DiÄŸer taraftan ayet(10) da “sayfaların açılmasından” bahsedilmiÅŸ. Bu kavram her varlığın dünya hayatında yaptıkları ile yüz yüze gelmesini gösterir. Bu karşılaÅŸma zaten beÅŸerin her biyolojik ölümünde gerçekleÅŸir ve ona göre de varlık eÄŸitimine ya cennet, ya da cehennem boyutlarında devam eder. Ayet (7) deki benliklerin çiftleÅŸtirilmesi-eÅŸleÅŸtirilmesi- ifadesi de bu çerçeveye oturur; yani benzer davranış sergileyenlerin okullarının da aynı olacağı anlayışına uyumludur.

 

Ayetler(15-29): Bazı doÄŸa olaylarına yeminle baÅŸlayan ayetlerin, ArÅŸ’ın sahibi yanında deÄŸerli olan bir elçinin Muhammed’e ilettiÄŸi sözler olduÄŸu ve onları topluma ileten Muhammed’in bir cin tarafından çarpılmadığı anlatılmış. Muhammed’in o elçiyi gördüÄŸü de ifade edilmiÅŸ. Daha sonra gelen ayetlerdeki “o” zamiri hakkında yorumlar deÄŸiÅŸiktir. Kanımca “o” zamiri Kur’an’ı iÅŸaret eder.  Gayb konusunda beÅŸere gerektiÄŸi kadar bilgi veren Kur’an’ın, sadece beÅŸere deÄŸil alemlere bir yol gösterici olduÄŸu anlatılmış. Demek ki sadece beÅŸer deÄŸil, bilmediÄŸimiz baÅŸka alemlerde de ruhsal tekamül etmesi gerekenler var. Ancak bu yol göstericilik sadece dosdoÄŸru yolda yürümek isteyenler için geçerliymiÅŸ. Bu ifade kiÅŸinin ruhsal tekâmülü ile baÄŸlantılıdır. Yeterli tekâmüle ulaÅŸmış olanlar ancak dosdoÄŸru yolu fark edip o yolda yürümek isteyeceklerdir. Son ayet ise beÅŸerin her türlü düÅŸünce ve eyleminin Allah’ın izni ile gerçekleÅŸtiÄŸini açıkça ifade ediyor.   

A’L SURESİ

 

  1. Rabbinin o yüce adını tespih et;

  2. O ki yarattı düzene koydu,

  3. O ki miktarını, ÅŸeklini belirledi, yolunu çizip aydınlattı.

  4. O ki otlağı çıkardı,

  5. Sonra da onu sellerin sürüklediÄŸi morarmış bir atık haline getirdi.

  6.  Seni okutacağız da artık unutmayacaksın.

  7. Allah’ın dilediÄŸi müstesna. O, açıklananı da gizleneni de bilir.

  8. Sana, en kolay olanı kolaylaştıracağız.

  9. EÄŸer hatırlatmak yarar saÄŸlarsa hatırlat/ öÄŸüt ver.

  10. İçine ürperti düÅŸen öÄŸüt alacaktır.

  11. İçi kararmış bedbaht ise ondan kaçınacaktır.

  12. En büyük ateÅŸe girer o.

  13. Sonra orada ne ölür ne de hayat bulur.

  14. BenliÄŸini arındıran/zekat veren, kurtuluÅŸa gerçekten ermiÅŸtir.

  15. Rabbinin adını anmış, namaz kılıp dua etmiştir o.

  16. Doğrusu şu ki, siz şu eğreti hayatı yeğliyorsunuz.

  17. Oysaki sonraki hayat daha mutlu, daha kalıcıdır.

  18. Bütün bu gerçekler ilk sayfalarda da elbette vardır.

  19. İbrahim’in ve Musa’nın sayfalarında.

 

Paylaşım:

​

Ayetler (1-5): Yaratan ve yaratılışı düzene koyan ve yarattığının yürümesi gereken yolu belirleyip o yolu yürüyebilmesi için yolu aydınlatan, yarattığını gerektiÄŸinde yok etme gücüne sahip Allah’ın adını tespih etmesi Muhammed’e emredilmiÅŸ.

 

Ayetler (6-13):  Muhammed’e hitap ile baÅŸlayan ayetler, Kur’an’ı Muhammed’e tebliÄŸ eden gücün Muhammed’i okutacağı (okuma-yazma deÄŸil), yani eÄŸiteceklerini ve böylece Muhammed’in –Allah’ın diledikleri dışında-öÄŸrendiklerini unutmayacağı ve bu eÄŸitimin kendisine kolaylaÅŸtırılacağı anlatılmış. Muhammed’den, öÄŸrendiklerini –eÄŸer faydalı olacağını düÅŸünürse- diÄŸer insanlara da iletmesi istenmiÅŸ. Görülüyor ki Muhammed sadece Kur’an’ı insanlara nakletmemiÅŸ, onun açıklamasını da kendisinin uygun göreceÄŸi kiÅŸilere herhalde onların anlayabileceÄŸi kadar yapmış olabilir. TebliÄŸden ve açıklamalardan belli kiÅŸiler-iman etmesine izin verilenler, yani arınmaya baÅŸlayanlar- öÄŸüt alıp gereÄŸini yapmaya çalışırlar. Henüz yeterli arınmaya sahip olmayanlar ise doÄŸal olarak Kur’an’dan kaçacaktır. Çünkü onlar Kur’an’ın önerdiÄŸi yolu benimseyemezler. Çünkü bu davranışı sergileyen kiÅŸiler için henüz uyanma zamanı gelmemiÅŸtir. Onlar yürüyen ölüden farksızdırlar.

 

Ayetler (14-19): BeÅŸerin dünya hayatındaki serüvenine gönderme yapan ayetler bazı gerçeklere de deÄŸiniyor. Kur’an’da “meleklerin Âdem’e secde etmesi” sembolizmi ile beÅŸere gösterilen hedefe ancak arınma ile varılabilir. Arınmanın ise sonsuz olduÄŸunu düÅŸünmeliyiz Çünkü beÅŸer sadece dünya yaÅŸamında arınma kavramına aÅŸinadır. Mânevi âlemlerde arınma için gereken nedir, beÅŸer aklımızla bilmiyoruz. Ancak dünya okulunda zekât veren, yani maddi ve mânevi zenginliÄŸini usulünce paylaÅŸan benliÄŸin arınmasının mümkün olabileceÄŸini anlıyoruz (Leyl Suresi-18). Arınan benliÄŸin “Rabbinin adını anıp dua ettiÄŸini”, ayet(A’lâ Suresi-15) belirtiyor. Arınma ve “Rabbinin adını anma” konuları, hangisi önceliklidir? İkisinin birbirini tetiklediÄŸini düÅŸünebiliriz. Yoksa “Rabbinin adını anıp dua eden  milyarlarca benliÄŸin arınması gerekirdi”. Fakat gerçek o deÄŸildir. Her konuda olduÄŸu gibi arınma da O’nun izniyle olur (Nisa Suresi-49). Kur’an beÅŸerin dünya hayatını tercih ettiÄŸini - beÅŸeri gözlemler de bu yöndedir- ve fakat âhiret hayatının kalıcı olduÄŸunu anlatıyor. Devam ederek Kur’an, bu surenin son ayetinde, anlatılan bu gerçeklerin İbrahim ve Musa’nın sayfalarında da olduÄŸunu anlatıyor. Bu açıklama ilahi öÄŸretinin tek ve aynı kaynaktan olduÄŸunun bir delili deÄŸil midir?

LEYL SURESİ

​

  1. Andolsun bürüyüp örttüÄŸü zaman geceye,

  2. Ve parıldadığı zaman gündüze,

  3. Andolsun erkeÄŸi de diÅŸiyi de yaratana,

  4. Ki sizin emek ve gayretiniz mutlaka dağınık ve parça parçadır.

  5. Kim verir ve sakınırsa,

  6. Ve güzeli doÄŸrularsa,

  7. Biz ona, en kolay olanı kolaylayacağız.

  8. Ama kim cimriliÄŸe sapar ve kendisini tüm ihtiyaçların üstünde görür,

  9. Ve güzelliÄŸi yalanlarsa,

  10. Biz onu, en zor olana sevk edeceÄŸiz.

  11. Aşağı yuvarlandığında malı onu kurtarmayacaktır.

  12. DoÄŸruya ve güzele kılavuzlamak sadece bizim iÅŸimizdir.

  13. Sonrası da öncesi de sadece bizimdir.

  14. Ben sizi, köpürerek yanan bir ateÅŸe karşı uyardım.

  15. Sadece karanlık ruhlu azgın girer ona.

  16. Yalanlamış, sırtını dönmüÅŸtü o.

  17.  Ä°yice sakınan da ondan uzak tutulur.

  18. O ki, temizlenip arınsın diye malını verir.

  19. O’nun katında hiç kimsenin, karşılığı verilecek bir nimeti yoktur/hiç kimsenin ona, karşılık olarak verilecek bir nimeti yoktur.

  20. Yüceler yücesi Rabbinin yüzünü özleyip istemek için veren hariç.

  21. Yakında mutlaka hoşnut olacaktır

 

Paylaşım:

​

Ayetler (1-11): Bazı doÄŸa olaylarına yeminle baÅŸlayan ayetler beÅŸerin emek ve gayretinin sürekli olmadığını belirtiyor.  Burada bahsedilen emek ve gayret terimleri ile hayra yönelik çalışmalar kastedilmiÅŸ. Dünya yaÅŸamının beÅŸerden istekleri ve beÅŸerin gücü düÅŸünülürse beÅŸerin emek ve gayretinin kesikli olması anlaşılabilir. Zaten ayet bundan ÅŸikayetçi deÄŸil. Devamla, kötülükten sakınan ve sahip olduklarını (maddi-manevi) paylaÅŸan ve güzeli yani yaÅŸamdaki düzeni saÄŸlayan davranışları tasdik edip destekleyenin hayat yolunun kolaylaÅŸtırılacağı belirtilmiÅŸ. DiÄŸer taraftan kiÅŸi cimrilik yapıp, ayrıca kendisinde güç olduÄŸu sanısına kapılarak güzel davranışları ret ederse kendisini hayat yolunda zorlukların beklediÄŸi ve sahip olduÄŸu maddi varlığın onu kurtaramayacağı anlatılmış. Hayat yolunun hem bu dünya hayatı hem de biyolojik ölüm sonrası yaÅŸanan ahiret hayatı olduÄŸunu düÅŸünebiliriz.

 

Ayetler (12-16): Hangi inanç sistemi olursa olsun hedef beÅŸerin ruhsal tekamülü olup beÅŸerin eÄŸitimi için çeÅŸitli usuller kullanılabilir. Bunun için beÅŸerin doÄŸruya ve güzele kılavuzlanması iÅŸi eÄŸitim planını yapan gücün elindedir. AnlaşılabileceÄŸi gibi kılavuzluk vardır ve kitap ve elçiler vasıtasıyla bu iÅŸlem yürütülür.  Ayet (13) te ise yaratılış olayının tamamının planlanması ve uygulamasının yaratıcı gücün elinde olduÄŸu güçlü bir ÅŸekilde ifade edilmiÅŸ. Devamında ise uyarıya sırtını dönenlerin karşılaÅŸacağı eÄŸitimin zorluÄŸu “yanan bir ateÅŸ” metaforu ile anlatılmış.

 

Ayetler (17-21): Kötü davranışlardan uzak olan ve arınmak için malını olmayanlarla paylaÅŸan kiÅŸiler ise azaptan uzak olacaklarmış. Bu kiÅŸilerin mallarını paylaşımı, her hangi bir borç karşılığı veya bir menfaat beklentisi ile deÄŸildir. Tek amaçları Yüceler Yücesi’nin hoÅŸnutluÄŸunu istemek olduÄŸundan onlar mutlaka hoÅŸnut edileceklermiÅŸ.

FECR SURESİ

​

  1. Andolsun tan yerinin aÄŸarma vaktine,

  2. On geceye,

  3. Çifte ve teke,

  4. Yola koyulduÄŸu zaman geceye.

  5. Nasıl, bunlarda akıl sahibi için bir yemin var mı?

  6. Görmedin mi ne yaptı Rabbin Âd kavmine?

  7. Sütunlarla dolu İrem’e,

  8. Ki beldeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.

  9. Ve ne yaptı vadide kayaları oyan Semûd kavmine?

  10. Ve kazıklar sahibi Firavun’a.

  11. Bunlar ülkelerde azıp zulmetmiÅŸlerdi.

  12. Ve oralarda bozgunu çoÄŸaltmışlardı.

  13. Bu yüzden Rabbin, üzerlerine azap kamçısını yaÄŸdırıverdi.

  14. Çünkü Rabbin tam gözetleme yerindedir/tam bir biçimde gözetlemektedir.

  15. İnsan böyledir; Rabbi kendisini deneyip de ona cömert davranır, nimet yaÄŸdırırsa: “Rabbim bana ikramda bulundu.” der.

  16. Ama Rabbi onu sıkıntıya uÄŸratıp rızkını ölçüye baÄŸlarsa: “Rabbim bana ihanet etti.” Der.

  17. DoÄŸrusu ÅŸu ki, siz yetime ikramda bulunmuyorsunuz.

  18. Yoksulun doyurulmasını teşvik etmiyorsunuz.

  19. Mirası derleyip toplayıp yiyorsunuz.

  20.  Malı, devÅŸirip depolatacak bir sevgiyle seviyorsunuz.

  21. İş böyle gitmeyecektir. Yer birbirine çarpılıp dümdüz hale getirildiÄŸinde,

  22. Rabbin gelip melekler saf saf dizildiÄŸinde,

  23. O gün cehennem de getirilir. İşte o gün düÅŸünüp anlar insan. Ama düÅŸünüp hatırlamanın ona ne yararı var?

  24. Der ki: “KeÅŸke ÅŸu hayatım için önceden bir ÅŸeyler gönderseydim.”

  25. Ogün hiç kimse O’nun azabı gibi azap edemez.

  26. Ve hiç kimse O’nun vurduÄŸu baÄŸ gibi baÄŸ vuramaz.

  27. Ey sükuna kavuÅŸmuÅŸ benlik!

  28. Dön Rabbine, razı etmiÅŸ ve razı edilmiÅŸ olarak.

  29. Gir kullarımın arasına. Gir cennetime.

​

Ayetler (1-14): BeÅŸeri yeteneklerle varlığının farkına vardığımız bazı bulguların arkasındaki gerçeklerin ancak akıl sahipleri tarafından fark edilebileceÄŸini vurgulayan ayetler, geçmiÅŸte toplumları içinde bozgunculuk yapan egemenlerin nasıl yok edildiÄŸini bazı örneklerle hatırlatıyor. Örnekler Âd, SemÛd kavimleri, İrem yerleÅŸimi ve azaptan nasibini alan Firavun’dur. Çünkü sistem her olup biteni en ince detayına kadar kayıt altına alır ve sonuçlar ilgililerce deÄŸerlendirilip plan uyarınca gereken yapılır.

 

Ayetler (15-26): Ayetler iki bölümde incelenebilir. Önce insanın beÅŸeri zayıflığı hatırlatılırken, beÅŸerin hem varlık hem de yoklukla deneneceÄŸi ve her iki durumda tepkisinin arzu edilenin tersi olduÄŸu anlatılmış. BeÅŸeri zayıflıklar dünyada düzeni bozmaktadır. Bu geliÅŸme ise cezayı gerektirir. Unutmayalım ki ceza da eÄŸitimin bir vasıtasıdır. Ceza bu dünyada olabildiÄŸi gibi özellikle ahirette var olacaktır. ‘Rabbin ve meleklerin’ ve hatta cehennemin dünyaya geleceÄŸi ifadesini, cezanın önemine vurgu yapabilmek için baÅŸvurulmuÅŸ bir yol gibi düÅŸünebiliriz.

 

Ayetler (27-30): Dünya okulunda yaÅŸam bulanlardan bazıları ise, O’nun yardım ve izniyle, dengeye ulaÅŸmış, sonsuz tekâmül yolunda yürümektedir. Onlar nereden gelip nereye gittiklerini ve ne yaptıklarının farkına vardıklarından günlük olaylardan etkilenmezler ve o yüzden huzurludurlar. YaÅŸam tarzları ilahi âlemin istediÄŸine ters deÄŸildir, eksikleri olsa da. İşte bunlar bu tekâmül seviyesinde ancak “kul” olabilirler ve onların artık eÄŸitim için dünya okuluna dönmelerine gerek yoktur. Onları daha ileri seviyede eÄŸitim bekler. GörüldüÄŸü gibi “kul” olmak otomatik deÄŸildir. DiÄŸer taraftan tekâmül sonsuz olduÄŸu için eÄŸitimin cennet boyutlarında da devam edeceÄŸini söyleyebiliriz.

DUHA  SURESİ

 

  1. Andolsun kuÅŸluk vaktine,

  2. Gelip oturduÄŸu vakit geceye ki,

  3. Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.

  4. Sonrası senin için öncesinden elbette ki daha mutlu ve kutlu olacaktır.

  5. Rabbin sana verecek de sen hoşnut olacaksın.

  6. O seni bir yetim olarak bulup da barınağa kavuşturmadı mı?

  7. Seni ÅŸaşırmış olarak bulup da kılavuzluÄŸunu üstlenmedi mi?

  8. Seni aile geçindirme zorluÄŸu içinde bulup da zengin etmedi mi?

  9. O halde, yetimi örseleme,

  10. Yoksulu/dilenciyi azarlama.

  11. Ve Rabbinin nimetini söz ve fiillerinle yerine getir.

 

Paylaşım:

 

Ayetler (1-11): Kur’an tebliÄŸinin ilk dönemlerinde bir aralık vahyin kesilmesi ile ilgili olan ayetlerde, bazı doÄŸa olaylarına yemin edilerek Muhammed’i, Rabbinin terk etmediÄŸi söylenirken, geçmiÅŸte Muhammed’e Rabbin yardımları hatırlatılmış. Muhammed’in sonunun başından çok daha iyi olacağı müjdesi verilirken, yetime iyi davranması ve “Rabbinin nimetini söz ve fiilleri ile yerine getirmesi” istenmiÅŸ. Bu surede Muhammed’e yönelmiÅŸ görünen ayetler aslında tüm inanmışlara bir mesajdır. Her varlık yaÅŸamında sıkıntılı dönemler ve arkasından rahatlamalar yaÅŸamıştır. Bütün bunlar beÅŸerin hayat planı ile ilgilidir. Sıkıntılı dönemi sabırla aÅŸan kiÅŸinin rahatlayınca ÅŸükretmesi arzu edilir. Ancak hedef daha da ilerisi olup Rabbine teÅŸekkürünü eylemle de ifade etmesi çok daha arzu edilir. Eylem teriminin açılımı dünyada barışın oluÅŸmasına yardımcı olabilmektir. Sıradan bir varlığın dünya barışını etkilemesi doÄŸrudan mümkün deÄŸildir. Ancak kiÅŸinin çevresi ile uyumlu yaÅŸaması ve güzel düÅŸünceler üretmesi yerinde bir hizmet olacaktır.

İNŞİRAH  SURESİ

​

1. Açıp geniÅŸletmedik mi senin göÄŸsünü!
2. İndirmedik mi üzerinden ağır yükünü!
3. Ki o, belini çatlatmıştı senin.
4. Ve yüceltmedik mi senin ÅŸanını!
5. Demek ki zorluğun yanında bir kolaylık mutlaka var.
6. Zorluğun yanında bir kolaylık muhakkak var.
7. O halde, boşalır boşalmaz yeni bir işe koyulup yorul.
8. Ve yalnız Rabbine yönelip doÄŸrul.

​

Paylaşım:

​

Ayetler (1-8): Muhammed’le ilgili olan ayetlerde öncelikle Muhammed’in göÄŸsünün açılıp geniÅŸletilerek yükünün hafifletildiÄŸi anlatılmış. Muhammed’in göÄŸsünün açılıp geniÅŸletilmesi kendisine maddi bir müdahale yapılıp vahyi kolay alabilir duruma getirilmesi olabilir veya saÄŸlanan manevi yardımlarla tebliÄŸden dolayı göÄŸsünün daralmasının önlenmesi anlamına da gelebilir. Yol ne olursa olsun, Muhammed’e yapılan yardımla elçilik yükünü taşıyabilecek yetenek kazandırılmış. Bunun sonucu ise Muhammed’in ÅŸanının yücelmesi olmuÅŸ ki elçi de yardım almadan hiçbir ÅŸeye muktedir deÄŸildir. 


   Ayetler her zorluk sonunda bir nimetin saÄŸlanacağının altını çizerken “emeksiz nimet olamayacağı” deyiÅŸini bize hatırlatıyor. Devamla zorluÄŸun üstesinden gelince, Muhammed’in yeni bir iÅŸe sarılması önerilirken, Muhammed’in sadece “Rabbine yönelip doÄŸrulması” isteniyor. DoÄŸrulmak, maddi hatalardan uzaklaşıp temizlenmek ise, bu hedefe ulaÅŸabilmek için Muhammed’in Rabbine dönmesi gerekmiÅŸ. Elçiye  yapılan öneriler diÄŸer taraftan inanmışlara da bir yol, hem de deÄŸiÅŸmez bir yol gösteriyor. “Muhammed’in Rabbine dönmesi”, dünyada her yönde O’nun yüzünü görmek deÄŸil midir? Bu yolu kiÅŸi kendisi mi bulacak, yoksa var olan kılavuz kitap Kur’an’a mı yönelecek? Cevap bellidir. 
 

ASR SURESİ

​

1. Andolsun zamana/çaÄŸa/gündüzün iki ucuna/sabah namazına/ikindi vaktine/Asrısaadet’e ki,
2. İnsan, gerçekten tam bir hüsran içindedir.
3. İnanıp barışa yönelik iÅŸler yapanlar, birbirlerine hakkı önerenler, birbirlerine sabrı önerenler müstesnadır.  

​

Paylaşım:

​

Ayetler(1-3): İlk iki ayette asra yemin edilerek insanın hüsran içinde olduÄŸu anlatılmış. Son ayete göre inanıp barışa yönelik iÅŸler yapanlar, birbirine hakkı ve sabrı önerenler, hüsran içinde deÄŸilmiÅŸ. Hüsran düÅŸ kırıklığı demektir. Bu anlatım biyolojik ölüm sonrası varlığın karşılaÅŸacaklarına bir göndermedir diye düÅŸünebiliriz. BeÅŸerin dünya yaÅŸamında elde ettiÄŸi maddi gücün biyolojik ölüm sonrası kendine hiçbir yararının olmayacağını anlaması varlığın düÅŸ kırıklığına uÄŸramasına sebep olacaktır. Ancak bu durum tekâmül gerçeÄŸine uygundur. Birinci ayette yemin edilen “asr” terimi her ne kadar deÄŸiÅŸik anlamlar ifade ediyorsa da kanaatimce “asr” terimi burada zamana iÅŸaret eder. Ayette belirtilen diÄŸer anlamlar deÄŸiÅŸebilir. Esas olan zamandır. Zaman terimi biz, dünya okulunda eÄŸitim ÅŸansı verilenler için dördüncü boyut olarak düÅŸünülebilir. Dünya yaÅŸamında beÅŸer için önemli bir kavramdır. Ancak farklı boyutlarda zaman terimi bizim tanıdığımızdan çok farklı olabilir ki iÅŸaretini Kur’an’da görüyoruz: 


Kur’an (Meâric-4) Melekler ve Ruh, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler O’na.

ÂDİYÂT SURESİ

​

1. Andolsun soluyuÅŸlarıyla ses çıkararak koÅŸanlara/nefes nefese saldıranlara.
2. Çakıp çakıp ateÅŸ çıkaranlara,
3. Sabahleyin akın edenlere/baskın yapıp toprak fethedenlere,
4. Derken onunla toz duman çıkaranlara,
5. Derken onunla bir topluluğun ortasına dalanlara ki,
6. İnsan, Rabbine karşı gerçekten çok nankördür.
7. Ve kendisi de buna iyiden iyiye tanıktır.
8. O, mal ve servet arzusu yüzünden alabildiÄŸine katıdır.
9. Bilmez mi ki, o kabirler içindekiler dışarı fırlatıldığında,
10. GöÄŸüslerin içindekiler derlenip toparlandığında,
11. Hiç kuÅŸkusuz, o gün, Rableri onlardan iyice haberdar olacaktır.

 

Paylaşım:

​

Ayetler (1-11): Bazı doÄŸa olaylarına ve beÅŸerin dünyadaki yaÅŸam deneyimlerine yemin edilerek baÅŸlayan ayetler, beÅŸerin Yaratan’a karşı gerçekten bir nankör olduÄŸunu gerekçeleri ile sıralamış. BeÅŸer yeterli meziyete sahip olduÄŸu için yaptığı nankörlüÄŸün farkındadır. Fakat beÅŸer nefsinin isteÄŸine uyar ve önleyemediÄŸi servet kazanma ve daha da arttırma arzusu yüzünden çevresine katı davranır. Bu davranış ise pek çok yanlışı da beraberinde getirir. Ancak zamanı geldiÄŸinde ki o zaman; Kur’an’ın deÄŸiÅŸiyle “kabirlerin içindekilerin dışarı fırlatılması” ve “göÄŸüslerin içindekilerin derlenip toparlanması” olarak ifade edilmiÅŸ olup, “Kabir” kelimesi, biyolojik olarak canlı olan beÅŸerin bedenine ve “kabir içindekilerin dışarı fırlatılması” ruhsal uyanışa iÅŸaret eder ve “göÄŸüslerin içindekilerin derlenip toparlanması” ise yaptığı bütün fiillerin kiÅŸi tarafından farkına varılmasıdır diye düÅŸünebiliriz. Son ayet olayın önemine vurgu yapmak için “o gün Rabbin kiÅŸilerin davranışlarından iyice haberdar olacağı” anlatılmış. Aslında her davranışımız, her sözümüz ve hatta her düÅŸüncemiz kayıt altında olup İlahi Sistem her an her ÅŸeyin farkındadır.
 

KEVSER SURESİ

​

1. Hiç kuÅŸkusuz biz verdik sana Kevser’i/ iyilik, bereket, mutluluk güzellik ve aydınlığın tükenmezini.
2. O halde sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.
3. Kuşkun olmasın ki ebter/soyu kesik, sana kin kusup dil uzatanın ta kendisidir.

 

Paylaşım:

 

Ayetler (1-3): Kevser terimi, Muhammed’e maddi ve manevi pek çok nimet verildiÄŸi anlamında kullanılmış. Burada doÄŸrudan BİZ tarafından nimetlerin saÄŸlandığı anlatılmış ki bu nimetler sonsuz (tükenmez) olmalıdır. Benzer ÅŸekilde beÅŸerin kazanımları da plan içinde ve izinledir. Verilen nimetlere karşı Muhammed’in, Rabbi için namaz kılıp kurban kesmesi istenmiÅŸ. Namaz terimi Arap dilinde yoktur ve Muhammed veya baÅŸkası niçin Rabbi için namaz kılsın? Namaz bir ritüeldir ve kiÅŸinin tekâmülüne yardımcı olabilecek bir araçtır. Yani kiÅŸi namazını kendisi için kılar. Bu çerçevede baÅŸka bir ayeti hatırlayalım:
 

Kur’an (93-11) “Ve Rabbinin nimetini söz ve fiillerinle yerine getir.” Diyor. Yani Muhammed’den beklenen Rabbini anması ve davranışları ile de toplumuna örnek olabilmesidir.
 

  “Rabbin için kurban kes” sözü ise, özellikle Kur’an’ın tebliÄŸ döneminde putlara kurban kesildiÄŸini düÅŸünürsek, tek ilâh kavramının yerleÅŸmesine yönelik bir davranış olduÄŸunu düÅŸünebiliriz. 
 

   Son ayette, erkek çocuÄŸu olmadığı için Muhammed’e, Mekke müÅŸriklerinin soyu kesik demeleri kınanmış. Muhammed’in erkek çocuÄŸu olmaması belki de hayırlı olmuÅŸtur. Kayıtlara göre Musa ve İsa için durum aynıdır. Biyolojik babalık mı önemli, yoksa evrensel bir fikri iletip dünyada milyarlarca insan arasında yayılmasını saÄŸlamak mı önemli?  Unutmayalım ki o milyarlarca insan evrensel fikrin iletimini saÄŸlayanın manevi evlatları olmazlar mı?
 

TEKÂSÜR SURESİ

 

1- Aldatıp oyaladı o çokluk yarışı sizleri,

2- Öyle ki ziyaret edip saydınız kabirleri.

3- Ama iÅŸ öyle deÄŸil; yakında bileceksiniz.

4- Hayır, hayır! İş öyle deÄŸil. Yakında bileceksiniz.

5- İş sizin bildiğiniz gibi değil! Ne olurdu şaşmaz ve aldatmaz bir bilgiyle bilseydiniz.

6- Yemin olsun, o cehennemi mutlaka göreceksiniz.

7- Yine yemin olsun, onu gözünüzle apaçık göreceksiniz.

8- Sonra o gün, nimetten kesinlikle sorguya çekileceksiniz. 

 

Paylaşım:

 

Ayetler (1-8): Suredeki ayetler dünya okulunda yaÅŸam ÅŸansı verilen beÅŸerin maddeyi sevmesi ve sahip olduÄŸu maddenin miktarını arttırma ile kendini güvende sanması ve bu madde bağımlılığı sarmalı yüzünden gerçek bilgiden yoksun kalışını ve sonuçlarını özetler. Demek ki bilginin de gerçeÄŸi varmış. BeÅŸer bunu yaÅŸamında zaten fark edebilir. BeÅŸeri bilgi deÄŸiÅŸir. Ancak Allah’ın ilminden beÅŸere ikram edilenler deÄŸiÅŸmez. O yüzden gerçek bilgiye ulaÅŸmaya baÅŸlayan, örneÄŸin Kur’an’da bahsedilen cehennem unsurunu hissedebilir. Maddeyle oyalanan ise o yeteneÄŸe sahip deÄŸildir. Fakat toplu uyanış döneminde gerçekler o kiÅŸilere cehennemi yaÅŸatacaktır. BeÅŸer her biyolojik ölüm sonrası dünya yaÅŸamında kendisine saÄŸlanan nimetleri nasıl kullandığı konusunda hesaba çekilecekmiÅŸ. Bu resim, hesap görülmesidir ki buna göre varlığın ahiret hayatı ve eÄŸer dünya okuluna dönmesi gerekiyorsa uygun planlama yapılacaktır.

MÂÛN SURESİ

 

  1. Gördün mü o, dini yalan sayanı?

  2. İşte odur yetimi itip kakan;

  3. Yoksulu doyurmayı özendirmez o.

  4. Vay haline o namaz kılanların ki,

  5. Namazlarından gaflet içindedir onlar.

  6. Riyaya sapandır onlar/ gösteriÅŸ yaparlar.

  7. Ve onlar, yardıma/zekâta/iyiliÄŸe engel olurlar.

​

Paylaşım:

​

Ayetler (1-7): Kur’an’ın Mekke’de tebliÄŸ edildiÄŸi dönemde, toplumdan bazı kiÅŸilerin yanlış davranışlarından bahseden ayetler ölüm sonrası ceza (din) konusunu inkâr edenlerin, insani davranışlardan da yoksun olduklarını anlatıyor. Yorumculara göre Arap toplumunda Kur’an tebliÄŸinden önce de namaz vardır. Ancak inkârcıların gereÄŸini yapmadıkları, riyaya saptıkları ve uyguladıkları namaz ritüelinin özünü kavramadıkları, dahası muhtaç olana yardımı engelledikleri ifade edilmiÅŸ. KiÅŸinin namazından gaflet içinde olması sadece onlara has deÄŸildir, geneldir ve her dönem için geçerli olabilir. Åžöyle ki ana dili Arapça olmayan veya Arap diline hâkim olmayanların namaz esnasında okudukları ayetlerin anlamını bilmeden namaz kılmaları ne derece anlamlıdır? DüÅŸünülmesi gerekir. Çünkü Kur’an namaz esnasında ne dediÄŸimizi bilmemiz gerektiÄŸini vurguluyor(Nisa suresi-43).

KÂFİRÛN SURESİ

 

  1. De ki: “Ey nankör kafirler!”

  2. Kulluk etmem sizin kulluk ettiÄŸinize.

  3. Siz de ibadet etmezsiniz benim ibadet ettiÄŸime.

  4. Kul değilim sizin taptığınıza,

  5. Ve ibadet edenler deÄŸilsiniz benim ibadet ettiÄŸime.

  6. Sizin dininiz size, benim dinim bana.” 

​​

Paylaşım:

 

Ayetler (1-5): Kur’an’ın tebliÄŸ edildiÄŸi dönemde yaÅŸayan ve tebliÄŸi inkâr edenlere, verilen emire göre, Muhammed’in sözlerini görüyoruz. İnkârcılar atalarından öÄŸrendiklerini tekrar etmekte iken Muhammed tek ilah odaklı mesajı iletiyor. Kur’an’ın önerdiÄŸi hac, kurban gibi ritüeller Arap toplumunda önceden bilinen ve uygulanmakta ise de fark iÅŸin özündedir. Kur’an tek ilah odaklıdır. O yüzden Muhammed son ayette konuyu özetlemiÅŸ ve herkesin dininin kendine ait olduÄŸunu vurgulamış. Bu ayet inancın bireyselliÄŸinin Kur’an’la ifadesidir. Umarım ilgililer de bunun farkına varır ve gereÄŸini yaparlar. Surenin birinci ayeti inkârcıları nankörler olarak adlandırmış. BeÅŸerin insan olması yolunda her türlü yardım yapılmış iken her ÅŸeyi göz ardı etmek her halde nankörlüktür.

FÎL SURESİ

​

  1. Görmedin mi ne yaptı Rabbin fîl yâranına.

  2. Tuzaklarını boÅŸa çıkarmadı mı onların?

  3. Gönderdi üzerlerine sürüler halinde kuÅŸ,

  4. Atıyorlardı onlara kurumuÅŸ çamurdan damgalı taÅŸ.

  5. Nihayet onları yenik ekin yaprağına çevirdi

 

Paylaşım:

 

​Ayetler (1-5): Sure, Muhammed’in doÄŸumundan önce olmuÅŸ bir olayı hatırlatmaktadır. O dönemde günümüz Yemen bölgesinde yaÅŸayan İncil bağımlısı bir toplumla, puta tapan ve Mekke’de yaÅŸayan ve Kâbe’yi hac için ziyaret edenlerden ekonomik yarar saÄŸlayan Mekke halkı arasında menfaate dayanan anlaÅŸmazlık sonucu çıkan bir çatışma olmuÅŸ. Yemen toplumu Kâbe’yi yıkmak üzere Mekke’yi kuÅŸatmış. Ancak yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığına göre bir kuÅŸ topluluÄŸunun (ebabil kuÅŸları) küçük taÅŸları yüksekten bırakması ile askerler olumsuz etkilenirler. Rivayete göre asker arasında çiçek hastalığı yayılır. Güçsüz düÅŸen ordu geri çekilir ve büyük kayıplarla Yemen’e geri döner.

FELAK SURESİ

 

  1. Deki:” Yarılan karanlıktan çıkan sabahın Rabbine/yarılışlardan fışkıran oluÅŸun Rabbine sığınırım.

  2. Yarattıklarının şerrinden

  3. ÇöktüÄŸü zaman karanlığın/gelip çattığı zaman göz perdelenmesinin/tutulduÄŸu zaman ayın/battığı zaman güneÅŸin/taÅŸtığı zaman ÅŸehvetin/soktuÄŸu zaman yılanın/ümit kırdığı zaman musibetin ÅŸerrinden.

  4. DüÄŸümlere üfleyip tüküren üfürükçülerin ÅŸerrinden.

  5. Kıskandığı zaman hasetçinin ÅŸerrinden…”

 

Paylaşım:

​

Ayetler (1-5): Felak suresi Muhammed’e önerilen bir duadır. Her inanmış kiÅŸi için de uygundur. Dua özünde her türlü beÅŸeri kaynaklı fenalıktan korunabilmek için Yaratan’dan yardım istenmesi gerektiÄŸini belirtiyor. Bu görünüÅŸüyle, İslam düÅŸüncesinin temeli olan tek ilah fikrini vurguluyor.

NÂS SURESİ

 

  1. De ki: “İnsanların Rabbine sığınırım.

  2. İnsanların yöneticisine, yönlendiricisine,

  3. İnsanların ilahına.

  4. Kıvrılıp kıvrılıp saklanan, sinip sinip gizlenen vesvesenin/ o sinsi, o aldatıcı şeytanın şerrinden,

  5. İnsanların göÄŸüslerine kuÅŸkular, kuruntular sokar o;

  6. Cinlerden de olur, insanlardan da.”

 

Paylaşım:

​

Ayetler (1-6): Felak suresi gibi bu sure de Muhammed’e, genel olarak tüm inanmışlara önerilen bir duadır. Toplum hayatında kiÅŸiyi delilsiz ÅŸüpheye düÅŸüren cin ve insan ÅŸeytanların varlığı kiÅŸiyi yanlışlar yapmaya zorlar. Bu olay asılsız bir hüküm olup vesvese olarak adlandırılmış. Delilsiz ÅŸüphe en azından kiÅŸinin kurdu olur. Ayrıca ciddi sonuçları olan yanlış davranışlar sergileyebilir. KurtuluÅŸ ise yöneten ve yönlendiren tek ilaha güvenmek ve ondan yardım istemektir. Bahsedilen cin ve insan ÅŸeytanları vasıta olmasa bile kiÅŸinin kendi nefsi de o kiÅŸinin ÅŸeytanı olabilir. GördüÄŸü veya duyduÄŸu bir konu, kiÅŸi de vesveseye sebep olabilir. Kaynak ne olursa olsun kiÅŸinin uyanık olması ve sabırla hareket etmesi doÄŸru bir davranıştır. Unutmayalım ki kiÅŸiyi vesveseye sevk eden geliÅŸim, kaynağı ne olursa osun, o kiÅŸinin denenmesi için planlanıp uygulamaya konmuÅŸ olabilir.

İHLÂS SURESİ

 

  1. De ki: “O, Allah’tır; Ahad’dır, tekdir

  2. Allah’tır; Samed’dir/tüm ihtiyaçların, niyetlerin, övgülerin, yakarışların yöneldiÄŸi tek kuvvettir.

  3. Ne doÄŸurmuÅŸtur O, ne doÄŸurulmuÅŸtur.

  4. Hiç kimse O’nun dengi ve benzeri olmamıştır, olamaz.” 

 

Paylaşım:

​

Ayetler (1-4): İncil bağımlılarının İsa’ya yönelik ‘Tanrı oÄŸlu’ tanımına tepki olarak Muhammed’in iletmesi istenen ayetler, aslında tek ilah konusunu en güçlü ÅŸekilde ve en kısa olarak açıklarken, surede “O” zamiri geçmektedir. Bu ayetlerde “O” zamirinin, önce yokluÄŸu ve daha sonra yokluktan, yaratılış için gerekli olan cevherleri var eden güce gittiÄŸini düÅŸünürüm. O gücün var olmak için baÅŸka bir güce ihtiyacı olamaz ve beÅŸer olarak düÅŸünebileceÄŸimiz, maddi ve manevi, her kavramın yaratılışını arzu eden de O’dur. Tercümelerde ve tefsirlerde O’nun ‘ahad’ oluÅŸu ‘tek oluÅŸu’ gibi ifade edilmiÅŸ. O, teklikle bile sınırlanamaz. Samed kelimesi her ihtiyacın üzerinde oluÅŸ olarak ifade edilmiÅŸ. Böyle bir açıklamanın gereksiz olduÄŸunu düÅŸünürüm. Demek ki o dönemdeki Arap toplumunun ihtiyacı varmış. Son ayet ise beÅŸerin yaratılışına yönelik, topluma kabul ettirilmiÅŸ, düÅŸüncenin yanlış olduÄŸunu göstermiyor mu?

NECM SURESİ

 

  1. Andolsun inip çıktığı zaman aya/fışkırıp çıktığı zaman çimene/süzülüp aktığı zaman Ülker yıldızına/aÅŸağı indiÄŸi zaman o parçalar halinde ağır ağır gelene,

  2. Ki arkadaşınız ne saptı ne de azdı.

  3. O; kuruntudan, keyfinden konuÅŸmuyor.

  4. İndirilmiş bir vahiyden başkası değildir o.

  5. Kuvvetleri çok müthiÅŸ olan belletip öÄŸretti onu ona.

  6. Akıl, güzellik ve güç sahibidir. DoÄŸrulup dikildi.

  7. En yüksek ufuktadır o.

  8.  Sonra iyice yaklaÅŸtı ve sarktı,

  9. İki yayın beraberliği gibi, belki ondan da yakındı.

  10. Böylece vahyetti kuluna vahyettiÄŸini.

  11. Kalp yalanlamadı gördüÄŸünü.

  12. Onun gördüÄŸü ÅŸey hakkında kuÅŸkuya düÅŸüp onunla çekiÅŸiyor musunuz?

  13. Andolsun ki onu bir baÅŸka iniÅŸte de görmüÅŸtü.

  14. Son sınır aÄŸacı, Sidretül Münteha yanında.

  15. O aÄŸacın yanındadır sığınılacak bahçe.

  16. O vakit sarıyordu Sidre’yi kuÅŸatıp saran.

  17. Göz ne kayıp ÅŸaÅŸtı ne azıp haddi aÅŸtı.

  18. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.

  19. Gördünüz mü Uzza’yı, Lât’ı

  20. Ve ötekini, üçüncüsü olan Menât’ı.

  21. Erkek size, dişi Allaha mı?

  22. İşte bu, insafsız bir bölüÅŸtürme.

  23. Bunlar, sizin ve atalarınızın takdığı isimlerden başka şeyler değildir. Onlar hakkında Allah bir kanıt indirmemiştir. Onlar, sadece sanıya, bir de nefislerin hoşlandığı şeylere uyuyorlar. Andolsun, onlara hidayet gelmiştir.

  24. İnsan için, her özleyip hayal ettiÄŸi var mı acaba?

  25. Sonrası da öncesi de/ahiret te dünya da Allah’ındır.

  26. Göklerde nice melekler var ki, ÅŸefaatları hiçbir iÅŸe yaramaz. Allah’ın dilediÄŸi ve hoÅŸnut olduÄŸu kimse için izin vermesinden sonra ki durum müstesna.

  27. O ahirete inanmayanlar, meleklere mutlaka dişilerin adlarını takarlar.

  28. Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Yalnızca sanıya uyuyorlar. Sanı ise haktan hiçbir ÅŸey kazandırmaz.

  29. Bizim Zikrimiz’den/Kur’an’dan yüz çeviren ve iÄŸreti dünya hayatından baÅŸka bir ÅŸey istemeyen kimseden, sen de yüz çevir.

  30. Onların, ilimden ulaÅŸacakları ÅŸey iÅŸte budur. KuÅŸkusuz, yolundan sapmış olanı Rabbin çok iyi bilir. Hidayet üzere yürüyeni de en iyi O bilir.

  31. Göklerde ne var yerde ne varsa Allah’ındır. Bu, Allah’ın; yaptıklarıyla kötülük sergileyenleri cezalandırması, güzel davranıp güzel düÅŸünenleri de ödüllendirmesi içindir.

  32. O güzellik sergileyenler, günahın büyüklerinden ve iÄŸrençliklerinden çekinip kaçınırlar. Bazı küçük sürçmeler hariç. Hiç kuÅŸkusuz, senin Rabbin affı geniÅŸ olandır. Sizi en iyi bilen O’dur: Hem sizi topraktan oluÅŸturduÄŸu zaman hem de annelerinizin karınlarında ceninler halinde bulunduÄŸunuz zaman. O halde nefislerinizi temize çıkarmayın. Korunanın kim olduÄŸunu O daha iyi bilir.

  33. O yüz geri döneni gördün mü?

  34. Azıcık verdi, sonra inatla sıkıca tuttu.

  35. Gaybın bilgisi onun yanında da o mu görüyor?

  36. Yoksa haber verilmedi mi ona, Musa’nın sayfalarındakiler?

  37. Ve o çok vefalı İbrahim’in sayfalarındakiler…

  38. Gerçek ÅŸu ki, hiçbir günahkâr bir baÅŸka günahkârın yükünü sırtlamaz.

  39. Gerçek ÅŸu ki, insan için çalışıp didindiÄŸinden baÅŸkası yoktur.

  40. Ve onun çalışıp didinmesi yakında görülecektir.

  41. Sonra karşılığı kendisine hiç eksiksiz verilecektir.

  42. Hiç kuÅŸkusuz, son varış Rabbinedir.

  43. Hiç kuÅŸkusuz, güldüren de O’dur, aÄŸlatan da…

  44. Hiç kuÅŸkusuz, Öldüren de O’dur, dirilten de.

  45. Hiç kuÅŸkusuz, iki çifti, erkeÄŸi ve diÅŸiyi yaratan O’dur.

  46. Meni halinde atıldığı zaman bir spermden…

  47. Hiç kuÅŸkusuz, o ikinci oluÅŸum da O’nun iÅŸidir.

  48. Hiç kuÅŸkusuz, zenginlik veren de O’dur, nimete boÄŸan da…

  49. Hiç kuÅŸkusuz, Åži’ra yıldızının/ÅŸuurlanmanın Rabbi de O’dur.

  50. Hiç kuÅŸkusuz, daha önceden gelmiÅŸ olan Âd’ı helak etti.

  51. Semûd’u da. Böylece geriye bir ÅŸey bırakmadı.

  52. Daha önce de Nuh kavmini. Çünkü onlar, evet onlar zulmettiler, azdılar.

  53. Altı üstüne geçmiÅŸ kentleri de yere geçirdi O.

  54. Sarıp doladı onlara, sarıp doladığını.

  55. Peki, Rabbinin nimetlerinden hangisinde kuÅŸkuya düÅŸüyorsun?

  56. Bu da ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.

  57. Yaklaşmakta/yaklaşacak olan yaklaştı.

  58. Onu Allah’tan baÅŸka kaldıracak/uzaklaÅŸtıracak yok.

  59. Åžimdi siz bu sözden mi hayrete düÅŸüyorsunuz?

  60. Gülüyorsunuz, aÄŸlamıyorsunuz.

  61.  Ve siz, kibirlenip kafa tutarak sersemce somurtuyorsunuz.

  62. Artık Allah için secdeye kapanın, O’na kulluk/ibadet edin.

 

Paylaşım​:

​

Ayetler (1-18): Muhammed’in, Cebrail adlı melekten vahiy alışı ile ilgili ayetler hakkında farklı yorumlar var. Ayet (49) da Åži’ra yıldızına gönderme yapıldığını düÅŸünürsek; Åži’ra yıldızına yemin edilerek ifade ediliyor ki, Muhammed’in konuÅŸmaları kendisine indirilmiÅŸ vahiyden (söz) baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Vahyi Muhammed’e belleten Cebrail’dir ki o çok yüce bir melektir. Onun makamı yüksektir. Muhammed’e vahyi vermesi ikisinin çok yakın olması esnasında meydana gelir. Cebrail hakim durumda olduÄŸu için Muhammed hakkında Cebrail’in kulu terimi kullanılmış. Ayetler Muhammed’in yaptığı bazı astral seyahatlerde Rabbin en büyük ayetlerinden (iÅŸaretlerinden) bazıları kendisine gösterilmiÅŸ. Bu olay kalp gözü ile görmedir. Muhammed’in seyahatlerinden birinde, dönüÅŸü sırasında son sınır aÄŸacı yanında Cebrail’i gördüÄŸü belirtilmiÅŸ. Son sınır aÄŸacı (Sidretül Münteha) konusunda rivayetler çeÅŸitli. Madde kâinatının sonu mu acaba diye düÅŸünüyorum.

 

Ayetler (19-23): Kur’an’ın Muhammed tarafından tebliÄŸ edildiÄŸi dönemde, Arap toplumunun taptığı putların sadece kendilerinin ve atalarının zannına dayandığı ve putların adlarının da kendileri tarafından verildiÄŸini anlatan ayetler, o dönemde Arap toplumunun inancının mesnedsiz olduÄŸu ifade edilmiÅŸ. Ayetler devamında o dönemde doÄŸru yolu gösteren bir kılavuzun (Kur’an) geldiÄŸini söylüyor.

 

Ayetler (24-30): BeÅŸer her istediÄŸine sahip olabileceÄŸini sanır. Bunun için gerekli çabayı da, meÅŸru veya meÅŸru olmayan, gösterebilir. Sonuç istediÄŸi gibi olabilir veya olmayabilir. Her ÅŸeyin sahibi ve her olayın kontrolü O’ndadır. Sonuç olumlu ise kiÅŸi kendi baÅŸardığını sanır. Sonuç olumsuz ise suçlu arar. Ancak neyin kendisi için hayırlı olduÄŸunu bilemez. KiÅŸinin tekâmül plânı ne ise olan ona uygundur. Kur’an’ın tebliÄŸ döneminde yaÅŸayan Arap toplumu Allah’a inanırlar ancak Kâbe’de ki putlardan ÅŸefaat (Allah’a aracılık yapılması) arzu edilirmiÅŸ. O putların temsil ettikleri; Lât, Uzza ve Menât beÅŸer sanısı olup hiçbir güçleri olamaz. Halbuki İlâhi Alem’de görevli ve çok güçlü melekler bile, izin verilmesi hariç, ÅŸefaat edemezlermiÅŸ.

​

Kur’an’a göre o dönemde ahirete inanmayanların, melekleri diÅŸi olarak düÅŸünmesi sadece sanıya dayanıyormuÅŸ. Sanı ile hareket edenlerin haktan(gerçeklerden) hiçbir ÅŸey öÄŸrenemeyeceÄŸini gene Kur’an ifade ediyor ki bu gerçek günümüz için de geçerlidir. Çünkü doÄŸru yolda olanı ve yoldan sapmış olanı en iyi O’nun bildiÄŸi ifadesi zaten her ÅŸeyin kayıt altında olması ile açıklanabilir. Ahirete inanmayanların yapabildikleri ÅŸey geçici dünya hayatı ile ilgilidir. Onların ulaÅŸabildikleri tek bilgi budur. Muhammed’e böyle insanlardan uzak durması önerilmiÅŸ.

 

Ayetler (31-41): Tüm yaratılmış O’nun eseridir ve O’nundur. Her ÅŸey O’nun kontrolü altındadır. Kural bellidir. Her varlık yaptığının karşılığını alır; ceza veya ödül olarak. Varlık dünyada bedenlenmeye baÅŸladığı andan ve hatta daha öncesinden her ÅŸeyiyle kayıt altındadır. Dünyadaki plânı da zaten ona göre yenilenir.

   Ayetler (33,34,35), malından bir miktar veren kiÅŸiyle ilgili olup detayları farklı kiÅŸilerce deÄŸiÅŸik yorumlanmıştır. İnanmak üzere iken, tesirle tekrar küfre dönen birisi hakkında olabilir. Bir pazarlıkla mal verilerek günahın baÅŸkasına yüklenmesi düÅŸüncesi olayda etkili olabilir. Fakat ayet (38) günahın bireysel olduÄŸunu vurguluyor ve böyle bir iÅŸlemin geçersiz olduÄŸunun altını çizmiÅŸ. Her bireyin dünya yaÅŸamında yaptıkları karşılığını bulur ve gelecek plân ona göre ÅŸekillenecektir.

​

Ayetler (42-62): Bu grup ayetlerden ilki, “son varış” kavramını kullanmış. Demek ki beÅŸerin çeÅŸitli varış noktaları olup ruhsal tekâmül plânına iÅŸaret edilmektedir. Dünya yaÅŸamını düÅŸünürsek, erkekten diÅŸiye meni ile atılan bir spermle dünyada bedenlenmesi, zamanı gelince biyolojik ölüm, varlığın maddi ve manevi yardım görmesi ve varlığın ruhsal diriliÅŸi hepsi plân içinde gerçekleÅŸir.

Åži’ra yıldızının Rabbi de O’dur” ayeti, ya Arapların Kur’an öncesi taptığı yıldızın da O’nun tarafından yaratıldığını gösterir veya bir beÅŸerin ruhsal ÅŸuurlanmasının da O’nun izni ve yardımı ile gerçekleÅŸeceÄŸine iÅŸaret olabilir.

Daha önce yaÅŸamış olan ve fakat inkârcılardan olan Âd, Semûd ve Nûh kavimlerinin yok ediliÅŸini gerçekleÅŸtiren ’dur. O halde Rabbin beÅŸerin saÄŸladığı uyarma ve kılavuzluktan niçin ÅŸüphe edilsin? Sonuçta, Kur’an’da öncekiler gibi bir uyarıcıdır. Gerçi inanmayanlar Kur’an’ın anlattıklarına gülüp geçiyorlar. Fakat onların cezasının yakın olduÄŸu konusunda uyarılmışlar.

Bütün bu anlatılanlar ve daha fazlası deÄŸiÅŸmez bir plâna göre gerçekleÅŸmektedir. O halde o plânın sahibi olan Allah’a secde edilir ve sadece O’na kulluk edilmelidir.

ABESE SURESİ

 

  1. Yüzünü ekÅŸitti ve öteye döndü.

  2. Yanına kör adam geldi diye.

  3. Nereden bilirsin, belki de o arınıp temizlenecek.

  4. Belki de düÅŸünüp taşınacak da öÄŸüt kendisine yarayacak.

  5. O, kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görene gelince,

  6. Ki sen ona yöneliyorsun;

  7. Sana ne onun arınmasından!

  8. O, koÅŸarak sana gelen var ya;

  9. Odur içine ürperti düÅŸen.

  10. Sen ona aldırmazlık ediyorsun.

  11. Hayır, hiç de öyle deÄŸil. O, bir düÅŸündürücüdür.

  12. Dileyen onu düÅŸünüp öÄŸüt alır.

  13. Kutsanan bereketli sayfalardadır o.

  14. Yüceltilen, tertemiz sayfalarda,

  15. Yazıcıların ellerinde;

  16. Ak-pak, mübarek yazıcıların.

  17. Kahrolası insan ne kadar da nankördür!

  18. Hangi şeyden yarattı onu?

  19. Bir spermden. Yarattı onu, ölçülendirip-biçimlendirdi.

  20. Sonra yolu kolaylaştırdı kendisine,

  21. Sonra öldürdü onu, kabre koydurdu.

  22. Sonra dilediÄŸi zaman diriltip ortaya çıkardı onu.

  23. Hayır, hayır! O, O’nun kendisine emrettiÄŸini hiç yerine getirmedi.

  24. Hadi, bakıversin insan, kendi yiyeceğine!

  25. Biz suyu döktük de döktük.

  26. Sonra toprağı yardık da yardık.

  27. Ardından yeryüzünde naneler bitirdik.

  28. Üzümler, yoncalar vücuda getirdik.

  29. Zeytinlikler, hurmalıklar oluşturduk.

  30. Gür çimenli, bol aÄŸaçlı bahçeler.

  31. Meyve, otlak, sebze yetiÅŸtirdik.

  32. Sizin ve hayvanlarınızın yararına.

  33. Åžiddetle çarpanın çıkardığı korkunç ses geldiÄŸinde,

  34. Bir günkü o, kiÅŸi öz kardeÅŸinden kaçar.

  35. Öz annesinden, öz babasından.

  36. EÅŸinden, oÄŸullarından kaçar.

  37. O gün onlardan her kiÅŸinin kendisine yetecek bir uÄŸraşı vardır.

  38. Yüzler vardır o gün, pırıl pırıl.

  39. Gülen, müjdelerle parıldayan yüzler.

  40. Ve yüzler vardır o gün toza topraÄŸa bulanmış.

  41. Tozu toprağı da bir is bürümüÅŸtür.

  42. İşte bunlardır küfre sapanlar, kötülüÄŸe batanlar.

 

Paylaşım:​

 

Ayetler (1-10): Muhammed itibarlı, yani varlıklı birisini aydınlatmaya çalışırken, yanına koÅŸarak bir âmâ (görme engelli) kiÅŸinin gelmesine yüzünü buruÅŸturarak tepki vermiÅŸ. GösterdiÄŸi tepki yüzünden Muhammed uyarılmış. BeÅŸeri toplumlarda itibar yazık ki varlıklı kiÅŸilere gösterilir. O kiÅŸinin varlığını nasıl elde ettiÄŸi sorgulanmaz bile.

   Ayetler, beÅŸeri deÄŸerlendirme ile İlâhi sistemin deÄŸerlendirmesi arasındaki farkı da göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Toplumun itibar ettiÄŸi ve fakat kendisini her türlü ihtiyacın üstünde gören yani kendisini Tanrı sanan kiÅŸiyle vakit kaybetmemesi Muhammed’e emredilmiÅŸ. Görme engelli kiÅŸiye engel olmaması konusunda Muhammed uyarılırken o kiÅŸinin belki de düÅŸünüp, öÄŸüt alacağı anlatılmış. Görülüyor ki kimin öÄŸüt alacağı konusu beÅŸeri deÄŸerlendirmelerin dışındadır. Her konuda olduÄŸu gibi kimin öÄŸüt alıp arınmaya baÅŸlayacağı Allah’ın izniyledir, yani kiÅŸinin yaÅŸam plânı ile ilgilidir.

 

Ayetler(11-16): Kur’an sıklıkla tekrarlandığı gibi bir öÄŸüt kitabıdır. Kur’an, dileyenin Kur’an’ı okuyup veya dinleyip ve arkasından düÅŸünerek öÄŸüt alacağını ifade etmiÅŸ. Ancak kiÅŸi okusa da, dinlese de düÅŸünüp öÄŸüt alması O’nun izniyledir.  Ayet (Sâd-29), ancak temiz özlülerin öÄŸüt alabileceÄŸini anlatıyor. Bu olay aslında kiÅŸinin tekâmül plânı ile uyumludur. Ayetler (13,14,15,16) Kur’an’ın hazırlanışı ve muhafazası ile  

ilgilidir. Ayet (Ra’d-39) Ana Kitap’tan bahseder. Ana Kitaptaki öze uyumlu olarak Kur’an; "ak-pak yazıcıların ellerinde" hazırlanmış. Yani arınmış varlıklar tarafından dönemin ihtiyacına göre hazırlanmış olduÄŸunu düÅŸünebiliriz.

 

Ayetler (17-23): BeÅŸerin bedeni bir spermden meydana gelmiÅŸtir. O beden, beÅŸerin çoÄŸu için çok önemlidir ve esas olan odur. Bu düÅŸünce ruhun varlığına inanmayanlar ve hatta inananlardan henüz beÅŸer çemberini kıramayanlar için geçerlidir. Bir spermden oluÅŸmuÅŸ bedeni kullanan kiÅŸinin önünde bir hayat yolu- plânı- vardır. Bu yol onu Rabbine yaklaÅŸtıracak olan yoldur. Bu yolda ruhsal diriliÅŸ te vardır. Ancak beÅŸer acaba bu gerçeklerin farkına varıp, Rabbinin yol göstericiliÄŸini anlayıp gereÄŸini yerine getiriyor mudur? Sorunun cevabı üzülerek ifade etmeliyim ki, hayırdır.

 

Ayetler (24-32): BeÅŸerin yediklerine bir bakması isteniyor. Ayetler beÅŸerin yediklerinin baÅŸlangıcının ne olduÄŸuna yönelik ve beÅŸerin anlayacağı dilden bir açıklama veriyor. Hayat için gerekli olan suyun dünya dışından getirildiÄŸini anlıyoruz. CoÄŸrafyaya uygun gıdaların yetiÅŸmesinin saÄŸlanması için toprak ve su kullanılmış. Toprağın oluÅŸmasının çok uzun bir zamana gereksinim duyduÄŸunu da hatırlamalıyız. BeÅŸerin ihtiyacı olan çeÅŸitli bitkisel gıdaların yetiÅŸtirildiÄŸini ifade eden ayetler bitkilerin evrimi konusunda her hangi bir ipucu vermiyor. BeÅŸerin uzun süredir tükettiÄŸi hayvansal gıdaların baÅŸlangıcı ve evrimi konusunun da Kur’an’ın amacı dışında olduÄŸunu bilmeliyiz.

 

Ayetler (33-42): Bu ayetler kıyamet-toplumsal uyanışla, ilgilidir. O dönemde uyanışla birlikte gerçekler fark edilmeye baÅŸlanacaktır. Bu geliÅŸme beÅŸer üzerinde herhalde bir darbe etkisi yapacaktır. Daha önceden uyanmış olanlar, bahsedilen genel uyanış döneminde rahattırlar. Onlar, olanları ve olacakları rahatlıkla kabul edebileceklerdir. Ancak daha önceden uyanamamış olanlar ise gerçekleri yeni fark etmeye baÅŸlayacakları için dehÅŸet içindedirler; Özellikle daha önceleri yaptıklarının yanlış olduÄŸunu fark ettiklerinde. Son ayetler onların yüzlerindeki toz-topraÄŸa iÅŸaret eder Toz-toprak semboliktir, dünyadaki maddeye iÅŸaret eder. Daha önce uyanmış olup doÄŸru yolda gidenler ise maddenin kulu olmadıklarından yüzleri aydınlıktır.

KADİR SURESİ

 

  1. Biz o Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdik.

  2. Kadir gecesinin niteliÄŸini sana gösteren nedir?

  3. Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.

  4. Melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle o gecede her iÅŸ için iner de iner.

  5. Bir esenlik ve huzur vardır; sürüp gider o, tan yeri ağırıncıya kadar.

​

Paylaşım:

 

Ayetler (1-5): Kur’an’ın Muhammed’e ilk okunduÄŸu gece olan kadir teriminin, ÅŸan anlamına gelen ‘Kadr’ teriminden türemiÅŸ olduÄŸunu öÄŸreniyoruz. Kadir gecesi Arap takvimindeki Ramazan ayının o dönemdeki bir gecesi olduÄŸunu düÅŸünebiliriz. Miladi takvime göre hangi gece olduÄŸu bilinemez. Ayetlerin ifadesinden Kadir gecesi olan bir gecenin var olduÄŸu anlaşılıyor. Gene Ramazan ayının bilmediÄŸimiz bir gecesi Kadir gecesi olarak düÅŸünülmüÅŸ olabilir. Yani İlahi Sistem Ramazan ayının bilmediÄŸimiz bir gecesini Kadir gecesi olarak tanımlamış. O gece göksel görevlilerin, kendileri için tanımlanmış görevleri yerine getirmek için dünyamızla temas ettikleri anlaşılıyor. Günümüzde Kadir gecesi olarak hatırlanan gecenin, Kur’an’ın belirttiÄŸi gece olduÄŸu belli deÄŸildir.

ŞEMS SURESİ

​

  1. Andolsun GüneÅŸ’e ve ışığının parladığı kuÅŸluk vaktine,

  2. Onu izlediÄŸinde Ay’a,

  3. Onu iyice açtığı vakit gündüze,

  4. Ve onu sarıp sarmaladığı zaman geceye.

  5. GöÄŸe ve onu kurana,

  6. Yere ve onu döÅŸeyene.

  7. Nefse ve onu düzgün bir biçimde ÅŸekillendirene.

  8. Ardından da ona bozukluğunu ve takvasını ilham edene andolsun ki,

  9. BenliÄŸi temizleyip arındıran gerçekten kurtulmuÅŸtur.

  10. Onu kirletip örtense kayba uÄŸramıştır.

  11. Semûd kavmi, azgınlığı yüzünden yalanladı.

  12. En haydutları ortaya fırladığı zaman,

  13. Allah’ın elçisi onlara ÅŸöyle demiÅŸti: “Allah’ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun.”

  14.  Fakat elçiye inanmadılar da deveyi boÄŸazladılar. Bunun üzerine Rableri onların günahlarını kendi baÅŸlarına geçirdi de o yurdu dümdüz etti.

  15. Allah, iÅŸin sonundan korkacak deÄŸil ya!

 

Paylaşım:

 

Ayetler (1-10): Yaratıcının gücüne iÅŸaret eden çeÅŸitli doÄŸa olaylarına, birkaç örnekle madde kâinatının yaratılışına ve bu arada özümüzü (ruh-nefs) ve nefsin kullandığı biyolojik bedeni yaratıp ÅŸekillendirene, ve nefsimize hem takvasını hem de bozukluÄŸunu ilham edene yemin edilerek; benliÄŸini (nefsini) arındıranın kurtuluÅŸa erdiÄŸi ifade edilmiÅŸ. Burada kullanılan “kurtuluÅŸ” teriminin anlamı açık deÄŸildir. KiÅŸiye göre deÄŸiÅŸebilir. Çünkü arınma sonsuzdur. ÇoÄŸunluk için kurtuluÅŸ terimi cehennem boyutlarındaki eÄŸitime gerek olmaması ve cennet boyutlarına geçiÅŸ olabilir. EÄŸitimin cennet boyutlarında da devam ettiÄŸini düÅŸünebilmemiz doÄŸru olur sanırım.

   Nefse hem bozukluk ve hem de takvası, yani yanlışlardan korunma arzusu verilmiÅŸ. KiÅŸi iradesi ile seçer. Bu seçim tekâmül planına uygun olmalıdır. Aksi halde tekamül süresi uzar. ‘KiÅŸinin kendi iradesi ile yaptığı seçim’ ifadesi sorgulanmalıdır. Bu çerçevede ışık tutacak ayetler vardır: 

Maide-41 Ey Resul! Kalpleri inanmamış olduÄŸu halde ağızlarıyla “inandık” diyenlerin küfürde yarışırcasına koÅŸanları seni üzmesin. Bunlar o kiÅŸilerdir ki, Allah kalplerini temizlemek istemiyor...

 

Bu ayet ve benzerleri, tekâmül plânı içinde düÅŸünülmelidir.

 

Ayetler(11-15): Bu ayetler Semûd kavminin, Salih peygamberden bir mucize istemeleri üzerine kendilerine gönderilen bir deveyi kesmeleri sebebiyle Rableri tarafından cezalandırılmalarını anlatmaktadır.

BÜRÛC SURESİ

 

  1. Andolsun o burçlarla dolu göÄŸe,

  2. O vaat olunan güne, 

  3. Tanıklık edene, tanıklık edilene/seyredene, seyredilene,

  4. Ki gebertildi o hendekçi grup/o kamçıları hendek gibi iz bırakan herifler,

  5. O tutuşturulan ateşin adamları,

  6. Onlar onun başında oturmuşlardı.

  7. Ve hepsi müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.

  8. Onlardan sadece, Azîz ve Hamîd Allah’a iman ettikleri için öc alıyorlardı. 

  9. O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü kendisinindir. Allah her ÅŸeye tanıktır.

  10. Åžu bir gerçek ki inanan erkeklerle inanan kadınlara iÅŸkence edip sonra da tövbe etmemiÅŸ olanlar için, cehennem azabı vardır. Onlar için yangın azabı da vardır.

  11. İman edip barışa yönelik iÅŸler yapanlara gelince onlar için, altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Büyük baÅŸarı iÅŸte budur.

  12. Hiç kuÅŸkusuz, Rabbinin tutuÅŸu çok ÅŸiddetlidir.

  13. İlk yaratan da O’dur, tekrar yaratan da O’dur. 

  14. Gafûr O’dur, Vedûd O.

  15. Arşın sahibidir; Mecîd’dir, ÅŸanı yüce olandır.

  16. İstediğini hemen yapandır.

  17. Geldi mi sana orduların haberi?

  18. Yani Firavun ve Semûd’un?

  19. Gerçek ÅŸu ki, inkâr edenler bir yalanlama içindedirler.

  20. Allah ise onları arkalarından kuşatmış bulunuyor.

  21. İş onların iddialarının aksinedir. O çok yüce bir Kur’an’dır.

  22. KorunmuÅŸ bir levhada/Levh-i Mahfuz’dadır.

 

Paylaşım:

​

Ayetler(1-9): Allah’a iman etmiÅŸ bir toplumun, baÅŸka bir toplum tarafından iÅŸkence görmeleri, ateÅŸe atılmaları ve olayın ateÅŸe atanlar tarafından seyredilmesini ve suçluların; her ÅŸeye tanık olan ve her ÅŸeyin sahibi olan Allah tarafından cezalandırılmaları ile ilgilidir. (Olayın Kur’an’ın indiriliÅŸinden daha önce olduÄŸu düÅŸünülüyor.)

 

Ayetler(10-16): İnananlara iÅŸkence yapanların, tövbe etmezlerse cezalandırılacağı ve iman edip barışa yönelik iÅŸ yapanların ise ödüllendirileceÄŸi anlatılırken; gücün tek sahibinin her arzusunun gerçekleÅŸeceÄŸi ifade edilmiÅŸ. Gücün sahibinin ilk yaratan olduÄŸu ve tekrar tekrar yaratmaya da muktedir olduÄŸu belirtilmiÅŸ. Konu edilen tekrar yaratmanın varlıkların mesela dünya okulunda tekrar bedenlenmesi olarak düÅŸünebiliriz. Ayet(10) da inananlara eziyet edenlerin tövbe etmezlerse cezalandırılacakları, O’nun affının sonsuzluÄŸuna iÅŸaret deÄŸil i? O’nun Kur’an’daki isimlerinden bir tanesinin Gafûr olduÄŸunu hatırlayalım.

 

Ayetler(17-22): GeçmiÅŸteki inkarcı gruplardan, Firavun ve Semûd’un güçlü ordularının yok ediliÅŸine gönderme yapılarak, Kur’an’ın tebliÄŸ edildiÄŸi dönemde ki inkârcılara da bir uyarı yapılıyor. Kur’an’ı inkâr edenlerin yalan söyledikleri, Kur’an’ın Levh-i Mahfuz’da (korunan sayfalar)bulunduÄŸu hatırlatılmış. Son ayetin ifadesi; Kur’an’ın, Muhammed dünyada bedenlenmeden önce hazırlandığına iÅŸaret ediyor diye düÅŸünülebilir.

TÎN SURESİ

 

  1. Andolsun incire, zeytine,

  2. Tûr-i Sîna’ya,

  3. Ve ÅŸu güvenli kente ki,

  4. Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.

  5. Sonra da onu düÅŸüklerin en düÅŸüÄŸüne/aÅŸağıların en aÅŸağısına çevirip attık.

  6. İman edip barışa yönelik iÅŸ üretenler müstesna. Bunlar için kesintisiz bir ödül vardır.

  7. Böyle iken dini sana ne yalanlatır?

  8.  Allah yargıçların en güzel hüküm vereni deÄŸil mi?

 

Paylaşım:

​

Ayetler(1-8): BeÅŸerin iyi tanıdığı çeÅŸitli doÄŸa unsurlarına yemin ederek baÅŸlayan ayetler, insanın Biz tarafından en güzel bir biçimde yaratıldığını anlatıyor. Bu yaratılış sadece maddi güzelliklere deÄŸil, manevi güzelliklere de iÅŸaret ediyor olabilir. İnsanın daha sonra aÅŸağıların aÅŸağısına atılması ise, tanrılaÅŸtığını düÅŸünen neslin çok aÅŸağı bir bilinç seviyesine getirilmesi olabilir. DİN, aÅŸağılardaki beÅŸerin tekâmül eÄŸitimi için tasarlanmıştır. BeÅŸerin tekâmül evrelerinde hüküm verme ve gerekli plânın yapılmasına yönelik sistem Allah tarafından oluÅŸturulmuÅŸtur.

KUREYŞ SURESİ

 

1-KureyÅŸ’i alıştırıp ısındırdığı için,

2- Onları kış ve yaz yolculuÄŸuna alıştırdığı için,

3-Bu evin Rabbine ibadet etsinler

4- O ki, onları doyurup kurtardı açlıktan ve kendilerini güvene çıkardı korkudan.

 

Paylaşım:

​

Ayetler(1-4): Muhammed’in bir mensubu olduÄŸu KureyÅŸ kabilesi Mekke’de yerleÅŸmiÅŸ ve uzun yıllardır Kâbe’yi hac ziyaretine gelenlere hizmet verirlermiÅŸ. Çölün ortasında yaÅŸadıkları halde, ticaret yaptıkları için varlık sahibi olmuÅŸlar. Saygı duyulan bir toplum olmuÅŸlar. Fil suresinde bahsedilenlerin Mekke halkına zarar vermelerinden korunmuÅŸlar. Bu imkânları saÄŸlayan Rablerine ibadet etmeleri önerilmiÅŸ.

KAARİA SURESİ

 

  1. O Kaaria, o ÅŸiddetli ses çıkararak çarpan.

  2. Nedir Kaaria?

  3. Kaaria’nın ne olduÄŸunu sana bildiren nedir?

  4. O gün insanlar, çırpınarak yayılmış pervaneler gibi olurlar.

  5. DaÄŸlar, didilmiÅŸ renkli yün gibi olur.

  6. İşte o gün tartıları ağır basan kiÅŸi,

  7. Evet o kiÅŸi, hoÅŸnutluk verici bir yaÅŸayış içindedir.

  8. Tartıları hafif çekeninse,

  9. Anası, Hâviye’dir.

  10. Onun ne olduÄŸunu sana bildiren nedir?

  11. Kızışmış bir ateştir o.

 

Paylaşım:

 

Ayetler(1-11): Surenin ayetleri, kıyamet-uyanış dönemini oldukça korkutucu bir üslupla anlatmış. Örnek olarak “daÄŸların didilmiÅŸ yün gibi dağılması”, fiziki olarak daÄŸların dağılması deÄŸil, kendini daÄŸlar gibi heybetli görenlerin kıyamet döneminde, gerçekler fark edilmeye baÅŸlandığında, nasıl kıymetsiz hâle geleceklerini anlatıyor diye düÅŸünebiliriz.

​

   DiÄŸer taraftan daha önceleri doÄŸru iÅŸ yapanlar (tartıları ağır gelenler) için bir sıkıntı yoktur. HoÅŸluk içinde olacaklarmış. Çünkü onlar yaratılışla barış içinde yaÅŸadıkları için huzurludurlar. Tartısı hafif gelen, yani ilâhi sistemin ısrarla önermiÅŸ olduÄŸu yolu terk edenler ise ceza göreceklermiÅŸ. Aslında onlar da uyanmış oldukları için hatalarını görüp vicdan azabı çekeceklerdir gibi anlayabiliriz.

KIYAMET SURESİ

​​

  1. Hayır, öyle deÄŸil! Kıyamet gününe yemin ederim ki,

  2. Öyle deÄŸil. Kendisini kınayan benliÄŸe de yemin ederim.

  3. İnsan, kendisinin kemiklerini asla bir araya toplamayacağımızı mı sanıyor? 

  4. Hayır, sandığı gibi deÄŸil. Biz onun parmak uçlarını da tam bir biçimde düzenlemeye gücü yetenleriz.

  5. Fakat insan kendi önünde rezillik sergilemeyi ister. 

  6. “Kıyamet günü nerede/ne zaman” diye sorar.

  7. Göz ÅŸimÅŸek çaktığında,

  8. Ay tutulduÄŸunda,

  9. Ve GüneÅŸ’le ay bir araya getirildiÄŸinde,

  10. Der ki insan o gün: ”Kaçılacak yer nerede?”

  11. Hayır, yok sığınacak yer.  

  12. Varılıp durulacak yer Rabbinin huzurudur o gün.

  13. Haber verilir insana o gün önden gönderdiÄŸi de arkaya bıraktığı da.

  14. Gerçek ÅŸu ki insan, öz benliÄŸi üzerine yönelmiÅŸ keskin ve derin bir bakıştır.

  15. Dökse de ortaya tüm mazeretlerini.

  16. Onu hemen okuyasın diye dilini hareket ettirme.    

  17. Onu toplamak ve okumak bize düÅŸer.

  18. O halde biz onu okuduÄŸumuzda, sen onun okunuÅŸunu izle.

  19. Sonra onu açıklamak da bizim iÅŸimiz olacaktır.

  20. Hayır, hayır! Siz hemencecik geleni seversiniz.   

  21. Ve sonradan geleceÄŸi terk edersiniz.

  22. Yüzler vardır o gün parıltılı,

  23. Rabbine doÄŸru bakan.

  24. Ve yüzler vardır o gün, asık/buruk,

  25. Kendisine bel kıracak bir hesap yöneleceÄŸini sezinler.

  26. İş onların sandığı gibi deÄŸil. Can, köprücüklere dayandığında,

  27. Kim var “okuyup üfleyecek” denilir!

  28. Sezinlemiştir ki odur ayrılık.

  29. Dolaşmıştır el-ayak/kol-bacak.

  30. Rabbine doÄŸrudur o gün sevkiyat.

  31. Ne tasdik etti ne yakardı/ne sadaka verdi ne namaz kıldı.

  32. Tam aksine, yalanladı, gerisin geri döndü.

  33. Sonra da çalım sata sata ailesine gitti. 

  34. Çok uygundur sana bu belâ, çok uygun!

  35. Evet çok uygundur sana bu belâ, çok uygun!

  36. İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanıyor?

  37. O, dökülen meniden bir sperm deÄŸil miydi?

  38. Sonra o, bir çiÄŸnem et oldu da Allah onu yarattı, ardından düzgün bir ÅŸekle ulaÅŸtırdı.

  39. Nihayet ondan iki çifti, erkeÄŸi ve diÅŸiyi vücuda getirdi.

  40. Peki bunu yapan, ölüyü diriltmeye güç yetiremez mi?

 

​

Paylaşım:

​

Ayetler(1-6): Bu grup ayetler, Kur’an’ın tebliÄŸ edildiÄŸi dönemde inanmayanlara yöneliktir. Kıyamet konusu bir türlü anlatılamamış. BeÅŸer kıyameti, biyolojik ölümünden çok sonra gerçekleÅŸecek bir canlanma olarak algıladığı için zihninde sorular oluÅŸur. Ayetleri tebliÄŸ eden yemin ederek kıyametin yani ‘ruhsal uyanışın’ meydana geleceÄŸini söylemektedir. Kıyamet yani ruhsal uyanış her bireyin yaÅŸamında, eÄŸer plânında varsa gerçekleÅŸir. Ruhsal uyanışın sonsuz olduÄŸunu unutmamalıyız. Ayrıca büyük kıyamet de denen toplumsal uyanış zamanı geldiÄŸinde olacaktır.

​

Ayetler(7-15): Bu bölümde ise, kıyamet terimi ile baÄŸlantılı olarak, uyanış dönemi anlatılmaktadır. Ayın tutulması ve güneÅŸle ayın bir araya getirilmesi sembolleri aydınlanmanın baÅŸlamasına iÅŸaret olarak düÅŸünebiliriz ve aydınlanma sayesinde genel uyanış meydana gelecektir. Genel uyanış sayesinde, daha önce uyumakta olup yeni uyananların farkındalığı artacak ve gerçekler karşısında ÅŸaşıracaklardır. Önceki yanlışlarına yönelik pek çok mazeret ileri sürseler de sonucun fark etmeyeceÄŸini anlıyoruz. Ancak kiÅŸinin yaÅŸamında içinde yer aldığı bütün olaylar kiÅŸinin tekâmül plânı içinde gerçekleÅŸtiÄŸini kabul etmeliyiz.

​

Ayetler(16-19): Muhammed’e hitap eden bu ayetler Kur’an’la ilgilidir. Muhtemelen vahiy alırken ezberlemek için Muhammed hemen tekrar etmeye çalışıyordu. Vahiy mekanizması Muhammed’i uyarıyor. Acele etmemesi, dinlemesi isteniyor. Son ayet ise Kur’an’ın açıklamasını da vahiy mekanizmasının yapacağını beyan ediyor. Gelecek zaman kipi kullanılmış. Muhammed’in açıklamalarından günümüze ulaÅŸanlar ne kadar güvenlidir, bilemeyiz. Ancak ilham mekanizmasının her dönemde çalıştığını söyleyebiliriz, (Åžura-51). KiÅŸilerin aldıkları ilham, günün realitesine uygun olacaktır, gerçeÄŸi yansıtmasa bile. Çünkü gerçek tektir. Konuyu güçlendiren bir ayet ise der ki: “İnsan, başıboÅŸ bırakılacağını mı sanıyor?” (Kıyamet-36).

​

   Evet, Muhammed son peygamberdi (Ahzap-40). Ancak insanlığın tekâmülü için bilgi akışı, Kur’an’ın açıklaması ve pozitif bilimlerle ilgili açıklamalar devam etmektedir ve edecektir.  

​

Ayetler(20-25): Öncelikle beÅŸeri zayıflığa, ve aceleciliÄŸe iÅŸaret eden ayetler, beÅŸerin günü düÅŸündüÄŸünü, sonrasını ise düÅŸünmediÄŸini anlatıyor. İnanmış kiÅŸilerin ve inkârcıların uyanış dönemindeki görünüÅŸ ve davranışlarına dikkatimizi çeker. İnanmışların davranışları hep O’na yönelik iken, inkârcıların mutsuzluÄŸu ve sıkıntılı bir beklenti içinde olacakları anlatılıyor.

​

Ayetler(26-35): İnkârcılara yönelik olan bu ayetler, bu kiÅŸilerin, ilâhi mesajın önerisini uygulamadığı gibi inkârcılığı ile ailesine böbürlenmektedir. Ancak biyolojik ölüm anı geldiÄŸinde gerçekleri anlamaya baÅŸlar, fakat artık çok geçtir. Åžimdi hesabın görülmesi ve ona göre yeni plânın hazırlanması gerekir.    

​

Ayetler(36-40): Bu bölümde, beÅŸerin bedeninin oluÅŸmasına gönderme yapılarak; yumurtanın spermle döllenmesi  ile meydana gelen tek hücreden, en sonunda dünya ÅŸartlarında varlığını sürdürebilecek bir canlının ortaya çıkması anlatılmış. Tek hücreden dünyada yaÅŸaması için gerekli organlara sahip bir canlının yaratılışını saÄŸlayan güç, ruhsal uyanmayı da yapabilecektir. Çünkü ayet(Kıyamet-36) beÅŸerin dünyada başıboÅŸ bırakılmayacağını anlatıyor. O yüzden O’nun Plânı uyarınca bireysel ve toplumsal geliÅŸmeler devam edecektir. 

​

   Tek hücrenin bölünerek çoÄŸalması sonucu ortaya çıkan bir hücreler topluluÄŸundan pek çok organın teÅŸekkül etmesini pozitif bilimin henüz açıklayabildiÄŸini sanmıyorum. HissedebildiÄŸimiz kadarı ile her hücre programlanmış ve program sadece zamanı gelince uygulamaya konmaktadır ki böylece organlar yerli yerinde ve uyum içinde olsunlar. Bu olay için farklı tercümelerde yaratma ve var etme terimleri kullanılmış. Sanırım yaratma daha uygun görünüyor. Ancak döllenme sonrası bir safhada yaratma terimi kullanılması pek uygun deÄŸil gibi. DoÄŸum sonrası ilk nefesle canlanma safhasını yaratma olarak düÅŸünmek isterim.                                                  

HÜMEZE SURESİ

 

  1. Yuh olsun arkadan çekiÅŸtirenlerin, kaÅŸ-göz iÅŸareti yapıp alay edenlerin tümüne!

  2. O ki, mal biriktirdi, onu saydı da saydı,

  3. Sanır ki, malı sonsuzlaştıracaktır kendisini.

  4. Hayır, iÅŸ sandığı gibi deÄŸil. Yemin olsun ki fırlatılıp atılacaktır o kırıp geçirene, yalayıp yutana/Hutame’ye.

  5. Hutame’nin ne olduÄŸunu sana öÄŸreten nedir?

  6. Allah’ın tutuÅŸturulmuÅŸ ateÅŸidir o,

  7. Ki tırmanıp iÅŸler yüreklere.

  8. O, onların üzerine kilitlenecektir. Uzatılmış sütunlar arasında.

 

Paylaşım:  

 

Ayetler(1-9): BeÅŸeri davranış sergileyenlerin cezalandırılacakları anlatılıyor. O kiÅŸiler, kaÅŸ-göz iÅŸareti yapar ve insanların arkasından çekiÅŸtirirler. Varlıklı olanlar ise saya saya bir türlü usanmadığı varlığının ona beÅŸeri ortamda verdiÄŸi güç ile şımarıp varlığının kendisini sonsuzlaÅŸtıracağını sanır. Ama bilmez ki maddi varlığı onun için bir imtihandır. İmtihanı geçemeyeceÄŸi için ceza görecektir. Bahsedilen Hutame terimi, beÅŸeri korkutmak için tasarlanmış bir ateÅŸ gibi düÅŸünülebilir. Yüreklere tırmanması bunun iÅŸaretini veriyor. Olay fiziki deÄŸildir. Zaten biyolojik ölüm sonunda maddemizi ait olduÄŸu yerde, dünyada bırakırız. Ayetler sadece Kur’an’ın tebliÄŸ edildiÄŸi dönem deÄŸil her dönem için geçerliliÄŸini korumaktadır. 

MÜRSELÂT SURESİ

 

  1. Andolsun o art arda gönderilenlere/meleklere/rüzgârlara/vahyin bölümlerine/kalplere inen doÄŸuÅŸlara,

  2. Esip de büküp devirenlere,

  3. Dağıtıp yayanlara/diriltip harekete getirenlere

  4. Gerektiği şekilde ayıranlara,

  5. ÖÄŸüt ulaÅŸtıranlara/Kur’an’ı ulaÅŸtıranlara

  6. Özür yahut uyarı için.

  7. Ki size duyurulmuÅŸ olan mutlaka gerçekleÅŸecektir.

  8. Yıldızlar silinip süpürüldüÄŸünde,

  9. Gök yarıldığında,

  10. DaÄŸlar un-ufak edilip savrulduÄŸunda,

  11. Resuller vakte bağlandığında.

  12. Hangi gün için vakte baÄŸlandılar?

  13. Ayrım ve hüküm günü için

  14. Ayrım ve hüküm gününü sana bildiren nedir?

  15. Yalanlayanların vay haline o gün!

  16. Öncekileri helâk etmedik mi?

  17. Sonra, geriden gelenleri de onların peşine takarız.

  18. Biz suçlulara iÅŸte böyle yaparız.

  19. Yalanlayanların o gün vay haline

  20. Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?

  21. Onu dayanıklı karargâhta tuttuk.

  22. Bilinen bir ölçüye/süreye kadar.

  23. Bir ölçüyle yaptık. Ne güzel ölçü koyanlarız biz.

  24. Vay başına o gün, yalanlayanların!

  25. Yeri bir toplanma zemini yapmadık mı?

  26. Diriler bakımından da ölüler bakımından da. 

  27. Orada oturaklı, başını yücelere kaldırmış daÄŸlar oluÅŸturduk. Ve size tatlı bir su içirdik.

  28. Vay haline o gün yalanlayanların!

  29. Haydi, yalanlamakta olduÄŸunuz ÅŸeye gidin.

  30. Haydi üç çatallı gölgeye gidin.

  31. Ne gölgelendirir, ne alevden korur.

  32. Gerçekten o, köÅŸk gibi kıvılcımlar saçar.

  33. O kıvılcım sanki sarımtırak bir halat/bir deve kervanı/bakırdan bir ip gibidir.

  34. Vay haline o gün, yalanlayanların!

  35. KonuÅŸamayacakları gündür bu.

  36. İzin verilmez ki onlara özür dilesinler.

  37. Vay haline o gün, yalanlayanların!

  38. Ayırma günüdür bu. Sizinle öncekileri bir yere topladık.

  39. Eğer bir hileniz/bir tuzağınız varsa, hadi hile yapıp tuzak kurun bana!

  40. Vay haline o gün, yalanlayanların!

  41. Takvaya sarılanlar gölgeler altında, pınar baÅŸlarında,

  42. Canlarının çektiÄŸi meyvelerle yan yanadırlar.

  43. “Yapıp ürettiklerinize karşılık olarak afiyetle yiyip için.”

  44. İşte böyle ödüllendiririz biz, güzellikler sergileyenleri!

  45. Vay haline o gün, yalanlayanların!

  46. Yiyin ve birazcık nimetlenin. Suçlularsınız siz.

  47. Vay haline o gün, yalanlayanların!

  48. Onlara “rükû edin” dendiÄŸinde rükû etmezler

  49. Vay haline o gün, yalanlayanların!

  50. Artık bundan sonra hangi hadise/söze iman edecekler?

 

Paylaşım:

 

Ayetler(1-7): BeÅŸerin tekâmül plânı gereÄŸi tekâmül edebilmesi için, peÅŸ peÅŸe uyarıcılar gönderildiÄŸini belirten ayetler, beÅŸere duyurulmuÅŸ olanın mutlaka gerçekleÅŸeceÄŸini söylüyor. Uyarıcılar İlahi mesaj olabildiÄŸi gibi bazı doÄŸal olaylar da olabilir. GerçekleÅŸmesinde ÅŸüphe bulunmayan ise beÅŸerin tekâmül planı uyarınca karşılaÅŸacağı ceza ve ödüller diye düÅŸünebiliriz.

 

Ayetler(8-15): Bu ayetler kıyamet kelimesi ile tanımlanan, özünde ruhsal uyanış dönemine iÅŸaret ediyor denebilir. Gerçekten o dönemde muhtemelen “gök yarılacak”; yani gerçek bilgiler indirilecek, “yıldızlar sönecek”; yani güneÅŸ gibi güçlü olan gerçek bilgi beÅŸeri bilgiye galip gelecek, “daÄŸlar un-ufak olacak”; yani beÅŸeri sistemdeki hiyerarÅŸi yıkılacak gibi düÅŸünebiliriz.

   Gerçek bilgi sayesinde her birey yaptıklarını irdeleyebilir. İşte burada ayırım söz konusudur. BeÅŸerin bu döneme hazırlanması için resuller plan uyarınca sırayla gelmiÅŸ ve görevlerini yapmışlardır.

 

Ayetler(16-19): Önce ki dönemlerde İlahi mesajı yalanlayanlar yok edildikleri gibi, Kur’an’ı inkâr edenler de benzer ÅŸekilde cezalandırılabilir.

   Kur’an mesajını yalanların kıyamet günü-uyanma dönemi- durumu periÅŸanlıktır. Çünkü inanmadıkları ÅŸeylerin gerçek olduÄŸunu göreceklerdir.

 

Ayetler(20-24): BeÅŸerin üremesinde, meni içindeki spermlerin yumurtayı döllemesi sonucu gebelik baÅŸlar. Korunaklı ana rahminde, döllenmiÅŸ yumurta hücresinin bölünerek çoÄŸalıp büyümesiyle, dünya ortamında yaÅŸayabilecek bir canlı, belirlenmiÅŸ bir sürede geliÅŸir, organlar yerli yerinde olarak doÄŸum meydana gelir. Bütün bunlar çok detaylı, olaÄŸan üstü bir planlamayı gerektirir.

 

Ayetler(25-28): Dünya okulunun hem diriler hem de ölüler için bir toplanma yeri olduÄŸu belirtilmiÅŸ. Burada söylenen diri olma ve ölü olma ruhsal farkındalığa iÅŸaret ediyor diye düÅŸünebiliriz. Dünyanın her tarafına yerleÅŸtirilmiÅŸ daÄŸlar ve beÅŸere içebileceÄŸi tatlı suyun varlığı BİZ boyutunca oluÅŸturulmuÅŸ. Bu oluÅŸma O’nun ilmi ve planı ile mümkündür. Ayetler beÅŸere yaratıcı gücün ihtiÅŸamını iÅŸaret ederken, kıyameti yalanlayanların ceza göreceÄŸi tekrar edilmiÅŸ. 

 

Ayetler(29-34): Bu ayetler de yine inkârcılara yöneliktir. Yalanlayanların inkâr ettiklerine gitmeleri önerilir. Onların inandıkları kendilerine gölge saÄŸlamaz. Tersine teklikten kopuÅŸ olduÄŸu için yakıcı sonucu olan bir gidiÅŸ yeridir. Gerçekleri yalanlayanlar o gün, yani hüküm günü zordadır. Ayetlerde yine sembolizm kullanılmış.

 

Ayetler(35-40): Uyanış döneminde gerçekler ortaya çıkınca, inkârcıların konuÅŸmaları mümkün olmaz. O dönemde onlar gerçekten zordadır. Yapabilecekleri hiçbir ÅŸey yoktur. Bu dönem aynı zamanda ayırım dönemi imiÅŸ.

 

Ayetler(41-50): ‘Ayrışma günü’ aynı zamanda ‘hüküm günü’ olup takva sahipleri-kötülüklerden korunanlar- için verilen hüküm onların ödüllendirilmesi imiÅŸ. Ödüllendirilme dünya hayatı olabildiÄŸi gibi daha ziyade ahiret hayatına yönelik diye düÅŸünebiliriz. İnkârcıları ise zorluklar beklemektedir.

 

NOT: Surede sıklıkla “Vay haline o gün, yalanlayanların” ifadesi tekrar edilmiÅŸ (15,19,24,28,34,37,..)ayetleri gibi. Bu ayetler, “Ayrım ve hüküm günü için” ayetine gönderme yapıyor diye düÅŸünebiliriz. Aslında ‘gün’ süreçle ilgilidir. Her biyolojik ölüm zaten bir “hüküm ve ayrışmaya” sebep olmuyor mu? Böylece yeni planlar ÅŸekillenebilsin. Aksi halde Kur’an’daki çeÅŸitli ayetleri anlamlandırmak zorlaşırdı. Bireyin iman etmesinin izinle olması gibi ki bu söylem tekâmül kavramı içinde ele alınabilir. Hüküm günü konusunda çizilen resimle ilgili olarak bir Kur’an ayetini hatırlamak yararlı olacaktır:

​

Furkan suresi-30 Resul’de ÅŸöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiÅŸ/dışlanmış halde tuttular.”

 

   DiÄŸer taraftan; Mürselat suresi (ayet38) ayırma gününden bahsediyor. Bu açıdan bakıldığında Kıyamet (uyanış) döneminde bir ayrıştırma olabilir. Defalarca yeniden doÄŸup baÅŸarısız olanlar (muhtemelen büyük çoÄŸunluk) belki de topluca baÅŸka bir eÄŸitim yerine götürülecekler. Bilemiyoruz. Hüküm günü, tartısı (mecazi) ağır gelenlerle ilgili olarak ÅŸu ayet ilginç olabilir:

​

Zümer suresi-74 Onlar da ÅŸöyle derler:”Hamd olsun o Allah’a ki bize vaadini yerine getirdi, bizi yeryüzüne mirasçılar yaptı. İşte cennetten istediÄŸimiz yerde konaklıyoruz. İş yapıp deÄŸer üretenlerin ödülü ne güzelmiÅŸ!”

KAF SURESİ 

 

  1. Kaf. Åžanı yüce, ilahî cömertlikle dolu Kur’an’a andolsun ki;

  2. İş sanıldığı gibi deÄŸil. Kendilerine içlerinden bir uyarıcı geldi diye ÅŸaÅŸtılar da ÅŸöyle dediler o küfre batanlar: “Acaip ÅŸey bu!” 

  3. Ölünce mi, biz toprak olunca mı? Çok uzak bir dönüÅŸtür bu.

  4. Toprağın onlardan neyi eksilttiğini pek iyi bilmişizdir biz. Her şeyi saklayıp koruyan bir Kitap var katımızda.

  5. Hayır, hayır. Onlar, hak kendilerine geldiÄŸinde, onu yalanladılar. Åžimdi periÅŸan mı periÅŸan bir durum içindedirler.

  6. Bakmadılar mı üstlerindeki göÄŸe ki nasıl kurduk onu, nasıl süsleyip nakışladık?!

  7. Yeryüzünü de biz uzatıp yaydık; Denge noktaları yerleÅŸtirdik ona ve bitirdik onda, bakanları hayran bırakan her türlü çifti.

  8. İbretle bakılası, gönüller açıcı ÅŸeyler olarak; hakka yönelen her kula öÄŸüt olarak.

  9. Gökten, kutlu ve bereketli bir su indirdik de onunla bahçeler yeÅŸerttik, hasatlanacak daneler yetiÅŸtirdik. 

  10. Yüksek yüksek hurma aÄŸaçları büyüttük. Birbirine girmiÅŸ kümeler halinde tomurcukları vardır onların.

  11. Kullara rızık olsun diye. Ve o suyla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte böyledir topraktan fışkırış.

  12. Onlardan önce Nûh kavmi, Ress halkı, Semûd kavmi yalanlamıştı.

  13. Âd, Firavun ve Lût’un halkı da…

  14. Eykeliler, Tübba kavmi de. Hepsi resulleri yalanladı da duyurulan azap hak oldu.

  15. İlk yaratıştan âciz kalıp yorulmuÅŸ muyduk? Hayır, yeni bir yaratıştan kuÅŸku içinde olan onlardır.

  16. Yemin olsun ki, insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını biz biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.

  17. Sağında ve solunda oturmuÅŸ iki görevli, kayıt yapmaktadır.

  18. Bir söz sarf etmeye dursun, yanındaki gözcü hemen zaptediverir.

  19. Ölüm sarhoÅŸluÄŸu hak olarak geldi. İşte bu senin kaçıp durduÄŸun ÅŸeydir.

  20. Ve sûra üflendi. İşte bu geleceÄŸi vaat edilen gündür.

  21. Her benlik, yanında bir güdücü bir de tanık olduÄŸu halde gelir.

  22. Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin. Ama perdeni üstünden kaldırıverdik. Bugün gözün keskin mi keskin.

  23. Yoldaşı ÅŸöyle der: “İşte yanımdaki hazır.”

  24. Siz ikiniz! Tüm nankörleri, inatçıları cehenneme atın.

  25. Durmadan hayrı engelleyeni, azgını, iÅŸkilciyi…

  26. O ki, Allah’ın yanına baÅŸka bir ilah koydu. Artık atın onu, o ÅŸiddetli azabın içine.

  27. Yoldaşı dedi ki: “Rabbimiz, onu ben azdırmadım. Onun kendisi, dönüÅŸü olmayan bir sapıklık içindeydi.”

  28. Allah buyurdu: “Huzurumda çekiÅŸmeyin. Ben size uyarıyı çok önceden göndermiÅŸtim.”

  29. “Benim huzurumda söz deÄŸiÅŸtirilmez ve ben kullara asla zulmetmem.”

  30. O gün cehenneme: “Doldun mu?” deriz. O ise “Daha yok mu?” der.

  31. Ve cennet, takva sahiplerine yaklaÅŸtırılmıştır; hiç uzak deÄŸildir.

  32. İşte size vaat edilen budur. Allah’a sürekli yönelen, korunması gerekeni koruyan herkese…

  33. GörmediÄŸi halde Rahman’dan ürperen ve Allah’a yönelik bir kalp getiren herkese…

  34. Esenlikle girin oraya. SonsuzlaÅŸma günüdür bu.

  35. Orada onlar için istedikleri her ÅŸey var. Katımızda ise dahası da var.  

  36. Onlardan önce nice nesilleri helak ettik ki, vuruÅŸ ve tutuÅŸları bunlardan daha zorluydu. Ülkelerde delikler açmışlardı/beldelerde kaçacak delik aradılar/ beldeleri boydan boya dolaÅŸtılar. Var mı bir kaçacak yer?

  37. Hiç kuÅŸkusuz bunda, kalbi olan yahut tam bir tanık olarak kulak veren için mutlak bir öÄŸüt vardır.

  38. Andolsun, biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri altı günde yarattık. Ve bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.

  39. Artık onların söylediklerine sabret ve güneÅŸin doÄŸuÅŸundan önce de batışından önce de Rabbinin hamdiyle tespih et.

  40. Gecenin bir kısmında ve secdelerin arkalarından O’nu tespih et.

  41. Haykıranın çok yakın bir yerden sesleneceÄŸi günü dinle.

  42. O gün o müthiÅŸ sesi hak olarak dinleyecekler. Ortaya çıkış/diriliÅŸ günüdür bu.

  43. Biz, evet biz hayat veriyoruz, biz öldürüyoruz. Ve dönüÅŸ yalnız bizedir.

  44. O gün yer çatır çatır yarılıp onlardan uzaklaşır. Bu yalnız bizim için kolay olan bir haÅŸretmedir.

  45. Biz onların neler söylediklerini çok iyi biliyoruz. Sen onların üstüne bir zorba deÄŸilsin O halde benim tehdidimden korkanlara sadece Kur’an’la öÄŸüt ver.

 

Paylaşım:

​

Ayetler(1-5): Sure Kur’an’a yeminle baÅŸlarken, Kur’an’ın özelliklerinden birini “İlahi cömertlikle dolu oluÅŸunu” dile getiriyor ki benzer bir örnek (Hucurat-17) de bulunabilir. Bir topluma, doÄŸruyu gösteren bir kılavuz gönderilmesi cömertlik deÄŸil de nedir? Uyarıcı olarak kendi içlerinden birisi olan Muhammed’in görevlendirilmesini toplumu anlayamamış ve uyarıyı reddetmiÅŸler. Aynen İsa’nın Nasıriyye halkı tarafından reddedilmesi gibi. Muhammed toplumuna ruhsal uyanıştan üstü kapalı, diriliÅŸ olarak, bahsetmiÅŸ olmalı ki anlamamışlar. Kemiklerin dağılmasından sonra eskisi gibi bedenleneceklerini düÅŸünerek kabul etmemiÅŸler. Kur’an bu konuda örtülü bir açıklama yapmış. Ana Kitap’ta her ÅŸeyin yazılmış olduÄŸu belirtiliyor. Kur’an, Ana Kitap’ta neyin eksildiÄŸinin bilindiÄŸini söyleyerek diriliÅŸin yani ruhsal uyanışın mutlaka gerçekleÅŸeceÄŸine iÅŸaret ediyor. Ancak diriliÅŸ gerçeÄŸi hakkında topluma daha fazla açıklama yapılmıyor.

 

Ayetler(6-11): Bu ayetler, Biz tarafından gerçekleÅŸtirilmiÅŸ konulara iÅŸaret ediyor. GöÄŸün mükemmel bir düzen göstermesi, yeryüzünde daÄŸların denge noktaları olarak yerleÅŸtirilmesi ve doÄŸal hayatın zenginliÄŸi ki bu son iÅŸaret, dünyada yaÅŸayanların yakından gözlem yapabileceÄŸi ve bundan ibret alabileceÄŸi oluÅŸumları içerir.

​

   Gökten indirilen su (diÄŸer adı rahmet) ile ölü bir toprak canlanır. İşte beÅŸerin diriliÅŸi yani ruhsal uyanışı da böyle olacaktır. Bunun için Allah’ın rahmeti gereklidir. 

 

Ayetler(12-14): Kur’an’ın tebliÄŸ döneminden önce de, çeÅŸitli toplumlar, kendilerini uyarmak için gönderilen görevlileri yani resulleri yalanlamışlar ve fakat acı bir sonla karşılaÅŸmışlar.

​

Ayetler(15-18): Ruhsal diriliÅŸ olayına o gün yapılan itirazlara karşı, tekrar yaratılışın mümkün olduÄŸu cevabı verilmiÅŸ. Aslında ruhsal diriliÅŸ gerçeÄŸi anlatılamadığından böyle yollara baÅŸvurulmuÅŸ. Burada yaratılıştan bahsediliyor. Özümüz (ruh) zaten var. Sadece bedenlerin imalatının düÅŸünülmesi doÄŸru olabilir ki ikinci ayette beÅŸeri bedenlerin Biz tarafından yapıldığı ifade edilmiÅŸ.

​

   Son üç ayet bireyin her davranışının, her sözünün ve her düÅŸüncesinin kayıt altına alındığını belirtiyor. Kayıt altına almanın kaydediciler sembolizmi ile anlatıldığını düÅŸünebiliriz. Aslında bütün yaratılmışın birbiri ile bir merkez vasıtası ile iletiÅŸim halinde olduÄŸunu söyleyebiliriz. Bu düÅŸüncenin mikro ölçekte bir örneÄŸi, günümüz dünyasında beÅŸerin akıllı telefonlarla temas halinde olması deÄŸil midir?

 

Ayetler(19-30): BeÅŸerin ölümü, biyolojik ölüm, ölüm sarhoÅŸluÄŸu olarak anlatılmış. Ölüm sarhoÅŸluÄŸunu yaÅŸayan ruh olmalıdır. DiÄŸer taraftan beden kafesinden kurtulduÄŸu için ruhun algısı daha keskin olmalı. Ruh bedenden ayrıldığında kendisine kılavuzluk eden görevlilerle madde boyutunu terk edip hesap verme konumuna ulaÅŸtırıldığını düÅŸünebiliriz. Orada, dünya hayatında yaptıkları ki düÅŸünceleri de dahil, kendisine gösterilerek kendisi hakkında verilecek kararın adil olacağını anlaması saÄŸlanacağını kabul edebiliriz. Gerekli aÅŸamayı yapamayanların cehenneme sevk edileceÄŸini anlayabiliyoruz. Bu sevk bir cezalandırma olarak görülmemelidir. Ruhun ihtiyacı olan eÄŸitimden geçirilmesi için uygun ortam olarak düÅŸünmek daha doÄŸru olacaktır. Unutmayalım ki “Allah kuluna zulmetmez.” Mesele sadece ruhun eÄŸitimidir. Cehennem konusunda Kur’an’ın ne dediÄŸini hatırlayalım: (Hicr-44  Yedi kapısı vardır onun. Her kapıya onlardan bir bölük ayrılmıştır.)

   ÇeÅŸitli yorumlar ruhun yoldaşını ÅŸeytan olarak, nesnel bir varlık olarak tanımlamış. Acaba, Åžeytan kavramı doÄŸrudan beÅŸerin nefsi ile baÄŸlantılı olamaz mı? BeÅŸerin zamanın realitesine uyumlu olmayan davranışları ÅŸeytana uyma olarak kabul edilmiÅŸtir. Unutmayalım ki beÅŸer sürekli tekâmül eden bir varlıktır. Dünya okulunda kiÅŸi ÅŸeytanı ile devamlı mücadele halindedir. Çünkü, varlığın yaratılışında aÅŸağıda görüldüÄŸü gibi ikilem vardır:

​

Åžems Suresi-7,8  Nefse ve onu düzgün bir biçimde ÅŸekillendirene.

         Ardından da ona bozukluÄŸunu ve takvasını ilham edene andolsun ki,

 

   Dış faktörler, sadece beÅŸeri düÅŸünceleri ve arzularını teÅŸvik ediyor olabilir. KiÅŸi yaÅŸamını akıl, mantık ve vicdan süzgeçlerini çalıştırarak düzene sokabilir. Belirtilen süzgeçler-filtreler- her kiÅŸide potansiyel olarak vardır. Onların çalışır duruma gelmesi ise tekâmül ile ilgilidir diyebiliriz. Filtrelerin ne kadar aktif olabildiÄŸi ise varlığın tekâmül seviyesi ile baÄŸlantılı olduÄŸu söylenebilir. Bu baÄŸlamda ÅŸeytandan etkilenmeme ile ilgili olarak ÅŸu ayeti hatırlayalım:

İsra Suresi (64,65).”.Mallarda, evlatlarda onlara ortak ol, onlara habire vaatte bulun.” Åžeytan onlara bir aldanıştan baÅŸka ne vaat eder ki?

                       “KuÅŸkusuz benim kullarım üzerinde senin hiçbir sultan olmayacaktır....

 

   Görülüyor ki ÅŸeytan beÅŸeri devamlı yanlışa yönlendirmektedir. Ancak yeterli tekâmüle ulaÅŸmış olanlar hariç ki Kur’an’a göre “kul” olanlar sadece onlarmış. Bu çerçevede düÅŸünce sistemimize eklenmesi gereken diÄŸer bir konu ise ÅŸu ayette bulunabilir:

Hicr Suresi (32,33,34,35) Allah dedi:”Ey İblis! Sana ne oluyor da secde edenlerle beraber olmuyorsun?”

            Dedi:”Kuru bir çamurdan, deÄŸiÅŸken-cıvık bir balçıktan yarattığın bir insana secde etmek için var olmadım.” 

               Buyurdu:”Öyleyse çık oradan, çünkü kovuldun.”

               “Din gününe kadar üzerinde lanet var.” 

 

   Demek ki ÅŸeytanın beÅŸeri devamlı yanlış yola teÅŸvik etmesi “Din Günü” ne kadar yani beÅŸeriyetin topluca uyandırılacağı döneme kadar devam edecektir.

 

Ayetler(31-35): Kötülüklerden korundukları için cennet boyutlarına gitmeye hak kazanmış varlıklara yönelik olan ayetlerde “cennetin yaklaÅŸtırılması” ifadesinin fiziki bir olay olmadığını düÅŸünebiliriz. Gerçekte o varlıklar cennete yaklaÅŸmış olmalılar. Çünkü bu varlıklar Rahman’dan çekinip, Allah’a yönelik bir kalp getirmiÅŸler. Allah’a yönelik bir kalp getirmeyi, o kiÅŸilerde imanın kalbe inmesi gibi düÅŸünebiliriz. “Rahman’dan ürperme” ifadesinin, (Zuhruf suresi-45) ayeti ile birlikte düÅŸünülmesi doÄŸru olabilir. “SonsuzlaÅŸma günü” kavramı ise, cennet boyutlarına giden varlıkların belki bazılarının madde ile denenme süresini tamamlamış olduklarından dünya benzeri bir okula tekrar dönmeyecekleri ve fakat eÄŸitimlerine cennet boyutlarında devam edeceklerini anlayabiliriz. Cennet boyutlarının alt kademelerinde pek çok ödül varmış. Bu ödüller beÅŸerin maddesine hitap eden ödüller olduÄŸunu ve beÅŸeri bu ödüllerle doÄŸru yola teÅŸvik etme metodunun kullanıldığını sanıyorum. Ancak “katımızda ise dahası da var” ifadesi manevi ödüllere iÅŸaret olarak düÅŸünülebilir ki bu konuda "meleklerin Adem’e secde etmesi" metaforu bize biraz bilgi verebilir.

​

Ayetler(36-38): Daha önce de çok daha güçlü toplumlar yok edilmiÅŸ. O toplumların sahip oldukları yetenek acı sonlarını engelleyememiÅŸ. Bu anlatılanlar gereÄŸince dinleyen için bir öÄŸüt olmalı. Madde kâinatını altı günde (dönemde) yaratmış olan BiZ görevlileri için bir yorgunluk söz konusu olmamış. Çünkü BİZ, O’nun lütfu olan yeteneÄŸe sahiptir. 

​

Ayetler(39-45): Bu bölümdeki ilk iki ayet çeÅŸitli kaynaklarda bilinen namaz vakitleri olarak açıklanmış. Halbuki ayet(40) ta “secdelerin arkasından” ifadesi var. Yani namaz vakitleri zaten biliniyor. Tekrar tanımlamaya gerek var mı? Sanıyorum arzu edilen O’nun sıklıkla tespih edilmesidir. 

​

   DiÄŸer ayetlerin ise uyanış olayı ile ilgili olduÄŸunu söyleyebiliriz. Ruhsal yönden ölü bedenlerin uyanması, toprağın yarılarak içindekinin dışarı atılması metaforu ile anlatılmış. Bu dünyadaki hayat döngüsünü “Ana Plan” uyarınca uygulayan BİZ boyutu görevlileridir. Her kiÅŸinin davranışları, sözleri ve düÅŸünceleri BİZ tarafından bilinir. O yüzden Muhammed’in yapabileceÄŸi tek ÅŸey, tehditlerden korkanlara Kur’an ile öÄŸüt vermektir. DiÄŸerleri yani tehditlerden korkmayanlar ise zaten Kur’an’ı dinlemezler. Kimler Kur’an ile öÄŸüt alacaktır; bu konuda da, tekamül planı, gereÄŸince yürüyecektir diye düÅŸünebiliriz.

BELED SURESİ

 

  1. Yemin ederim bu kente ki, iş onların sandığı gibi değil.

  2. Sen bu kente mahremsin/bu kente gireceksin.

  3. Ve doÄŸurana ve doÄŸurduÄŸuna da yemin olsun ki,

  4. Biz insanı gerçekten bir sıkıntı ve zorluk içinde yarattık.

  5. 0 sanıyor mu ki, hiç kimse ona asla güç yetiremeyecektir!

  6. “Yığınlarla mal telef ettim.” diyor.

  7.  Hiç kimsenin kendisini görmediÄŸini sanıyor.

  8. Biz ona vermedik mi iki göz,

  9. Bir dil, iki dudak?

  10. Kılavuzladık onu iki tepeye.

  11. Akabe’ye, sarp yokuÅŸa atılamadı o.

  12. Sarp yokuÅŸun ne olduÄŸunu sana bildiren nedir?

  13. ÖzgürlüÄŸü zincirlenenin bağını çözmektir o,

  14. Yahut da açlık ve periÅŸanlık gününde doyurmaktır o,

  15. Yakındaki bir yetimi, 

  16. Yahut ezilmiÅŸ-boynu bükük bir yoksulu.  

  17. Sonra da iman eden ve birbirlerine sabrı öneren, merhameti öneren kiÅŸilerden olmaktır o.

  18. İşte böyleleridir uÄŸur ve bereket dostları.

  19. Bizim ayetlerimizi tanımayanlara gelince bunlar; şomluk, uğursuzluk yaranıdır.

  20. Bunların üzerine, kilitlenecek bir ateÅŸ gelecektir. 

 

Paylaşım:

 

Ayetler(1-20): Sure, Muhammed’e ayetleri tebliÄŸ eden meleÄŸin Mekke yerleÅŸkesine yemin ederek Muhammed’in, Mekke’nin sahibi olduÄŸunu (manevi olarak) ifadesi ile baÅŸlıyor. Sonrasında beÅŸerin doÄŸumuna yönelik bir yeminle, beÅŸerin doÄŸumundaki zorluklarla beraber doÄŸum sonrasındaki zorluklara da iÅŸaret edilmiÅŸ. BeÅŸere bu dünya okulunda yaÅŸayabilmesi için gerekli meziyetler saÄŸlanmıştır. Kendisine yardım edilir. Ancak dünya okulu imtihanlarla doludur. (Kıyamet Suresi-36 İnsan başıboÅŸ bırakılacağını mı sanıyor?). Surede bu konu beÅŸerin “Akabe’ye, sarp yokuÅŸa kılavuzlanması” metaforu ile anlatılmış. Devamında ise sarp yokuÅŸun ne olduÄŸu beÅŸeri hayattan çeÅŸitli örneklerle açıklanmış. Dikkat edilirse ayette ‘atılamadı’ terimi kullanılmış. Yani kılavuzlama var ve fakat zorlama yok. Örnekleri verilen sınavlar ve benzerlerinde baÅŸarılı olanların “uÄŸur ve bereket dostları” oldukları ve fakat ayetleri inkâr edenlerin ise “ÅŸomluk ve uÄŸursuzluk yaranı” olup ceza görecekleri belirtiliyor. Ayetleri inkâr etmenin sadece sözle inkâr deÄŸil özellikle davranışlarla ayetlerin gösterdiÄŸinin tersini yapmak olduÄŸunu düÅŸünebiliriz.

TÂRIK  SURESİ

 

  1. Andolsun göÄŸe ve Târık’a: o, gece gelene/ o, tokmak gibi vurana/o çıkıverip de yürek hoplatana.

  2. Nereden bileceksin sen nedir Târık?

  3. Parlayan, ışığıyla karanlığı delen yıldızdır o.

  4. Hiçbir benlik yoktur ki, üzerinde bir koruyucu/bir bekçi bulunmasın.

  5. İnsan neden yaratılmış olduğuna bir baksın!

  6. Atılan bir suyun bir parçacığından yaratıldı o.

  7. Bel ile kaburgalar arasından çıkar o su.

  8.  O, o insanı tekrar hayata döndürmeye elbette kadirdir. 

  9. Sırların/gizlilerin yoklanıp ortaya çıkarılacağı gün,

  10. Artık onun için ne bir kuvvet vardır ne de bir yardımcı.

  11. Andolsun o, dönüÅŸle/döndürümlü göÄŸe,

  12. Çatlayışlarla/yarılışlarla dolu yere de andolsun.

  13. Ki o, tam bir biçimde ayırt eden bir sözdür;

  14. Åžaka deÄŸildir o.

  15. Onlar habire tuzak kuruyorlar/oyun çeviriyorlar.

  16. Ben de tuzak kuruyorum. 

  17. O halde o küfre batmışlara mühlet ver, süre tanı onlara birazcık…

 

Paylaşım:

 

Ayetler(1-7): Muhtemelen sabahın erken saatlerinde görünen yıldıza yemin edilerek; her nefsin korunduÄŸu belirtilmiÅŸ. Daha sonra da beÅŸerin bedeninin nasıl oluÅŸtuÄŸuna iÅŸaret edilmiÅŸ ki bu olay O’nun ilmi ve gücü içindedir.

 

Ayetler(8-17): O’nun planı uyarınca meydana gelecek kıyamet-toplumsal uyanış- meydana geldiÄŸinde gerçekler ortaya çıkmaya baÅŸlayacak ve gerçeklerin farkına varılmaya baÅŸlanacaktır. KiÅŸilerde oluÅŸacak farkındalık hayata dönüÅŸ deÄŸil midir? O dönemde birey daha önce yaptıkları ile baÅŸ baÅŸadır. 

   Sürekli bir döngünün olduÄŸu göÄŸe ve yarılma sonucu, yarıklarla dolu yere yemin edilerek; Kur’an’ın bir ÅŸaka deÄŸil, doÄŸruyu eÄŸriden ayıran bir söz olduÄŸu vurgulanmış. İnkârcıların sürekli Kur’an inancının benimsenmesini önlemeye yönelik tuzaklar hazırladığı ve fakat Kur’an’ı tebliÄŸ eden meleÄŸin de karşı tuzak kurduÄŸu anlatılarak bir süre sonra onların cezalandırılacağı anlatılmış.  

KAMER  SURESİ

 

  1. Saat yaklaştı, ay yarıldı.

  2. Bir mucize görseler yüz çeviriyorlar ve ÅŸöyle diyorlar: “Sürüp giden bir büyüdür bu.”

  3. Yalanladılar; kendi heves ve kuruntularına uydular. Oysa ki her iÅŸ ve oluÅŸ karara, ölçüye ve düzene baÄŸlanmıştır.

  4. Yemin olsun ki, onlara haberlerden, içinde ihtar, sakındırma ve tehdit bulunanı gelmiÅŸtir.

  5. Doruk noktaya çıkmış, isabeti tartışmasız bir hikmettir o. Ama uyarılar yarar saÄŸlamıyor.

  6. O halde yüz çevir onlardan sen de; o çağırıcının alışılmadık/ürpertici ÅŸeye çağırdığı günde,

  7. Kaymış olarak gözleri, çıkarlar kabirlerden. Sanki çekirgelerdir; çıvgın mı çıvgın!

  8. Boyunları büküktür çağıranın önünde. Derler ki o küfre saplananlar: ”Çok zorlu bir gün bu.”

  9. Onlardan önce Nûh kavmi yalanlamıştı. Yalanladılar kulumuzu ve “mecnundur bu” dediler. Ve durduruldu kulumuz.

  10. Bunun üzerine yakardı Rabbine, “yenilgiye uÄŸradım iÅŸte, yardım et” diye…

  11. Biz de açtık gök kapılarını seller gibi akan bir su ile.

  12. Ve yardık/fışkırttık yeryüzünü pınar pınar. Sonunda kesin ölçülere baÄŸlanmış bir oluÅŸ üzere birleÅŸti sular.

  13. Ve taşıdık onu levhalar ve çivilerden oluÅŸturulan ÅŸey üstünde.

  14. Akıp gidiyordu gözlerimizin önünde, bir ödül olarak nankörlüÄŸe uÄŸratılan kiÅŸi için.

  15. Yeminle bildireyim ki, biz onu bir ibret ve bir iÅŸaret olarak arkaya bıraktık. Yok mu araÅŸtırıp öÄŸüt alacak?!

  16. Nasılmış benim azabım ve uyarılarım!

  17. Andolsun ki, biz Kur’an’ı öÄŸüt ve ibret için kolaylaÅŸtırdık. Fakat düÅŸünen mi var?

  18. Âd da yalanlamıştı. Ama nasıl oldu azabım ve uyarılarım!

  19. Biz onların üzerine uÄŸursuzluÄŸu kesiksiz bir günde, donduruculu/uÄŸultulu bir kasırga gönderdik.

  20. İnsanları, köklerinden sökülmüÅŸ hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu.

  21. Nasılmış benim azabım ve uyarılarım!

  22. Andolsun ki, biz Kur’an’ı öÄŸüt ve ibret için kolaylaÅŸtırdık. Fakat düÅŸünen mi var?!

  23. Semûd da uyarıları yalanlamıştı.

  24. Åžöyle demiÅŸlerdi: “İçimizden bir tek insana mı uyacağız? Vallahi böyle bir durumda biz, sapıklık ve çılgınlık içine düÅŸeriz.”

  25. “Aramızdan öÄŸüt ona mı verildi? Hayır, o yalancı küstahın biridir.”

  26. Yarın bilecekler, kimmiÅŸ yalancı küstah!

  27. Bir imtihan aracı olarak kendilerine diÅŸi deveyi göndereceÄŸiz. Artık gözetle onları ve sabret.

  28. Suyun, aralarında bölüÅŸtürüleceÄŸini onlara bildir. Her su alış/içiÅŸ nöbetledir/içilecek her miktar hazırlanmıştır.

  29. ArkadaÅŸlarını çağırdılar, o da hançeri kapıp deveyi boÄŸazladı.

  30. Nasılmış benim azabım ve uyarılarım!

  31. Biz, onlar üzerine tek bir ses gönderdik de ağılcının serptiÄŸi kuru ot gibi kırılıp ufalandılar.

  32. Andolsun ki, biz Kur’an’ı öÄŸüt ve ibret için kolaylaÅŸtırdık. Fakat düÅŸünen mi var?!

  33. Lût kavmi de uyarıları yalanladı.

  34. Biz de üzerlerine çakıl taşı fırlatan bir rüzgâr gönderdik. Sadece Lût’un ailesini, seher vakti kurtarmıştık,

  35. Katımızdan bir nimet olarak. Åžükredeni iÅŸte böyle ödüllendiririz biz.

  36. Andolsun, Lût onları bizim yakalayışımız hakkında uyarmıştı da onlar, uyarılarla ilgili olarak kuÅŸkulanıp çekiÅŸmiÅŸlerdi.

  37. Yemin olsun, Lût’un misafirlerinden nefislerini tatmin etmek istemiÅŸlerdi de onların gözlerini silme kör etmiÅŸtik. Hadi tadın azabımı ve uyarılarımı!

  38. Andolsun, sabahleyin erkenden, kararlı ve oturaklı bir azap yakaladı onları.

  39. Hadi tadın azabımı ve uyarılarımı!

  40. Andolsun ki, biz Kur’an’ı öÄŸüt ve ibret için kolaylaÅŸtırdık. Fakat düÅŸünen mi var?!

  41. Andolsun, Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti.

  42. Ayetlerimizin tümünü yalanladılar da biz de onları, onurlu ve güçlü birine yaraşır bir yakalayışla yakaladık.

  43. Sizin nankörleriniz, ötekilerden hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir berat/dokunulmazlık mı var?

  44. Yoksa, “biz yardımlaÅŸan/yenilmez bir topluluÄŸuz” mu diyorlar?

  45. O topluluk bozguna uÄŸratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklar.

  46. Hayır, buluÅŸma zamanları kıyamet saatidir. Ne korkunç, ne acıdır  o saat!

  47. KuÅŸkusuz günahkârlar, ÅŸaÅŸkınlık ve çılgınlık içindedir.

  48. O gün yüzleri üstüne ateÅŸe sürüklenirler. “Cehennemin dokunuÅŸunu tadın bakalım!”

  49. Åžu bir gerçek ki, biz her ÅŸeyi bir ölçüye göre yarattık.

  50. Emrimiz birtektir, bir göz kırpma gibidir.

  51. Yemin olsun, biz sizin benzerlerinizi hep yok ettik. Fakat düÅŸünen mi var?

  52. Onların yapmış oldukları her şey defterlerdedir.

  53. Küçük-büyük tümü, satır satır yazılmıştır.

  54. Korunup sakınanlar; bahçelerde, nehir kıyılarındadır.

  55. Güçlü bir padiÅŸahın katında, özü-sözü birlere has oturma yerlerinde…

 

Paylaşım:

 

Ayetler(1-8): Saatin yaklaÅŸması kıyamete yani toplumsal uyanışa bir gönderme olabilir. Ayın yarılması konusu, kayıtlara göre gözlenmiÅŸ bir olaydır. Olay fiziki bir yarılma mı, yoksa meteorolojik bir olay mı organize edildi, bilemiyoruz. Ancak olay inkârcılara ve inananlara olaÄŸan dışı bir olay olarak görünmüÅŸ ve fakat inkârcılar, daha önceki nesillerin yaptığı gibi inkâra devam etmiÅŸler. Oysa yaratılmışların evreninde her ÅŸey bir düzene göre olur ve mutlaka olur.

   Ä°nkârcılar için ihtarlar doruk noktasındadır. Fakat hiçbir uyarı istenen sonucu saÄŸlamamış O yüzden, Muhammed’e onlardan uzaklaÅŸması öneriliyor.

   BeÅŸer devamlı tekâmül yolundadır. Dünya okulu madde ile tekâmülü esas alan bir okuldur. Bireysel uyanışlar tarih boyunca olagelmiÅŸ ve uyanıp gereÄŸini yapanlar tekâmül yolunda ilerlemiÅŸ olmalılar. Toplu uyanış döneminde ise belki de bir ölçme-deÄŸerlendirme ile baÅŸarısız bulunanlar baÅŸka eÄŸitim yerlerinde eÄŸitimlerine devam edeceklerdir diye düÅŸünebiliriz.

 

Ayetler(9-17): Bu ayetler, Kur’an’ın tebliÄŸinden çok önce Nuh kavminin, Nuh’un tebliÄŸini inkâr etmeleri ile ilgilidir. Nuh, kavminin inkârı karşısında çaresiz kalmış ve kendisini görevlendirenden yardım talep etmiÅŸ. Gerekli yardım yapılmış. Nuh tufanı diye bildirilen olayda Nuh ve beraberindekiler bir gemi ile güvenli bir bölgeye taşınmışlar. Olayın küresel deÄŸil, yöresel boyutta olduÄŸunu düÅŸünebiliriz. Belki bir tsunami olayı da eÅŸlik etmiÅŸ olabilir. Gemi bir ibret olarak bırakılmış. Yeri neresi belli deÄŸil. Kur’an geminin araÅŸtırılmasını öneriyor.

   Son ayet ise, öÄŸüt ve ibret alınabilmesi için Kur’an’ın kolaylaÅŸtırıldığını anlatıyor. Demek ki ilk hazırlanan nüsha daha farklıydı.  Var olan nüsha üzerinde düÅŸünen olmadığından (Kur’an’ın tebliÄŸ dönemi) ÅŸikâyet ediliyor. Açıktır ki Kur’an okunup düÅŸünüldüÄŸünde ancak anlaşılmaya baÅŸlanabilir. Ayetler üzerinde düÅŸünmeden yapılacak bir okumanın bir anlamı olabilir mi? Arapça bilmeyen bir kiÅŸinin Kur’an’ı Arap dilinde okuması bu ayete göre bir anlam ifade eder mi?

 

Ayetler(18-22): Âd kavminin, gerçeÄŸi yalanlaması yüzünden Cezalandırılmaları hatırlatılıyor. İlginç olan azap ve uyarının aynı varlıktan gelmesi. DiÄŸer taraftan bu hatırlatmaya gönderme yapılırken (Kamer-17) gibi, öÄŸüt ve ibret alınabilmesi için, Biz tarafından Kur’an’ın kolaylaÅŸtırıldığı ve fakat düÅŸünen olmadığı ifade edilmiÅŸ. 

 

Ayetler(23-32): Semûd kavminin uyarılaıi kabul etmeyiÅŸi ve kendilerine bir imtihan aracı olarak gönderilmiÅŸ devenin su içme hakkına saygı duymayıp onu boÄŸazlamaları sonunda cezalandırıldıkları anlatılmış. Son ayet ise Kur’an’ın mesajı üzerinde düÅŸünülmesi gerektiÄŸi ifade edilirken düÅŸünen olmadığı belirtiliyor.

 

Ayetler(33-40): Lût peygamber, yanlışları yüzünden muhtemel cezalandırılma konusunda kavmini uyarmış. Fakat kavmi kendisini ÅŸüphe ile karşılamışlar. Ceza zamanı geldiÄŸi konusunda Lût peygamberi uyarmak için gelen erkek görünümlü görevlilerden tatmin arayan bazı kiÅŸiler Lût’un evine geldiklerinde kör edilmiÅŸler. Lût’un ailesi, eÅŸi hariç, sabah erkenden o kentten çıkartılmışlar ve kent halkı yok edilmiÅŸ. Son ayet yine ayetler konusunda düÅŸünen olmadığını hatırlatıp ÅŸikâyet ediyor.

 

Ayetler(41-42): Firavun ve çevresindekiler uyarıları kabul etmedikleri için yok edilmiÅŸler.

 

Ayetler(43-55): Bu bölümdeki ayetler Kur’an’ın tebliÄŸ edildiÄŸi dönemde Mekke’de yaÅŸayan ve Kur’an’ı inkâr edenler hakkındadır. Kur’an onları ve daha önce yaÅŸamış nesillerden o günün Hak’ka yönelik öÄŸretisini inkâr edenleri nankörler olarak tanımlamış. BeÅŸerin kendisine yapılan tüm yardımları inkâr etmesi nankörlük deÄŸil midir? Ne kadar acı!

   BeÅŸerin bireysel bir tekâmül planı vardır. Plan gereÄŸi varlık zamanı geldiÄŸinde uyanır, yani gerçeklere gözünü açar. Buna raÄŸmen inkâr etmeye devam edenler olabilir. Olacağı, Kur’an’da tekrar edilen kıyamet yani toplumsal uyanış gerçekleÅŸtiÄŸinde inkâra devam edenler yok edilmeyecekler ve fakat onların baÅŸka bir eÄŸitim yerine sevk edileceklerini düÅŸünmek isterim. Kur’an’da zaman zaman bahsedilen helâk edilmeyi biyolojik bedenlerin toplu ölümü olarak düÅŸünebiliriz. Ancak özümüz olan ruh gerekli görülen eÄŸitime devam edecektir. 

SÂD  SURESİ

 

  1. Sâd, Zikir, öÄŸüt ve uyarı dolu Kur’an’a andolsun ki,

  2. İş hiç de onların sandığı gibi deÄŸil. O küfre sapanlar bir gurur, ayrılık ve bütünden kopuÅŸ içindedirler.

  3. Onlardan önce nice nesilleri helak ettik biz, baÄŸrıştılar onlar, fakat kurtuluÅŸ yoktu; geçmiÅŸti zaman.

  4. Kendi içlerinden kendilerine bir uyarıcı geldi diye ÅŸaşıp kaldılar. Ve ÅŸöyle dediler bu nankörler: ”Bu adam yalanlar düzen bir büyücü…”

  5. “İlahları bir tek tanrı mı yapmış? Bu, gerçekten hayret edilecek bir ÅŸey!”

  6. İçlerinden kodaman bir grup öne çıktı: “Haydi yürüyün! İlahlarınıza sahip çıkmada kararlı davranın. Gerçek ÅŸu ki, istenip beklenen ÅŸey budur.”

  7. “Öteki millette iÅŸitmedik böyle bir ÅŸey. Bu bir uydurmadan baÅŸka ÅŸey deÄŸildir.”

  8. “ÖÄŸüt ve uyarı içimizden ona mı indirildi?” Hayır, onlar benim zikrimden kuÅŸkudadırlar. Hayır, onlar benim azabımı henüz tatmadılar.

  9. Yoksa Aziz, Vahhâb olan Rabbinin rahmetinin hazineleri onların katında mı?

  10. Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülk ve saltanatı onların mı? EÄŸer öyleyse sebepler içinde yükselsinler.

  11. Kabilelerden oluÅŸmuÅŸ, sözüm ona bir ordudur bu; ÅŸurada bozguna uÄŸratılacaktır.

  12. Onlardan önce Nûh kavmi ve Âd da yalanlamıştı. Kazıklar sahibi Firavun da…

  13. Semûd, Lût kavmi, o sık aÄŸaçları besleyen su kaynağının sahipleri Eykeliler de. İşte onlar da böyle hiziplerdi.

  14. Bunların hepsi, resulleri yalanlamaktan başka bir şey yapmadılar. Sonunda azabım hak oldu.

  15. Bunların beklediÄŸi de sadece, en küçük bir gecikmesi olmayan o müthiÅŸ titreÅŸimli tek sestir.

  16. Åžöyle dediler: “Rabbimiz, bizim payımızı/hesap defterimizi, gününden önce çabucak ver.” 

  17. Onların dediklerine sabret. O kuvvet sahibi kulumuz Davûd’u an. O, tespih naÄŸmeleri döktüren bir kul idi.

  18. Dağları onunla birlikte buyruk altına almıştık: Akşam-sabah birlikte tespih ederlerdi.

  19. Kuşlar da toplu halde onunla beraberdi. Hepsi onun tespih nağmelerine katılırdı.

  20. Mülk ve yönetimini güçlendirmiÅŸtik. Kendisine hikmet ve hakla bâtılı ayıran söz etme yeteneÄŸi vermiÅŸtik.

  21. Geldi mi sana, o çekiÅŸme hikâyesinin haberi? Hani o hasımlar, duvarı aÅŸarak mihraba ulaÅŸmışlardı.

  22. Davûd’un yanına girmiÅŸlerdi de onlardan korkmuÅŸtu. “Korkma, dediler, biz iki davacıyız. Birimiz ötekinin hakkını çiÄŸnedi. Åžimdi sen, aramızda hak ile hükmet, adaletsizlik etme. Bizi yolun denge noktasına ilet.”

  23. “Åžu benim kardeÅŸimdir. Kendisinin doksandokuz koyunu var. Benimse birtek koyunum var. Buna raÄŸmen onu da bana ver dedi ve tartışmada bana galip geldi.”

  24. Davûd dedi ki: “Vallahi, senin birtek koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana zulmetmiÅŸ. Zaten ortaklardan birçoÄŸu, birbiri aleyhine haksızlık ve zulme sapar. İman edip barışa yönelik iÅŸler yapanlar böyle deÄŸildir. Ama onlar da pek azdır.” Davûd kendisini imtihan ettiÄŸimizi düÅŸündü; hemen Rabbinden af diledi, rükû ederek yerlere eÄŸildi ve Allah’a yöneldi.

  25. Biz de ondan o günahı affettik. Katımızda onun için bir yakınlık ve güzel bir gelecek var.

  26. Ey Davûd, seni yeryüzünde halife yaptık. Artık insanlar arasında hakla hükmet; geçici hevese uyma ki, seni Allah yolundan saptırmasın. Allah’ın yolundan sapanlar için, hesap gününü unutmaları yüzünden ÅŸiddetli bir azap vardır.  

  27. Biz ÅŸu göÄŸü ve yeri ve ikisi arasındakileri boÅŸuna yaratmadık. Böyle düÅŸünmek, küfre sapanların sanısıdır. Vay hallerine inkârcıların, ateÅŸ yüzünden!

  28. Yoksa biz, iman edip barışa yönelik iÅŸler yapanları, yeryüzünde fesat çıkaranlarla aynı mı tutacağız? Yoksa takva sahiplerini, arsız sapıklar gibi mi yapacağız?

  29. Kutsal/bereketli bir Kitap bu; sana indirdik ki onu, ayetlerini derin derin düÅŸünsünler ve öÄŸüt alabilsin temiz özlüler.

  30. Davûd’a Süleyman’ı armaÄŸan ettik. Ne güzel kul! Hep Allah’a sığınır, yakarırdı.

  31. AkÅŸam üstü kendisine, üç ayak üzerine basıp bir ayağını tırnak üstüne diken saf kan koÅŸu atları sunulmuÅŸtu.

  32. Dedi: “Servet sevgisini Rabbimi anmak için benimsedim.” Nihayet güneÅŸ perde arkasına çekildi.

  33. Geri getirin bana onları.” Dedi. Bacaklarını, boyunlarını sıvazlamaya baÅŸladı.

  34. Andolsun ki biz Süleyman’ı imtihan ettik, tahtının üstüne bir ceset bıraktık da o, tövbe ile Allah’a yöneldi.

  35. Åžöyle yakardı: “Rabbim, affet beni! Benden sonra kimseye yaraÅŸmayacak bir mülk/saltanat ver bana. KuÅŸkusuz sensin, evet sensin Vahhâb!”

  36. Bunun üzerine, rüzgârı onun emrine verdik; onun emriyle onun istediÄŸi yere uysal uysal/tatlı tatlı akıp giderdi.

  37. Åžeytanları da onun emrine verdik. Hepsi bina ustası ve dalgıçtı.

  38. Ve demirlerle birbirlerine baÄŸlı diÄŸerlerini…

  39. Bu bizim lütfumuzdur; ister ver, ister elinde tut. Hesap yok…

  40. Ve gerçekten, katımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir geleceÄŸi vardı.

  41. Kulumuz Eyyûb’u da an! Hani Rabbine ÅŸöyle seslenmiÅŸti: “Åžeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu.”

  42. “Ayağını yere vur. İşte yıkanacak bir yer, iÅŸte içilecek soÄŸuk ir su!...” dedik.

  43. Ona bizden bir rahmet ve özü temizlere bir hatırlatma olarak, ailesini ve beraberlerinde benzerlerini bağışladık.

  44. “Eline bir demet sap al da onunla vur ve yeminine ters düÅŸmüÅŸ olma.” dedik. Biz onu sabırlı bulduk. Ne güzel kuldu o. Bize yönelen, yakaran biriydi o.

  45. Güçlü-kuvvetli, bakış ve görüÅŸ sahibi kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub’u da an.

  46. Biz onları, yurdu düÅŸünme özellikleriyle yücelen tertemiz kullar yaptık.

  47. Ve bizim katımızda onlar seçkin, hayırlı kimselerdendi.

  48. İsmail’i, Elyese’i, Zülkifil’i de an. Hepsi seçkinlerdendi.

  49. Bir hatırlatmadır bu. Korunup sakınanlar için elbette güzel bir gelecek vardır.    

  50. Kapıları kedilerine açılmış Adn cennetleri.

  51. Orada yaslanmış olarak birçok meyva ve içecek isterler.

  52. Yanlarında, bakışlarını eÅŸlerine yöneltmiÅŸ yaşıt dilberler vardır.

  53. Hesap günü için size vaat edilen iÅŸte budur.

  54. İşte bu, bizim verdiÄŸimiz rızıktır elbette. Bitip tükenmesi yoktur onun.

  55. Bu, budur. Azgınlara da kötü bir gelecek vardır elbette.

  56.  Ä°çine dalacakları cehennem. Ne kötü döÅŸektir o!

  57. İşte burada. Hadi tatsınlar onu: Kaynar su, kokuşmuş irin.

  58. Ve o türden bir baÅŸkası daha: Çifter çifter.

  59. Åžöyle denilir: “İşte sizinle birlikte direniÅŸe geçen bir grup. ‘Merhaba’ yok onlara! Onlar ateÅŸe salınıyorlar.”

  60. Dediler: “Hayır, size merhaba yok. Onu siz önümüze çıkardınız. Ne kötü durak yeridir o!”

  61. Åžöyle yakardılar: “Rabbimiz, bunu bizim önümüze çıkaranın ateÅŸteki azabını bir kat daha artır.”

  62. Åžöyle dediler: “Åžer temsilcilerinden saydığımız adamları, acaba neden görmüyoruz?”

  63. “Onları alaya alırdık; yoksa gözler onlardan kaydı mı?”

  64. İşte bu, kesin gerçektir. AteÅŸ halkının çekiÅŸmesi gerçekleÅŸecektir.

  65. De ki: “Ben, sadece bir uyarıcıyım. O Vâhid ve Kahhâr Allah’tan baÅŸka hiçbir ilah yoktur.” 

  66. “Göklerin, yerin ve bunlar arsındakilerin Rabbidir O. Aziz ve Gaffar…

  67. De ki: “Büyük bir haberdir o.”

  68. “Yüz çevirip duruyorsunuz ondan.”

  69. “Onlar tartışırlarken, o yüce konsey hakkında benim hiçbir bilgim yoktu.”

  70. “Bana, sadece açık bir uyarıcı olduÄŸum vahyediliyor.”

  71. Hani Rabbin meleklere ÅŸöyle demiÅŸti: Ben çamurdan bir insan yaratacağım.”

  72. “Onu kıvama erdirip içine ruhumdan üflediÄŸimde, önünde secde ederek eÄŸilin.”

  73. Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde etmiÅŸlerdi.

  74. İblis etmemiÅŸti. O, kibre sapmış ve inkârcılardan olmuÅŸtu.

  75. Allah dedi: “Ey İblis, iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan neydi? Burnu büyüklük mü ettin, yoksa yücelenlerden mi oldun?”

  76. İblis dedi: “Ben ondan hayırlıyım. Beni ateÅŸten yarattın, onu çamurdan yarattın.”

  77. Buyurdu: “Hadi çık oradan. Sen kovulmuÅŸ birisin.”

  78. Din gününe kadar lanetim üzerindedir.”

  79. Dedi: “Rabbim, o halde insanların diriltileceÄŸi güne kadar bana süre ver.”

  80. Buyurdu: “Peki süre verilenlerdensin.”

  81. “o bilinen güne kadar.”

  82. Dedi: “Kudret ve ÅŸerefine andolsun ki, onların tümünü azdıracağım.”

  83. “İçlerinden sadece ihlaslı seçkin kullar dışta kalacaktır.”

  84. Buyurdu. “İşte bu doÄŸru. Ben de yalnız doÄŸruyu söylerim.”

  85. Gerçek ÅŸu ki, ben cehennemi seninle ve onlardan sana uyanlarla tamamen dolduracağım.”

  86. De ki. “TebliÄŸime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Ben size kendiliÄŸimden/zorlamayla yükümlülük getirenlerden de deÄŸilim.”

  87. Bu, alemler için bir Zikir’den baÅŸka ÅŸey deÄŸildir.

  88. Yemin olsun bir süre sonra onun haberini bileceksiniz.

 

Paylaşım:

 

Ayetler(1-14): Zikir, öÄŸüt ve uyarı dolu Kur’an’a yemin edilerek ifade edilmiÅŸ ki; küfre sapanlar, yani Kur’an’ın mesajını kabul etmeyenler kendi sanıları ile hareket ederler ve böyle yaparak Yaratıcı’nın arzusu olan bütünlüÄŸü bozuyorlar. Oysa bunlardan önce de mesajı kabul etmeyen nice nesiller yok edilmiÅŸler. Nûh kavmi, Âd, Firavun, Semûd, Lût kavimleri, Eykeliler, örnek olarak verilmiÅŸ. Kur’an’ı Muhammed’e ileten melek mesajın o dönemdeki muhatabı olan toplumun Zikir’den (Kur’an) kuÅŸku duyduÄŸunu belirterek onların henüz cezalandırılmadıklarını belirtmiÅŸ. O topluma, Muhammed’in Rabbinin rahmetinin sonsuz olduÄŸu ve yaratılışın sahibi olduÄŸu sorularla anlatılmış. Devamla o kabilelerden oluÅŸan o toplumun özünde bir hiç olduÄŸu belirtilmiÅŸ.

 

Ayetler(15-26): Özellikle Davud’un hayatından örnekler veren ayetler, Muhammed’e ve genel olarak tüm insanlığa dersler veriyor. Åžöyle ki; Davûd güç sahibi, hikmet verilmiÅŸ bir hükümdarmış. Güzel sesi ile Yaratan’ı zikrederken daÄŸlar ve kuÅŸlar da (ilahi emirle) Davûd’un zikrine katılırlarmış. Gün gelir bu güç sahibinin odasına iki kiÅŸi (melek), surları aÅŸarak girerler ve ikisi birbirinden davacı olduklarını söylerler. Davûd aralarında adaletle hüküm verir. Bu olayda gücüne raÄŸmen Davûd’un odasına kadar baÅŸkalarının girebileceÄŸi kendisine hatırlatılarak gücüne güvenmemesi gerektiÄŸi anlatılmış ve o da olayın kendisi için bir sınav olduÄŸunu anlayıp tövbe ile secdeye kapanmış. Davûd’un affedilmesi olayı ise Eski Ahitte açıkça anlatılan ve bir kadın için gücünü yanlış kullanma olayıdır.

   Son ayette Davûd’un, O’nun izni ile ve fakat Biz tarafından yeryüzünde halife yapıldığı ifade edilmiÅŸ. GörüldüÄŸü gibi halifelik aynı coÄŸrafyada önceki dönemlerde rastlanılan, beÅŸerin oluÅŸturduÄŸu bir makam deÄŸildir. Olamaz da.

 

Ayetler(27-29): Bu bölümde O’nun Arzu ettiÄŸi plana uygun olarak yaratılışın bazı safhalarına göndermelerle her ÅŸeyin bir sebebi olduÄŸu vurgulanıyor. O’nun arzu ettiÄŸi plan konusu Âdem’le ilgili ayetlerde görülebilir. Yeri geldiÄŸinde daha detaylı temas edilecektir. Plan uyarınca varlıkların ruhsal tekâmülü için gereksinim duyacakları desteÄŸi saÄŸlayacak bilginin Kur’an’da verildiÄŸini anlıyoruz. Ancak o bilgiden sadece temiz özlülerin yani ruhsal bakımdan arınmışların, derin düÅŸünerek, yararlanabileceÄŸini görüyoruz. 

 

Ayetler(30-40): Davûd’un oÄŸlu Süleyman hakkındaki ayetler Süleyman’a dünya zenginliÄŸi verildiÄŸini anlatıyor. Sahip olduÄŸu zenginlik, Süleyman’ı denge noktasından uzaklaÅŸtırmış olmalı ki, Biz tarafından tahtına bırakılan bir cesetle imtihan edilmiÅŸ. Konu hakkında yorum çok. Ancak yaÅŸadığı bu olay, gücün gerçek sahibini, Süleyman’ın tekrar hatırlamasını saÄŸlamış ve tövbe etmiÅŸ. Belli ki affedilmiÅŸ ve doÄŸaüstü bir yetenek olarak rüzgârlar onun emrine verilmiÅŸ. Bu yeteneÄŸi; rüzgârları kontrol etme tekniÄŸinin kendisine kazandırıldığı ÅŸeklinde anlıyabiliriz. Ayrıca ÅŸeytanlar(insandan gayri yaratıklar) ve diÄŸerleri(cinler) onun emri altında Süleyman’ın istediklerini üretmiÅŸler. Bu konuda Kur’an (Sebe suresi-12,13) ayetlerinde daha fazla bilgi bulunabilir.

 

Ayetler(41-44): Eyyûb bir dönem bütün zenginliÄŸini ve ailesini kaybedip, saÄŸlığı da bozulunca muhtemelen nefsi kendisini olumsuz düÅŸüncelere yöneltmiÅŸ. Ancak yanlışının farkına vardığında affedilmiÅŸ ve kaybettikleri kendisine geri verilmiÅŸ. Çünkü Eyyûb, sabrı ile örnek olan bir kul imiÅŸ.

   “Bir demet sap alması” sözünün; bir olay yüzünden eÅŸini döveceÄŸine yemin etmesi ile ilgili olduÄŸu rivayet edilmektedir. Görülüyor ki “İlahi Adalet” burada da duruma müdahale etmiÅŸ ve orantısız ceza bir demet sapı ile vurmaya indirgenmiÅŸ.

 

Ayetler(45-48): Kitap’ta (Kur’an), anılması istenen baÅŸka görevliler de var. Bunlardan İbrahim, İshak ve Yakub; yetenekli, görüÅŸ sahibi (ufkun ötesini görebilen) görevlilermiÅŸ. Onlar, yurdu (ahireti) düÅŸünme yeteneÄŸi kazandırılmış, arındırılmış kullardanmış. GörüldüÄŸü gibi kiÅŸinin arınması kiÅŸinin gücü içinde deÄŸildir. Bu görevliler İlahi Sistemde seçkin varlıklardanmış.  

 

Ayetler(49-54): Öncelikle Kur’an’ın beÅŸere bir hatırlatma olduÄŸu belirtiliyor. KiÅŸiye daha önce yaÅŸadığı bir olay hatırlatılır. Önceki ayetlerde İsimleri tekrar edilen görevlilerin hayat hikâyelerinden çeÅŸitli surelerde anlatılan kesitler; Büyük Planla (Arzu Planı) ilgili ipuçları verilerek beÅŸere nasıl davranması öÄŸütleniyor. ÖÄŸüt alması muhtemel olanların ise sadece korunup sakınanlar olduÄŸunu öÄŸreniyoruz. Korunup sakınanları Kur’an takva elbisesi giyenler diye de tanımlar. Bu varlıkların Adn cennetlerinde misafir edileceÄŸi ifade edilmiÅŸ. Adn cennetlerini manevi alemde eÄŸitimin devam ettiÄŸi bir boyut olarak düÅŸünebiliriz. Çünkü henüz madde tabanlı bir teÅŸvik görülüyor. Henüz maddenin etkisinden kurtulamamış bir varlık, tahayyül gücü de olduÄŸu için bazı maddi olayları yaÅŸayabilir. Cennetler konusunu manevi alemde de eÄŸitimin devam ettiÄŸi boyutlar olarak düÅŸünebiliriz ki Ayet(Kaf suresi-35) “…Katımızda ise dahası da var.” İfadesinin açıklayıcı olduÄŸunu kabul edebiliriz. …”dahası” teriminin maddi deÄŸil, manevi kazanımlara iÅŸaret ettiÄŸini düÅŸünebiliriz.

 

Ayetler(55-64): Dünya okulunda ilahi mesajı inkâr edenlerin cehennem okuluna gönderiliÅŸi ve oradaki muhtemel tepkileri anlatılmış. Dünyada iken birbirlerini yanlış yönlendirenlerin cehennemde birbirlerini suçlamaları da ifade edilmiÅŸ. Cehennem okuluna gönderilenlerin, dünya okulunda bulundukları dönemde hor gördüklerini görememeleri yüzünden yaÅŸadıkları ÅŸaÅŸkınlık son iki ayette anlatılmış. Ayet-60 da, cehennem için durak yeri olarak tanımı kullanılması, cehennem döneminin aslında bir eÄŸitim yeri olduÄŸunun delili deÄŸil midir? Bu düÅŸünce baÅŸka bir ayette daha güçlü olarak ifade edilmektedir: 

​

           Kur’an (Meryem suresi-71) İçinizden oraya uÄŸramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbin üzerinde kesinleÅŸmiÅŸ bir hükümdür.

 

         Ayetler(65-70): Kur’an’ın pek çok ayetinde tekrar edildiÄŸi gibi, Muhammed göklerin ve yerin ve bunların arasındakilerin Rabbi olan Allah’tan baÅŸka bir ilah olmadığını tebliÄŸ etmekle görevli bir uyarıcı olduÄŸunu anlatıyor. Devam ederek “Yüce Konsey” hakkında bir bilgisi olmadığını ifade etmiÅŸ. Yüce Konsey’in tartıştığı konunun, Adem’in hikayesi ile ilgili olduÄŸu görüÅŸünü ileri sürenler var. Ancak sanırım konu bundan çok daha önemlidir. Yüce Konsey’in, bu çalışmanın giriÅŸ bölümünde deÄŸinilen, Biz terimi ile ilgili olduÄŸunu düÅŸünebiliriz. Öncelikle manevi alemde bir hiyerarÅŸinin olduÄŸunu hissedebiliyoruz. Bu hiyerarÅŸide çeÅŸitli kademelerde görev yapan varlıklar olmalı. Ayrıca hepsinin üstünde ve uygulamaya yönelik kararlar alan bir Yüce Konsey’in varlığı fark ediliyor. Yüce Konsey’in kararlarına yönelik pek çok ayetten sadece iki ayet örnek olarak aÅŸağıda sunulmuÅŸtur:

 

Kur’an(Mürselât suresi-11) Resuller vakte baÄŸlandığında.

Kur’an(Zühruf suresi-45) Senden önce gönderdiÄŸimiz resullerimize sor…

 

   Yüce Konsey’in kararları ve yapılan uygulamaların tamamı, hiçbir ÅŸekilde tanımlanması mümkün olmayan Yüceler Yücesi’nin arzusuna uygun olmalıdır. Bu uyumu gösteren pek çok ayetten sadece iki tanesi aÅŸağıda sunulmaktadır:

 

Kur’an(17-20) Rabbinin lütfundan nimetlerle hepsine uzanırız. Onlara da, bunlara da. Rabbinin lütfu kimse tarafından engellenemez.

Kur’an(2-138) Allah’ın boyasını esas alın. Allah’tan daha güzel kim boya vurabilir? Biz yalnız O’na kulluk ederiz.


 

    Ayetler(71-85): Bu bölüm, Kur’an’ın çeÅŸitli surelerine dağılmış olan, Adem’in hikâyesine dokunmaktadır. İmkan olduÄŸunca o ayetlerle birlikte düÅŸünülmesi daha doÄŸru olacaktır. Bu surenin (72) ayetinde “Onu kıvama erdirip içine ruhumdan üflediÄŸimde…”ifadesinin Adem’in bedeninin olgunlaÅŸması olduÄŸunu söylemek mümkün deÄŸildir diye düÅŸünürüm. Kur’an(Bakara--30-34) ayetlerine göre Adem biyolojik olarak canlı iken ve dahası diÄŸer beÅŸeri varlıklarla  birlikteyken,(A’raf suresi-11), meleklerin  Adem’in önünde secde etmesi anlatılıyor. Bu surede ve diÄŸer surelerde Adem’in hikayesi çerçevesinde anlatılanların aslında Adem nesline gösterilen bir ruhsal tekamül hedefidir diye düÅŸünebiliriz. Bu çerçevede devam edersek Adem neslinden bir varlığın ruhsal tekamülü demek olan “kıvama erdirilme” iÅŸlemi ancak alınacak yardımla mümkündür. Dikkat edilirse “erme” deÄŸil, “erdirilme” deniyor. Kıvama erdirilmiÅŸ varlÄŸa “O’nun ruhundan üflenmesi” ne olabilir? Üfleme iÅŸlemi nefes vermedir. Nefes hayat demek olduÄŸuna göre tekamül eden varlık bildiÄŸimizden farklı bir hayat gücüne kavuÅŸacak demektir. Bu sure ile ilgili paylaşımlarda  “İlahi HiyerarÅŸi”den bahsedilmiÅŸti. Bu hiyerarÅŸide varlıkların eÄŸitimle ruhsal tekamüllerinin saÄŸlanması için çeÅŸitli kademelerde meleklerin görev yaptığını düÅŸünürsek; Meleklerin “Adem’in önünde secde etmesi” sembolizmi ile anlatılan olaya, tekamül eden varlıkların İlahi HiyerarÅŸide çeÅŸitli boyutlarda görev almaları diye yaklaÅŸabiliriz. 

   Adem’e secde etmeyi kabul etmeyen İblis meleklerdendir. Bir enerji formundan yaratıldığını görüyoruz. Yüce Konsey üyesi olup olmadığını bilmiyoruz. Yaratıcı’sının emrini dinlemeyen İblis bulunduÄŸu konumdan kovulmuÅŸ. “Din Günü”ne kadar beÅŸeri azdırmak üzere Yaratıcı’dan izin almış. Bu anlatılanların kapalı olduÄŸunu sanırım. Bir meleÄŸin Yaratıcı’sının emrini dinlememesi söz konusu edilemez. Melekler belli görevlerin yapılması için yaratılmış, muhtemeldir ki, robotik varlıklardır. Ancak beÅŸerin eÄŸitim okulu olan dünyamız ikilem ortamıdır. Bu ortamda beÅŸeri, O’na ulaÅŸacak dosdoÄŸru yoldan saptıracak bir vasıta gerekli görülmüÅŸ ki İblis’in yaptığı da budur. Bu deneme beÅŸerin iradesinin güçlenmesi için yardımcı olacaktır. Bu uygulamanın “Din Günü” (toplu uyanış dönemi) ne kadar devam edeceÄŸi görülüyor. Bu uygulamadan riyasız kulluk edenlerin etkilenmeyeceÄŸi belirtilmiÅŸ. İblis’in azdırdıklarını görmek isteyenin, dünyamızın günümüzdeki durumuna bakması yeterlidir.

A’RAF  SURESİ

​

  1. Elif, Lâm, Mîm, Sâd.

  2. Bir kitaptır bu; sana indirildi, onunla uyarıda bulunasın diye ve inananlar için bir öÄŸüt ve düÅŸündürme olarak… O halde, bundan dolayı göÄŸsünde bir sıkıntı olmasın.

  3. Rabbinizden size indirilene uyun; O’ndan baÅŸka dostların ardına düÅŸmeyin. Siz ne kadar da az öÄŸüt alıyorsunuz.

  4. Nice yurtları ve medeniyetleri yere batırdık biz. Öyle ki, geceleyin yahut öÄŸlen uykusu uyumakta oldukları bir sırada azabımız tepelerine iniverdi.

  5. Azabımız onlara gelip çattığında, yaptıkları, ÅŸu çığlığı yükseltmekten baÅŸka bir ÅŸey olmamıştır: Biz gerçekten zalimlerdik.

  6. Yemin olsun, kendilerine elçi gönderilenleri hesaba çekeceÄŸiz; gönderilen elçileri de mutlaka hesaba çekeceÄŸiz. 

  7. Onlara bir ilmin tanıklığında bütün serüveni mutlaka anlatacağız. Biz olup bitenlerden habersiz deÄŸildik.

  8. O gün, iyi ve kötüyü ayıran ölçü haktır. Artık kimin ölçülüp tartılacak ÅŸeyleri ağır basarsa kurtuluÅŸa erenler onlar olacaktır

  9. Ölçülüp tartılacak ÅŸeyleri hafif kalanlara gelince, iÅŸte onlar, ayetlerimize karşı zalimce davranışlar sergilemiÅŸ oldukları için, öz benliklerini hüsrana itmiÅŸ olacaklar.

  10. Andolsun, sizi yeryüzünde yerleÅŸtirdik ve sizin için orada, geçiminize yarayacak nimet ve imkânlara vücut verdik. Ne de az ÅŸükrediyorsunuz!

  11. Andolsun ki sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik, sonra da meleklere: “Adem’e secde edin” dedik. Onlar da secde ettiler. Ama İblis etmedi, secde edenlerden olmadı o.

  12. Allah buyurdu: “Sana emrettiÄŸimde secde etmeni engelleyen neydi? İblis dedi: ”Ben ondan hayırlıyım. Beni ateÅŸten yarattın, onu çamurdan yarattın.”

  13. Buyurdu: “O halde in oradan. Senin haddine mi orada büyüklük taslamak! Hadi çık! Sen alçaklardansın.”

  14. Dedi: “İnsanların diriltileceÄŸi güne kadar bana süre ver."

  15. Buyurdu. “Süre verilenlerdensin.”

  16. Dedi: “Beni azdırmana yemin ederim ki, onları saptırmak için senin dosdoÄŸru yolun üzerine kurulacağım.”

  17. “Sonra onlara; önlerinden, arkalarından, saÄŸlarından, sollarından musallat olacağım. Birçoklarını ÅŸükreder bulamayacaksın.”

  18. Allah buyurdu: “Çık oradan. YenilmiÅŸ ve kovulmuÅŸ olarak. Onlardan sana uyan olursa yemin olsun ki, cehennemi tamamen sizden dolduracağım.”

  19. “Ey Âdem! Sen ve eÅŸin cennette oturun, dilediÄŸiniz yerden yiyin ama ÅŸu aÄŸaca yaklaÅŸmayın. Yoksa ikiniz de zalimlerden olursunuz.”

  20. Derken ÅŸeytan kendilerinden gizlenmiÅŸ çirkin yerlerini onlara açmak için ikisine de vesvese verdi. Dedi: “Rabbinizin sizi ÅŸu aÄŸaçtan uzak tutması, iki melek olmayasınız yahut ölümsüzler arasına katılmayasınız diyedir.”

  21. Ve onlara, “ben size öÄŸüt verenlerdenim” diye yemin etti.

  22. Nihayet onları kandırarak aÅŸağı çekti. O ikisi aÄŸaçtan tadınca çirkin yerleri kendilerine açıldı. Bahçenin yapraklarından yamalar yapıp üzerlerine örtmeye baÅŸladılar. Rableri onlara seslendi: “Ben size bu aÄŸacı yasaklamadım mı, ben size, ÅŸeytan sizin için açık bir düÅŸmandır demedim mi?” 

  23. “Ey Rabbimiz, dediler, öz benliklerimize zulmettik. EÄŸer bizi affetmez, bize acımazsan elbette ki hüsrana uÄŸrayanlardan olacağız.”

  24. Buyurdu: “Kiminiz kiminize düÅŸman olarak inin. Yeryüzünde belirli bir süreye kadar mekân tutmanız ve nimetlenmeniz öngörülmüÅŸtür.”

  25. Buyurdu: “Orada hayat bulacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız.”

  26. Ey AdemoÄŸulları! Size, çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik. Ama takva giysisi en hayırlısıdır. İşte bu, Allah’ın ayetlerindendir. DüÅŸünüp öÄŸüt almaları umuluyor.

  27. Ey ÂdemoÄŸulları! Åžeytan, ana-babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, size de bir fitne musallat etmesin. Çünkü o ve kabilesi sizi, onları göremeyeceÄŸiniz yerden görürler. Biz o ÅŸeytanları inanmayanlara dostlar yaptık.

  28. Bir iÄŸrençlik yaptıklarında ÅŸöyle derler: “Atalarımızı bu hal üzere bulmuÅŸtuk. Yani Allah emretti bize bunu.” De ki: “Allah edepsizliÄŸi/iÄŸrençliÄŸi emretmez. Allah hakkında, bilmediÄŸiniz ÅŸeyleri mi söylüyorsunuz?

  29. Åžunu da söyle: “Rabbim bana adaleti emretti. Her mescitte yüzlerinizi O’na doÄŸrultun. Dini yalnız O’na özgüleyerek, O’na yakarın. Tıpkı sizi ilk yarattığı gibi O’na döneceksiniz.”

  30. Bir kısmını iyiye ve güzele kılavuzladı, bir kısmının üzerine de sapıklık hak oldu. Onlar, Allah’ı bırakıp ÅŸeytanları dost edinmiÅŸlerdi. Bir de kendilerinin hidayet üzere olduklarını sanırlar.

  31. Ey ÂdemoÄŸulları! Tüm mescitlerde süslü, güzel giysilerinizi kuÅŸanın. Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.

  32. De ki: “Allah’ın, kulları için çıkardığı süsü, güzel ve tatlı rızıkları kim haram etmiÅŸ?” De ki: “Dünya hayatında inananlar için de var onlar. Kıyamet gününde ise yalnız inananlar içindirler.”

  33. De ki: “Rabbim, ancak ÅŸunları haram kıldı: İğrençlikleri-görünenini, gizli olanını-günahı, haksız yere saldırmayı, hakkında hiçbir kanıt indirmediÄŸi ÅŸeyi Allah’a ortak koÅŸmayı, bir de Allah hakkında bilmediÄŸiniz ÅŸeyleri söylemeyi.

  34. Her ümmet için belirlenmiÅŸ bir süre vardır. Süreleri dolunca ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçerler.

  35. Ey ÂdemoÄŸulları! İçinizden size ayetlerimi yüzünüze karşı anlatan resuller geldiÄŸinde, korunup hallerini düzeltenlere hiçbir korku dokunmayacaktır. Onlar tasalanmayacaklardır da.  

  36. Ayetlerimizi yalanlayıp onlar karşısında burun kıvıranlara gelince, bunlar ateÅŸin dostlarıdır. Sürekli kalacaklardır onun içinde.

  37. Yalan düzerek Allah’a iftira eden yahut O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır? İşte bunların Kitap’tan nasipleri kendilerine ulaşır, nihayet elçilerimiz onlara gelip canlarını alırken ÅŸöyle derler: “Allah dışındaki yakardıklarınız nerede?” Åžu cevabı verirler: “Bizden uzaklaşıp kayboldular.” Böylece, öz benlikleri aleyhine kendilerinin kâfir olduÄŸuna tanıklık ettiler.

  38. Allah buyurdu: “Sizden önce gelip geçmiÅŸ cin ve insan topluluklarıyla içiçe, girin bakalım ateÅŸe.“ Her ümmet girdiÄŸinde, yoldaşına/kız kardeÅŸine lanet eder. Nihayet, hepsi orada bir araya gelince, sonrakiler öncekiler için ÅŸöyle derler: “Rabbimiz! Bizi bunlar saptırdılar. AteÅŸ azabını bunlara bir kat daha fazla ver.” Allah buyurur: “Her biri için bir kat fazlası var, fakat siz bilmezsiniz.”

  39. Öncekiler de sonrakiler için ÅŸöyle konuÅŸurlar. “Artık sizin, bizim üzerimizde bir üstünlüÄŸünüz yok. O halde kazandıklarınıza karşılık azabı tadın.”

  40. Ayetlerimizi yalanlayan ve onlar karşısında büyüklük taslayanlar var ya, gök kapıları açılmayacaktır onlar için ve deve iÄŸne deliÄŸinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir onlar. Suçluları böyle cezalandırırız biz.   

  41. Onlar için cehennemden bir döÅŸek ve üstlerinde örtüler vardır. Zalimleri böyle cezalandırırız biz.

  42. İman edip barışa yönelik iÅŸler yapanlar-ki biz, her benliÄŸe ancak yaratılış kapasitesi ölçüsünde görev yükleriz- ise cennetin dostlarıdır. Sürekli kalacaklardır orada.

  43. GöÄŸüslerinde kinden ne varsa söküp atmışızdır. Irmaklar akar altlarından. Åžöyle derler: “Hamdolsun bizi buraya ulaÅŸtıran Allah’a. EÄŸer Allah bize kılavuzluk etmeseydi, biz buraya ulaÅŸamazdık. Andolsun ki, Rabbimizin resulleri gerçeÄŸi getirmiÅŸler.” Åžöyle seslenilir: “İşte size, yaptıklarınıza karşılık mirasçı kılındığınız cennet.”

  44. Cennet halkı ateÅŸ halkına söyle seslenir: “Biz, Rabbimizin bize vaat ettiÄŸini gerçek bulduk. Peki siz, Rabbinizin size vaat ettiÄŸini gerçek buldunuz mu?” Onlar “evet” derler. Aralarında bir duyurucu ÅŸunu ilan eder: “Allah’ın laneti zalimler üzerine olsun.”

  45. Onlar ki, Allah’ın yolundan geri çevirip yolun eÄŸri-büÄŸrüsünü isterler. Onlar âhireti de inkâr edenlerdir.

  46. İki taraf arasında bir perde, A’raf üzerinde de herkesi yüzlerinden tanıyan erler vardır. Cennet halkı, özleyip durdukları halde henüz ona girmemiÅŸ olanlara seslenirler: “Selam size.”

  47. Gözleri ateÅŸ halkı tarafına çevrildiÄŸinde de ÅŸöyle yakardılar: “Ey Rabbimiz, bizleri, zalimler topluluÄŸuyla birleÅŸtirme.”

  48. A’raf halkı, yüzlerinden tanıdıkları bazı erkeklere seslenip ÅŸöyle derler: “Ne bir araya gelmeniz ne de büyüklük taslamanız size hiçbir yarar saÄŸlamadı.”

  49. “Åžunlar mıydı o, ‘Allah kendilerini hiçbir rahmete erdirmeyecek’ diye yemin ettikleriniz?” “Ey cennetliler! Siz de girin cennete. Ne bir korku var size ne de kederleneceksiniz.”

  50. AteÅŸ halkı cennet halkına seslenir: “Åžu sudan yahut Allah’ın size sunduÄŸu rızıklardan biraz da bize akıtın.” Åžu cevabı verirler: “Allah, o ikisini de küfre sapanlara haram kılmıştır.”

  51. Onlar kendi dinlerini eÄŸlence ve oyun haline getirdiler, iÄŸreti hayat onları aldattı. Onlar bugüne kavuÅŸacaklarını unutmuÅŸlardı. Ayetlerimize karşı direniyorlardı. Bugün de biz onları unutuyoruz.

  52. Yemin olsun ki biz onlara, ilme uygun biçimde, fasıl fasıl detaylandırdığımız bir Kitap getirdik. İnanan bir topluluk için bir kılavuz, bir rahmetti o.

  53. Onun yalnız tevilini gözetirler. Onun tevili geldiÄŸi gün, daha önce onu unutanlar ÅŸöyle derler: “İnan olsun, Rabbimizin resulleri gerçeÄŸi getirmiÅŸler. Acaba bizim için ÅŸefaatçılar var mı ki, bize ÅŸefaat etsinler; yahut daha önce yaptıklarımızdan baÅŸkasını yapalım diye geri gönderilebilir miyiz?” Öz benliklerini hüsrana ittiler. İftiralarına alet ettikleri onlardan uzaklaşıp kayboldu.

  54. Rabbimiz o Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmış, sonra da arÅŸ üzerinde egemenlik kurmuÅŸtur. Geceyi gündüze bürüyüp örter. O bunu, bu da onu aralıksız ve titiz bir biçimde kovalar durur. GüneÅŸ, Ay, yıldızlar O’nun emrine boyun eÄŸmiÅŸ. Gözünüzü açın; yaratış da O’nundur, emir veriÅŸ de. Alemlerin Rabbi olan Allah çok yücedir.

  55. Rabbinize; boyun bükerek, gizlice/ürpererek yakarın. O haddi aÅŸanları/azmışları sevmez.

  56. Yeryüzünde, orası barışa kavuÅŸtuktan sonra bozgun çıkarmayın. Ürpererek ve ümit ederek dua edin O’na. Hiç kuÅŸkusuz, Allah’ın rahmeti güzel düÅŸünüp güzel iÅŸ yapanlara çok yakındır.

  57. Rüzgârları rahmetinin önünden müjdeci olarak gönderen O’dur. Nihayet onlar, ağırlaÅŸmış bulutları yüklenince onu ölü bir beldeye göndeririz; onunla su indiririz de o suyla her türlü meyvayı çıkarırız. İşte biz, ölüleri de böyle çıkarırız. DüÅŸünüp ibret almanız umuluyor.

  58. Güzel ve temiz bir beldenin bitkisi Rabbinin izniyle çıkar. Pis ve çorak beldeden ise zararlı bitkiden baÅŸkası çıkmaz. Åžükreden bir topluluk için ayetleri iÅŸte böyle çeÅŸitli ÅŸekillerde sunuyoruz biz.

  59. Andolsun ki biz, Nûh’u toplumuna gönderdik de o ÅŸöyle dedi: “Ey toplumum! Allah’a kulluk ve ibadet edin. Sizin ondan baÅŸka tanrınız yok. Üstünüze çok büyük bir azabın inmesinden korkuyorum.”

  60. Toplumunun kodamanları dediler ki: “Vallahi biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz.”

  61. Nûh dedi: “Ey toplumum! Sapıklık falan yok bende. Tam aksine ben, âlemlerin Rabbinden bir resulüm.”

  62. “Size Rabbimin vahiylerini tebliÄŸ ediyorum, size öÄŸüt veriyorum. Allah’ın yardımıyla, sizin bilmediÄŸiniz ÅŸeyleri biliyorum.”

  63. “Korunmanız, rahmet bulmanız için sizi uyarmak üzere bir adam aracılığıyla size bir öÄŸüt gelmesine ÅŸaÅŸtınız mı?”

  64. Onu yalanladılar. Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri gemi içinde kurtardık, ayetlerimizi yalanlayanları boÄŸduk. Gözleri görmez bir topluluktu onlar.

  65. Âd’a da kardeÅŸleri Hûd’u gönderdik. Dedi ki: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. Sizin Ondan baÅŸka ilahınız yok. Hâlâ sakınmıyor musunuz?

  66. Toplumunun inkârcı kodamanları dediler ki: Biz seni bir beyinsizliÄŸe düÅŸmüÅŸ görüyoruz ve kesinlikle yalancılardan olduÄŸunu düÅŸünüyoruz.”

  67. Hûd dedi: “Ey toplumum! Bende beyinsizlik yok, ben âlemlerin Rabbi’nden bir resulüm.”

  68. “Rabbimin mesajlarını size tebliÄŸ ediyorum Ben sizin için güvenilir bir öÄŸütçüyüm.”

  69. “Sizi uyarmak için içinizden bir adam aracılığıyla size Rabbinizden bir ihtar gelmesine ÅŸaÅŸtınız mı? Hatırlayın ki, O sizi Nûh toplumundan sonra halifeler yaptı ve yaratılışta size daha fazla bir boy-bos verdi Allah’ın nimetlerini anın ki kurtulabilesiniz.”

  70. Dediler ki: “Sen, yalnız Allah’a ibadet edelim de atalarımızın kulluk etmekte olduklarını terk edelim diye mi bize geldin? EÄŸer doÄŸru sözlü isen hadi bizi tehdit ettiÄŸini getir.

  71. Hûd dedi: “Rabbinizden bir azap ve gazap indi ya! Haklarında Allah’ın hiçbir kanıt indirmediÄŸi, sadece atalarınızın ve sizin uydurduÄŸunuz bir takım isimler hakkında mı benimle çekiÅŸiyorsunuz? Bekleyin bakalım, sizinle beraber ben de bekleyenlerdenim.”

  72. Nihayet onu ve beraberindekileri bizden bir rahmetle kurtardık; Ayetlerimizi yalanlayanların da kökünü kestik. İnanan kiÅŸiler deÄŸillerdi onlar. 

  73. Semûd’a da kardeÅŸleri Sâlih’i gönderdik. Dedi ki: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan baÅŸka ilahınız yok. Size Rabbinizden bir beyyine/açık bir kanıt gelmiÅŸtir. İşte ÅŸu, Allah’ın devesi. Sizin için bir mucize. Rahat bırakın onu, Allah’ın toprağında otlasın. Kötü bir niyetle dokunmayın ona. Yoksa korkunç bir azap yakalar sizi.”

  74. “Hatırlayın ki, Allah sizi Âd’dan sonra halifeler yaptı ve yeryüzünde sizi yerleÅŸtirdi. Onun düzlüklerinde saraylar kuruyorsunuz, daÄŸlarını yontup ev yapıyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini anın da fesat çıkararak yeryüzünü berbat etmeyin.

  75. Toplumunun kibre saplanmış kodamanları, içlerinden inanıp da baskı altında tutularak ezilenlere ÅŸöyle dediler: “Siz Sâlih’in, gerçekten Rabbi tarafından gönderildiÄŸini biliyor musunuz? Onlar: “Onun aracılığıyla gönderilene gerçekten inanıyoruz.” dediler. 

  76. Kibre saplananlar ÅŸöyle konuÅŸtular: “Biz sizin inandığınızı inkâr edenleriz.”

  77. Bu arada diÅŸi deveyi boÄŸazladılar. Ve Rablerinin emrinden dışarı çıkıp ÅŸöyle dediler: “Ey Sâlih! EÄŸer Allah tarafından gönderilenlerdensen, bizi tehdit ettiÄŸin ÅŸeyi önümüze getiriver.”

  78. Bunun üzerine onları, o ÅŸiddetli sarsıntı/o korkunç titreÅŸim yakaladı da öz yurtlarında yere çökmüÅŸ bir hale geldiler.

  79. Nihayet Sâlih onlardan yüzünü döndürüp ÅŸöyle dedi: “Ey toplumum! Andolsun ki, Rabbimin mesajını size tebliÄŸ ettim, size öÄŸüt verdim; ama siz öÄŸüt verenleri sevmiyorsunuz.

  80. Ve Lût… Toplumuna ÅŸöyle demiÅŸti: “Sizden önce âlemlerden hiçbirinin yapmadığı bir iÄŸrençliÄŸe mi giriÅŸiyorsunuz?”

  81. “Siz, kadınları bırakıp ÅŸehvetiniz yüzünden erkeklere gidiyorsunuz. DoÄŸrusu siz sınır tanımayan bir topluluksunuz.” 

  82. Toplumunun cevabı sadece ÅŸunu söylemek oldu: “Çıkarın ÅŸunları kentimizden. Çünkü onlar temizlik tutkunu insanlardır.”

  83. Biz de onu ve ailesini kurtardık. Karısı müstesna. O, yere geçenlerden oldu.

  84. Üzerlerine bir de yaÄŸmur indirdik. Bak nasıl oldu suçluların sonu!

  85. Medyen’e de kardeÅŸleri Åžuayb’ı gönderdik. Åžöyle dedi: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. O’ndan baÅŸka ilah yok size. Size Rabbinizden açık bir kanıt gelmiÅŸtir. Ölçü ve tartıda dürüst davranın. İnsanların eÅŸyasına el koymaya tenezzül etmeyin. Yeryüzünde, orası barışa kavuÅŸtuktan sonra bozgun çıkarmayın. EÄŸer inanan insanlarsanız bu sizin için daha hayırlıdır.”

  86. “Her yol üstünde oturup da tehdit savurarak Allah yolundan O’na inananları çevirmeyin. Yolun çarpığını isteyip durmayın. Hatırlayın ki, siz az idiniz, O sizi çoÄŸalttı. Bir bakın, nasılmış bozguncuların sonu!”

  87. “İçinizden bir grup, benimle gönderilene inanmış, bir baÅŸka grup da inanmamışsa, Allah aranızda hükmedinceye kadar sabırlı olun. O, yargıçların en hayırlısıdır.”

  88. Toplumunun büyüklük taslayan kodamanları dediler ki: “Ey Åžuayb! Ya kesinlikle milletimize dönersiniz yahut da seni ve seninle birlikte inananları kentimizden mutlaka çıkarırız.” Dedi ki: “Ya istemiyorsak; zor ve baskıyla mı?”

  89. “Allah bizi, ondan kurtardıktan sonra tekrar sizin milletinize dönersek yalan düzüp Allah’a iftira etmiÅŸ oluruz. Rabbimiz Allah istemediÄŸi sürece, sizin milletinize dönmemiz söz konusu edilemez. Rabbimiz bilgice her ÅŸeyi kuÅŸatmıştır. Allah’a dayanıp güvendik biz. Ey Rabbimiz! Toplumumuzla bizim aramızda hak ile hükmet. Sen çözüm getirenlerin en hayırlısısın.”

  90. Toplumunun küfre sapan kodamanları dedi ki: “EÄŸer Åžuayb’ın ardısıra giderseniz hüsrana gömülenler olursunuz.

  91. Bunun üzerine o büyük titreÅŸim/o büyük zelzele onları enseleyiverdi de öz yurtlarında yere çökmüÅŸ hale geldiler.

  92.  Åžuayb’ı yalanlayanlar sanki o yerde hiç ÅŸenlik kurmamışlardı. Åžuayb’ı yalanlayanlar hüsrana saplananların ta kendileriydi.

  93.  Åžuayb onlardan yüzünü döndürdü de ÅŸöyle dedi: “Yemin olsun, ben size Rabbimin mesajlarını ilettim. Size öÄŸüt verdim. Artık küfre batmış bir topluluÄŸa nasıl acırım?”

  94. Biz bir ülkeye bir peygamber gönderdiÄŸimizde, onun halkını zorluk ve darlıkla mutlaka sıktık ki, sığınıp yakarsınlar.

  95. Sonra zorluk ve sıkıntının yerine mutluluk ve güzelliÄŸi getirmiÅŸiz de çoÄŸalmışlar ve ÅŸöyle demiÅŸlerdir:” Atalarımız da zorluk ve sevinçle yüzyüze gelmiÅŸlerdi.” Nihayet biz onları farkında olmadıkları bir sırada ansızın enseleyiverdik.

  96. O medeniyetlerin halkı inanıp korunsalardı, elbette ki üzerlerine gökten ve yerden bereketler saçardık. Ama yalanladılar, biz de onları kazanır olduklarıyla yakalayıverdik.

  97. O kentlerin halkı, uyudukları bir sırada, şiddetimizin bir gece kendilerine gelmeyeceğinden emin mi idiler?

  98. Yoksa o kentler halkının, bir kuşluk vakti oynayıp eğlenirken azabımızın yakalarına yapışmayacağına ilişkin bir garantileri mi vardı?

  99. Allah’ın tuzağından emin miydiler? Hüsrana uÄŸrayan topluluktan baÅŸkası Allah’ın tuzağından emin olamaz.

  100. Tüm bu olanlar, eski sahiplerinden sonra yeryüzüne mirasçı olanlara ÅŸunu göstermedi mi: Dilersek onları günahları yüzünden belaya çarptırırız, kalpleri üzerine mühür basarız da artık söz dinleyemez olurlar.

  101. İşte o kentler/medeniyetler! Haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz sana. Andolsun, resulleri onlara açık-seçik deliller getirmiÅŸti. Ama daha önce yalanlamış oldukları için inanamadılar. Küfre sapanların kalplerini Allah iÅŸte böyle mühürler.

  102. Onların birçoÄŸunda ahde vefadan eser bulmadık. Onların birçoÄŸunu yoldan iyice çıkmış bulduk.

  103. Onların ardından Mûsa’yı, ayetlerimizle Firavun’a ve kodamanlarına gönderdik de ayetlerimiz karşısında zulme saptılar. Bir bak, nasıl olmuÅŸtur bozguncuların sonu!

  104. Musa dedi ki: “Ey Firavun! kuÅŸkun olmasın ki ben, âlemlerin Rabbi’nin bir resulüyüm.”

  105. Allah hakkında gerçek dışında bir ÅŸey söylememek benim üzerimde bir varoluÅŸ borcudur. Ben size Rabbinizden bir beyyine getirdim. Artık İsrailoÄŸullarını benimle gönder.”

  106. Firavun dedi: “Bir mucize getirdinse, doÄŸru sözlülerden isen onu ortaya çıkar.”

  107. Bunun üzerine Mûsa asasını yere attı; birden korkunç bir ejderha oluverdi o.

  108.  Elini çekip çıkardı; birden o el, bakanların önünde bembeyaz kesildi.

  109. Firavun toplumunun kodamanları ÅŸöyle konuÅŸtular: “Bu adam gerçekten çok bilgili bir büyücü.”

  110. “Sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz?”

  111. Dediler ki: “Onu kardeÅŸiyle birlikte alıkoy. Ve ÅŸehirlere  toplayıcılar gönder”

  112. “Tüm bilgili büyücüleri sana getirsinler.”

  113. Büyücüler Firavun’a gelip dediler ki: “EÄŸer galip gelen biz olursak bize iyi bir ödül var mı?”

  114. “Evet, dedi, ayrıca siz benim en yakınlarımdan olacaksınız.”

  115. Sihirbazlar ÅŸöyle dediler: “Ey Musa! Sen mi hünerini ortaya atacaksın yoksa biz mi hünerlerimizi sergileyelim?”

  116. “Siz sergileyin” dedi. Hünerlerini ortaya atınca, halkın gözlerini büyülediler, onları dehÅŸete düÅŸürdüler. Çok büyük bir büyü sergilediler.

  117. Biz de Mûsa’ya ÅŸöyle vahyettik: “Hadi at asanı!” Bir de ne görsünler, asa, onların ortaya getirdikleri ÅŸeyleri yalayıp yutuyor.

  118. Böylece hak ortaya çıktı, onların yapıp ettikleri, iÅŸe yaramaz hale geldi.

  119. Orada maÄŸlup oldular, küçük düÅŸtüler.

  120.  Ve büyücüler secdeye kapandılar. 

  121. “Âlemlerin Rabbi’ne iman ettik.” Dediler;

  122. “Musa’nın ve Harun’un Rabbi’ne!”

  123. Firavun dedi ki: “Demek ben size izin vermeden ona inandınız ha! Bu, ÅŸehirde tezgâhladığınız bir tuzaktır ki, bununla ÅŸehir halkını oradan çıkarmak peÅŸindesiniz. Yakında anlarsınız.”

  124. “Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceÄŸim, sonra da hepinizi asacağım.”

  125. “Biz, dediler, doÄŸruca Rabbimize varacağız.”

  126. “Sen bizden, sırf Rabbimizin ayetleri bize gelince, onlara iman ettiÄŸimizden ötürü intikam alıyorsun. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yaÄŸdır. Canımızı Müslümanlar olarak al.”

  127. Firavun kavminin kodamanları dediler ki:”Musa’yı ve toplumunu, yeryüzünü fesada verip seni ve ilâhlarını terk etsinler diye mi bırakıyorsun?” Dedi ki Firavun: “Biz onların oÄŸullarını öldürüp kadınlarını diri bırakacağız/kadınlarının rahimlerini yoklayıp çocuk alacağız/kadınlarına utanç duyulacak ÅŸeyler yapacağız. Üstlerine sürekli kahır yaÄŸdıracağız.”

  128. Mûsa kendi toplumuna ÅŸöyle dedi: “Allah’tan yardım dileyin, sabırlı olun. Yeryüzü Allah’ındır, Allah ona, kullarından dilediÄŸini mirasçı kılar. Sonuç, takvaya sarılanlarındır.”

  129. Dediler ki: “Senin bize geliÅŸinden önce de iÅŸkenceye uÄŸratıldık, geliÅŸinden sonra da.” Mûsa dedi: “Rabbimizin, düÅŸmanınızı yok etmesi ve nasıl davranacağınıza bakmak üzere sizi yeryüzünde yöneticiler yapması umulabilir.”

  130. Yemin olsun ki biz, Firavun hanedanını yakalayıp ürün eksikliÄŸiyle senelerce sıktık ki, düÅŸünüp öÄŸüt alabilsinler.

  131. Onlara bir iyilik geldiÄŸinde, “bu bizimdir” derlerdi. Kendilerine bir kötülük dokunduÄŸunda ise Mûsa ve beraberindekilerin uÄŸursuzluÄŸuna yorarlardı. Gözünüzü açın! Onların uÄŸursuzluk kuÅŸu Allah katındadır, fakat birçoÄŸu bilmiyor.

  132. Åžunu da söylediler: “Bizi büyülemek için, bize istediÄŸin kadar ayet getir. Sana inanmayacağız.” 

  133. Biz de onlar üzerine açık açık mucizeler olarak tufan, çekirge, haÅŸerat, kurbaÄŸalar ve kan gönderdik; yine de kibre saptılar ve günahkâr bir topluluk oluverdiler.

  134. Pislik üzerlerine çökünce ÅŸöyle dediler: “Ey Mûsa! Sana verdiÄŸi söze dayanarak Rabbine bizim için dua et. Åžu pisliÄŸi üzerimizden kaldırırsa, sana kesinlikle inanacağız ve İsrailoÄŸullarını seninle birlikte mutlaka göndereceÄŸiz.”

  135. Dolduracakları bir süreye kadar kendilerinden azabı kaldırdığımızda, hemen yeminlerini bozdular.

  136. Bunun üzerine biz de onlardan öc aldık: Ayetlerimizi yalanladıkları, onlara aldırmazlık ettikleri için hepsini suda boÄŸduk.

  137. Ezilip itilmekte olan topluluÄŸu da içine bereketler doldurduÄŸumuz toprağın doÄŸularına ve batılarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoÄŸullarına verdiÄŸi güzel söz, sabretmeleri yüzünden hedefine vardı. Firavun ve toplumunun sanayi olarak meydana getirdiklerini de dikip yükselttikleri sarayları da yere geçirdik.

  138. İsrailoÄŸullarına denizi geçirttik. Özel putlarına tapan bir topluluÄŸa rastladılar. Bunun üzerine: “Ey Mûsa, dediler, bunların ilahları olduÄŸu gibi sen de bize bir ilah belirle.” Musa dedi: “Siz cahilliÄŸi sürdürmekte olan bir toplumsunuz.”

  139. “Åžu gördüklerinizin içinde bulunduÄŸu din çökmüÅŸtür. Yapmakta oldukları da boÅŸa çıkacaktır.”

  140. Åžunu da söyledi: “Size Allah’tan baÅŸka bir ilah mı arayayım? O sizi âlemlere üstün kılmıştır.”

  141. Åžunu da hatırlayın: Sizi Firavun hanedanından kurtarmıştık. Size azabın en kötüsü ile iÅŸkence ediyorlardı: OÄŸlanlarınızı katlediyor, kadınlarınızı diri bırakıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden gelmiÅŸ büyük bir imtihan vardı.

  142. Mûsa ile otuz gece için vaatleÅŸtik. Ve bunu, bir on ekleyerek tamamladık. Böylece Rabbinin belirlediÄŸi süre kırk geceye ulaÅŸtı. Mûsa, kardeÅŸi Hârun’a dedi ki; “Toplumum içinde benim yerime sen geç, barışçı ol, bozguncuların yolunu izleme.”

  143. Mûsa, bizimle sözleÅŸtiÄŸi yere gelip Rabbi de kendisi ile konuÅŸunca ÅŸöyle yakardı: “Rabbim, göster bana kendini, göreyim seni.” Dedi: “Asla göremezsin beni. Ama ÅŸu daÄŸa bak. EÄŸer o yerinde durabilirse, sen de beni göreceksin.” Rabbi, daÄŸa tecelli edince onu parça parça etti. Ve Mûsa baygın vaziyette yere yığıldı. Kendine gelince ÅŸöyle yakardı: “Tespih ederim o yüce varlığını, tövbe edip sana yöneldim. İman edenlerin ilkiyim ben.”

  144. Allah buyurdu: Ey Mûsa! Ben, gönderdiÄŸim vahiylerle, konuÅŸmamla seni seçip yücelttim. Sana verdiÄŸimi al ve ÅŸükredenlerden ol.” 

  145. Biz Mûsa için levhalarda her ÅŸeyi yazdık: ÖÄŸüt olarak, her ÅŸeyin detayı olarak. “Kuvvetle tut bunları ve emret toplumuna da onları en güzel ÅŸekliyle tutsunlar. Fâsıklar yurdunu göstereceÄŸim size.”

  146. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzak tutacağım: Onlar hangi mucizeyi görseler ona inanmazlar. DoÄŸruya varan yolu görseler, onu yol edinmezler. Ama azgınlık yolunu görseler onu yol edinirler. Bu böyledir. Çünkü onlar ayetlerimizi yalanladılar ve onlara karşı kayıtsız kaldılar.

  147. Ayetlerimizi ve âhirete varılacağını yalan sayanların tüm yaptıkları boÅŸa gitmiÅŸtir. Bulacakları karşılık, yapıp ürettiklerinden baÅŸkası olmayacaktır.

  148. Mûsa’nın kavmi, onun Allah’la konuÅŸmaya gidiÅŸinden sonra, süs eÅŸyalarından oluÅŸmuÅŸ, böÄŸürebilen bir buzağı heykelini ilah edinmiÅŸti. Görmediler mi ki, o onlarla ne konuÅŸabiliyor ne de kendilerine yol gösterebiliyor? Onu benimsediler ve zalimler haline geldiler.

  149. BaÅŸları avuçları arasına düÅŸürülüp de sapmış olduklarını fark ettiklerinde ÅŸöyle yakardılar: “Rabbimiz bize merhamet etmez, bizi affetmezse mutlaka hüsrana düÅŸenlerden olacağız.”

  150. Mûsa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine döndüÄŸünde ÅŸöyle dedi: “Benden sonra arkamdan ne kötü ÅŸeyler yaptınız! Rabbinizin emrini bekleyemediniz mi?” Levhaları yere attı, kardeÅŸinin başını tuttu, kendisine doÄŸru çekiyordu. KardeÅŸi dedi ki: Ey annem oÄŸlu! Bu topluluk beni horlayıp hırpaladı. Nerdeyse canımı alıyorlardı. Bir de sen düÅŸmanları bana güldürme. Beni ÅŸu zalim toplulukla bir tutma.”

  151. Mûsa ÅŸöyle yakardı:” Rabbim! Beni ve kardeÅŸimi bağışla. Rahmetine sok bizi. Sen, rahmet edenlerin en merhametlisisin.”

  152. Buzağıyı ilah edinenler var ya, yakında onlara Rablerinden bir öfke ve dünya hayatında bir zillet ulaÅŸacaktır. İftiracıları böyle cezalandırırız biz.

  153. Günahlar iÅŸledikten sonra imana sarılanlara gelince, o imandan sonra Allah çok affedici, çok merhametli olacaktır.

  154. Öfke, Mûsa’yı rahat bırakınca, levhaları aldı. Onlardaki yazıda, yalnız Rableri karşısında ürperenler için bir rahmet ve bir kılavuz vardı.

  155. Mûsa bizimle buluÅŸma vakti için yetmiÅŸ adam seçti. Åžiddetli sarsıntı onları yakalayınca Mûsa ÅŸöyle dedi: “Rabbim, dileseydin, onları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı edeceksin? Bu iÅŸ senin imtihanından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Onunla dilediÄŸini ÅŸaşırtır, dilediÄŸine yol gösterirsin. Sen bizim Velîmizsin. O halde affet bizi, acı bize. Sen affedenlerin en hayırlısısın.”

  156. “Bize hem bu dünyada güzellik yaz hem de âhirette. Dönüp dolaşıp sana geldik.” Buyurdu ki: “Azabıma dilediÄŸimi çarptırırım. Rahmetime gelince, o her ÅŸeyi çepeçevre kuÅŸatmıştır. Ben onu; sakınıp korunanlara, zekâtı verenlere, ayetlerimize inananlara yazacağım.”

  157. Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılmış bulacakları ümmî peygambere uyarlar; o onlara iyiliÄŸi emreder, kötü ve çirkinden alıkoyar. Güzel ÅŸeyleri onlara helal kılar, pis ÅŸeyleri onlara yasaklar. Sırtlarından ağırlıklarını indirir, üzerlerindeki zincirleri, baÄŸları söküp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden, onunla indirilen ışığa uyan kiÅŸiler, kurtuluÅŸa erenleri ta kendileridir.

  158. De ki: “Ey insanlar! Ben sizin tümünüze Allah’ın resulüyüm. Göklerin ve yerin mülkü o Allah’ındır. İlah yoktur O’ndan baÅŸka. O diriltir, O öldürür. O halde Allah’a ve resulüne iman edin; Allah’a ve O’nun sözlerine inanan o ümmî peygambere iman edip uyun ki, doÄŸruya ve güzele ulaÅŸabilesiniz.” 

  159. Mûsa kavminden bir topluluk vardır ki, hakka kılavuzluk eder ve yalnız hakka dayanarak adaleti gözetir.

  160. Biz onları, oniki torun kabileye ayırdık. Toplumu kendisinden su istediÄŸinde de Mûsa’ya, “asanı taÅŸa vur” diye vahyettik. TaÅŸtan, oniki göze fışkırdı. Her oymak su içeceÄŸi yeri belledi. Onların üzerlerine bulutları gölgelik yaptık, kendilerine kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Yiyiniz size sunduÄŸumuz rızıkların temizlerinden.” Onlar bize zulmetmediler ama öz benliklerine zulmediyorlardı.

  161. Onlara ÅŸöyle denildi: Åžu kentte oturun, orada istediÄŸiniz yerden yiyin. ‘Affet’ diye yalvarın; kapıdan da secde ederek girin ki, hatalarınızı bağışlayalım. Güzel düÅŸünüp güzel iÅŸ yapanlara daha fazlasını da vereceÄŸiz.

  162. Onların zulme sapanları, sözü, kendilerine söylenenin dışında bir sözle deÄŸiÅŸtirdiler. Bunun üzerine biz de sergiledikleri zulümlere karşılık üstlerine gökten bir pislik azabı saldık.

  163. Sor onlara o deniz kıyısındaki kentin durumunu. Cumartesi günü azıp sınır tanımazlık ediyorlardı. Sebt yaptıkları gün balıkları onlara akın akın gelirdi; Sebt yapmadıkları günlerde ise onlara gelmezdi. Yoldan sapmaları yüzünden onları böyle imtihan ediyorduk.

  164. İçlerinden bir topluluk ÅŸöyle dedi: “Allah’ın helak edeceÄŸi yahut ÅŸiddetli bir azapla azaplandıracağı bir topluma ne diye öÄŸüt verip duruyorsunuz?” Dediler ki: “Rabbinize karşı bir mazeret olsun diye ve bir de korunup sakınırlar ümidiyle”

  165. Kendilerine verilen öÄŸüdü unuttuklarında, kötülükten alıkoyanları kurtarıp zulme sapanları, yoldan çıkmalarından ötürü, acı bir azapla enseleyiverdik.

  166. Ne zaman ki, yasaklandıkları ÅŸeylerden ötürü öfkelenip baÅŸka aşırılıklar yapmaya baÅŸladılar, onlara ÅŸöyle dedik: “AÅŸağılık, maskara maymunlar olun!”

  167. Rabbin, kıyamet gününe kadar, kendilerine azabın en kötüsünü yapacak kimseleri üzerlerine göndereceÄŸini bildirmiÅŸti. Senin Rabbin cezayı vermede çok süratli davranır; ama çok affedici, çok merhametlidir de.

  168. Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere böldük. İçlerinde barışsever iyiler vardı. Belki dönerler ümidiyle onları güzelliklerle de kötülüklerle de imtihana çektik.

  169. Arkalarından, yerlerini alan halefler geldi. Bunlar, Kitap’a varis olmuÅŸlardı. Åžu basit dünyanın geçici menfaatini esas alıyorlar ve ÅŸöyle diyorlardı: “Biz zaten bağışlanacağız!” Kendilerine, bir menfaat daha gelse onu da alıyorlardı. Bunlardan, Allah hakkında, gerçek dışında bir ÅŸey söylememelerine iliÅŸkin Kitap misakı alınmamış mıydı? O Kitap’ın içindekileri okuyup incelemediler mi? Âhiret yurdu takvaya sarılanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı iÅŸletmeyecek misiniz?

  170. Kitap’a sarılanlar ve namazı kılanlara gelince, biz, barışsever iyilerin ödülünü zayi etmeyiz.

  171. Bir zaman, dağı tepelerine bir gölgelik gibi çekmiÅŸtik de onu üstlerine düÅŸüyor sanmışlardı. “Size verdiÄŸimizi kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın ki korunabilesiniz.”

  172. Hani Rabbin, âdemoÄŸullarından bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine ÅŸahit tutarak sormuÅŸtu: “Rabbiniz deÄŸil miyim?” Onlar: “Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz.” demiÅŸlerdi. Kıyamet günü “biz bundan habersizdik demeyesiniz.”

  173. Åžöyle de demeyesiniz: “Daha önce atalarımız ÅŸirke batmıştı. Biz de onların ardından gelen bir soyuz. GerçeÄŸi çiÄŸneyenler yüzünden bizi helak mı edeceksin?”

  174. Biz ayetleri iÅŸte bu ÅŸekilde detaylandırıyoruz ki, hakka dönebilsinler.

  175. Onlara, ÅŸu adamın haberini de oku: Kendisine ayetlerimizi vermiÅŸtik; onlardan sıyrılıp çıktı, ÅŸeytan da onu peÅŸine taktı; nihayet o, azgınlardan oluverdi.

  176. Dileseydik onu, o ayetlerle yüceltirdik. Ama o, yere saplandı, iÄŸreti arzularına uydu. Onun durumu ÅŸu köpeÄŸin durumuna benzer: üstüne varsan dilini sarkıtarak solur, kendi haline bıraksan dilini sarkıtarak solur. Ayetlerimizi yalanlayan toplumun örneÄŸi iÅŸte budur. Bu hikâyeyi anlat ki düÅŸünüp taşınabilsinler.

  177. Ayetlerimizi yalanlayan topluluÄŸun vücut verdiÄŸi örnek ne kötüdür! Onlar öz benliklerine zulmediyorlardı.

  178. Allah’ın yol gösterdiÄŸi, gerçeÄŸe varmıştır, saptırdıkları ise hüsrana batıp kalmıştır.

  179. Yemin olsun ki biz, insanlardan ve cinlerden birçoÄŸunu cehennem için yarattık. Kalpleri var bunların, onlarla anlamazlar; gözleri var bunların, onlarla görmezler; kulakları var bunların, onlarla iÅŸitmezler. Davarlar gibidir bunlar. Belki daha da ÅŸaÅŸkın. Gafillerin ta kendileridir bunlar. 

  180. En güzel isimler Allah’ındır; O’na onlarla dua edin. O’nun isimlerinde ters bir tutum izleyenleri bırakın. Yapıp ettiklerinin cezasını çekeceklerdir.

  181. Bizim yarattıklarımızdan bir ümmet var ki, hakka rehberlik eder ve onunla adalet sunar.

  182. Ayetlerimizi yalanlayanları hiç bilemeyecekleri bir yerden ağır ağır çöküÅŸe götüreceÄŸiz.

  183. Süre tanıyorum onlara. Çünkü benim tuzağım pek yamandır.

  184. DüÅŸünmediler mi ki, o arkadaÅŸlarında cinnetten eser yok. Apaçık bir uyarıcıdan baÅŸkası deÄŸildir o.

  185. Göklerin ve yerin melekûtuna bakmadılar mı; ecellerinin gerçekten yaklaÅŸmış olabileceÄŸini düÅŸünmediler mi? Peki bu Kur’an’dan sonra hangi hadise/söze iman ediyorlar?

  186. Allah’ın ÅŸaşırttığına kimse kılavuzluk edemez. O bırakır onları ki, kudurganlıkları içinde bocalayıp dursunlar.

  187. Ne zaman gelip çatacak diye kıyamet saatini soruyorlar sana. De ki: “Ona iliÅŸkin bilgi Rabbim katındadır. Onu vakti geldiÄŸinde belirginleÅŸtirecek olan yalnız O’dur. Göklere de, yere de ağır gelmiÅŸtir o. O size ansızın gelecektir, baÅŸka deÄŸil.” Sen onu iyice biliyormuÅŸsun gibi sana soruyorlar. De ki: “Ona iliÅŸkin bilgi Allah katındadır, fakat insanların çokları bilmiyorlar.”

  188. De ki: “Ben kendi nefsime, Allah’ın dilediÄŸinden baÅŸka ne bir yarar saÄŸlayabilirim ne de bir zarar verebilirim. EÄŸer gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapardım. Ama bana kötülük dokunmamıştır bile. Ben, inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve bir müjdeciden baÅŸkası deÄŸilim.”

  189. O, odur ki, sizi bir tek canlıdan yarattı, eÅŸini de vücuda getirdi ki, gönlü buna ısınsın. EÅŸini sarıp kucaklayınca o, hafif bir yük yüklendi de bir süre onu gezdirdi. AğırlaÅŸtığında ikisi birden Rablerine ÅŸöyle dua ettiler: “Bize iyi huylu, yakışıklı bir çocuk verirsen yemin ederiz, ÅŸükredenlerden olacağız.”

  190. Allah onlara ruhta-bedende güzel bir çocuk verince, kendilerine sunduÄŸu nimette ikisi birden Allah’a ortak koÅŸmaya baÅŸladılar. Allah onların ortak koÅŸtuÄŸu ÅŸeylerden arınmıştır.

  191. Hiçbir ÅŸey yaratmayan, bizzat kendileri yaratılmış olan ÅŸeyleri/kiÅŸileri mi ortak koÅŸuyorlar.

  192. Onlar, ne bunlara bir yardım sağlayabilirler ne de kendi benliklerine yardımcı olabilirler.

  193. Onları, iyiye ve güzele çağırsanız sizi izlemezler. Ha onlara dua etmiÅŸsiniz ha sus-pus oturmuÅŸsunuz. Sizin için birdir.

  194. Allah dışında yakardıklarınız sizin gibi kullardır. EÄŸer iddianızda haklıysanız, hadi çağırın onları da size cevap versinler.

  195. Ayakları mı var onların ki, onlarla yürüsünler; elleri mi var onların ki, onlarla tutsunlar; gözleri mi var onların ki, onlarla görsünler; kulakları mı var onların ki, onlarla iÅŸitsinler. De ki: “Ortaklarınızı çağırıp bana tuzak kurun. Hadi, göz açtırmayın bana!”

  196. “Benim Velî’m, o Kitap’ı indiren Allah’tır. O, barışsever kulları koruyup gözetir.”

  197. O’nun dışında yakardıklarınız, size yardım edemezler. Kendilerine de yardımcı olamazlar. 

  198. Onları, hidayete çağırsanız, duymazlar.  Onların sana baktıklarını sanırsın. Oysaki, onlar görmezler.

  199. Affetmeyi esas al. İyiyi ve güzeli emret, cahillerden yüz çevir.

  200. Åžeytandan bir dürtü seni dürtüklediÄŸinde, Allah’a sığın. Çünkü O her ÅŸeyi iÅŸitir, her ÅŸeyi bilir.

  201. Korunup sakınanlar, kendilerine ÅŸeytandan bir görüntü/dürtü gelip dokunduÄŸunda, hemen Allah’ı hatırlarlar. İşte o anda görülmesi gerekeni görürler.

  202. YoldaÅŸları ise onları sürekli azgınlığa iterler, sonra da yakalarını bırakmazlar.

  203. Onlara bir ayet getirmediÄŸinde, “onu da ÅŸurdan burdan derleseydin ya,” diye konuÅŸurlar. De ki: ”Ben sadece Rabbimden bana vahyedilene uyuyorum. Bu, Rabbinizden gelen gönül gözleridir, doÄŸruya kılavuzdur, İman eden bir toplum için rahmettir.”

  204. Kur’an okunduÄŸu zaman onu dinleyin ve susun ki, size rahmet edilsin.

  205. Rabbini, öz benliÄŸinin içinde yalvarıp ürpererek, bağırtılı olmayan bir sesle sabah-akÅŸam zikret. Sakın gafillerden olma.

  206.  Rabbinin katında olanlar, büyüklük taslayıp O’na kulluktan yüz çevirmezler; O’nu tespih ederler ve yalnız O’na secde ederler.

​

Paylaşım:

 

Ayetler(1-6): İlk olarak Kalem suresinin birinci ayetinde harfle tebliÄŸe baÅŸlandığı görülmüÅŸtü. Bu surede ise üç harf ile tebliÄŸ baÅŸlamış. BaÅŸka surelerde de benzer durumlar görülecektir. Bu harflerin niçin kullanıldığı açık deÄŸildir. TebliÄŸ kitaplarının, beÅŸerin ruhsal tekâmülüne yardım edebilmek için Ana Plan uyarınca düzenlenmiÅŸ olduÄŸunu düÅŸünebiliriz. Yani tebliÄŸi yapacak olan görevlinin dünya boyutundaki görevine baÅŸlamadan önce  hangi çerçevede bilgi iletileceÄŸi planlanmış olmalı. Tevrat, İncil, Kur’an sıralamasında bu düÅŸüncenin geçerliliÄŸini görebiliyoruz. İlahi Sistem hakkında Tevrat ve İncil’de bilgi yoktur. Fakat Kur’an sınırlı da olsa bilgi iletmektedir. Bu düÅŸünceden hareket edersek; olabilir ki ilk planda verilmesi düÅŸünülen bilgilerden bir kısmı tebliÄŸ sırasında perdelenmiÅŸtir. Bu düÅŸünceyi destekleyen örnekler Kur’an’da çok sayıda bulunabilir; (Yûnus-1), (Yusuf-1), (Râd-1) gibi. Sadece bir tanesinin ifadesini görmek yeterli olacaktır:

Yûsuf Suresi -1 :Elif, Lâm, Râ. O apaçık, apaydınlık Kitap’ın ayetleridir bunlar. 

​

   DiÄŸer ayetlere dönersek; BaÅŸka surelerde de tekrar edildiÄŸi gibi, Kur’an’ın beÅŸere bir uyarıcı olduÄŸu ve sadece inananlar için bir öÄŸüt ve düÅŸündürücü olduÄŸu anlatılmış. Kur’an’ın inananlara düÅŸünmelerini öÄŸütlemesinden acaba ne anlıyabiliriz? BeÅŸer robot deÄŸildir, düÅŸünür. DüÅŸünerek sebep sonuç iliÅŸkisini kurarak kendisi ile ilgili serüvene yönelik ipuçlarını yakalamaya baÅŸlayabilir. Yani yaratılış konusu ile ilgili idraki deÄŸiÅŸmeye baÅŸlayabilir. İdrak artışı ise kiÅŸinin inancının otomatik olmaktan çıkıp benimsenmesine sebep olacaktır diye düÅŸünebiliriz. İdrak artışının sonucu ise varlığın ruhsal tekâmül yolunda ilerlemesine yol açabilir. 

​

   Kur’an sadece “elçi gönderilen toplumların hesaba çekileceÄŸini” belirtiyor. İşte İlahi sistemin kusursuz adaletine bir örnek. Devamında elçilerin de hesaba çekileceÄŸi anlatılmış. Elçiler belli bir görev tanımı ile dünyada bedenlenmiÅŸ görevlilerdir. Onlar da görev sonlanınca görevlerinde baÅŸarılı olup olamadıkları incelenecekmiÅŸ. Böylece hem görevlinin yeni görevi tanımlanacak hem de o toplumun bundan sonra tekâmülüne yardımcı olacak baÅŸka bir görevlinin görev tanımı yapılacaktır diye düÅŸünmek uygun olabilir.   

 

Ayetler(7-9): Bu ayet, beÅŸerin tekâmülünü planlayıp uygulayan güç merkezinin beÅŸere olup biteni bir ilmin ışığında açıklayacağını anlatıyor. Bu anlatımın kelimelerle beÅŸere bilgi verecek ÅŸekilde olacağını sanmıyorum. Muhtemeldir ki beÅŸer aldığı, belki de farkında olmadığı yardımlarla ulaÅŸacağı bilimsel geliÅŸmelerle kendisi konuyu anlamaya baÅŸlayacaktır.

​

   BeÅŸerin tekâmülü sonsuzdur. Dünyaya tek bir geliÅŸle hesabın kapatılacağını düÅŸünmem mümkün deÄŸildir. Dünya okuluna, varlık çeÅŸitli defalar gelip hayat planındaki eÄŸitimi görecektir. Biyolojik ölüm sonunda hesap görülecek ve yeni bir plan hazırlanacak olmalı. Ayette bahsedilen kurtuluÅŸ terimi cennete gitmek midir? Unutmayalım ki cehennem de bir okuldur. Dahası cennet terimi Kur’an’da çoÄŸul olarak kullanılır. Ve farklı cennetlerden bahsedilir. Cennetlerin de ruhsal tekâmül boyutları olduÄŸunu düÅŸünmek herhalde yanlış olmayabilir.

 

Ayet(10): Madde kâinatında galaksiler, güneÅŸ sistemleri ve gezegenler çok fazladır ve dünyamız bu sonsuz ortamda çok küçük bir gezegendir. Dünya gezegeninde Adem nesli için uygun yaÅŸam ÅŸartları oluÅŸturulmuÅŸ. (Mühendislik harika).

 

Ayet(11-18): GörüldüÄŸü gibi Âdem nesli önce yaratılmış sonra biçimlendirilmiÅŸ. Yaratılanın ruh, biçimlendirilenin ise beden olduÄŸunu düÅŸünürüm. Ayetlere göre, dünyada Âdem nesli zaten var iken meleklerin Allah emrettiÄŸinde Âdem’e secde etmesi istenmiÅŸ. Ayette Âdem hikâyesine gönderme var. Aslında konu doÄŸrudan beÅŸerin ruhsal tekâmülünü saÄŸlayıp kendisine meleklerin secde edeceÄŸi boyutlara ulaÅŸabilmesidir. Secde edilmesi gereken sadece Yaratan iken, meleklerin Âdem’e secde etmesi nasıl açıklanabilir? Melekler, Âdem nesli ve benzerleri gibi ruhsal tekâmül yeteneÄŸi verilmiÅŸ olanlara, kendilerine tanımlanmış görevleri yapmakla sorumlu varlıklardır. Olabilir ki secde sembolizmi ile anlatılmak istenen; BeÅŸerin deÄŸersizliklerden yaratıldığını düÅŸünürsek (Meryem suresi-67), tekâmül ile meleklerin görevlerini üstlenmeleri olabilir. Âdem neslinin deÄŸersizliklerden yaratıldığını hatırlarsak O’nun Arzusunun ihtiÅŸamını hissetmeye baÅŸlayabiliriz. (Bakara suresi-30) …Allah ÅŸöyle dedi: “Åžu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.”

   Verilen ayetlerde anlatıldığına göre meleklerden olan İblis, Âdem’e secde etmemiÅŸ. Sebep olarak kendisinin ateÅŸten, Âdem’in ise çamurdan yaratılmış olmasını göstermiÅŸ. Burada İblis’in bir enerji formundan yaratıldığını anlıyoruz. Âdem’in özü yani ruhu ölümsüzdür ve onun da bir enerji formundan yaratılmış olması gerekmez mi? Çamurdan yaratılan, sadece Âdem’in bedenidir. Deme ki İblis’in bildiÄŸi Âdem’in bedeni ile sınırlıdır. 

   Verilen ayetlere göre Âdem’e secde etmeyen İblis cezalandırılmış. (Ayet-13). BulunduÄŸu konumdan kovulmuÅŸ. Sonra gelen ayetlerde ise (14,15,16,17) İblis’in, toplumsal uyanış dönemine kadar (kıyamet), beÅŸeri doÄŸru yoldan saptıracağını anlıyoruz. GörüldüÄŸü gibi bunun için İblis’e izin verilmiÅŸ. Yani meleklerden olan İblis bu iÅŸ için görevlendirilmiÅŸ olmuyor mu? Burada verilen ayetler ve Kur’an’ın diÄŸer surelerinde; Âdem-İblis konusunda verilen diÄŸer ayetler hakkında düÅŸünürken aÅŸağıda sunulan ayetin yol gösterici olduÄŸunu fark edebiliriz:    

Åžems Suresi-(7,8) Nefse ve onu düzgün bir biçimde ÅŸekillendirene, Ardından da ona bozukluÄŸunu ve takvasını ilham edene andolsun ki….   

 

   Adem-İblis konusunda sunulan ayetlerden hissedebildiÄŸim; İblis metaforu ile anlatılan her beÅŸerin ÅŸeytanının kendi nefsi olduÄŸudur. Madde dünyamız ikilem dünyasıdır. BeÅŸer de bundan payını almış. Ancak O’nun Arzu planı uyarınca beÅŸer ruhsal tekâmülüne devam edecektir. Gerekli yardım mutlaka yapılacaktır. Zaten yardım olmadan nefes bile almamız mümkün deÄŸildir.   

​

Ayetler(19-28): Bu ayetler, Âdem ve Havva’nın cennetten kovulma metaforunu anlatıyor. Âdem’le ilgili ayetlere göre Âdem  baÅŸka beÅŸeri varlıklarla dünyada yaÅŸam bulmuÅŸtur. Ayetlerde söz edilen aÄŸacın bilgi aÄŸacı olduÄŸu düÅŸünülebilir. Dünya hayatında ÂdemoÄŸullarının bilgi edinmesi gereklidir ve sistem bunu saÄŸlamaya yönelik çalışır. Ancak kazanılan bilgi kiÅŸinin kendisini güç sahibi zannına yöneltmemelidir. Aksi halde cennetten kovulma metaforunda olduÄŸu gibi kazanımların yok edilmesi ile karşılaÅŸabiliriz. Bu düÅŸünce Ayet(-24) te Kiminiz “kiminize düÅŸman olarak inin.” Cümlesinde hayat bulmaktadır. Yani beÅŸer alçak bir boyuta indirilmiÅŸ ve oradan yükselmeye çabalamaktadır. Yeryüzünde yaÅŸam bulan beÅŸerin kullanabilmesi için giysi yapıp kullanma becerisi belli ki verilmiÅŸ. Ancak Kur’an “Takva elbisesinin” yani kötülüklerden korunmanın daha hayırlı olduÄŸunu ifade ediyor. BeÅŸeri giysiler süslü de olsa çirkinlikleri gizleyemez, her ne kadar diÄŸer beÅŸeri varlıklara hoÅŸ görünse de. Takva elbisesi giyenin ise gizleyecek hiçbir ÅŸeyi yoktur. Her türlü çirkinlikten uzaktır.

 

Ayet(29-30): Adalet yaÅŸamın temelidir. Sadece Muhammed’e deÄŸil, bütün insanlara verilmiÅŸ bir emirdir. Mescitlerde cemaat yüzünü kıbleye yani Kâbe’ye döner. Bu davranış uygulamada, ÅŸekilde birlik saÄŸlar. Ayette namaz esnasında yüzlerin O’na yönelmesi önerilmiÅŸ. Yani gerçek kıble O’dur. Yüzlerin O’na dönmesi ise manevi birliÄŸi saÄŸlar ki gerçek birlik budur. Aslında inanmış kiÅŸinin sadece namazda deÄŸil, bütün gün yüzünü O’na dönmesi gerekmez mi? İyiye kılavuzlananlar olduÄŸu gibi sapıklık yapanlar da vardır. Bu gerçek bireysel tekâmül ile yakından ilgili deÄŸil midir?

 

Ayetler(31,32,33,): Dünyada var olan güzel gıdalardan tüketilmesi ve mescite giderken temiz kıyafet giyilmesi ve fakat israftan kaçınılması önerilmiÅŸ. Belirtilen kıyafet ve yiyeceklerin kıyamette yani toplu diriliÅŸ sonrası sadece inananların olacağı anlatılıyor. Çünkü ayırım sonunda dünyada sadece inananların kalacağını Zümer Suresi ayet 39, açıkça gösteriyor.

 

Ayet(34): Tarih çeÅŸitli toplumların sahneden kaybolduklarını anlatır. Burada söz edilen kaybolmanın yok olma olmadığını, ancak egemenliÄŸi kaybettiklerini anlayabiliriz. Bireyleri ahlak kurallarına uygun davranan toplumların da aynı sonuçla karşılaÅŸacağını düÅŸünebiliriz. Çünkü dünya okulu ikilem üzerine kurulmuÅŸ bir eÄŸitim yeridir. Bu düÅŸüncenin, hem Âdem hikâyesinde meleklerin Yaratıcıya itirazının kabul edilmeyiÅŸinde ve hem de ÅŸu ayette desteklendiÄŸini görürüz: (Kur’an 43-60) “EÄŸer dileseydik, içinizden, yeryüzünde size halef olacak melekler vücuda getirirdik.”  

 

Ayetler(35-41): Resul, ilahi mesajı topluma iletmekle görevlidir. Burada konu sadece Muhammed döneminde yaÅŸayanlar deÄŸil, daha önce, dünyada yaÅŸam bulmuÅŸ toplumlar ve o toplumlara gönderilen resuller-elçiler ile ilgilidir. Her resul günün bilinç seviyesi ile uyumlu mesajı iletmiÅŸtir. Mesaja uygun yaÅŸayanların biyolojik ölüm sonrası ceza görmeyeceklerini anlıyoruz. Bu toplumları, Tevrat bağımlısı, İncil bağımlısı veya daha önce gönderilen resullerin tebliÄŸlerini kabul edip ona uyumlu yaÅŸayanlar olarak anlayabiliriz. 

   Ancak resullerin ilettiÄŸi mesajı yalanlayanlar da olmuÅŸtur, olacaktır. Onların kendi öz benliklerine zulüm ettiÄŸini Kur’an ifade ediyor. KiÅŸinin öz benliÄŸine zulüm etmesini muhtemel tekâmülünü geciktirmesi gibi düÅŸünebiliriz.

 

Ayetler(42-53): İman edip barışa yönelik iÅŸ yapanların, cennet olarak tanımlanan boyut-boyutlarda olacakları anlatılıyor. “İman edip barışa yönelik iÅŸ yapanlar” sözü Kur’an’da sıklıkla kullanılmıştır. Bu sözden anlayabildiÄŸimiz, iman etmenin barışa yönelik iÅŸ yapmayı gerektirdiÄŸi gibidir. O halde iman ettiÄŸi düÅŸünülen ve fakat toplum içinde barışı bozan kiÅŸilerin davranışı nasıl açıklanabilir? Acaba o kiÅŸilerin imanı sadece sözde olabilir mi? İlk ayette, İlahi adaletin nasıl iÅŸ yaptığının örneÄŸini görüyoruz. Her varlığa yaratılış kapasitesi ölçüsüne göre yük yükleniyormuÅŸ. “İman edip barışa yönelik iÅŸ yapanların” göÄŸüslerinde kinden ne varsa sökülüp çıkartıldığı anlatılıyor. Her konuda olduÄŸu gibi beÅŸerin göÄŸsündeki kinden arınması ancak yardımla mümkündür. Böyle varlıkların tanımı geneldir. Hangi kitabın bağımlısı olduÄŸu belirtilmiyor. 

   Ayetler A’raf halkını da anlatmış. Bu varlıklar Kur’an’ın tanımıyla “henüz” cennet boyutuna yükselememiÅŸ olanlardır. Bu söylem onların da gerekli tekâmülü saÄŸladıklarında cennet boyutuna gireceklerini ifade ediyor ki bu anlatım beÅŸerin tekâmülünün açık bir kanıtıdır.

 

Ayetler(54-58): Ayetler, Yaratan’ın yüceliÄŸini vurgularken “Biz” ile tanımlanabilen görevliler topluluÄŸunun uygulamalarına da iÅŸaret ediliyor. Yaratan, hem yaratıcı hem de emir vericiymiÅŸ. Verilen emirler uygulamaya yönelik olup, “O”nun arzu planının sonuçlanmasına yönelik olmalıdır. Âlemlerin Rabbine sessizce yakarılması; yakarmada haddin aşılmaması öneriliyor. 

   Biyolojik olarak canlı fakat ruhsal yönden henüz uykuda olan bir varlığın ruhsal uyanışı, ölü bir toprağın yaÄŸmurla canlanması metaforu ile açıklanmış. Son ayetteki “güzel ve temiz bir belde”nin arınma yolunda ilerlemiÅŸ bir varlığa; “pis ve çorak belde” nin ise kötülüklerden henüz sakınmayı beceremeyen varlıklara gittiÄŸini düÅŸünebiliriz.

 

Ayetler(54-93): Nuh’la baÅŸlayıp, Åžuayb’e kadar gelen elçilerin öÄŸütlerini dinlemeyen toplumların nasıl cezalandırıldıkları anlatılmaktadır. Elçilerin öÄŸütlerinin reddedilmesine önayak olanlar genellikle o ülkelerin kodamanları olmuÅŸ. Bir toplumun kodamanları kimlerdir? Genellikle o toplumların varlıklı olanlarıdır. Yaratanın verdikleri ile sahip oldukları varlık onların benliÄŸini güçlendirmiÅŸ ki mülkün esas sahibini reddetme sapkınlığını göstermiÅŸler. Burada çizilen resim Kur’an’ın arzusuna aykırıdır. Kur’an’ın arzusu aÅŸağıda sunulan ayette açıkça belirtilmiÅŸtir:

(Kasas suresi ayet 5): Ve biz istiyoruz ki, yeryüzünde ezilip horlananlara nimet ve bağış sunalım, onları önderler yapalım, onları mirasçılar haline getirelim.

 

Ayetler(94-102): Bu ayetler beÅŸerin benliÄŸine yenilmesi sonunda karşılaÅŸtıklarının kısa bir özetidir. BeÅŸer dünya okulunda varlıkla da yoklukla da denenir. Bir topluma bir yol gösterici gönderildiÄŸinde toplumun Yaratan güce yaklaÅŸması için önce yokluk yaÅŸatılmış. Muhtemelen yüzeysel de olsa toplum öÄŸretiyi kabul etmiÅŸ olabilir. Arkasından aynı topluma varlık yaÅŸatılınca toplum her ÅŸeyi unutup benliÄŸine yenilmiÅŸ ve yanlış yola girmiÅŸ. Sonuç cezalandırılma olmuÅŸ. Bütün bu olanlar cezalandırılan toplumların mirasçısı olanlara ders niteliÄŸindedir. Ancak ders alan nerede? Kur’an daha önce yaÅŸamış toplumların çoÄŸunda “ahde vefa” görülmediÄŸini belirtiyor. Yani toplumların çoÄŸu kendilerine gönderilen mesajı zamanla inkâr eder duruma gelmiÅŸler.

 

Ayetler(103-127): Yukarıda hikâyeleri anlatılan elçilerden sonra Musa, Firavun toplumuna gönderilmiÅŸ. Bu bölümdeki ayetler, Firavun toplumundaki seçkin sihirbazların hünerlerinin, Rabbinin izniyle, Musa’nın gösterdiÄŸi mucizelerle alt ediliÅŸi ve sihirbazların gerçeÄŸi fark edip iman ediÅŸleri anlatılıyor.

 

Ayetler(128-137): Bu bölümdeki ilk iki ayet özelinde İsrailoÄŸullarına ve genel olarak tüm beÅŸeriyete gerçek iman sahibinin davranışlarını ve sonuçta onların nasıl ödüllendirileceÄŸine yöneliktir. DiÄŸer ayetler ise İsrailoÄŸulları’nın Mısır’dan çıkışına izin verilmeyiÅŸi yüzünden Firavun toplumunun cezalandırılması ve en sonunda ezik İsrailoÄŸullarının gösterdikleri sabır yüzünden Mısır’dan çıkabilmeleri ve daha sonra da geniÅŸ bir bölgeyi kontrol etmelerine imkân verildiÄŸi anlatılmış.

 

Ayetler(138-147): İsrailoÄŸulları Musa’nın yönetiminde hareket ederek denizi geçmiÅŸ. Varılan bölgede puta tapan bir topluma bakarak Musa’dan kendileri için de bir ilah istemiÅŸler. Demek ki Musa henüz kavmine tebliÄŸe baÅŸlamamış. Biz boyutundaki görevlilerle temasta olan Musa, kendisine önerildiÄŸi gibi, Sina dağında, görevlilerle buluÅŸmuÅŸ. O bölgede Musa’nın rabbi de kendisi ile konuÅŸmuÅŸ. Bu görüÅŸmeden, Musa, Biz görevlilerinin hazırladığı ve Musa’nın toplumuna iletilmek üzere gerekli öÄŸütlerin yazılı olduÄŸu levhalarla dönmüÅŸ.

 

Ayetler(148-154): Musa Sina dağındaki görüÅŸmeye gittiÄŸinde kavmi altından yapılmış ses çıkarabilen bir boÄŸa heykelini ilah edinmiÅŸ. Sina dağından dönüÅŸünde Musa gördüklerine ÅŸiddetli tepki göstermiÅŸ. Kendisi ve kardeÅŸi için Rabbinden bağışlanma istemiÅŸ.  Kur’an günahtan sonra tövbe edenlere Allah’ın merhametli olacağını da müjdeliyor.

 

Ayetler(155-156): Biz görevlileri ile düzenlenmiÅŸ baÅŸka bir buluÅŸma için Musa yetmiÅŸ kiÅŸi seçmiÅŸ ve bir deprem ÅŸoku yaÅŸamışlar. Musa tekrar af dilemiÅŸ. Musa’ya yöneltilen cevap ile; hüküm makamının sadece dilediklerini azaba uÄŸratacağı ve fakat rahmetinin herkesi kucakladığı anlatılmış. Rahmetten yararlananların, ayetlere inanıp gereÄŸini yapanlar olduÄŸu belirtiliyor.

 

Ayetler(157-158): Din öÄŸretisinin sürekliliÄŸine güçlü vurgu yapan ayetlerdir. Muhammed’in geleceÄŸinin; Tevrat ve İncil’de iÅŸaretlerini görebiliriz.  Eski Ahit. Tesniye(18,19) ve Yeni Ahit. Yuanna İncili(15-26) ve (16-13,14). Ayette Muhammed için kullanılan “ümmi” terimi, okur yazar olan Muhammed’in bilgi eksikliÄŸini iÅŸaret eder. Muhammed’in tebliÄŸinin bir yandan Tevrat bağımlılarının ÅŸeriatla taşıdıkları yükü azaltmaya yönelik olduÄŸu anlatılıyor. Muhammed’e uymaları önerilmiÅŸ. Ancak Muhammed’in tebliÄŸi tüm insanlığa yöneliktir.

 

Ayetler(159-167): ÇoÄŸunluÄŸu azgın davranışlar sergileyen Musa kavmi içinde gerçeÄŸe dayanarak adaleti gözeten, azınlık ta olsa, bir grup varmış.

   Firavun zulmünden kurtulan İsrailoÄŸulları çölde bulundukları dönemde Musa’dan su istemiÅŸler. Musa aldığı vahye dayanarak bir kayaya asası ile vurunca oniki pınar fışkırmış. İsrailoÄŸuları oniki kabile olup her kabile hangi pınardan su içeceÄŸini “bellemiÅŸ”.  Aynı konu baÅŸka bir ayette (Bakara-60) “bilmiÅŸti”olarak geçer. Bellemek sonradan öÄŸrenmek iken, bilmek önceden bilgi sahibi olmaya iÅŸaret eder. Su hayat için olmazsa olmazdır. Burada bir metafor olduÄŸunu düÅŸünürüm. Su metaforu ile manevi hayat için gerekli bilgiye iÅŸaret edildiÄŸini sanıyorum. Toplumların ve hatta bireyin aydınlanması için gerekli manevi kaynaklar farklıdır. Ancak bu farklılıklar ötekileÅŸtirmeye hiçbir ÅŸekilde sebep olmamalıdır.

 

   Muhtemelen  Musa’dan sonra, İsrailoÄŸulları Tevrat’ta kendilerine önerilenleri deÄŸiÅŸtirmiÅŸler ve sonuçta cezalandırılmışlar. İlginç olan ceza bitmemiÅŸ. DiriliÅŸ dönemine kadar, azabın en kötüsünü yapacak kimselerin üzerlerine gönderileceÄŸi anlatılıyor.

 

Ayetler(168-171): İsrailoÄŸullarının pek çok gruba bölündüÄŸünü, içlerinde güzel davranışlar sergileyenler olduÄŸu gibi, aÅŸağılık olanlar da varmış. O günden bu güne deÄŸiÅŸiklik var mı? İsrailoÄŸullarından olup sonraki dönemlerde dünyada yaÅŸam bulanlar Kitap’a (Tevrat) varis olmuÅŸlar. Ancak bunlar yanlış yoldan devamla, dünya menfaatini öne almışlar. Her neye dayanıyorlarsa, “biz zaten bağışlanacağız” derlermiÅŸ. Kur’an hem onlara ve hem de öÄŸüt verilen baÅŸkalarına, ellerindekini sıkı sıkı tutmalarını öneriyor. Yani mesajı anlamaya çalışıp doÄŸru yoldan ayrılmamaya gayret etmek gereklidir.

 

Ayetler(172-178): Kur’an’ın tebliÄŸ edildiÄŸi dönemin bilinç seviyesine uygun bir anlatım var. Bedenle ilgili deÄŸildir. Ruha hitap vardır. Ruh ölümsüzdür. Var ediliÅŸi zaman kavramının dışında olabilir. Beden ise imalattır. Rabbini tanıması mümkün deÄŸildir.

   Dünya ruhsal eÄŸitimin bir kısmının verildiÄŸi bir okuldur. Ahiret hayatı da eÄŸitimin yine devam ettiÄŸi bir ortamdır. EÄŸitim sonsuzdur. Ruh tekâmül edebilme yeteneÄŸine sahiptir. Kendisi için hazırlanan plana göre dünyada yaÅŸamını bitirir. Ancak plana ne kadar uyar? Kendisi için hazırlanan sınavlarda ne kadar baÅŸarı gösterir? Bilemeyiz. Alınan yardımların son derecede önemli olduÄŸunu düÅŸünürüm.

 

Ayet(179): Yaratma iÅŸlemi ve Biz görevlileri arasındaki bağı görebiliyoruz. Her oluÅŸumun O’nun arzusu içinde yürütüldüÄŸünü hatırlamak yararlı olacaktır. Sadece beÅŸer deÄŸil cin toplumunun da “büyük çoÄŸunluÄŸunun cehennem için yaratıldığı” anlatılıyor. Bu anlatım tarzı gerçeÄŸi örtmek için kullanılmış olabilir. Çünkü cehennem de ruhlar için düzenlenmiÅŸ bir eÄŸitim yeridir. Yani ruhsal tekâmül için gereklidir. Bu fikri destekleyen anlatımı Kur’an bize gösteriyor:

 Hicr Suresi(ayet-44) “Yedi kapısı vardır onun. Her kapıya onlardan bir bölük ayrılmıştır.” 

    Orada ruhlar eÄŸitilecekse, Cehennemin niçin yedi kapısı olsun? O dönemin bilinç seviyesine uygun bir metafor gibi düÅŸünebiliriz. Muhtemelen varlıkların ruhsal tekâmül seviyeleri ile baÄŸlantılı bir anlatım deÄŸil mi? Ayet cin topluluÄŸunun da tekâmül eden bir toplum olduÄŸuna da iÅŸaret ediyor.

   Dünya okulunda eÄŸitilen beÅŸer için bir sınıflandırma açık deÄŸil. Ancak Maide-48 “…sizden her biri için bir yol belirledik…" diyor. TebliÄŸ her bireye açıktır. Kim nasıl bir öÄŸüt alıp yolunu bulacak ve yoluna devam edecek? Cevap bireysel tekâmül planına uygun olarak hazırlanmış yaÅŸam planında aranabilir. 

 

Ayetler(180-181): Kur’an’da Allah’ın isimleri verilmiÅŸ. İsimler O’nun sınırsız yüceliÄŸinin iÅŸaretidir. Bu isimlerle O’na dua etmemiz isteniyor. Bu isimlerin beÅŸerin bildiÄŸi kelimeler ve beÅŸerin bilinç seviyesi ile sınırlı olduÄŸunu düÅŸünürüm.

   Kur’an’a göre, dünya okulunda yaÅŸam bulanlar arasında olup onlara daima gerçekleri gösteren ve gerçekle adalet uygulayan bir toplum vardır. KiÅŸisel düÅŸüncem odur ki bahsedilen bu toplum tarih boyunca hep var oldu ve hep var olacaktır. Bu toplumun diÄŸer toplumlardan ayrışan ve belli bir bölgede yaÅŸayan belirgin bir grup olduÄŸunu sanmıyorum. DeÄŸiÅŸik coÄŸrafyalarda yaÅŸayan toplumlar içinde dağılmış bireyler olarak bulunduklarını düÅŸünüyorum. Böyle bir grup insanın varlığına yönelik iÅŸaretler ÅŸu ayetlerde de görülebilir: Araf(159) ve Hûd(118-119).

 

Ayetler(182-188): Kur’an ayetlerini yalanlayanların gerektiÄŸi ÅŸekilde cezalandırılacakları anlatılıyor. TebliÄŸi inkâr edenlerin Muhammed’e kıyamet hakkında sordukları sorulara karşı Muhammed’e önerilen cevap, kısaca, konu hakkındaki bilginin Allah katında olduÄŸudur. Devamında ise Muhammed, kendisine yapılan öneri uyarınca, kendi nefsine bile, Allah’ın dilediÄŸi dışında, ne bir yarar ne de bir zarar veremeyeceÄŸini belirtiyor. Bu söylem özünde Allah’a teslim olmanın gerçek bir ifadesidir ve her inanmışın sahip olması gerekir. Dahası ayette, Muhammed inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeci olduÄŸunu söylüyor. Yani sadece inananlar mesajın farkına varabilir. İmanın dereceleri var ise her bireyin Kur’an’dan alacağı mesaj farklı demektir. Bu gerçeklik bireylerin kiÅŸisel tekâmülleri ile doÄŸrudan baÄŸlantılıdır.

 

Ayetler(189-198): Dünya okulunda yaÅŸam ÅŸansı verilen beÅŸerin gerçeklerden uzaklaşıp kendisinin ürettiÄŸi nesneleri ilah olarak deÄŸerlendirmesinin ne kadar anlamsız olduÄŸu anlatılıyor.  Bazı toplumların, manevi alemin bazı görevlilerini ilah olarak kabul etmesi de yeriliyor ve aslında onların da birer kul olduÄŸu belirtiliyor.

 

Ayetler(199-206): Muhammed’e hitap eden ayetler, genel olarak tüm beÅŸere yöneliktir. Af toplum yaÅŸamında önemlidir. Toplum içinde rastladığımız bazı beÅŸeri davranışlar aslında bizim denenmemiz içindir. Hemen tepki vermektense sabredip affetmeyi denemek çok önemlidir. DiÄŸer taraftan toplum hayatını düzene sokan geçerli hukuk sisteminin önemini ve gerekliliÄŸini de hatırlamalıyız. Åžeytanın dürtmesinin özelinde Muhammed’e yönelmesinin veya genelinde  baÅŸka bir inanmışa yöneldiÄŸinde, Allah’ı hatırlamanın güçlüklerin yenilmesine yardım edeceÄŸini anlıyoruz. Åžeytanın dürtmesinin kiÅŸinin nefsi ile ilgili olduÄŸunu hatırlamalıyız.

​

   Kur’an’da sıklıkla hatırlatıldığı gibi, Kur’an doÄŸruya kılavuzdur ve özünde iman eden bir topluma yol gösterir. İnanmış , O’na yöneldiÄŸinde sakin bir sesle ve benliÄŸinde ürpererek yakarması öneriliyor. Bazı toplumların manevi âlemdeki bazı görevlileri ilah olarak kabul etmelerinin(İncil bağımlılarının İsa’yı ilah olarak kabul etmesi gibi) hiçbir dayanağı yoktur. O görevliler sadece O’nun kullarıdır.  

 CİN  SURESİ

 

  1. De ki: ”Cinlerden bir topluluÄŸun dinleyip ÅŸunu söyledikleri bana vahyolundu: ‘Gerçekten biz, hayranlık verici bir Kur’an dinledik.”

  2. “DoÄŸruya ve hayra kılavuzluyor. Biz de inandık ona. Artık Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koÅŸmayacağız.”

  3. “Rabbimizin adı/kudreti/iÅŸi/gayreti çok yücedir. O, ne bir diÅŸi dost edinmiÅŸtir ne de bir çocuk.”

  4. “DoÄŸrusu bizim beyinsiz, Allah hakkında saçma lakırdı ediyormuÅŸ.”

  5. “Biz sanıyorduk ki, ne insanlar ne de cinler Allah hakkında asla yalan söylemezler.”

  6. “Gerçek ÅŸu ki, insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklık ve azgınlığını artırırlardı.”

  7. “Onlar, tıpkı sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi diriltmeyeceÄŸini sanmışlardı.” 

  8. Biz göÄŸe gerçekten dokunduk da onu titiz ve güçlü bekçilerle ve kayıp giden ışınlarla/alevlerle doldurulmuÅŸ bulduk.”

  9. “Biz eskiden, onun, dinlemek için oturulan yerlerinde otururduk. Ama ÅŸu anda kim dinlemeye kalksa kendisini gözetleyen bir alev/ışık bulur.”

  10. “DoÄŸrusu bilmiyoruz, yeryüzündeki ÅŸuurlulara ÅŸer mi istendi, yoksa Rableri onlar için doÄŸru ve güzel olanı mı istemiÅŸtir.”

  11. Åžu da bir gerçek ki, bizden hayra yönelenler/barışçılar vardır; ama bizden, baÅŸka türlü olanlar da vardır. Dilim dilim yollar olmuÅŸuz biz.”

  12. “Ve biz ÅŸunu sezdik: Biz yeryüzünde Allah’ı asla âciz bırakamayız; kaçarak da onu âciz bırakamayız.”

  13. “Biz doÄŸruya ve güzele kılavuzlayanı dinleyince, ona inandık. Rabbine inanan kiÅŸi ne hakkının eksik verilmesinden korkar ne de tecavüze uÄŸramaktan.”

  14. “Nihayet bizden Allah’a teslim olanlar da var, haksızlığa sapıp çizgiden çıkanlar da var. Allah’a teslim olanlar, iÅŸte onlar doÄŸruyu ve hayrı aramışlardır.”

  15. “Haksızlığa sapanlar ise cehenneme odun olmuÅŸlardır.”

  16. EÄŸer yolda kıvamında yürüselerdi, onları bol bir su ile suvarırdık,

  17. Ki onları, onun içinde imtihan edelim. Kim Rabbinin Zikrinden/Kur’an’dan yüz çevirirse Rabbi onu, gittikçe yükselen bir azaba sokar.

  18. Hiç kuÅŸkusuz, mescitler Allah içindir. O halde Allah ile birlikte bir baÅŸkasına yakarmayın.

  19. Allah’ın kulu kalkmış O’na yakarırken, onlar onun üzerine keçeleÅŸir gibi üÅŸüÅŸüyorlardı.

  20. De ki: ”Ben ancak Rabbime yakarırım. Ve hiç kimseyi O’na ortak koÅŸmam.”

  21.  De ki.” Ben size ne zarar ne de ışık ve aydınlık verme gücüne sahip deÄŸilim.”

  22. De ki: “Allah’tan beni hiç kimse kurtaramaz ve O’nun dışında bir sığınak da asla bulamam.”

  23. “Ancak Allah’tan bir tebliÄŸ ve O’nun mesajlarından bir ÅŸeyler sunabilirim.” Allah’a ve O’nun resulüne isyan edenler için cehennem ateÅŸi vardır. Sürekli içinde kalacaklardır.

  24. Sonunda onlar kendilerine vaat edileni gördüklerinde, yardımcı bakımından daha zayıf kim, sayı bakımından daha az kim, bileceklerdir.

  25. De ki. “Bilmiyorum, size vaat edilen ÅŸey yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyacaktır?”

  26. Gaybı bilendir O. Gaybı konusunda hiç kimseyi yardımcı yapmıyor.

  27. SeçtiÄŸi bir elçi müstesna. Çünkü O, resulünün önünden ve arkasından gözetleyiciler yürütür.

  28. Ki onların, Rablerinin elçiliklerini hedefine tam ulaÅŸtırdıklarını bilsin. Allah, onların katında bulunan ÅŸeyleri kuÅŸatmış ve her ÅŸeyi inceden inceye sayıya baÄŸlamıştır.

 

Paylaşım:

 

NOT: Bu surede ilk onsekiz ayet, Kur’an dinlemiÅŸ bir cin topluluÄŸunun sözleri, kendi toplumuna ve genelinde tüm insanlığa iletmek üzere Muhammed’e vahyedilmiÅŸ. Cin topluluÄŸunun bir enerji formundan (Rahman suresi-15) ve Allah’a kulluk etmek için (Zâriyat suresi-56) yaratıldığını anlayabiliyoruz. Cin toplumunun insanlar gibi bir tekâmül süreci olabilir. Ayet (Ahkaf suresi-31) cin toplumunun da davranışlarından sorumlu olduÄŸunu gösteriyor. Buradan hareket edersek Kur’an’ın evrenselliÄŸi (Tekvir suresi-27) doÄŸrulanmış olmaz mı?

 

Ayetler(1-5): Cinlerden Kur’an dinleyen bir topluluÄŸun aralarındaki konuÅŸmalar anlatılmış. Kur’an’ı dinledikten sonra gerçeÄŸi gördükleri, Rablerinin tek ilah olduÄŸunu kesinlikle anladıkları, cin toplumuna bilgi ileten varlığın aslında saçmaladığını anlamışlar. O varlığa inanmışlar. Çünkü sözü edilen cin toplumu ne insanların ne de cinlerin Allah hakkında asla yalan beyanda bulunmadıklarını sanıyorlarmış. GerçeÄŸin böyle olmadığını görmüÅŸler.  Aynı çerçevede biliyoruz ki insan toplumu da Allah hakkında yanlışlarla aldatılmışlardır.

 

Ayetler(6-15): Bu bölümde Ayet(7) dışındakiler yine Kur’an dinleyen topluluÄŸun sözleridir. Dünyada bedenlenmiÅŸ olan beÅŸerden kimi erkeklerin, kimi erkek cinlerden yardım istediÄŸi ve bu durumun o cinleri azgınlığa sevk ettiÄŸini ve bunların da kimi beÅŸer gibi diriliÅŸe inanmadığı belirtilmiÅŸ. Cin toplumu içinde hayra yönelmiÅŸ ve Allah’a teslim olanların da bulunduÄŸuna iÅŸaret ediliyor. Ayetlerden cin topluluÄŸunun dünyayı ve beÅŸeri iyi tanıdıkları ve uzayda kolayca seyahat edebildiklerini anlıyoruz. Uzayda kendilerine uygun oturma yerlerine oturup dinledikleri ve fakat artık buna imkân bulamadıklarını söylüyorlar. Cinlerin dinledikleri, muhtemelen Yüce Konseyin konuÅŸmalarıdır (Saffât suresi 8,10). Evrende oluÅŸturulmuÅŸ düzenin yeryüzünde yaÅŸayan ÅŸuurlular için hayır mı yoksa ÅŸer mi getireceÄŸini bilemediklerini ifade etmiÅŸler. Çünkü cinler gaybı bilemezler. Yeryüzünde yaÅŸayan ÅŸuurlular teriminin ruhsal uyanmaya baÅŸlamış olan beÅŸer için kullanıldığını düÅŸünürüm. Cin toplumunun yaratılış gayesi ise ÅŸu ayetlerde özetlenmiÅŸ görünüyor:

 

Zariyat suresi(56)- Ben, cinleri ve insanları sadece bana ibadet/kulluk etsinler diye yarattım.

 

A’raf suresi(179)- Yemin olsun ki biz, insanlardan ve cinlerden birçoÄŸunu cehennem için yarattık....  Davarlar gibidir bunlar...

   Demek ki insanların ve cinlerin yaratılmasındaki gaye aynıdır.  

 

Ayetler(16,17): Bu ayetler Biz boyutunun cin topluluÄŸu hakkındaki sözleridir. Cin topluluÄŸu eÄŸer “yürüdükleri yolda kıvamında yürüselermiÅŸ, bol bir su ile suvarılacaklarmış.” Demek ki cin toplumu da kendileri için belirlenmiÅŸ bir yolda yürümekte imiÅŸ. İnsanın yürüdüÄŸü yol ruhsal tekâmül yoludur. Cinler için belirlenen yol ise neyin yoludur bilemiyoruz. Ancak ayette belirtilen ‘bol bir su ile suvarmak’ sadece bildiÄŸimiz anlamda olmayabilir. Çok muhtemelen manevi yardımlar olabilir. İkinci ayette saÄŸlanacak yardımların onların imtihanına bir vasıta olmasından bahsediliyor. BeÅŸer için de aynı durum geçerli deÄŸil midir? BeÅŸer sadece maddi ve manevi varlıkla deÄŸil, yoklukla da denenir.

 

Ayetler(18-28): Bu bölümdeki ayetler, Muhammed, vahiy ve beÅŸerin tekâmülü konusunda Yaratan’ın planı hakkındadır. Kur’an bağımlılarının topluca O’na yönelip dua ettikleri mescitler, aynen kilise ve havralar gibi Allah’ın adının anıldığı yerler olup baÅŸka varlıkların adının anılmaması gerekir. Ancak insanlığa hizmet etmiÅŸ olanların adının anılarak onlara rahmet dilenmesi ayrıdır. Bu durum bir varlığa dua etmek deÄŸildir. 

   Muhammed, Allah’ın bir resulü olarak Rabbine yönelmiÅŸken onu inanmamışların rahatsız ettiÄŸini anlıyoruz. O kiÅŸilere, Muhammed, Allah’a ortak koÅŸamayacağını, kendisinin hiçbir güce sahip olmadığını tek sığınağının Allah olduÄŸunu belirterek tek yapabildiÄŸi iÅŸin; kendine ulaÅŸan vahyi insanlara iletmek olduÄŸunu ifade etmiÅŸ. İnanmayanlara vaat edilen cezanın ne zaman gerçekleÅŸeceÄŸini bilmediÄŸini, Çünkü gayb bilgisinin sadece O’nun tekelinde olduÄŸunu anlatmış. Vahyi bildiren melek bunun istisnasının seçilmiÅŸ bir elçi olduÄŸunu söylüyor. Bu ifade elçinin gayb konusunu bilmesi demek deÄŸildir. Elçinin görevine yönelik kimi bilgileri içerdiÄŸini düÅŸünürüm. Elçi verilenlere göre davranır ve kendi için belirlenmiÅŸ görevini baÅŸarıya ulaÅŸtırmaya çalışır. Bu arada elçiyi gözetleyen, koruyan görevli melekler varmış. Bunlar elçinin kendisine verilen görevdeki baÅŸarısını denetliyor olabilirler. Elçinin görev planını hazırlayan, planın baÅŸarılı olması için gerekli kontrol ve yardımları saÄŸlayan görevliler boyutunun tümüyle, Allah’ın kontrolü altında olduÄŸu açıklanmış.

YÂSîN  SURESİ

 

  1. Yâ, Sîn.

  2. Andolsun o hikmetlerle dolu Kur’an’a ki,

  3. Sen hiç kuÅŸkusuz, gönderilen hak elçilerindensin.

  4. DosdoÄŸru bir yol üzerindesin.

  5. Azîz ve Rahîm’in indirdiÄŸi üzeresin.

  6. Babaları uyarılmamış, tam gaflet içinde bir toplumu uyarman için gönderildin.

  7. Yemin olsun ki, onların çoÄŸuna söz hak olmuÅŸtur, artık onlar iman etmezler. 

  8. Biz onların boyunlarına bukağılar geçirdik. Bukağılar çenelere dayanmıştır da bu yüzden onların kafaları yukarı kalkıktır.

  9. Önlerine bir set, arkalarına da baÅŸka bir set çektik. Böylece onları kuÅŸatıp durduk; artık onlar görmezler.

  10. Sen ha uyarmışsın onları ha uyarmamışsın, fark etmez onlar için; inanmazlar.

  11. Sen ancak o Zikir’e uyan ve görmediÄŸi halde Rahman’dan korkan kimseyi uyarırsın. Böylesini, bir bağışlanma ve seçkin bir ödülle müjdele.

  12. Biz, yalnız biz, ölüleri diriltiriz ve onların önden gönderdiklerini de eserlerini de yazarız. Zaten biz her ÅŸeyi apaçık bir kütükte ayrıntılı olarak kaydetmiÅŸizdir.

  13. Onlara o kent halkını örnek ver. Hani elçiler gelmiÅŸti oraya.

  14. Hani biz onlara iki kiÅŸi göndermiÅŸtik, onları yalanlamışlardı. Bunun üzerine biz, üçüncü bir kiÅŸiyle destek vermiÅŸtik. Åžöyle demiÅŸlerdi: “Biz, size gönderilen elçileriz.”

  15. Kent halkı dedi ki: “Siz, bizim gibi birer insandan baÅŸka ÅŸey deÄŸilsiniz. Rahman hiçbir ÅŸey indirmemiÅŸtir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.

  16. Dediler: “Rabbimiz biliyor ki, biz size gönderilmiÅŸ elçileriz.”

  17. “Bize düÅŸen, açık bir tebliÄŸden baÅŸka ÅŸey deÄŸildir.”

  18. Dediler: “Sizin yüzünüzden uÄŸursuzlukla karşılaÅŸtık/biz sizi uÄŸursuzluk sebebi saymaktayız. EÄŸer bu iÅŸe son vermezseniz, sizi mutlaka taÅŸlayacağız. Ve bizden size acıklı bir azap kesinlikle dokunacaktır.”

  19. Dediler: “UÄŸursuzluk kuÅŸunuz sizinle beraberdir. Size öÄŸüt verildi diye mi bütün bunlar? Hayır, siz savurganlığa, aşırılığa sapmış bir toplumsunuz.”

  20. Kentin öbür ucundan bir adam koÅŸarak gelip ÅŸöyle dedi: “Ey topluluk, bu elçilere uyun.”

  21. “Sizden herhangi bir ücret istemeyenlere uyun. Onlardır doÄŸruyu ve güzeli bulanlar.”

  22. “Beni yaratana ne diye kulluk etmeyecek miÅŸim ben? Ve sizler de O’na döndürüleceksiniz.”

  23. “O’ndan baÅŸka tanrılar mı edineyim ben? EÄŸer Rahman bana bir zorluk/zarar dilerse onların ÅŸefaati benden hiçbir ÅŸeyi savamaz; beni kurtaramazlar.”

  24. “Bu durumda ben elbette ki açık bir sapıklığın içine düÅŸerim.”

  25. “Ben sizin Rabbinize iman ettim, artık dinleyin beni!”

  26. Gir cennete denildi. Dedi: “Kavmim bir bilebilseydi!

  27. Ki Rabbim beni affetti; beni, ikram edilenlerden kıldı.”

  28. Biz onun ardından kavmi üzerine bir ordu indirmedik, indirecek de deÄŸildik.

  29. Olan, sadece korkunç titreÅŸimli bir sesti. Ve bir anda sönüverdiler.

  30. Yazık şu kullara! Kendilerine gelen her resulle mutlaka alay ederlerdi.

  31. Görmediler mi, kendilerinden önce nice nesilleri helak ettik. Onlar artık bir daha bunlara dönmeyecekler.

  32. Ancak herkes toplandığında, onlar da huzurumuzda hazır bulundurulacaklar.

  33. Ölü toprak onlar için bir mucizedir. Onu dirilttik, ondan dâne çıkardık; bak iÅŸte ondan yiyorlar.

  34. Onda hurmalardan, üzümlerden bahçeler oluÅŸturduk, ondan pınarlar fışkırttık;

  35. Ki onun ürününden ve ellerinin yapıp ettiÄŸinden yesinler. Hâlâ ÅŸükretmiyorlar mı?

  36. Åžanı yücedir o Allah’ın ki toprağın bitirdiklerinden, onların öz benliklerinden ve nice bilmediklerinden bütün çiftleri yaratmıştır. 

  37. Gece de onlar için bir mucizedir. Gündüzü ondan soyup alırız da onlar karanlığa gömülüverirler.

  38. GüneÅŸ kendine özgü bir durak noktasına/bir durma zamanına doÄŸru akıp gidiyor. Azîz, Alîm olanın takdiridir bu

  39. Ay’a gelince, biz onun için de bir takım durak noktaları/bir takım evreler belirledik. Nihayet o, eski hurma sapının eÄŸrilmiÅŸi gibi geri döner.

  40. GüneÅŸ’in Ay’a ulaşıp çatması gerekmiyor. Gecenin de gündüzü geçmesi gerekmez. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.

  41. Zürriyetlerini o dopdolu gemilerde taşımamız da onlar için bir ayettir.

  42. Onlar için gemilere benzer, baÅŸka ÅŸeyler de yarattık.

  43. EÄŸer dilersek onları boÄŸarız. Bu durumda ne kendileri için feryat eden olur ne de kurtarılırlar.

  44. Ancak bizden bir rahmet olarak bir süreye kadar daha nimetlensinler diye kurtarılırlar.

  45. Onlara, “önünüzdekinden ve arkanızdakinden sakının ki, size merhamet edilebilsin” denildiÄŸinde, hiç aldırmazlar.

  46. Çünkü Rablerinin ayetlerinden kendilerine bir ayet gelince, ondan mutlaka yüz çevirmiÅŸlerdir.

  47. Onlara, “Allah’ın size dağıttığı rızıklardan dağıtın dendiÄŸinde, nankörlüÄŸe sapanlar, iman edenlere ÅŸöyle derler: “Allah’ın dilediÄŸi takdirde yedirip doyuracağı kiÅŸiyi biz mi doyuracağız? Siz açık bir sapıklık içindesiniz, hepsi bu.”  

  48. Bir de ÅŸöyle derler: “EÄŸer doÄŸru sözlüler iseniz, bu tehdit ne zaman?”

  49. Sadece korkunç titreÅŸimli bir sesi bekliyorlar. Onlar çekiÅŸip dururlarken, o ses kendilerini enseleyecektir.

  50. O zaman ne bir tavsiyede bulunmaya güçleri yetecek ne de ailelerine dönebilecekler.

  51. Sûra üfürülmüÅŸtür. Bak iÅŸte kabirlerden, Rablerine doÄŸru akın akın gidiyorlar.

  52. Åžöyle diyecekler: “Vay başımıza gelene! Kim kaldırdı bizi mezarımızdan? Rahman’ın vaat ettiÄŸi iÅŸte bu. Peygamberler doÄŸru söylemiÅŸler.”

  53. Topu topu korkunç titreÅŸimli bir tek ses. Ve bakmışsın hepsi birden huzurumuzda divan durmaktadır.

  54.  O gün hiçbir canlıya hiçbir ÅŸekilde haksızlık edilmez. Sizler, sadece yapıp ettiklerinizin karşılığı olarak cezalandırılırsınız.

  55. O gün cennet halkı bir uÄŸraÅŸ içinde eÄŸlenip ferahlamaktadır.

  56. Kendileri ve eÅŸleri, gölgeliklerde, koltuklar üzerinde yaslanmışlardır.

  57. Orada kendileri için meyvalar var. İstedikleri her ÅŸey kendilerinin olacak.

  58. Rahîm Rab’den bir de sözlü selam…

  59. Ey günahkârlar! Bugün, ÅŸöyle ayrılın.

  60. Ey ÂdemoÄŸulları! Ben size, “ÅŸeytana kulluk etmeyin, o sizin için açık bir düÅŸmandır” demedim mi?

  61. “Bana ibadet edin, dosdoÄŸru yol budur” demedim mi?

  62. Yemin olsun, ÅŸeytan, içinizden birçok nesli saptırmıştı. Aklınızı hiç iÅŸletmiyor musunuz?

  63. Alın size tehdit edildiğiniz cehennem!

  64. İnkâr edip durmanız yüzünden dalın oraya bugün.

  65. O gün, ağızlarını mühürleyeceÄŸiz. Bize elleri konuÅŸacak, ayakları da kazanmış olduklarına tanıklık edecek.

  66. Dilesek, gözlerini siler, onları elbette kör ederiz. O zaman yola koyulmak isterler ama nasıl görecekler?

  67. Dilesek, onları oldukları yerde hayvana çeviririz. O zaman ne ileri gitmeye güçleri yeter ne de geri dönebilirler.

  68. Kimi uzun ömürlü kılarsak, onu yaradılışta gerisin geri çeviririz. Hâlâ akıllarını iÅŸletmiyorlar mı?

  69. Biz o peygambere ÅŸiir öÄŸretmedik. Åžiir ona yaraÅŸmaz/gerekmez de! Ona vahyedilen, bir öÄŸütten ve apaçık bir Kur’an’dan baÅŸka ÅŸey deÄŸildir;

  70. Diri olanı uyarsın ve inkârcılar üzerine söz hakkı olsun diye indirilmiÅŸtir.

  71. Görmediler mi, ellerimizin yapıp ettiklerinden, kendileri için nice hayvanlar yarattık da onlar, bu hayvanlara sahip oluyorlar.

  72. O hayvanları bunlara boyun eğdirdik. Onlardan binekleri vardır ve onlardan bir kısmını da yiyorlar.

  73. O hayvanlarda bunlar için birçok yararlar var, içecekler var. Hâlâ ÅŸükretmiyorlar mı?

  74. Kendilerine yardım edilir ümidiyle Allahtan baÅŸka ilahlar edindiler.

  75. Oysaki, o ilahlar bunlara yardım edemezler. Tam aksine bunlar, o ilahlara hizmet eden ordular durumundadır.

  76. Artık onların sözü seni üzmesin. Biz onların sır olarak tuttuklarını da açıkladıklarını da biliyoruz.

  77. Görmedi mi insan, kendisini bir spermden yarattığımızı! Bir de bize açık bir hasım kesilmiÅŸtir o.

  78. Kendi yaradılışını unutmuÅŸ da bize örnek veriyor. Bir de ÅŸöyle diyor: “Åžu çürümüÅŸ kemiklere kim hayat verecek?”

  79. De ki: “Onlara hayat verecek olan, onları ilk kez yaratandır. O, bütün yaratılmışları/her türlü yaratmayı çok iyi bilmektedir.”

  80. O size, o yeÅŸil aÄŸaçtan bir ateÅŸ oluÅŸturdu da siz ondan tutuÅŸturup duruyorsunuz.

  81. Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerini yaratmaya güç yetiremez mi? Elbette güç yetirir. Her ÅŸeyi bilen Alîm, sürekli yaratan Hallâk O’dur.

  82. O bir ÅŸeyi istediÄŸinde, buyruÄŸu sadece ÅŸunu söylemektir: “Ol!” Artık o, oluverir.

  83. Her ÅŸeyin kaynağı/egemenliÄŸi elinde olan o yaratıcının ÅŸanı çok yücedir. Sonunda O’na döndürüleceksiniz.

 

Paylaşım:

 

Ayetler(1-12): Birinci ayet “Ey İnsan” diye baÅŸlıyor. İnsan teriminin Muhammed’e gittiÄŸi düÅŸünülür. Kur’an’ı vahyeden melek, bilgi ile dolu Kur’an’a yemin ederek; Muhammed’in gerçek bir elçi olduÄŸu ve Azîz ve Rahîm’in önerdiÄŸi dosdoÄŸru bir yol üzerinde olduÄŸu hatırlatılmış. Fatiha suresinde de benzer ifadeler olduÄŸu hatırlanmalıdır. Muhammed’in elçi olarak gönderildiÄŸi toplumun, babaları uyarılmamış gaflet içindeki bir toplum olduÄŸu anlatılıyor. Bu toplum, Fatır suresi (ayet 42) de belirtildiÄŸi gibi; kendilerine bir elçi gönderilirse doÄŸru yolda olacaklarına ait söz vermiÅŸler. Ancak elçi geldikten sonra gerçeklerden kaçmışlar. Sonuçta bu toplum cezayı hak etmiÅŸ. Ceza, hem bu dünyada gerçekleÅŸebilir hem de biyolojik ölüm sonrası ruhun cehennem boyutlarında eÄŸitime mecbur tutulmasıdır. Kur’an’ı inkâr edenlerin hem önlerinde hem de arkalarında setler oluÅŸturulması fiziki bir olay deÄŸildir. Manevidir. O kiÅŸilerin Kur’an’ı anlamalarına izin verilmez. O yüzden Muhammed’in bu topluma uyarılarının bir yararı olmaz. Bu olanlar bir cezadır. Fakat bu olanlar diÄŸer taraftan kiÅŸilerin ruhsal tekâmül planları ile de ilgilidir. Muhammed’in ancak Kur’an’a uyanları uyarabileceÄŸi anlatılıyor. Yani Kur’an’a uyma eÄŸilimini gösterebilecek ruhsal tekâmüle ulaÅŸmak gerekiyor. Son ayette sözü edilen “ölülerin diriltilmesi” kiÅŸilerin ruhsal uyandırılmasıdır.

 

Ayetler(13-29): Bu bölümde öncelikle, günümüz Antakya bölgesindeki toplumu uyarmak için İsa Mesih tarafından gönderilen, önce iki ve daha sonra bir tane daha, toplam üç elçinin karşılaÅŸtıkları tepkiler özetlenmektedir. Elçilere destek amacıyla daÄŸdan koÅŸarak gelenin Habib-i Neccar isimli ve daÄŸda yaÅŸayan biri olduÄŸu düÅŸünülüyor. Toplumu Habib-i Neccar’ı ÅŸehit etmiÅŸler ve mezarı günümüz Habib-i Neccar Camii’nin bodrumundadır. İsa Mesih’in öÄŸretisini takip edenlerin ki Hıristiyanlar olarak bilinir, kâfir oldukları toplumumuza dayatılmıştır. Bu dayatma Kur’an’ın ruhuna terstir. Burada paylaşılan ayetler ise sözü edilen dayatmanın yanlış olduÄŸunun açık bir kanıtı deÄŸil midir? O dönemde Antakya’da yaÅŸayan ve İsa’nın öÄŸretisini kabul etmeyen toplumun cezalandırılması (ayet-29) bir deprem ile gerçekleÅŸmiÅŸ. Bu bölümdeki dikkatimizi çekebilecek baÅŸka bir konu (ayet-26) da veriliyor. Görülüyor ki Habib-i Neccar ÅŸehit edilmesi sonrası, özünün cennet boyutuna sevk edildiÄŸini görüyoruz. Yani, yine topluma dayatılan büyük kıyamet beklenmiyor.

 

Ayetler(30-36): BeÅŸer kendisini doÄŸru yola yönlendirmek için görevlendirilen her elçi ile alay edip inkâr etmiÅŸ. Ancak o toplumların tamamı yok edilmiÅŸler. Ayetler(31,32), o yok edilenlerin dünyaya tekrar dönmediklerinden bahsediyor. Bu anlatım dönemin beÅŸerine konunun önemini belirtmek için tercih edilmiÅŸ olabilir. Genel tekâmül serüveni olayın böyle olmadığını anlatır. Helâk edilme biyolojik bir olaydır. Özümüz olan ruh, gerek duyulan eÄŸitimine devam eder. Gerekiyorsa dünya okuluna da tekrar gelebilir. BeÅŸerin ruhsal olarak diriltilmesi O’nun rahmetine ihtiyaç duyar. Bu konu, ölü toprağın suyla (rahmet) dirilmesi metaforu ile anlatılıyor, ayetler(33,34,35). Dünyada yaÅŸamın devamı için her canlıdan çiftler yaratılmış ki bu olay da tekâmül konusu ile doÄŸrudan ilgilidir. Çünkü ruhların tekâmülü için yeni bedenlere gereksinim vardır.

 

Ayetler(37-40): Her ÅŸey gibi gece de, gündüz de birer ayettir. Gündüz çalışılır ve gece dinlenilir. Biyolojik yaÅŸam için gündüz önemlidir. Gece karanlıkta beÅŸer, özellikle Kur’an’ın tebliÄŸ edildiÄŸi dönemde, ayın yansıttığı ışıktan yol bulmada yararlanmıştır. Gece ve gündüz terimlerini fiziki anlamlarının ötesine taşıyabiliriz. Gece terimini toplumların karanlıkta kaldığı ve yol bulmakta zorlandığı ve gölgelerin peÅŸinde koÅŸtuÄŸu dönemler gibi düÅŸünebiliriz. Ancak gündüz gölge vardır, fakat zayıftır ve beÅŸer artık her ÅŸeyi gerçeÄŸi ile görür. Ayetler o günkü ÅŸartlarda ay ve güneÅŸin farklı yollarda (yörünge) hareket ettiÄŸini basit terimlerle açıklamış. Ayrıca güneÅŸin bir sonunun (sönmüÅŸ yıldızlar gibi) olduÄŸunu da Kur’an bize bildiriyor.

​

   Ayet(40) ta; “gecenin gündüzü geçmesi gerekmez” ifadesi var ki bu anlatım Arabistan coÄŸrafyası için doÄŸru kabul edilebilir. Bu ayet o dönemde Arabistan’da yaÅŸayanlara hitap eder. Bu özelliÄŸin dikkate alınması doÄŸru olur. İncelendiÄŸinde, dünya için özel bir mühendislik çalışması yapılmış. Kutuplardan geçen eksen dünyanın güneÅŸ etrafındaki dönme düzlemine, sadece ekinoks günlerinde (23 Eylül, 21 Mart), diktir ve o günlerde dünyanın her enleminde  gece ve gündüz süreleri eÅŸittir. Ayrıca dünyamızın kutuplar bölgesinde bastırıldığını söyleyen ayeti de hatırlamak yararlı olacaktır (Enbiya suresi-44).

 

Ayetler(41-47): BeÅŸerin gemilerde taşınması suyun kaldırma kuvveti ile ilgilidir. Gemiyi yapan beÅŸer olsa da, ona o fikri veren de, geminin suda taşınabilmesi için gerekli fizik kurallarını yaratan da aynı kaynaktır. Benzer ÅŸekilde, yerde beÅŸerin taşınması için çeÅŸitli binek hayvanları ve binek hayvanlarının çektiÄŸi arabalar da yaratılmıştır.

   Ä°nkâr edenlerin yok edilebileceÄŸi, ancak BİZ’den bir yardım olarak bir süre daha yaÅŸamalarına izin verilmesi yine Ana Plan içinde düÅŸünülmelidir. İnkârcılar rablerinden gelen her öÄŸüdü red eder ve kendilerine verilen nimetleri yoksullarla paylaÅŸmaları önerisine de karşı çıkarlarmış. Günümüzde de rastlayacağımız gibi “Allah onları doyursun” derlermiÅŸ. Ancak paylaÅŸma beÅŸerin sınavlarındandır. Ama onlar bunu bilmezler, bilmek istemezler.

   Ayet (45) te verilen, “önünüzdeki ve arkanızdakinden sakının.” sözü hakkında yorumlar farklı olabilir. Konuyu, dünya hayatında beÅŸerin geçmiÅŸte yapılanı fark edip tövbe etmek ve gelecekte ise yanlış yapmamaya gayret etmeye özendirilmesi diye düÅŸünebiliriz.

 

Ayetler(48-54): Bu bölüm ayetleri kıyamet günü (ruhsal diriliÅŸ dönemi) ile ilgilidir. Ruhsal diriliÅŸ baÅŸladığında bireylerin gözlerindeki perde kalkacaktır. Böylece gerçekleri görmeye; dünya maddesinin sadece bir sınav aracı olduÄŸunu, gerçek olmadığını anlayacaklar, davranışlarındaki yanlışların farkına varacaklardır. Son ayette kullanılan “canlı” teriminin ruhsal uyanışa iÅŸaret ettiÄŸini düÅŸünebiliriz. Davranışlarındaki yanlışların farkına varış, zaten beÅŸeri ölüm sonunda özün önüne çıkartılan hesapta görülmekte ve ruh vicdan azabı (cehennem azabı) çekmektedir. Hesabın görülmesinden sonra varlık için yeni plan mutlaka yapılacaktır.

 

Ayetler(55-59): O gün (ruhsal uyanış dönemi), cennet halkı (kötülüklerden sakınan ve barışa yönelik iÅŸ yapanlar) rahattırlar, huzurludurlar. Bu anlatım (Zümer suresi-73,74) ile beraber ele alınırsa bahsedilen cennet dünyadadır. 

 

Ayetler(59-67):  Dünyaya gönderilen görevlilere uymayanlara ki ayette AdemoÄŸulları (insan deÄŸil) diye hitap edilmiÅŸ. Onlar henüz gerekli tekâmülü saÄŸlayamamış olduklarından cehennem boyutunda devam edecekler. Ağızların mühürlenip el ve ayakların konuÅŸması ise beÅŸerin her davranışının ve düÅŸüncesinin kayıt altında olduÄŸunun baÅŸka bir ifadesidir. Onlara dünyada çok ciddi cezalar verilebilecekken, olay doÄŸal geliÅŸimine yani tekâmül planının iÅŸleyiÅŸine bırakılıyor.

NOT: Yukarıda temas edilen AdemoÄŸulları bireyleri beÅŸerdir. BeÅŸer ruhsal tekâmülle ancak insan olabilir. Kur’an’ın insana hitap ettiÄŸini düÅŸünürüm. Yeterli tekâmülü saÄŸlayamayanların Kur’an’ın mesajını duymalarının mümkün olmadığını zaten Kur’an ifade etmiyor mu? (En’am suresi-25),(Araf suresi-179).

 

Ayetler(68-76): Ömrü uzadığında, beÅŸerin fiziksel ve mental yetenekleri zayıflar; çocukluk dönemi gibi. Muhammed’e vahyedilen, öÄŸüt ve uyarıları içeren bir Kur’an (okuma) dır. Ancak kendi ifadesi ile, Kur’an sadece diri olanı (ruhsal dirilik) uyarır. Kur’an uyuyanlara hitap etmez. Hitap edilenlerden Kur’an’ı inkâr edenler için ceza hak olmuÅŸtur.

   BeÅŸer için Biz tarafından pek çok hayvan yaratılmış. Binek olarak, gıda maddesi v.s. olarak yararlanılmak üzere. Aslında bazılarının taptığı ilahlar o hayvanların hiç birini yaratamaz. GörünüÅŸe bakıldığında, o ilahlara tapanların o ilahların emir eri durumunda olduÄŸunu görürüz.

 

Ayetler(77-83): BeÅŸer yaratılışını (dünyadaki bedenlenmesinin biyolojik mekanizması) gördüÄŸü halde, Kur’an’ı, dolayışıyla ilk yaratılışı, daha doÄŸrusu var ediliÅŸi baÅŸlatanı inkâr etmektedir. Yoktan var edip yaratılışa yol veren o Alîm olan ve her ÅŸeyin egemenliÄŸine sahip olan gerçekten çok yücedir. Tekâmül yeteneÄŸi bahÅŸedilmiÅŸ olanlar O’na giden sonsuz yolda yine O’nun arzu ve izni ile yol alabilirler.

FURKAN  SURESİ

 

1-Åžanı yücedir o kudretin ki, hakla bâtılı ayıran o Furkan’ı, bütün âlemler için bir uyarıcı olsun diye kuluna indirdi.

2-Göklerin ve mülk ve saltanatı yalnız O’nundur. Çocuk edinmemiÅŸtir O. Mülk ve saltanatında ortak yoktur O’na. Her ÅŸeyi yaratmış ve her ÅŸeye bir ölçü ve oluÅŸ tarzı takdir etmiÅŸtir.

3-Böyleyken O’nun dışında bir takım ilahlar edindiler. Hiçbir ÅŸey yaratamaz bunlar. Kendileri yaratılmışlardır zaten… Kendi benlikleri için bile ne bir zarara güç yetirebilirler ne bir yarara. Ne bir ölüme güçleri yeter ne de bir dirime ne de kabirden çıkarıp hesap sormaya.

4-Küfre batanlar dediler ki: “Bu, onun uydurduÄŸu bir düzmeceden baÅŸka ÅŸey deÄŸildir. Ve bu düzmecede ona, baÅŸka bir topluluk da eÅŸlik etmiÅŸtir.” Andolsun ki, bunu söyleyenler bir zulüm, günah ve iftira sergilemiÅŸlerdir.

5-Dediler ki: “Öncekilerin masallarıdır bu. Birilerine yazdırdı onu. O ona sabah akÅŸam birileri tarafından yazdırılıyor.”

6-Åžöyle söyle: Onu göklerde ve yerde sırrı bilen indirmiÅŸtir. KuÅŸkusuz O, Gafûr’dur, Rahîm’dir.

7-Åžunu da söylemiÅŸlerdir: “Ne biçim resuldür bu; yemek yiyor, sokaklarda yürüyor. Üzerine bir melek indirilmeli, beraberinde özel bir uyarıcı olmalı deÄŸil miydi?”

8-“Yahut ona bir hazine gönderilmeli, yahut ürününden yediÄŸi bir bahçesi olmalı deÄŸil miydi?” O zalimler ÅŸunu söylediler: “Sizler büyülenmiÅŸ bir adamdan baÅŸkasının ardı sıra gitmiyorsunuz.”

9-Bak da gör! Nasıl da örnekler sunuyorlar sana. Sapıttılar, artık bir daha yol bulamazlar.

10- Åžanı yücedir o kudretin ki, dilerse sana ondan hayırlısını, altından nehirler akan bahçeleri verir ve senin için köÅŸkler de yapar.

11-İş onların söyledikleri gibi deÄŸil. Onlar o kıyamet saatini yalanladılar. Ve biz, kıyamet saatini yalanlayanlara alevli bir ateÅŸ hazırlamışızdır.

12-O, onları uzak bir yerden gördüÄŸünde, onlar onun kaynayan öfkesini ve uÄŸultusunu iÅŸitirler. 

13-Elleri boyunlarına baÄŸlı olarak onun dar bir yerine atıldıklarında, orada haykırırlar: “Neredesin ey ölüm!”

14-Bugün bir ölüm çağırmayın, birçok ölümü davet edin.

15-De ki: “Bu mu daha iyi, yoksa korunanlara vaat edilen o sonsuzluk cenneti mi? O cennet de bu korunanların ödülü ve dönüÅŸ yeridir.”

16-Onlar için orada, diledikleri her ÅŸey sürekli vardır. Bu, Rabbin üzerinde sorumluluÄŸu üstlenilen bir vaattir.

17-Onları ve Allah dışında taptıklarını haÅŸredeceÄŸi gün ÅŸöyle sorar: “Åžu kullarımı siz mi saptırdınız yoksa onlar mı yoldan çıktılar?”

18-Derler ki: “Tespih ederiz seni, seni bırakıp da baÅŸka dostlar edinmek bize yaraÅŸmazdı. Ama sen onları ve atalarını öylesine nimetlendirdin ki, Zikir’i unuttular ve helake giden bir topluluk oldular.”

19-İşte haklarında söz söyledikleriniz de sizi yalanladılar. Artık ne azabı savabilirsiniz ne de yardımcı olabilirsiniz. Zulmedenlerinize zorlu bir azap tattıracağız.

20-Senden önce gönderdiÄŸimiz peygamberler de mutlaka yemek yiyorlar, sokaklarda yürüyorlardı. Biz sizi birbiriniz için imtihan aracı yaptık. Rabbin her ÅŸeyi görmektedir.

21-Bize kavuÅŸmayı ummayanlar dediler ki: “Üstümüze melekler inse, yahut Rabbimizi görsek olmaz mı?” Yemin olsun ki, kendi benliklerinde büyüklük kuruntusuna düÅŸtüler ve korkunç bir biçimde azdılar.

22-Melekleri görecekleri günde o günahkârlara hiçbir müjde yoktur. Åžöyle diyecekler: “Yasaktır, yasaklanmıştır.”

23-Yaptıkları her iÅŸin önüne geçmiÅŸ, onu un-ufak hale getirip silmiÅŸizdir.

24-O gün, konakladıkları yer çok hayırlı, dinlenip eÄŸlendikleri yer çok güzel olanlar, cennet halkıdır.

25-Gün olur, gök, bulutlarla yarılır ve melekler art arda indirilir.

26-O gün gerçek mülk ve yönetim Rahman’ındır. Ve o, kâfirler için çok zorlu bir gündür. 

27-O gün zalim, ellerini ısırarak diyecek ki: “Ne olurdu, resulle birlikte bir yol tutsaydım.”

28-“Ah, ne olurdu, falancayı dost edinmeseydim.”

29-“Zikir bana geldikten sonra, o saptırdı beni ondan. Åžeytan, insan için bir rezil edicidir.”

30-Resul de ÅŸöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiÅŸ/dışlanmış halde tuttular.”

31-Biz böylece her peygambere, günahkârlardan bir ÅŸeytan musallat ettik. Kılavuz ve yardımcı olarak Rabbin yeter.

32-İnkâr edenler dediler ki: “Kur’an ona toptan, bir kerede indirilseydi ya!” Biz böyle yaptık ki, onunla senin kalbini dayanıklı kılalım. Biz onu parça parça/ayet ayet okuduk.

33-Onlar sana bir mesel getirdikçe, biz sana hakkı ve en güzel yorumu getiririz.

34- O yüzleri üstü cehenneme sevk edilecek olanlar, mekân bakımından en ÅŸerli, yol bakımından en sapık kiÅŸilerdir.

35- Andolsun ki, biz Mûsa’ya Kitap’ı verdik. KardeÅŸi Hârun’u da onun yanında vezir yaptık.

36- Ardından ÅŸöyle dedik: “Ayetlerimizi yalanlayan topluluÄŸa gidin.” Biraz sonra da o topluluÄŸu yerle bir ettik.

37-Ve Nûh kavmi… Resulleri yalanladıklarında hepsini boÄŸup, insanlara bir ibret yaptık. Zalimler için acıklı bir azap hazırladık.

38- Âd’ı, Semûd’u, Res halkını ve bunlar arasında birçok nesilleri yere batırdık. 

39- Bunların her birine türlü türlü örnekler verdik. Ve bunların hepsini periÅŸan edip batırdık.

40- Yemin olsun, onlar o kötülük yaÄŸmuruna tutulan kente vardılar. Peki onu görmüyorlar mıydı? Hayır, onlar dirilip hesap vermeyi ummuyorlardı.

41- Seni gördüklerinde, ÅŸu ÅŸekilde alaya almaktan baÅŸka ÅŸey yapamazlar: “Allah’ın resul olarak gönderdiÄŸi ÅŸu mu?”

42- “EÄŸer biz kendilerine baÄŸlılıkta sabırlı olmasaydık, bu bizi ilahlarımızdan saptıracaktı.” Azabı gördüklerinde, yolca kimin daha sapık olduÄŸunu bilecekler.

43- İğreti arzusunu ilah edinen kiÅŸiyi gördün mü? Åžimdi ona sen mi vekil olacaksın?

44- Yoksa sen bunların çoÄŸunun iÅŸittiÄŸini, akledip düÅŸündüÄŸünü mü sanıyorsun! Onlar hayvanlar gibidirler, hatta yolca hayvanlardan da ÅŸaÅŸkındırlar.

45- Görmedin mi Rabbini, nasıl uzatmıştır gölgeyi. EÄŸer dileseydi, onu elbette hareketsiz kılardı. Sonra nasıl güneÅŸi ona delil yapmışız!

46- Sonra nasıl tutup onu ağır ağır kendimize çekmiÅŸiz.

47- O’dur sizin için geceyi elbise, uykuyu dinlence yapan. Gündüzü, dağılıp yayılma zamanı yapan da O’dur.

48- O gönderdi rüzgârı bir müjdeci olarak rahmetinin önünden. Biz indirdik gökten tertemiz bir su,

49- Ki onunla ölü bir beldeyi diriltelim ve onunla, yarattıklarımızdan bir takım hayvanları ve birçok insanları suvaralım. 

50- Andolsun, onu aralarında çeÅŸitli biçimlerde ifade ettik ki öÄŸüt alabilsinler. Ama insanların çoÄŸu nankörlükte ısrar etmektedir.

51- EÄŸer dileseydik her kente bir uyarıcı gönderirdik.

52- Artık inkârcılara boyun eÄŸme, onlara karşı Kur’an’la zorlu bir cihat aç.

53- İki denizi birbiri üstüne salan O’dur. Bu, tatlı ve yürek ferahlatıcı; ÅŸu, tuzlu ve acı. Ve ikisinin arasına bir berzah, geçiÅŸi engelleyen bir perde koymuÅŸtur.

54- Sudan bir insan yaratıp, onu nesep ve sıhriyet akrabalıkları halinde oluÅŸturan O’dur. Rabbin çok güçlüdür.

55- Allah’ı bırakıp da kendilerine yarar saÄŸlamayacak, zarar da veremeyecek ÅŸeylere ibadet/kulluk ediyorlar. İnkârcı, Rabbi aleyhine baÅŸkalarına arka çıkar.

56- Biz seni sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

57- De ki: “Onun karşılığında sizden bir ücret istemiyorum, ancak Rabbine varmak için bir yol tutmayı dileyenler istiyorum.”

58- O hiç ölmeyecek diriye, o Hayy olana dayanıp güven, onu överek tespih et. Kullarının günahlarından onun haberdar olması yeter.

59- Gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri altı günde yaratıp sonra arÅŸ üzerinde egemenlik kuran O’dur. Rahman’dır O. Haberdar olana sor onu.

60- Onlara, “Rahman’a secde edin” dendiÄŸinde ÅŸöyle derler.: “Rahman’da neymiÅŸ? Senin secde ettiÄŸin ÅŸeye secde eder miyiz hiç?” Ve bu söz onların nefretini artırdı.

61- Åžanı yücedir o kudretin ki; gökte burçlar yarattı, orada bir kandil ve ışık yansıtıcı bir ay oluÅŸturdu.

62- Geceyle gündüzü, öÄŸüt almak isteyenlerle ÅŸükretmek isteyenler için, birbirini izler hale getiren O’dur.

63- Rahman’ın kulları, yeryüzünde böbürlenmeden/rahatsız etmeden yürüyen kiÅŸilerdir. Cahiller onlara hitap edince, “selam” derler. 

64- Geceleri, Rableri huzurunda secde ederek, ayakta durarak geçirirler.

65- Ve ÅŸöyle yakarırlar: “Rabbimiz, cehennem azabını bizden uzak tut. DoÄŸrusu, onun azabı inatçı ve yapışkandır.”

66- Ne kötü bir durak yeridir o, ne kötü bir dinlenme yeri!

67- Onlar harcadıkları zaman ne savurganlığa saparlar ne de cimrilik ederler. O ikisi arasında bir dengedir.

68- Onlar Allah’ın yanında baÅŸka bir ilaha yakarmazlar/davet etmezler. Allah’ın saygıya layık kıldığı canı haksız yere almazlar. Zina etmezler. Bunları yapan cezaya çarpılır. 

69- Kıyamet günü azap kendisi için kat kat artırılır da hor ve ezik halde onun içinde sürekli kalır.

70- Tövbe ederek inanan ve barışa yönelik iyi bir iÅŸ yapan müstesna. Allah, böylelerinin kötülüklerini güzelliÄŸe dönüÅŸtürür. Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.

71- Kim tövbe edip barışa yönelik iÅŸ yaparsa, hiç kuÅŸkusuz tövbesi kabul edilmiÅŸ olarak Allah’a döner.

72- Onlar yalana tanıklık etmezler/yalan söze kulak vermezler. BoÅŸ lakırdıya rastladıklarında soylu bir tavırla geçip giderler.

73- Rablerinin ayetleri kendilerine hatırlatıldığında, kör ve sağırlar gibi onlar üzerine kapanmazlar.

74- Onlar ÅŸöyle yakarırlar: “Rabbimiz, eÅŸlerimizden ve çocuklarımızdan bize göz aydınlığı bağışla. Bizi takvaya sarılanlara önder kıl.”

75-İşte bunlar, sabretmiÅŸ olmalarına karşılık yüksek konaklarla ödüllendirilirler. Ve o konaklarda saÄŸlık dileÄŸiyle ve selamla karşılanırlar. 

76- Orada sürekli kalacaklardır. Ne güzel konak yeri, ne güzel dinlenme yeri!

77- De ki: “Duanız/davetiniz yoksa, Rabbim sizi ne yapsın! Yalanladınız; bu yüzden azap kaçınılmaz olacaktır.

 

Paylaşım:

Ayetler(1-3): DoÄŸruyla yanlışı ayıran Furkan’ı (Kur’an), bütün yaratılmışlara uyarı olmak üzere, kulu Muhammed’e O indirmiÅŸtir. Görülüyor ki Kur’an sadece yedinci asır Arap toplumuna hitap etmez. Zaman üstüdür ve evrenseldir. Dünyada yaÅŸam bulan beÅŸeri varlıklara, Adem hikâyesi ile bir hedef gösterilmiÅŸtir. Yani ruhsal tekâmül söz konusudur. Ahkaf suresi; ayetler(29,30,31), ve Zariyat suresi (ayet-56) ise cin toplumu ile ilgili olup aynı çerçevede düÅŸünülebilir.  

   Yaratılışı gerçekleÅŸtiren güç, yaratılmışın sahibidir. Çocuk edinmemiÅŸtir sözü İncil bağımlılarının inancındaki bir yanlışlığa göndermedir. Yaratılmışa bakıldığında fark edilebilen mükemmellik istisnai bir planlama ve sonuçlandırmayı iÅŸaret etmez mi?

    O tek ilahtır. O’nun yüce planı içindeki bir baÅŸka özellik ise ”kabirden çıkarıp, hesap sorma” olarak anlatılıyor. Kabirden çıkartma olayının, ruhsal diriliÅŸ olarak anlaşılması gerekli diye düÅŸünürüm.  Sadece diriler ne yaptıklarının farkına varabildikleri için; ancak onlara hesap sorulması ise ilahi adaletin yüceliÄŸini göstermez mi?  

 

Ayetler(4-19): Bu ayetler Muhammed döneminde ve gelecekte Kur’an’ı inkâr edenlerin cezalandırılmaları ve sürekli korunanların ise sonsuzluk cenneti ile ödüllendirileceÄŸi hakkındadır. “Sonsuzluk cenneti” kavramını tekâmülün çok ileri safhalarına ulaşıp madde ile denenmeleri belki de tamamlamış olan varlıkların ödülü olarak düÅŸünmek isterim. Son ayetlere göre, Allah’tan baÅŸka ilah kabul edilenler; yoldan sapmış toplumların bu davranışında Allah tarafından bolca nimetlendirilmelerini ana sebep olarak gördükleri ifadesi, dikkatimizi çekiyor. Dünya okulunda yaÅŸam için madde gereklidir. Fakat madde ile fazlaca uÄŸraÅŸmak herhalde manayı gözden kaçırmamıza sebep oluyor. Ancak biliyoruz ki beÅŸer hem varlıkla hem de yoklukla denenir; Enfal suresi, ayet(28) gibi. 

 

Ayetler(20-26): Elçiler dünya okulunda bir beÅŸer bedeni içinde görev yapmışlardır. Farklı bir durum olsa, beÅŸer onları ilah olarak kabul ederdi. BeÅŸeri bedendeki bir kiÅŸinin tebliÄŸi yapması bazı kiÅŸilerce kabul edilmeyebilir ki bu halleri onların sınavıdır. BeÅŸer meleklerin inmesini arzu edebilir. Böylece melekleri gözleri ile görecek ve inanacaktır. Ancak plan öyle yapılmamış. Meleklerin dünyaya gelmesi ancak özel bir görev icabı olabilir ki böyle bir durum son ayette çizilen resimle anlatılmış. Onların birbiri ardından dünyaya gelmesi çok özel bir duruma iÅŸaret eder. Böyle bir hal mülkün gerçek sahibini iÅŸaret eder ki beÅŸer bu gerçeÄŸi normal ÅŸartlarda maalesef farkına varmaz veya kabul edemez.

 

Ayetler(27-30): Resul’ün tebliÄŸini dinlemeyenlerin durumu anlatılmış. KiÅŸi baÅŸkalarının etkisinde kalarak yanlış yola sapabilir ki o baÅŸkası o kiÅŸinin ÅŸeytanıdır. Bu kiÅŸiler aklını çalıştırmayanlardır.

​

   Ayet(30) da ise Muhammed’in sitemi anlatılmış. Sitem hem o gün için hem de geleceÄŸe yöneliktir. Günümüzde durum farklı mı? KiÅŸi vakte baÄŸlı ritüelleri yerine getirse de, devamlı Kur’an okusa da Kur’an’ı terk etmiÅŸ olabilir. Önemli olan kiÅŸinin yaÅŸam tarzıdır. 

 

Ayetler(31-42): Ayetler farklı toplumlara gönderilen görevlilerin, görevlerini yapmalarını engellemeye çalışanların, Biz boyutu tarafından organize edildiÄŸini anlatıyor. Bu görünüÅŸ elçilerin denenmesi ve daha zorlu görevlere hazırlanması olarak düÅŸünülebilir. Ayrıca mesajı inkâr edenlerin henüz mesajı kabul edecek tekâmüle ulaÅŸmadıkları da bir gerçektir.

 

Ayetler(43-44): Asırlar boyunca çeÅŸitli toplumlarda güç sahipleri beÅŸeri arzularına göre ilah oluÅŸturmuÅŸlar. Bu ilahların içinde kendileri de olabilir. Günümüzde de bunun örneklerini görmek mümkündür. Bu kiÅŸilere karşı o gün Muhammed’in, günümüzde ise gerçekleri görenlerin yapabilecekleri bir ÅŸey yoktur. Onları kendileri ile baÅŸ baÅŸa bırakmak doÄŸrusudur. Ayetler, Muhammed’e hitap ederek, inkârcıların düÅŸünüp, aklını çalıştırarak bir sonuca ulaÅŸtığını sanmamasını öneriyorlar. Onlar gerçeklerin farkına varamazlar, çünkü ÅŸaÅŸkındırlar. Yaptıklarının farkında bile deÄŸildirler. Burada çizilen resim, o kiÅŸilerin henüz Kur’an’ın mesajını duyup, düÅŸünmeye baÅŸlamaları için gerekli ruhsal tekâmüle eriÅŸmediklerini gösterir. Ancak süreç içinde, Kuran’ın mesajı üzerinde düÅŸünmeye baÅŸlayacakları dönem gelecektir. 

 

Ayetler(45-49): GörebildiÄŸimiz, düÅŸünebildiÄŸimiz her ÅŸey O’nun tahayyülünden oluÅŸmuÅŸtur. Yaratılmışın sadece bir zerresi olabilecek olan Dünya da, güneÅŸ hem aydınlatır hem de gölgeye sebep olur. BeÅŸeri gözlem limitimizle dünya döndükçe gölge deÄŸiÅŸir ve güneÅŸ batınca gölge de kaybolur, fakat güneÅŸ vardır. Bu mikro örnekten evrensele geçersek, acaba tüm yaratılmış O’nun gölgesi olmasın? Çünkü tüm yaratılmış deÄŸiÅŸebilir hatta yok olabilirken geride sadece tek gerçek kalır; O.

​

   Gece, dünyadaki canlıların uykuda dinlenip, yenilenmesine yardımcı olurken örtü vazifesi de görebilir. Umulur ki yanlış amaçla kullanılmasın. Dünyamızda canlı yaÅŸamın devamı için suya gerek vardır. Bu amaçla suyun her yöreye taşınması gerekir. Bu iÅŸ bulutlar vasıtasıyla olur. Bulut oluÅŸumu ve bulutların dünya üzerinde taşınması rüzgârlar sayesindedir. Bu olaylar beÅŸeri anlamda meteorolojik olaylardır. Fakat planlama ve uygulama var. Sonuçta ölü bir toprak yaÄŸan yaÄŸmurla(rahmet) dirilir. Aslında bu anlatılan doÄŸa olayını beÅŸerin ruhsal diriliÅŸine iÅŸaret eden bir metafor gibi düÅŸünebiliriz.

 

Ayetler(50-52): Bu bölüm bir önceki bölümdeki su konusuna göndermedir. Su çeÅŸitli fiziksel formlarda bulunur; buz, su, buhar gibi. Hayat da verir zarar da. Bunları düÅŸünenler ancak öÄŸüt alabilirler. Kelimeler ve fiillerden öÄŸüt almayan inkârcılara karşı Muhammed’in, Kur’an’la zorlu bir mücadele sergilemesi isteniyor. Burada konu edilen cihat ilimle yapılandır, kan dökme içermez.

 

Ayetler(53-57): Tatlı ve tuzlu iki deniz suyunun birbirine karışmaması yüzey gerilim farkından olabilir. Benzer durum ülkemizde sahil bölgelerinde görülebilir. Denize yakın kuyulardan çıkan su deniz suyu deÄŸildir. Ancak yaÄŸmur yeterli olmazsa karadaki su beslenemezse deniz suyu o zaman karada ilerlemeye baÅŸlar ve kuyulardaki su artık tuzlanmaya baÅŸlar.

   BeÅŸerin sudan yaratılması fikri aslında evrim konusuna iÅŸaret eder. Su yoksa, dünya okulunda hayat olmaz. Ancak baÅŸka okullarda farklı yaÅŸam formları için suya gerek olmayabilir. Yaratılan beÅŸer için akrabalıklar oluÅŸturulması özünde sevgi çemberini geniÅŸletmeye yöneliktir.

   Ä°nkârcıların davranışı aslında hem Rabbine(eÄŸiticisine) hem de kendi özüne ihanettir. Pek çok ayette tekrar edildiÄŸi gibi, Muhammed’in görevi beÅŸeri öncelikle uyarmadır ve inananlara ise ödülleri konusunda müjde vermektir.

 

Ayetler(58-62): Tek “Hayy” (diri olan) O’dur. Tek var eden de O’dur. O’nun arzusuna göre yaratma iÅŸlemi Biz görevlileri tarafından yapılagelmiÅŸtir. Bu arada Zühruf suresi (ayet 45) Rahman’ın, secde edilmek için, Biz tarafından yaratıldığını görüyoruz. DiÄŸer taraftan bu ayet ve çeÅŸitli secde ayetleri incelendiÄŸinde her varlığın secdesinin farklı olduÄŸunu görürüz.  

 

Ayetler(63-77): Bu ayetler topluca Rahman’ın kullarını tanımlamaktadır. Bu kiÅŸilerin, bilgi sahibi olduktan sonra eÄŸer Kur’an’ın yasaklarına uymazlarsa, artan bir cezaya saptırılacakları anlatılıyor. Fakat tövbe edip barışa yönelik iÅŸ yapanların affedilmesi de söz konusu. Rahman’ın kulları olan kiÅŸiler, kendilerine “Rablerinin sözleri hatırlatıldığında”, dinlerler ve “…bizi takvaya sarılanlara önder kıl.” Diye dua ederlermiÅŸ. Demek ki Rahman’ın kulları önceden bilgi sahibidirler. Takvaya sarılanlar Kur’an’ın özellikle arzu ettiÄŸi davranışı sergileyenlerdir. Rahman’ın kullarının onlara önderlik yapma arzusu muhtemelen tekâmül derecelerinin farklı oluÅŸuna iÅŸaret ediyor diye düÅŸünebiliriz. Rahman’ın kullarının ödülü olan boyutların onlar için bir dinlenme yeri olması, her boyutta ruhsal geliÅŸimin devam edeceÄŸi demek deÄŸil midir?

FÂTIR  SURESİ

 

  1. Hamd, Fâtır olan Allah’adır; gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikiÅŸer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan O’dur. Yaratılışta/yaratılmışlarda dilediÄŸini artırır O.

  2. Allah’ın insanlar için açıp yaydığı rahmeti hiç kimse tutup kısamaz. O’nun tutup kısalttığını ise O’ndan sonra salıp açacak yoktur. Azîz’dir O, HakÎm’dir.

  3. Ey insanlar, Allah’ın üzerinizdeki nimetini anın. Allah’tan baÅŸka yaratıcı mı var? Sizi gökten ve yerden rızıklandırır. O’ndan baÅŸka ilah yoktur. Hal böyle iken nasıl oluyor da yüz geri çevriliyorsunuz?

  4. EÄŸer seni yalanlıyorlarsa, senden önceki resuller de yalanlanmıştır. Bütün iÅŸler ve oluÅŸlar Allah’a döndürülür.

  5. Ey insanlar, Allah’ın vaadi haktır. O halde iÄŸreti dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı, o çok gururlu, sizi Allah ile aldatmasın.

  6. Åžu bir gerçek ki, ÅŸeytan sizin için bir düÅŸmandır. O halde siz de onu düÅŸman tutun. Hiç kuÅŸkusuz, o kendi hizbini cehennem yaranından olmaları için çağırır durur.

  7. Küfre sapanlar için ÅŸiddetli bir azap vardır. İman edip barışa yönelik ameller iÅŸleyenlere gelince onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ödül olacaktır.

  8. Ya o kiÅŸi? Yaptıklarının kötülüÄŸü kendisine allanıp pullanmış da onu güzel görüvermiÅŸ. DoÄŸrusu ÅŸu: Allah dilediÄŸini saptırır, dilediÄŸini de doÄŸruya ve güzele kılavuzlar. O halde canın onlar için üzüntülere dalmasın.

  9. Allah odur ki, rüzgârları gönderdi. Rüzgârlar bir bulut kaldırır. Derken onu ölü bir beldeye sevk ettik de ölümünden sonra topraÄŸa onunla hayat verdik. İşte ölümden sonra dirilme de böyledir.

  10. Onur ve yücelik isteyen bilsin ki, onur ve yüceliÄŸin tümü Allah’ındır. Temiz ve güzel kelime O’na yükselir; barışa yönelik amel de o kelimeyi yüceltir. Kötülükleri kuranlara/kötülükleri tuzak yapanlara gelince, onlar için ÅŸiddetli bir azap vardır. Ve böylelerinin tuzağı tarumar olur.

  11. Allah sizi bir topraktan, sonra bir spermden yarattı. O’nun ilmi dışında bir diÅŸi ne hamile kalır ne de doÄŸurur. YaÅŸayan bir varlığa daha çok ömür verilmesi de onun ömründen biraz kısaltılması da mutlaka bir kitapta yazılıdır. Bu, Allah için gerçekten çok kolaydır. 

  12. İki deniz birbirine eÅŸit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluÄŸu giderir, içimi hoÅŸ ve rahattır; ÅŸu tuzludur, acıdır. Ama hepsinden de taze et yersiniz; giyip takınacağınız bir süs çıkarırsınız. Allah’ın lütfundan nasip aramanız ve ÅŸükredebilmeniz için, gemilerin denizi yara yara gittiÄŸini görürsün.

  13. Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. GüneÅŸ’i ve Ay’ı buyruk altına almıştır. Her biri belirlenen bir süreye kadar akıp gidiyor. İşte Rabbiniz Allah bu, mülk ve yönetim O’nundur. O’nun dışında yakardıklarınız ise bir çekirdek zarına bile hükmedemezler.

  14. Onlara çağırsanız, çaÄŸrınızı duymazlar. Duysalar da size cevap veremezler. Kıyamet günü de sizin onları ortak koÅŸtuÄŸunuzu inkâr ederler. Hiç kimse sana, Habîr olan Allah’ın verdiÄŸi gibi haber veremez.

  15. Ey insanlar, siz Allah’a yönelmiÅŸ yoksullarsınız. Allah ise mutlak Ganî mutlak Hamîd’ dir.

  16. Dilerse sizi yok eder, yepyeni bir halk getirir.

  17. Ve bu, Allah’a hiç de güç gelmez.

  18. Hiçbir günahkâr, bir baÅŸkasının günahını yüklenmez. Yükü ağır gelen, onu taşımaya çağırsa bile, kendisinden hiçbir ÅŸey yüklenilmez. Akraba bile olsa… Sen ancak Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Arınıp temizlenen, kendi benliÄŸi için arınıp temizlenir. DönüÅŸ Allah’adır.

  19. Körle, gören bir olmaz.

  20. Karanlıklarla ışık da bir olmaz.

  21. Gölge ile sıcaklık da aynı deÄŸildir.

  22. Diriler de eÅŸit olmaz, ölüler de. Allah dilediÄŸine iÅŸittirir. Ama sen, kabirlerdekilere iÅŸittiremezsin.

  23. Sen sadece bir uyarıcısın.

  24. Åžu bir gerçek ki, biz seni hak ile bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, içinden bir uyarıcı gelip geçmemiÅŸ olsun.

  25. Seni yalanlıyorlarsa, onlardan önekiler de yalanlamıştı. Resulleri onlara açık seçik mesajlar, sayfalar ve aydınlatıcı kitaplar getirmiÅŸlerdi.

  26. Sonra ben, inkâr edenleri yakaladım. Ama nasıl oldu benim azabım?!

  27. Görmedin mi, Allah gökten bir su indirdi. Onunla, renkleri çeÅŸit çeÅŸit meyvalar çıkardık. DaÄŸlardan da yollar var; beyaz, kırmızı, deÄŸiÅŸik renklerde. Ve simsiyah yollar da var. 

  28. Aynı ÅŸekilde; insanlardan, davarlardan da muhtelif renklerde olanlar var. Kulları içinde Allah’tan ancak bilginler ürperir. Allah Azîz’dir, Gafûr’dur.

  29. Allah’ın Kitabı’nı okuyanlar, namaz kılanlar, kendilerine sunduÄŸumuz rızıklardan gizli ve açık infâk edenler, asla batmayacak bir ticaret umabilirler.

  30. Çünkü Allah onlara ücretlerini tam ödeyecek, lütfundan onlara artırma da yapacaktır. Gafûr’dur O, çok affeder; Åžekûr’dur, ÅŸükredenlere mutlaka karşılık verir.

  31. Kitap’tan sana vahyettiÄŸimiz, kendinden öncekini tasdikleyici hakkın ta kendisidir. Allah, kullarından tam haberdardır, onları iyice görmektedir.

  32. Sonra, kullarımız arasından seçtiklerimizi Kitap’a mirasçı kıldık. İçlerinden öz nefsine zulmeden var. Orta yolda gideni var. Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçeni var. İşte bu, büyük lütfun ta kendisidir.

  33. Adn cennetlerine girerler onlar, orada altından bilezikler ve inci takınırlar. Orada giysileri ise ipektir.

  34. Åžöyle derler: Hamd olsun, üzüntüyü bizden gideren Allah’a. Rabbimiz mutlak Gafûr, mutlak Åžekûr’dur.

  35. Lütfuyla bizi durulacak yurda kondurdu. Orada bize hiçbir yorgunluk dokunmaz. Orada bize hiçbir usanç da dokunmaz.

  36. İnkâr edenlere de cehennem ateÅŸi var. Ne haklarında hüküm verilir ki ölsünler ne de azapları hafifletilir. İşte böyle cezalandırırız tüm nankörleri biz.

  37. Feryat edip dururlar orada: “Rabbimiz, çıkar bizi de önceden yaptığımızdan baÅŸka ÅŸey yapalım. Barışa yönelik iyi bir iÅŸ yapalım.” Sizi biz, öÄŸüt alanın öÄŸüt alacağı bir süre ömürlendirmedik mi? Uyarıcı da geldi size. Hadi tadın bakalım azabı! Zalimler için hiçbir yardımcı yok artık.

  38. Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. O, göÄŸüslerin özündekini de çok iyi bilir.

  39. Sizi yeryüzünde halifeler yapan O’dur. Nankörlük edenin nankörlüÄŸü kendi aleyhinedir. Kâfirlerin küfrü, Rableri katında öfkeden baÅŸka bir ÅŸey artırmaz. Kâfirlerin küfrü hüsran ve yıkıntıdan baÅŸka bir ÅŸey artırmaz.

  40. De ki: “Allah’ı bırakıp da yakardığınız ÅŸu ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana topraktan neyi yarattı onlar!” Yoksa göklerde bir ortaklıkları mı var? Yoksa onlara bir kitap verdik de kendileri o kitaptan bir kanıt üzerinde midirler? Hayır, zalimler birbirlerine aldanıştan/aldatıştan baÅŸka hiçbir ÅŸey vaat etmezler.

  41. Allah, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye tutuyor. Andolsun eÄŸer çöküp giderlerse, O’ndan baÅŸka hiç kimse onları tutamaz. HalÎm’dir O, Gafûr’dur.

  42. Yeminlerinin tüm gücüyle Allah’a ant içmiÅŸlerdir ki, eÄŸer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerin herhangi birinden çok daha doÄŸru bir gidiÅŸ üzere olacaklar. Fakat uyarıcı onlara gelince, bu onlara nefretle kaçıştan baÅŸka bir katkı saÄŸlamadı.

  43. Yeryüzünde kibirlendi ve kötülük tezgâhladılar. Oysaki tezgâhlanan kötülük, sahibinden baÅŸkasını kuÅŸatmaz. Öncekilerin başına gelenlerden baÅŸkasını mı bekliyorlar? Allah’ın yol ve yasasında deÄŸiÅŸme asla bulamazsın. Allah’ın yol ve yasasında döneklik de bulamazsın.

  44. Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduÄŸunu görmediler mi? Onlar, kuvvet bakımından bunlardan daha zorluydular. Ne göklerde ne de yerde Allah’ı âciz bırakacak hiçbir ÅŸey yoktur. Alîm’dir O, Kadîr’dir.

  45. EÄŸer Allah, insanları, kazandıkları yüzünden hesaba çekseydi, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar, ecelleri gelinceye kadar erteliyor. Allah, kullarını iyice görmektedir.

 

Paylaşım

 

Ayetler(1-3): Yokluktan varlığa geçiÅŸi saÄŸlayan ve varlık aleminde, gökleri, yeri ve hatta o dönem Arap kabilelerinin, bazılarına taptığı meleklerin farklı güçlere sahip olarak yaratılmasına yol veren Allah’ın gücü her ÅŸeye yeter. Allah’ın beÅŸere yardımı sorgulanamaz, müdahale edilemez. MeÅŸru olmayan maddi zenginlik ayrı olmak üzere, yardım maddi de olabilir, manevi de. Çünkü beÅŸer hem varlıkla denenir hem de yoklukla. Dünya okulunda yaÅŸam ÅŸansı verilen beÅŸer hem yerden hem de gökten nimetlendirilir. Fakat beÅŸer acaba bunun farkında mıdır? Genellikle cevap olumsuzdur. BeÅŸer her ÅŸeyi kendisinin baÅŸardığını sanır.

 

Ayetler(4-6): İlk ayette Muhammed teselli ediliyor. Allah’ın verdiÄŸi söz olan, biyolojik ölüm sonrası, ahiret gerçektir. Dünya nimetleri, dünya toprağından yapılmış bedenimizi mutlu eder ve fakat geçicidir. O kibirli ÅŸeytan ise dünya okuluna eÄŸitim için gelen beÅŸeri Hak yolundan saptırmaya uÄŸraşır. Aslında ÅŸeytan nefsimizin kendisidir. BeÅŸer melek deÄŸildir, nefis sahibidir. Nefis beÅŸerin tekâmülü için gereklidir. Nefsimizi kontrol edebilmeliyiz.

 

Ayetler(7-8): GerçeÄŸi inkâr edenlere azap varken, inanıp barışa yönelik iÅŸ yapanlar için önceki yanlışlarının affedilmesi ve ayrıca bir ödül varmış. Ödülün ahiret hayatına yönelik olduÄŸunu düÅŸünürüm. 

   Yanlış yapanlar niçin yanlış yaparlar? KiÅŸisel yararı için veya yaptığı kendisine güzel göründüÄŸünden. Özellikle son durum baÅŸka bir ayette (Kur’an, İsra suresi-16) ifadesini bulmuÅŸ.

 

Ayetler(9-11): Bu ayetler kısaca, inananlara ve inanmayanlara, Allah’ın neler yapabildiklerinden örneklerdir. Bulutun oluÅŸup kurak bir bölgeye rüzgârla taşınması ve orada yağış bırakması ile ölü görünen toprak canlanır. YaÄŸmur Allah’ın rahmeti olarak bilinir ki ruhsal bakımdan uyuyan beÅŸerin uyanması da Allah’ın rahmeti ile olacaktır.

   BeÅŸer toplum içinde itibar görmek için onur ve yücelik ister. Çünkü nefis sahibidir. Ancak bilmez ki, onur ve yücelik sadece Allah’a özgüdür. Geçerli olan O’nun katında yücelebilmektir. Bunun için güzel kelime sahibi olmak ve güzel iÅŸ yapmak esastır. Sadece ritüellerle bir yere varılmaz.

   BeÅŸerin yaratılışında ilk olarak topraktan bir imalat var görünse de, biyolojik yolla devamlılık saÄŸlanmıştır.  Fakat kim, kimden doÄŸacak bir plana göre yürür. Her canlı için düzenlenmiÅŸ bir hayat planı ve ona uyumlu bir ömür vardır. Bu ömürde uzatma veya kısaltma ancak O’nun izni ile olur. Böyle bir iÅŸlem de yine kiÅŸinin hayat planında yapılan deÄŸiÅŸikliÄŸe göre gerçekleÅŸir diye düÅŸünebiliriz.  

 

Ayetler(13-14): Gece ve gündüzün oluÅŸması yerkürenin kendi etrafında dönmesi sonucudur. Gece dinlenme, gündüz ise çalışıp, üretme zamanıdır. Küre ÅŸeklindeki dünyamızın dönmesi, kutuplarda zor olsa da, her bölgesinin canlı yaÅŸama uygun olmasını saÄŸlar. Gündüzleri güneÅŸ aydınlatırken, ay geceleri az da olsa aydınlanma saÄŸlar. Ayın dünya etrafındaki dönüÅŸü ise ay takviminin günlük hayatta kullanılmasına olanak vermiÅŸtir. Ayın hareketi zaten biliniyor. GüneÅŸin sabit olmadığı onun da hareket ettiÄŸi bilgisi, Kur’an’ın tebliÄŸ edildiÄŸi yedinci asır bilimine aykırıdır. Fakat günümüz Astronomi bilimi tüm kâinatın hareket ettiÄŸini bildirmektedir. Bu gerçeklik,Kur’an’ın mucizelerinden sadece bir tanesidir. Özünde tüm doÄŸa olayları belli kanunlara göre oluÅŸur ve tamamının sahibi Allah’tır. Mülk ve yönetim sadece O’nundur. Yani kâinatın oluÅŸumu da, iÅŸleyiÅŸi de O’nun ilmi ile mümkündür.

 

Ayetler(15-22): Yaratılmış mutlak olarak Allah’a muhtaç iken, Yaratan’ın ihtiyacı yoktur. Bütün övgüler O’na aittir. Yaratan, yok etme gücüne de sahiptir. Sadece arzu etmesi yeterlidir. Dünya okulunda her birey kendi yaptıklarından sorumludur. Karşılığı ödül de olabilir, ceza da. Ancak ikisi de yine varlığım eÄŸitimi için kullanılan vasıtalardır. Kur’an, Muhammed’e hitap ederek sadece Rablerinden korkan ve namaz kılanları (Yaratan’ı ananları) uyarabileceÄŸini anlatıyor.  Yaratan’ın planı, tekâmül ederek beÅŸerin Allah’a dönüÅŸüdür. DönüÅŸün fiziksel deÄŸil ruhsal olduÄŸunu düÅŸünmeliyiz. Ancak bu dönüÅŸ yoluna girmek ve yol alabilmek için ruhsal arınma ön ÅŸarttır. 

   Ä°kilem dünyamızda ışıkla, karanlık ve körle gören aynı deÄŸildir. Bu söylenenler dünyasal bir tespit ve aynı zamanda birer metafordur. Kısaca ışık aydınlanma ve görmek ise farkındalık olarak düÅŸünülebilir. Son ayet ise muhteÅŸem. Ruhsal tekâmül sonucu bazı benlikler diri iken deÄŸerleri ölüdür. Burada dirilik, ruhsal farkındalık anlamında kullanılmış. Dolayısıyla kabirlerindeki varlıklar, yani henüz ruhsal uyanma safhasına girememiÅŸ olanların Kur’an’ın mesajını anlamaları mümkün deÄŸildir. Onlar da kıyam ettiklerinde yani diriliÅŸ baÅŸlayınca mesajı anlamaya baÅŸlayacaklardır. Ayette dirilerin de ve ölülerin de eÅŸit olmadığı söyleniyor ki bu tespit, beÅŸerin ruhsal tekâmülünün hangi safhasında olduÄŸu ile ilgilidir.

 

Ayetler(23-30): Muhammed, bir uyarıcı ve bir müjdeci (inananlara) olarak gerçekle (Kur’an mesajı) gönderilmiÅŸ. Anlaşılıyor ki dünyada uyarıcı gönderilmemiÅŸ hiçbir toplum yok. Toplumu Muhammed’i yalanlamış. Daha önceki dönemlerde gönderilmiÅŸ uyarıcıları da toplumları yalanlamış. Ancak o toplumlar cezalandırılmışlar.

   Allah’ın gökten indirdiÄŸi suyla, dünyada, Biz görevlileri çeÅŸitli meyvalar çıkartmış. Jeolojik yapısına baÄŸlı olarak daÄŸlardan açılan yollar çeÅŸitli renklerdedir. Benzer ÅŸekilde insanlar, hayvanlar ve bitkilerden çeÅŸitli renklerde olanlar vardır. Bu örneklerle yaratılıştaki çeÅŸitlilik vurgulanmış. Bu çeÅŸitliliÄŸi fark eden bilginler sadece, yaratılıştaki mükemmelliÄŸi ve ululuÄŸu görerek ürperirler. Aklı olmayan Allah’ı tanıyamaz derler. Burada tanımak ancak olsa olsa birazcık hissedebilmek anlamında alınmalıdır. Allah’ın Kitabı’nı okuyanlar, namaz kılanlar (O’nu ananlar), ve O’nun izniyle Biz tarafından sunulan rızıktan paylaÅŸanlar doÄŸru yoldadırlar. Allah’ın Kitabı, özünde tüm yaratılmış olup, resullerin ilettiÄŸi mesajlar ve döneme uygun mesajların kendinden indirildiÄŸi Ana Kitap da bu tanımın içinde diye düÅŸünebiliriz. O’nun izniyle Biz tarafından sunulan rızık, hem maddi hem de manevi olabilir.

 

Ayetler(31-36): Muhammed’e vahyedilenler Kitap’tanmış. Sözü edilen Kitap, Ana Kitap olarak düÅŸünülebilir. O yüzden Kur’an ayetleri daha önce verilenleri (Tevrat, İncil gibi) doÄŸrulayan bir gerçektir. Kullar arasından seçilen bazı kiÅŸiler Kitap’ın mirasçıları olarak, Biz tarafından görevlendirilmiÅŸ. Bu görevlendirilmenin geçmiÅŸten gelip geleceÄŸe uzanacağı söylenebilir. Bu görevlilerden bazıları görevlerini yapamıyorken bazıları orta yolu izlermiÅŸ. Orta yolun madde ile mananın dengesini bulma anlamında kullanılmış olması mümkündür. DiÄŸer taraftan bu görevlilerden bazıları ise Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçermiÅŸ. Hayır yapmak hizmetin tam da kendisidir. Bu varlıkların, dünya hayatında kendilerinden üzüntünün uzak tutulacağı ve biyolojik ölüm sonrasında ise onların ödülü Adn cenneti imiÅŸ.

 

Ayetler(38-40): Gayb beÅŸer tarafından bilinemez. Bütün serüven O’nun arzusu uyarınca oluÅŸan, plana göre yürür. Serüven içinde sonsuzlukların gaybı vardır. Bunun yanında beÅŸerin ne düÅŸündüÄŸünün bilinmesi hiç mertebesindedir. DüÅŸüncelerimiz kayıt altında olduÄŸu için, düÅŸüncelerimizi kontrol edebilmemiz doÄŸru olur. DüÅŸüncelerimizi düzeltmeden arınmak, dolayısıyla ruhsal tekâmül mümkün olmaz. İnsanın yeryüzünde halife olması zaten Adem hikayesinde öngörülmüÅŸtür. Ancak halife olmak sorumluluklar da yükler. GerçeÄŸi inkâr etmenin sonu hüzündür. Fakat bu da tekâmül gereÄŸidir.

 

Ayetler(41-45): Madde kâinatında her zerrenin uyması gereken kurallar vardır ki bu gerçek, Fussilet suresi ayet 12; “…her göÄŸe kendi iÅŸ ve oluÅŸunu vahyetti. …” ile anlatılır. Muhammed’in Kur’an’ı tebliÄŸ ettiÄŸi toplum; “bir uyarıcı gelirse ona uyacaklarına” söz vermelerine raÄŸmen, uyarıcı geldiÄŸinde onu reddetmiÅŸler. Dahası çeÅŸitli kötülükleri tezgâhlamışlar. Bilmedikleri gerçek; tezgâhlanan her kötülüÄŸün tezgâhlayanı vurduÄŸudur ki bu olay o günde geçerlidir, günümüzde de. Yeryüzü, gerçeklere gözünü kapayanların acı sonları ile doludur. 

   Son ayet doÄŸrudan insana hitap ediyor. İnsan belli bir seviyeye kadar uyanmış bir varlıktır. Gerçekleri inkâr etmesi ve davranışlarındaki yanlışlar yüzünden yok edilmeleri gerekirken plandaki ömür süresinin sonuna kadar izin verilmiÅŸ. Demek ki ceza ahirette. Demek ki her birey yaptıkları yanlışların cezasını görecektir. Ayette, “yerkürede canlı bırakılmayacağı” ifadesi çeÅŸitli yorumcularca yerküredeki her canlının yok edilme ihtimalinden bahseder. Ancak insanın hatalarına yerküredeki hayvan ve bitkiler yardım etmediÄŸine göre bu deÄŸerlendirmeye katılmak mümkün deÄŸildir. Ayet sadece insana yöneliktir. 

MERYEM  SURESİ

​​

  1. Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.

  2. Rabbinin rahmetinin, Zekeriya kuluna anılışıdır bu…

  3. Hani o, Rabbine gizli bir sesle seslenmiÅŸti de,

  4. Åžöyle demiÅŸti: “Rabbim, iÅŸte karşındayım. Kemik gevÅŸedi bende. İhtiyarlıktan başım beyaz alevle tutuÅŸtu. Sana yakarma konusunda ise Rabbim, hiç bedbaht olmadım.”

  5. “Ben, arkamdan gelecek yakınlarımdan endiÅŸe ediyorum. Karımsa kısır. O halde, katından bana bir dost bağışla;

  6. Ki hem bana mirasçı olsun hem de Yakup hanedanına mirasçı olsun. Ve onu hoÅŸnutluÄŸunu kazanmış bir kul eyle, Rabbim.”

  7. Ey Zekeriyya! Biz sana bir oÄŸul müjdeliyoruz; adı Yahya, daha önce ona hiç kimseyi adaÅŸ yapmadık.

  8. Dedi: “Rabbim, benim için oÄŸul nasıl söz konusu olur? Karım doÄŸurganlığını yitirmiÅŸtir, bense yaÅŸlılığın en ileri basamağına ulaÅŸtım.”

  9. “Bu budur.” Dedi. Rabbin ÅŸöyle buyurdu: “Onu yapmak benim için çok kolaydır. Nitekim daha önce de sen hiçbir ÅŸey deÄŸilken seni yaratmıştım.”

  10. Dedi: “Rabbim, bana bir iÅŸaret ver.” Cevap verdi: “İşaretin, sapasaÄŸlam olduÄŸun halde üç gece insanlarla konuÅŸmamandır.”

  11. Bunun üzerine Zekeriyya, yakarış yerinden ayrılıp halkının karşısına geçti ve onlara, “sabah-akÅŸam tespih edin” diye iÅŸaret verdi.

  12. “Ey Yahya Kitap’ı kuvvetle tut.” Biz ona daha sabi iken hikmet verdik.

  13. Katımızdan bir kalp yumuşaklığı, bir temizlik verdik. Korunan biriydi o.

  14. Ana-babasına iyilik eden biriydi;  zorba, isyancı biri deÄŸil.

  15. Selâm olsun ona, doÄŸduÄŸu gün, öleceÄŸi gün ve diri olarak kaldırılacağı gün.

  16. Kitap’ta Meryem’i de an. Hani o, ailesinden ayrılıp doÄŸu tarafında bir mekâna çekilmiÅŸti.

  17. Onlarla arasına bir perde çekmiÅŸti. Biz de ruhumuzu ona göndermiÅŸtik de o kendisine sapasaÄŸlam bir insan ÅŸeklinde görünmüÅŸtü.

  18. Meryem demiÅŸti. Ben senden, Rahman’a sığınıyorum. Takva sahibi biriysen dikkatli ol.”

  19. Ruh dedi. “Ben, sadece Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir oÄŸlan bağışlamak için buradayım.”

  20. Dedi: “Benim nasıl oÄŸlum olur; bana herhangi bir insan dokunmadı. Ben bir kahpe de deÄŸilim.”

  21. Dedi: “İşte böyle! Rabbin buyurdu ki: ‘o benim için çok kolaydır. Böyle olması onu, insanlara bir mucize ve bizden bir rahmet yapmamız içindir. Hükme baÄŸlanmış bir iÅŸtir bu.”

  22. Ona gebe kaldı. Ardından da onunla uzak bir mekâna çekildi.

  23. Nihayet doÄŸum sancısı onu, bir hurma aÄŸacının kütüÄŸüne götürdü. “Ah dedi, keÅŸke daha önce ölseydim, keÅŸke unutulup gitseydim.”

  24. Altından ona ÅŸöyle seslendi: “Tasalanma, Rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirdi.”

  25. “Hurma aÄŸacının kütüÄŸünü kendine doÄŸru salla, üzerine olgun, taze hurma dökülecektir.”

  26. “Artık ye, iç. Gözün aydın olsun. EÄŸer insanlardan birini görürsen ÅŸöyle söyle: ‘Ben Rahman için oruç adadım. Onun için bugün, insan cinsinden hiç kimseyle konuÅŸmayacağım.”

  27. Meryem, onu taşıyarak toplumuna getirdi. “Ey Meryem, dediler, ÅŸaşılacak bir iÅŸ yaptın!”

  28. “Ey Harun’un kız kardeÅŸi! Baban kötü bir adam deÄŸildi. Annen de bir kahpe deÄŸildi.”

  29. Meryem çocuÄŸa iÅŸaret etti. Dediler: “BeÅŸikteki bir sabiyle nasıl konuÅŸuruz?”

  30. BeÅŸikteki sabi dedi: “Ben Allah’ın kuluyum. O bana kitap verdi, beni peygamber yaptı.”

  31. “Beni, bulunduÄŸum her yerde kutsal ve bereketli kıldı. YaÅŸadığım sürece bana namazı, zekâtı önerdi.”

  32. “Anneme iyilik etmemi önerdi. Beni zorba bir eÅŸkıya yapmadı.”

  33. “Selam bana doÄŸduÄŸum gün, öleceÄŸim gün ve diri olarak kaldırılacağım gün.”

  34. İşte Meryem oÄŸlu İsa budur! Hakkında kuÅŸku ve çeliÅŸmeye düÅŸtükleri ÅŸeyin doÄŸrusu bu sözdür.

  35. Bir oÄŸul edinmek Allah’a asla yaraÅŸmaz. O’nun ÅŸanı yücedir. Bir iÅŸ ve oluÅŸa karar verdi mi, ona sadece “ol” der, o hemen oluverir. 

  36. Åžüphesiz Allah, benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O halde O’na kulluk/ibadet edin. DosdoÄŸru yol budur. 

  37. Kendi aralarından çıkan hizipler ihtilafa düÅŸtüler. Büyük bir günün tanıklığından ötürü vay o inkârcıların haline!

  38. Bize gelecekleri gün neler iÅŸitecekler, neler görecekler. Fakat o zalimler bu gün, açık bir sapıklık içindedirler.

  39. Sen onları, o hasret günü ile ilgili olarak uyar.  Çünkü onlar gaflet içindeyken, iman da etmemiÅŸken iÅŸ bitirilmiÅŸ olacaktır. 

  40. Yeryüzüne ve üzerindekilere biz mirasçı olacağız, biz. Ve bize döndürülecekler.

  41. Kitap’ta İbrahim’i de an. O, özü-sözü doÄŸru bir peygamberdi.

  42. Hani, babasına demiÅŸti ki: “Babacığım; iÅŸitmeyen, görmeyen, sana hiçbir yarar saÄŸlamayan ÅŸeylere niçin kulluk ediyorsun?”

  43. “Babacığım, bana ilimden, sana ulaÅŸmayan bir nasip geldi. O halde bana uy ki, seni düzgün bir yola ileteyim.”

  44. “Babacığım, ÅŸeytana kulluk etme. Çünkü ÅŸeytan Rahman’a isyan etmiÅŸti.” 

  45. “Babacığım, ben sana Rahman’dan bir azap dokunmasından, böylece ÅŸeytanın dostu haline gelmenden korkuyorum.”

  46. “Babası dedi: “Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Ey İbrahim! EÄŸer bu iÅŸe son vermezsen, vallahi seni taÅŸlarım. Uzun bir süre uzak kal benden.”

  47. Dedi: “Selam sana! Senin için Rabbimden af dileyeceÄŸim. Çünkü O, bana karşı çok lütufkârdır.”

  48. “Sizden de Allah dışındaki yakardıklarınızdan da ayrılıyorum; Rabbime dua edeceÄŸim. Umarım, Rabbime yakarışımla bahtsızlığa düÅŸmem.”

  49. İbrahim, onlardan ve Allah dışında kulluk ettiklerinden uzaklaşınca, ona İshak’ı ve Yakub’u bağışladık ve hepsini peygamber yaptık.

  50. Onlara, rahmetimizden nimetler bağışladık. Ve kendileri için yüksek bir doÄŸruluk dili oluÅŸturduk.

  51. Kitap’ta Musa’yı da an. Çünkü o, içtenlik ve dürüstlüÄŸe erdirilmiÅŸti ve o bir resul, bir peygamberdi.

  52. Ona Tûr’un saÄŸ tarafından seslendik. Onu, fısıldaÅŸan kimse kadar yaklaÅŸtırdık.

  53. Rahmetimizden ona kardeÅŸi Hârun’u bir peygamber olarak armaÄŸan ettik.

  54. Kitap’ta İsmail’i de an. Çünkü o vaadinde sadıktı; bir resuldü, bir peygamberdi.

  55. Ailesine namazı, zekât’ı emrederdi. Rabbi katında hoÅŸnutluk kazanmış bir kiÅŸiydi.

  56. Kitap’ta İdris’i de an. Çünkü o, özü-sözü tam uyuÅŸan bir kiÅŸiydi, bir peygamberdi.

  57. Onu yüce bir mekâna yükselttik.

  58. İşte bunlar, Allah’ın kendilerine nimet lütfettiÄŸi peygamberlerdendir: Âdem’in soyundan, Nûh’la birlikte taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail’in soyundan, kılavuzluk edip seçtiÄŸimiz kimselerden. Kendilerine Rahman’ın ayetleri okunduÄŸunda, aÄŸlayarak secdelere kapanırlardı. 

  59. Ama arkalarından öyle bir nesil geldi ki; namazı yitirdiler, ÅŸehvetlere uydular. Bunlar, azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.

  60. Tövbe eden, iman, iman edip barışa yönelik iyi iÅŸ yapan müstesna. Bunlar, azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.

  61. Rahman’ın kullarına gaybda vaat ettiÄŸi Adn cennetlerin girecekler ve hiçbir ÅŸekilde haksızlığa uÄŸratılmayacaklardır.

  62. Orada boÅŸ lakırdı deÄŸil, yalnızca “selam” iÅŸitirler. Orada kendilerinin sabah, akÅŸam, rızıkları da hazırdır.

  63. Kullarımızdan takva sahibi olanları mirasçı yapacağımız cennet iÅŸte budur.  

  64. Biz sadece Rabbinin emrini indiririz/biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdeki, arkamızdaki ve bunlar arasındaki her ÅŸey O’nundur. Rabbin asla unutkan deÄŸildir.

  65. Gökleri, yerin ve bunlar arasındaki ÅŸeylerin Rabbidir O. O’na kulluk/ibadet et ve O’na ibadette sabırlı ol. O’na adaÅŸ olacak birini biliyor musun?

  66. Diyor ki insan: “ÖldüÄŸüm zaman diri olarak tekrar çıkarılacak mıyım”

  67. Hatırlamıyor mu insan;  o daha önce hiçbir ÅŸey deÄŸilken, onu biz yarattık.

  68. Rabbine andolsun ki; onları da ÅŸeytanları da mutlaka haÅŸredeceÄŸiz, sonra hepsini diz çökmüÅŸ halde cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.

  69. Sonra her gruptan, Rahman’a karşı kafa tutmada daha ÅŸiddetli davrananlar kimlerse, onları ayıracağız.

  70. Elbette ki biz, oraya girmeye daha layık olanların kimler olduğunu herkesten iyi biliriz.

  71. İçinizden oraya uÄŸramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbin üzerinde kesinleÅŸmiÅŸ bir hükümdür.

  72. Sonra biz, korunup sakınanları kurtaracağız. Zalimleri de orada dizleri üzerine çökmüÅŸ bırakacağız.

  73. Onlara ayetlerimiz açık-seçik okunduÄŸunda, inkâr edenler ÅŸöyle derler: “İki zümreden hangisi makamca daha üstün, meclisçe daha güzel?”

  74. Onlardan önce nice kuÅŸakları helak ettik ki, malca ve manzaraca daha alımlıydılar.

  75. De ki. “Her kim sapıklıkta ise Rahman ona iyice süre versin. Nihayet, kendilerine vaat edileni, azabı veya kıyametin kopuÅŸunu gördüklerinde mekânca daha kötü, taraftarca daha zayıf olanın kim olduÄŸunu bilecekler.”

  76. Allah, doÄŸru yolda olanların hidayetini artırır. Barışa yönelik kalıcı iÅŸler, Rabbin katında sevapça daha üstün, sonuç bakımından daha hayırlıdır.

  77. Ayetlerimizi inkâr edip, “bana mal da evlat da kesinlikle verilecek” diyeni gördün mü?

  78. Bu adam gaybı mı öÄŸrendi, yoksa Rahman katında bir söz mü aldı?

  79. Hayır, hayır! Biz onun söylediÄŸini yazacağız ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız.

  80. O dediklerine biz varis olacağız. Kendisi bir başına bize gelecek.

  81. Kendilerine onur ve destek olsunlar diye Allah dışında ilahlar edindiler.

  82. Hayır, hayır! Onlar, onların ibadetlerini inkâr edecekler ve onların aleyhinde düÅŸman kesilecekler.

  83. Görmedin mi biz, ÅŸeytanları inkârcıların üzerine salmışız da onları oynatıp kıvırttırıyorlar.

  84.  Onlar için acele etme. Biz onlar için günleri teker teker sayıyoruz.

  85. Gün olur o takva sahiplerini biz Rahman’ın huzurunda heyet halinde toplarız.

  86. Günahkârları da susuz ve yaya olarak cehenneme sevk ederiz.

  87. Rahman katında söz almış olandan baÅŸkaları ÅŸefaat imkânı bulamazlar.

  88. “Rahman çocuk edindi.” Dediler.

  89. Andolsun ki siz, çok çirkin bir iddiada bulundunuz.

  90. Bu söz yüzünden neredeyse gökler çatlayacak, yer parçalanacak, daÄŸlar yıkılıp çökecek.

  91. Rahman için çocuk iddia ettiklerinden ötürü.

  92. Rahman’a, çocuk edinmek yakışmaz.

  93. Göklerde ve yerde bulunan herkes, Rahman’a kul olarak gelecektir.

  94. Yemin olsun, O onların hepsini kuÅŸatmış ve tamamını tek tek saymıştır. 

  95. Ve onların hepsi kıyamet günü O’na tek tek gelecektir.

  96. İman edip barışa yönelik iÅŸler yapanlara gelince, Rahman onlar için bir sevgi oluÅŸturacaktır.

  97. Biz onu; senin dilinle kolaylaÅŸtırdık ki, korunanları onunla müjdeleyesin, inatçı bir kavmi de onunla uyarasın. 

  98. Biz onlardan önce de nice kuÅŸaklar helak ettik. Onlardan herhangi birini hissediyor musun, yahut onların bir iniltisini duyuyor musun?

​

Paylaşım:

​

Ayetler(1-6): Zekeriya, yaÅŸlılık döneminde, arkasından ailesinin devamını saÄŸlayacak kimse olmadığından yakınarak Rabbinden yardım istemiÅŸ. SaÄŸlanan yardım, birinci ayette kelimelerle deÄŸil, harflerle Rabbin yüceliÄŸine gönderme yapılarak anlatılmış. Harfleri, muhtemelen, O’nun, Kur’an’da zikredilen doksan dokuz isminden gayrı olup beÅŸerin henüz haberdar olması istenmemiÅŸ isimlerinin ÅŸifrelenmesi gibi düÅŸünebiliriz. 

 

Ayetler(7-11): Zekeriya’ya verilen müjde Yahya adında bir oÄŸul babası olacağıdır. Bu ad, “Allah lütufkârdır” anlamında olup daha önce böyle bir ad verilmemiÅŸ. Yedinci ayet adların da Biz tarafından beÅŸerin manasına (ruhuna) yüklendiÄŸini düÅŸünebiliriz. Bu müjdeli habere karşı, Rabbine bir ÅŸükür davranışı olarak, Zekeriya’nın üç gün kimselerle konuÅŸmaması önerilmiÅŸ. Tarif edilen konuÅŸmama olayı, özünde oruç olayının ileri bir aÅŸaması gibi görülebilir. Zekeriya Rabbiyle konuÅŸmuÅŸ görünüyor. Zekeriya’nın melekle konuÅŸmuÅŸ olduÄŸu ihtimali güçlü gibi.

 

Ayetler(12-15): Yahya’ya önerilen Kitap, muhtemelen Eski Ahit’tir. DiÄŸer ayetlerde, Yahya’nın beÅŸeri özellikleri belirtilmiÅŸ. Görülüyor ki Yahya’nın övülesi özellikleri kendisine lütfedilmiÅŸ. Çünkü o bir görevlidir. Bahsedilen özellikleri zamanla geliÅŸtirmesi için gerekli zaman yoktu. Hemen göreve baÅŸlaması gerekiyordu ki kendisi bebek iken zaten donanımlı bir varlıkmış. Son ayette kullanılan fiiller gelecek zamanı iÅŸaret ediyor. Ancak bu durum beÅŸerin zaman anlayışına göredir. Biz katındaki zaman anlayışı herhalde dünyamızdan farklıdır. 

 

Ayetler(16-33): İsa’nın dünyada bedenlenmesi beÅŸeri bir katkı olmadan gerçekleÅŸmiÅŸtir. Bu gerçek ayet(21) de açıklanıyor ki; Ruh-Cebrail elçi olarak geldiÄŸini belirtirken, “İsa’nın doÄŸumunun hükme baÄŸlanmış olduÄŸunu” bildirerek, bu konunun da Plan çerçevesinde geliÅŸtiÄŸi anlatılmış oluyor. Aynı konuda; Kur’an, Mürselat Suresi-11 “Resuller vakte baÄŸlandığında” ayeti hatırlanmalıdır. 

   Ayet(26) da Meryem, Rahman için oruç adadığını” söylüyor. Bu oruç kiÅŸinin diÄŸer insanlarla konuÅŸmama orucudur. Zekeriya’nın orucunun aynıdır. Meryem’le konuÅŸan Cebrail-Ruh için acaba niçin Ruh terimi kullanılmış? Ruh bir maddi varlığın özü ise acaba Cebrail ve diÄŸer bazı melekler varlık âleminin ruhu olabilir mi?

   Ayet (30) da İsa “Ben Allah’ın kuluyum. O, bana Kitap verdi, beni peygamber yaptı.” diyor. İsa kendisini Allah’ın kulu olarak tanımlıyor ki bu tanım gerçeÄŸin kendisi olmalı. Görülüyor ki “Allah’ın kulu” olmak sanılanın aksine çok zor bir yolun sonunda belki ulaşılabilecek bir ödüldür. İsa’ya verilen Kitap, çeÅŸitli yorumculara göre Tevrat’tır. Sanmıyorum. Çünkü Kur’an, Al-i İmran Suresi-ayet(48) de “Ona Kitap’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öÄŸretecek.” Denerek, konumuz olan ayet(30) da ki Kitap teriminin İncil olduÄŸunu düÅŸünebiliriz. Ayrıca Al-i İmran(48) ifade ediyor ki İsa’ya Kitap, yani Ana Kitap da öÄŸretilmiÅŸ. 

   Ayet(32) de İsa: “Beni zorba bir eÅŸkıya yapmadı.” Diyor. Demek ki kiÅŸilerin davranışları da plan uyarıncadır. O yüzden, davranışları yüzünden hiç kimse hakkında hüküm verilmemelidir. Fakat bu önerme Bu kiÅŸileri davranışlarında özgür kılamaz. DiÄŸer taraftan kiÅŸinin davranışları  dönemin geçerli hukuk sistemine göre yargılanmalıdır.

   Ayet(33) de İsa”…diri olarak kaldırılacağım gün.” Diyor. Bu ifade Âli İmran suresi(55) “Allah ÅŸunu da demiÅŸti: ‘Ey İsa, senin canını alacağım, seni kendime yükselteceÄŸim; seni inkâr edenlerden uzaklaÅŸtırıp arındıracağım. …”ifadesi ile birlikte düÅŸünülmelidir. İsa dünyadaki görevine baÅŸlamadan önce zaten üst düzey bir görevliydi. Demek ki İsa’nın da arınmasının devam etmesi gerekiyor. Daha fazla arınma, daha ileri diriliÅŸ deÄŸil midir?

 

Ayetler(35-40): İncil bağımlıları İsa hakkında farklı ve fakat tutarsız görüÅŸlere sahip olup farklılıklar yüzünden birbirlerinden ayrışmışlar ve konu günümüzde de çeÅŸitli mezhepler olarak varlığını devam ettirmektedir. Kur’an bu ayrışmayı reddeder. Tam da bu noktada sorulması gereken soru ÅŸudur: Kur’an bağımlılarının farklı mezheplere aidiyeti nasıl açıklanabilir? Çünkü mesaj tektir ve Kur’an bölünmeyi ve ötekileÅŸtirmeyi reddeder. Åžûra suresi(13) “…Dini dosdoÄŸru tutun; onda bölünüp fırkalara ayrılmayın.”

 

Ayetler(41-50): İbrahim’in hayat hikâyesi bu ayetlerde verilmiÅŸ. İbrahim, babasının tehditlerine karşılık babasına esenlik dileyecek kadar yumuÅŸak barışsever birisiymiÅŸ. İbrahim toplumundan uzaklaÅŸtıktan sonra kendisine İshak ve Yakup bağışlanmış. İshak oÄŸlu, Yakup ise torunudur.

 

Ayetler(51-63): Bu bölümde isimleri verilenler, Allah’ın kendilerine yardım ettiÄŸi peygamberlerden olup, bazıları ise resulmüÅŸ. Kendilerine kitap verilen peygamberler, Kur’an’da resul olarak tanımlanıyor. Bu görevlilerin dünyamızda sergiledikleri meziyetler ise; kalp yumuÅŸaklığı, zorba olmama, özü-sözü doÄŸru olma, içtenlik, dürüstlük, sözüne sadık olma, diye sıralanmış. Bunların Âdem soyundan, Nuh’la birlikte taşınanlardan, İbrahim ve İsrail’in soyundan gelenlerden olup kendilerine kılavuzluk edilip seçilenlerden oldukları ifade ediliyor. Ayet(58) den anlayabildiÄŸimiz kadarı ile adı geçenler OrtadoÄŸu coÄŸrafyasında görev yapanlardır. Dünyamızın diÄŸer bölgelerinde görev yapanlar da mutlaka olmuÅŸtur. Onların Âdem’le baÄŸlantısının olup olmadığını bilmiyoruz. Bu bölümde adı geçen görevlilerden sonra gelen nesillerin beÅŸeri zayıflıkları davranışlarına egemen olduÄŸu için cezalandırılmışlar. Ancak, her zaman olduÄŸu gibi iman edip barışa yönelik iÅŸ yapanlar ise cennetle ödüllendirilmiÅŸler.

 

Ayetler(64-65): Bu ayetlerin, vahye bir süre ara verildikten sonra iletildiÄŸi rivayet ediliyor. Görülüyor ki her ÅŸeyde olduÄŸu gibi vahyin veriliÅŸi de O’nun izniyle mümkündür. Ayetler, vahiy meleÄŸinin her yönden korunduÄŸuna iÅŸaret ediyor.

   BeÅŸeri zayıflık göstermeden, Muhammed’in usanmadan ve sabırla sadece Rabbine yönelmesi önerilmiÅŸ. Bu davranış tam teslimiyeti, imanın yüceliÄŸini göstermez mi? Muhammed’e yakışan da bu deÄŸil midir?

 

Ayetler(66-72): Sembolik olarak, ölüm sonrası diriliÅŸ özünde ruhsal diriliÅŸe iÅŸaret ediyor. Biyolojik bedenimiz dünyaya aittir. Aslımız ise sonsuzluÄŸa taliptir ve kendine çizilen sonsuz yolda tekâmülüne devam eder. Arada cehennem okuluna da uÄŸrayacaktır. Orası da plan içindedir. Korunup sakınanlar yani tekâmülünün belli bir seviyesini aÅŸmış olanlar cehennem okuluna artık ihtiyaç duymazlar.

 

Ayetler( 73-76): Ayetleri inkâr edenler, inananlara kimin daha üstün olduÄŸunu sorarmış. Daha önceleri beÅŸeri yönden çok daha üstün görünenler yok edilmiÅŸlerken bu sorunun bir mantığı yoktur. Fakat zamanı gelince bu soruyu soranlar cevabı alacaklar ve fakat bu cevap onları üzecektir.

   DiÄŸer taraftan “Allah, doÄŸru yolda olanların hidayetini artırır.” deniyor. Bu ifadeden, doÄŸru yolda olanların imanlarının O’nun izni ile artacağını anlayabiliriz ki bu düÅŸünce tekâmülde ilerleme anlamını taşımaz mı? Son ayette “barışa yönelik kalıcı iÅŸler, Rabbin katında sevapça daha üstün, sonuç bakımından daha hayırlıdır.” deniyor. İlginç olan bu ifadede zamana ve ÅŸekle baÄŸlı ritüellerden bahsedilmiyor. KiÅŸinin toplum içinde yaptığı ve barışa yönelik eylemler söz konusudur. Bu eylemler sadece kiÅŸilere deÄŸil doÄŸaya da dönük olabilir ki doÄŸaya dönük hayırlı eylemler beÅŸeri doÄŸrudan ilgilendirecektir. Çünkü beÅŸer doÄŸa ile beraberdir, bir bütündür ve doÄŸadan gereÄŸince yararlanır. Çünkü beÅŸer artık yerdeki halifedir. Yeter ki toplum yararına halifelik yapsın.

​

Ayetler(77-87): Ayetleri inkâr edip gayba yönelik tahminde bulunanlar yanlış yoldadırlar. Allah dışında edindikleri ilahların onlara hiçbir yardımı olmaz. Onlar eÄŸitim için, cehennem okuluna gönderilirler. Kötülüklerden sakınanlar ise, Biz görevlileri yardımı ile Rahman huzuruna sevk edilirler. Haklarında Rahman katında olumlu düÅŸünce oluÅŸanlara ancak yardım edilebilir.

 

Ayetler(88-98): “Rahman çocuk edindi.” Sözü, Yahudiler ve Hıristiyanlar tarafından ifade edilmiÅŸ olup, hiçbir esası yoktur ve kabul edilemezdir. Yaratılmış olanlar sadece O’nun kuludur.

   Dünya hayatlarında iman edip barışa yönelik iÅŸler yapanlar bir sevgi ortamında yaÅŸarlar. Bu O’nun bir lütfudur.

   Kur’an Muhammed’in ana dilinde ve kolaylaÅŸtırılarak topluma tebliÄŸ edilmek üzere Muhammed’e vahiy meleÄŸi tarafından iletilmiÅŸtir. Hedef kötülüklerden sakınanları ödülle müjdelemek ve inkârcıları ise sonuç hakkında uyarmaktır.

TÂH  SURESİ

 

1-Tâ, Hâ.

2-Biz bu Kur’an’ı sana, zahmet çekesin, bedbaht olasın diye indirmedik.

3-Saygıyla ürperene bir hatırlatma olsun diye indirdik. 

4- Yeri ve o yüce mi yüce gökleri yaratandan bir vahiy olarak indirdik.

5- O Rahman, arÅŸ üzerine egemenlik kurmuÅŸtur.

6-Göklerde, yerde, onların arasında, toprağın baÄŸrında ne varsa O’nundur.

7-Sen bu sözü açıkça duyuracaksan da O, gizliyi de bilir, gizliden daha gizliyi de…

8-Allah’tır O. İlah yok O’ndan baÅŸka. Esmaul Hüsna, en güzel isimler O’nundur.

9-UlaÅŸtı mı sana Mûsa’nın haberi?

10-Hani bir ateÅŸ görmüÅŸtü de ailesine ÅŸöyle demiÅŸti: “Bekleyin! Gözüme bir ateÅŸ iliÅŸti. Olabilir ki, ondan size bir kor parçası getiririm, yahut onun üzerinde bir kılavuz bulurum.”

11-Onun yanına geldiÄŸinde kendisine “Mûsa!” diye seslenildi.

12-“Benim ben, senin Rabbin! Hadi pabuçlarını çıkar; sen kutsal vadide, Tuva’dasın.”

13-“Ve ben seni seçtim; o halde vahyedilecek olanı dinle.”

14-“Hiç kuÅŸkulanma ki ben Allah’ım. İlah yoktur benden baÅŸka. O halde bana kulluk/ibadet et ve namazını beni hatırlayıp anmak için yerine getir.”

15-KuÅŸku duyma ki o saat gelecektir. Onu neredeyse gizleyeceÄŸim ki, her benlik gayretinin karşılığını elde etsin.”

16-“O halde ona inanmayıp keyfi peÅŸinde giden, seni ondan yüz geri etmesin. Yoksa periÅŸan olursun.

17-“Nedir o saÄŸ elindeki ey Mûsa?”

18-Cevap verdi: “O, benim asamdır. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma aÄŸaçtan yaprak indiririm. Onda iÅŸime yarayan baÅŸka özellikler de vardır.”

19-Buyurdu: “Yere at onu ey Mûsa!”

20-O da onu attı. Bir de ne görsün, bir yılan olmuÅŸ o koÅŸuyor…

21-Buyurdu: “Al onu, korkma. Biz onu ilk görünümüne döndüreceÄŸiz.”

22-Bir de elini koynuna sok. Bir baÅŸka mucize olarak lekesiz, bembeyaz bir halde çıksın.” 

23-Böylece sana en büyük mucizelerimizden bazılarını göstereceÄŸiz.”

24-“Firavun’a git. Çünkü o, azdı.”

25-Mûsa dedi: “Rabbim, göÄŸsümü açıp geniÅŸlet; 

26-İşimi bana kolaylaÅŸtır.”

27-“Dilimdeki düÄŸümü çöz,

28-Ki sözümü iyi anlasınlar.”

29-“Bana ailemden bir yardımcı ver,

30-KardeÅŸim Hârun’u.” 

31-“Onunla sırtımı kuvvetlendir.”

32-“Onu iÅŸime ortak kıl.”

33-“Taki seni çokça tespih edelim.”

34-“Seni çokça analım.”

35-“KuÅŸkusuz sen, bizi görmektesin.”

36-Buyurdu: “İstediÄŸin sana verildi, ey Mûsa.”

37-“Yemin olsun sana bir kez daha lütufta bulunmuÅŸtuk.”

38-Hani annene vahyedileni ÅŸöyle vahyetmiÅŸtik:

39-“Onu tabuta koyup ırmaÄŸa bırak. Irmak onu sahile götürsün k, benim de düÅŸmanım, onun da düÅŸmanı olan biri onu alsın. Üzerine kendimden bir sevgi bıraktım ki, gözümün önünde yetiÅŸtirilesin.”

40-“Hani kız kardeÅŸin gidiyor, ÅŸöyle diyordu: ‘Onun bakımını üstlenecek kiÅŸiyi size göstereyim mi? Nihayet, seni annene geri döndürdük ki, gözü aydın olsun, tasalanmasın. Sen bir adam öldürmüÅŸtün. Bunun üzerine seni gamdan kurtarmış, iyice imtihana çekmiÅŸtik.”

41-“Seni kendim için seçip yetiÅŸtirdim.”

42-“Sen ve kardeÅŸin, ayetlerimi götürün; beni anmakta gevÅŸeklik etmeyin.”

43-“Firavun’a gidin, çünkü o azdı.”

44-“Ona yumuÅŸak ve tatlı bir sözle hitap edin; belki öÄŸüt alır, yahut ürperir.”

45- Dediler ki: “Rabbimiz, onun aleyhimizde bir taÅŸkınlık yapmasından yahut yine azmasından korkuyoruz.”

46-Buyurdu: “Korkmayın! Ben sizinle beraberim iÅŸitiyorum, görüyorum.”

47-“Hadi gidin ona. Deyin ki: ‘Biz senin Rabbinin iki resulüyüz. İsrailoÄŸullarını bizimle gönder, onlara iÅŸkence etme. Rabbinden sana bir mucize getirdik. Selam, hidayete ulaÅŸanlaradır.”

48-“Azabın, yalanlayıp yüz çevirenler üzerine olacağı bize vahyedildi.”

49-Firavun dedi: “Sizin Rabbiniz kim, ey Mûsa?”

50-Mûsa dedi: ”Rabbimiz, her ÅŸeye yaradılışını lütfeden sonra da yo- yordam gösteren kudrettir.”

51-Dedi. “Peki, ilk nesillerin hali ne olacak?”

52-“Onlara iliÅŸkin bilgi, Rabbim katında bir Kitap’tadır. Rabbim ne ÅŸaşırır ne de unutur.”

53-Yeryüzünü size beÅŸik yapan, onda sizin için yollar açan, gökten su indiren O’dur. Biz o suyla çeÅŸitli bitkilerden çiftler çıkardık.

54-Yiyin, hayvanlarınızı yayıp otlatın. KuÅŸkusuz bunda, aklı başında insanlar için ibretler vardır.

55-Sizi yerden yarattık. Tekrar oraya göndereceÄŸiz. Ve oradan sizi bir kez daha çıkaracağız.

56-Yemin olsun, o Firavun’a ayetlerimizin tamamını gösterdik ama yalanlayıp inadını sürdürdü.

57-Åžöyle dedi: “Büyünle bizi, toprağımızdan çıkarasın diye mi geldin, ey Mûsa!”

58-“Senin ki gibi bir büyü, biz de mutlaka sana getireceÄŸiz. Seninle bizim aramızda öyle bir buluÅŸma yeri ve zamanı belirle ki, ne biz cayalım ne de sen. Herkese uygun bir yer olsun.”

59-Mûsa dedi. “Bizimle buluÅŸacağınız zaman, süs günü olsun. İnsanlar kuÅŸluk vakti bir araya getirilsin.”

60-Bunun üzerine Firavun oradan ayrıldı, tüm kurnazlığını topladı, sonra geldi.

61-Mûsa onlara dedi ki: “Yazıklar olsun size, yalan düzüp Allah’a iftira etmeyin. Yoksa bir azap ile kökünüzü kurutur. İftira eden periÅŸan olmuÅŸtur.”

62-Bunun üzerine iÅŸlerini aralarında tartıştılar, fısıltıyı koyulaÅŸtırdılar.

63-Dediler ki: “Åžunlar, iki büyücüden baÅŸka ÅŸey deÄŸildir. Büyüleriyle sizi toprağınızdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu silip yok etmek istiyorlar.”

64-“Hemen hünerlerinizi birleÅŸtirin, sonra saf baÄŸlamış olarak gelin. Bugün, üstün gelen kurtulmuÅŸ olacaktır.”

65-Dediler: Ey Mûsa, ya hünerini ortaya at yahut da ilk hüner sergileyen biz olacağız.”

66-Mûsa dedi. “Hayır, siz atın.” Bir de ne görsün! Onların ipleri, sopaları, yaptıkları büyüler yüzünden, kendisine gerçekten koÅŸuyorlarmış hayalini verdi.

67-Mûsa birdenbire içinde bir korku duydu.

68-Åžöyle dedik: “Korkma, üstün gelecek olan sensin.”

69-“SaÄŸ elindekini yere bırak. Onların, sanayi olarak ortaya çıkardıklarını yalayıp yutsun. Onların sanayi olarak ürettikleri sadece bir büyücünün hilesidir. Büyücü ise nereye gitse iflah etmez.”

70-Bunun üzerine büyücüler secdelere kapanıp ÅŸöyle seslendiler: “Hârun’un ve Mûsa’nın Rabbine inandık.”

71-Firavun dedi: “Ben izin vermeden ona inandınız öyle mi? O size, büyüyü öÄŸreten büyüÄŸünüzdür. Yemin olsun, ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keseceÄŸim ve yemin olsun sizi hurma aÄŸaçlarına asacağım. O zaman iyice bileceksiniz, hangimizin azabı daha ÅŸiddetli ve sürekli.”

72-Dediler. “Biz seni, bize gelen açık-seçik kanıtlara ve bizi yaratmış olana asla tercih etmeyeceÄŸiz. VerdiÄŸin hükmü uygula. Senin hükmün olsa olsa bu dünya hayatında geçer.”

73-“Biz Rabbimize inandık ki, günahlarımızı ve senin bizi zorladığın büyüyü affetsin. Allah daha hayırlı, daha süreklidir.”

74-Åžu bir gerçek ki, Rabbinin huzuruna suçlu olarak gelen için cehennem vardır. Orada ne ölür ne de hayat bulur.

75-O’nun huzuruna, barışa yönelik iyilikler üretmiÅŸ bir mümin olarak varana gelince, iÅŸte böyleleri için yüksek dereceler öngörülmüÅŸtür.

76-Adn cennetleri ki, altlarından ırmaklar akar; sürekli kalacaklar içlerinde. Arınıp temizlenenlerin ödülü iÅŸte budur.

77-Andolsun, Mûsa’ya ÅŸöyle vahyetmiÅŸtik: “Kullarımı geceleyin yürüt. Denizde onlar için kuru bir yol aç. Size yetiÅŸecekler diye korkma, endiÅŸelenme.”

78-Derken Firavun, ordusuyla birlikte onların arkasına düÅŸtü. Ama denizden onları sarıp kuÅŸatan, sarıp kuÅŸattı.

79-Firavun kendi toplumunu saptırmıştı; kılavuzluk edemedi.

80-Ey İsrailoÄŸulları, ÅŸu bir gerçek ki, biz sizi düÅŸmanınızdan kurtardık. Tûr’un saÄŸ tarafında size vaatte bulunduk. Ve üstünüze kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.

81-Size verdiÄŸimiz rızkın temizlerinden yiyin. Bu konuda azgınlık etmeyin. Yoksa öfkem üzerinize çöker. Ve kimin üstüne öfkem inerse o uçuruma gider.

82-Ve ben, tövbe eden, inanan, barışa yönelik iÅŸ yapıp sonra da düzgün bir biçimde yol alan kimseye karşı, gerçekten çok affediciyim, Gaffâr’ım .

83-Seni toplumundan çabucak uzaklaÅŸtıran neydi, ey Mûsa?

84-Dedi: “Onlar benim eserim üzerindeler. Ben sana gelmede acele davrandım ki, benden hoÅŸnut olasın ey Rabbim!”

85-Buyurdu: “Biz senden sonra toplumunu tam bir biçimde imtihan ettik. Sâmirî onları saptırdı.”

86-Bunun üzerine Mûsa, öfkeli ve ümidi kırık bir halde kavmine döndü. Dedi: “Ey toplumum! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı? Süre mi size uzun geldi yoksa Rabbinizden üzerinize bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiÄŸiniz söze ters davrandınız?”

87-Dediler ki: “Biz sana kendi irademizle/malımızla karşı çıkmadık. Olay ÅŸu: Bize o topluluÄŸun süs eÅŸyalarından bazıları yükletilmiÅŸti, onları kaldırıp attık; aynı ÅŸekilde Sâmirî de attı.”

88-Sâmirî onlar için böÄŸürmesi olan bir buzağı çıkardı. Dediler ki: “Bu, hem bizim hem de Mûsa’nın tanrısıdır. Ama Mûsa unuttu.”

89-Görmüyorlar mı ki; o buzağı bir sözü onlara geri çeviremiyor, kendilerine bir zarar veremiyor, bir yarar saÄŸlayamıyor.

90-Yemin olsun, Hârun daha önce onlara ÅŸunu söylemiÅŸti: “Ey kavmim, siz bununla imtihan edildiniz. Sizin Rabbiniz Rahman’dır. Artık bana uyun, emrime itaat edin.”

91-Onlar ÅŸöyle demiÅŸlerdi: “Mûsa bize dönünceye kadar ona tapıcılar olmakta devam edeceÄŸiz.”

92-Mûsa dedi: “Ey Hârun, onların saptıklarını gördüÄŸün zaman seni ne engelledi de,

93-Benim ardım sıra gelmedin. Emrime isyan mı ettin?”

94-Hârun dedi: “Ey annemin oÄŸlu! Sakalımı, başımı tutma. Ben senin ÅŸöyle diyeceÄŸinden korkmuÅŸtum: ‘Beniisrail arasına ayrılık soktun, sözüme baÄŸlı kalmadın.”

95-Mûsa dedi: ”Senin derdin neydi, ey Sâmirî?”

96-Sâmirî dedi: “Onların görmediklerini gördüm. Resulün izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Nefsim bana böylesini hoÅŸ gösterdi.”

97-Musâ dedi: “Defol, çünkü sen, hayatın boyunca ‘bana dokunmayın’ diyeceksin. Ve senin için asla kaytaramayacağın bir hesap zamanı da var. O başını bekleyip durduÄŸun tanrına bir bak. Onu kesinlikle yakacağız, sonra da un-ufak edip denize dökeceÄŸiz.

98-Gerçek olan ÅŸu ki, sizin ilahınız kendisinden baÅŸka hiçbir tanrı olmayan Allah’tır. O, ilim bakımından her ÅŸeyi çepeçevre kuÅŸatmıştır. 

99-İşte böylece, geçip gitmiÅŸlerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Biz sana katımızdan da bir Zikir vermiÅŸizdir.

100-Kim ondan yüz çevirirse, kıyamet günü bir günah yüklenecektir.

101-Sürekli olarak o yükün altındadır; Kıyamet günü bu onlar için ne kötü yüktür!

102-O gün sûra üfürülür ve günahkârları o gün gözleri gömgök bir halde hasrederiz.

103-Aralarında fısıldaşır gibi konuÅŸurlar: “Ancak on gün filan kaldınız.”

104-Onların söylemekte olduklarını biz daha iyi biliriz. Yolca en seçkin olan ÅŸöyle diyordu: “Eni-sonu bir gün kaldınız.”

105-Sana daÄŸlardan soruyorlar. De ki: Rabbim onları un-ufak edecektir.”

106-“Yerlerini bomboÅŸ, dümdüz bırakacaktır.”

107-“Yerlerinde ne bir eÄŸrilik ne de bir yumruluk görmeyeceksin.”

108-O gün, eÄŸip bükmesi olmayan davetçiye uyarlar. Rahman’ın huzurunda sesler kısılır, artık bir hışıltıdan baÅŸka bir ey iÅŸitmezsin.

109-O gün ÅŸefaat yarar saÄŸlamaz. Ancak Rahman’ın izin verdiÄŸi ve sözünden hoÅŸnut olduÄŸu kimse müstesna…

110-Onların önden gönderdiklerini de arkada bıraktıklarını da bilir, ama onlar O’nu ilimle kuÅŸatamazlar.

111-Bütün yüzler o Hayy ve Kayyûm önünde yere inmiÅŸtir. Zulüm taşıyan periÅŸan olup gitmiÅŸtir.

112-Mümin olarak barışa yönelik iyilikler yapan ise ne haksızlığa uÄŸratılmaktan korkar ne de ezilip horlanmaktan.

113-Biz onu iÅŸte böyle, Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve onun içinde tehditleri türlü ifadelerle sıraladık ki korunabilsinler, Yahut da Kur’an onlara yeni bir hatırlatıcı/hatırlatma sunsun.

114-O Melik/o hak hükümdar olan Allah, yüceler yücesidir. Sana vahyi tamamlanmadan önce, aceleci olma. Åžöyle de: “Rabbim ilmimi artır.” 

115-Andolsun, biz daha önce Âdem’e ahit verdik de unuttu; biz onda bir kararlılık bulmadık.

116-Hani meleklere, “Âdem’e secde edin” demiÅŸtik de İblis müstesna hepsi secde etmiÅŸti. İblis dayatmıştı.

117-Bunun üzerine biz ÅŸöyle demiÅŸtik: “Ey Âdem! Åžu senin de eÅŸinin de düÅŸmanıdır, dikkat et de sizi cennetten çıkarmasın; sonra bedbaht olursun.”

118-“Senin burada ne acıkman söz konusudur  ne de çıplak kalman.”

119-“Ve sen burada ne susayacaksın ne de güneÅŸten yanacaksın.”

120-Derken ÅŸeytan ona ÅŸöyle diyerek vesvese verdi: “Ey Âdem! Sana, sonsuzluk aÄŸacıyla eskimez-çökmez mülk ve saltanatı göstereyim mi?”

121- Nihayet ikisi de ondan yedi. Bunun üzerine çirkin yerleri kendilerine açıldı; üzerlerine cennet yapraklarından örtmeye baÅŸladılar. Âdem, Rabbine isyan etmiÅŸ, ÅŸaşırıp kalmıştı. 

122-Sonra Rabbi onu arıtıp temizledi, onun tövbesini kabul edip kendisini iyiye ve doÄŸruya kılavuzladı.

123-Allah dedi: “İkiniz birlikte inin oradan. Benden size bir hidayet geldiÄŸinde, benim o hidayetime uyan artık ne sapar ne de bedbaht olur.”

124-Kim benim Zikrimden yüz çevirirse onun için zor, sıkıcı bir hayat ÅŸekli/bir geçim vardır; kıyamet günü de onu kör olarak haÅŸrederiz.

125- O der ki: “Rabbim, beni neden kör haÅŸrettin, ben gören biri idim.”

126- Allah buyurur: “Ayetlerimiz sana geldiÄŸinde sen böyle unutmuÅŸtun; bugün de sen aynı ÅŸekilde unutuluyorsun.”

127-İsraf eden/haddi aÅŸan ve Rabbinin ayetlerine inanmıyan kimseleri biz böyle cezalandırırız. Ve âhiretin azabı çok daha ÅŸiddetli, çok daha kalıcıdır.

128-Kendilerinden önceki nesillerden nicelerini helak etmemiz onları yola getirmedi mi? Onların yurtlarında/barınaklarında dolaşıp duruyorlar. Akıl sahipleri için bunda elbette ibretler vardır.

129- EÄŸer Rabbin tarafından daha önce söylenmiÅŸ bir söz, belirlenmiÅŸ bir süre olmasaydı, bunlar için de helak kaçınılmaz olurdu.

130-Artık onların söylediklerine sabret; güneÅŸin doÄŸuÅŸundan önce de batışından önce de Rabbini överek tespih et. Gecenin bazı saatleriyle gündüzün iki ucunda da tespih et ki, hoÅŸnutluÄŸa erebilesin.

131-Onlardan bazı çiftlere, kendilerini imtihan etmek için iÄŸreti hayatın süsü olarak sunduÄŸumuz nimetlere, gözlerini dikme. Rabbinin rızkı hem daha hayırlı hem daha süreklidir.

132-Ailene namazı emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırıyoruz. Sonuç takvanındır.

133-Dediler ki: “Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya!” Peki, önceki sayfalardaki açık kanıt onlara gelmedi mi?

134-EÄŸer biz onları, ondan önce bir azapla helak etseydik mutlaka ÅŸöyle diyeceklerdi: “Rabbimiz, ne olurdu bize bir resul gönderseydin de zelil ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık.”

135-De ki: “Herkes bekleyip gözetlemede; hadi siz de bekleyip gözetleyin. Yakında bileceksiniz dosdoÄŸru yolu izleyenler kimlermiÅŸ, hidayete eren kimmiÅŸ!”

 

Paylaşım:

 

Ayetler(1-4): DeÄŸiÅŸik kaynaklar göre, uzun gece namazları kılarken yorulan Muhammed’e hitap eden ayetlerle, Kur’an’ın dünya okuluna tebliÄŸ edilmesindeki esas sebebin, iman edenlere bir uyarı ve hatırlatma olması gerçeÄŸi anlatılıyor. Kullanılan usul ise vahiy yoludur. Yani O’nun arzusu ile Kur’an ayetleri Biz boyutundan, söze bürünerek vahiy meleÄŸi vasıtasıyla Muhammed’e iletilmiÅŸtir. Dikkat edilirse Kur’an inanana bir uyarı ve hatırlatmadır. Hatırlatma terimi ya verilenlerin daha önceki öÄŸretilerde olduÄŸunu iÅŸaret eder; veya hatırlaması gerekenlerin bu konular hakkında ön bilgisi olduÄŸunu ifade eder. İkinci ihtimalin daha gerçekçi olduÄŸunu düÅŸünmeye çalışırım ki bu düÅŸünce kiÅŸinin genel tekâmül planı ile uyumludur. 

 

Ayetler(5-8): ArÅŸ terimi yükseklik demektir. Ancak burada beÅŸerin anlayabileceÄŸi ÅŸekilde bir anlatım var. Madde âlemleri ve bunların yönetiminde yakından sorumlu görevlileri kapsayan egemenlik merkezi gibi düÅŸünebiliriz. “O Rahman” denmiÅŸ. Allah’ın isimlerinden biridir. Rahman teriminin tek başına kullanıldığı da görülür (zühruf suresi-45) ve yeri geldiÄŸinde o konuda paylaşım yapılacaktır. Ayetler en güzel isimlerin Allah’a ait olduÄŸunu anlatıyor. Kur’an’da adi geçen isimler doksan dokuz tanedir. Bu rakam sadece dünya okulunda eÄŸitim gören beÅŸer için geçerlidir. Rakamla bir sınırlama getirilemez diye düÅŸünürüm. Çünkü bizim bilgimiz sınırlıdır. Ancak O’nun ilmi sonsuzdur.

 

Ayetler(9-16): Mûsa’nın ailesi ile seyahat ederken daÄŸda gördüÄŸü bir ateÅŸe gidiÅŸi ve yaÅŸadıkları anlatılıyor. AteÅŸ olarak anlatılanın aslında yoÄŸun bir enerji alanı olduÄŸunu düÅŸünmeliyiz. Çünkü orada Musa’ya adıyla hitap eden, Mûsa’nın Rabbi vardı. O yüzden o bölgeye girerken Mûsa’dan sandallarını çıkartması istenmiÅŸ. Çünkü Mûsa’nın Rabbi’nin bulunduÄŸu yer özeldir. O yer için ayette Tuva adı kullanılmış. Bu adın özel bir anlamı var mıdır, bilemiyoruz. Orada Mûsa’nın seçilmiÅŸ bir görevli olduÄŸu hatırlatılmış ve vahyedileni dinlemesi istenmiÅŸ. Mûsa’dan sadece Rabbine kulluk etmesi ve O’nu hatırlayıp anması için namaz (salat) önerilmiÅŸ. Son ayetteki saat teriminin toplumsal diriliÅŸe (gerçeklerin anlaşılacağı dönem) iÅŸaret ettiÄŸini düÅŸünmek mümkündür.

 

Ayetler(17-52): Ayetlerde, Mûsa’nın Rabbi tarafından görevinin hatırlatılması, kendisinin bazı mucizeleri sergilemesi için saÄŸlanan destek, kendisinin görev için seçilmiÅŸ olması yüzünden çeÅŸitli zorluklar karşısında saÄŸlanan yardımlar ve sonunda kardeÅŸi Hârun’la beraber Firavun’a gidip onu uyarmaları ele alınmış.  Firavun’un sorusuna karşılık olarak Mûsa’nın verdiÄŸi cevap (ayet 50) ilginçtir. “Her ÅŸeye yaratılışını lütfedip yol yordam göstermek” acaba ne olabilir? Bir zerrenin bile yaratılması o zerreye bir lütuf mudur, yoksa baÅŸka bir amaca hizmet etmesi için midir? Basit bir yaklaşımla beÅŸerin tekâmülüne yardım etmesi için her zerre yaratılmıştır ve her zerreye görevini yapabilmesi için gerekli yardım saÄŸlanmıştır denebilir. Ancak bu yaklaşım çok sınırlı olur. Olabilir ki her zerre, beÅŸerin tekâmülüne yardım ederken kendisi de tekâmül edebilmektedir.

​

   Ä°lk nesillerin durumu ne olacaktır sorusunun cevabını Mûsa, “Rabbim katında bir Kitap’tadır.” Cümlesi ile vermiÅŸ. Evet ne kadar gerçek. Çünkü, yaratılana her zaman yol-yordam gösterilmiÅŸ ve gösterilecektir. 

 

Ayetler(53-55): BeÅŸer için bir eÄŸitim yeri olan dünyamızı, Kur’an bir beÅŸiÄŸe benzetiyor. BeÅŸeri hayatta beÅŸik, yeni doÄŸmuÅŸ bebekler ve kısmen büyümüÅŸ ancak henüz ana sütüne gereksinim duyan çocuklar içindir. Görülüyor ki dünyada yaÅŸam bulan beÅŸer en genel durumda ana sütüne ihtiyaç duyan çocuktan farksızdır. Ancak görevli gelenler bu gruba dahil deÄŸildir. Özümüzün  tekâmülü için dünya okulundaki eÄŸitim döneminde beÅŸerin kullandığı beden dünyanın maddesinden yapılmıştır. Okul dönemi bittiÄŸinde, yani biyolojik ölümle, özümüz dünyadan ödünç aldığı bedeni dünyaya iade eder ve fakat eÄŸitim devam edecektir. Dünya okuluna tekrar gelmek olabileceÄŸi gibi baÅŸka ortamlarda eÄŸitime devam edilmesi de olasıdır. Çünkü tekâmül sonsuzdur.

 

Ayetler(56-73): Firavun’un büyücüleri ile Musa’nın, topluma açık olarak hünerlerini sergilemeleri ve bu yarışmada Musa’nın galip gelmesi ve büyücülerin gerçeÄŸi fark edip Musa’nın Rabbine iman etmeleri anlatılıyor.

 

Ayetler(74-76): “Rabbinin huzuruna suçlu olarak gelen” ifadesi dünya okulundaki eÄŸitimde baÅŸarısız olanları iÅŸaret ederken, “huzura geliÅŸ” konusuna beÅŸeri anlam verilmemelidir. Unutmayalım ki her yer O’nun huzurudur. BaÅŸarılı olamayanların cehennem boyutunda eÄŸitime devam edeceklerini görüyoruz. Bu anlatım da tekâmülün doÄŸal bir süreci olup (Meryem suresi-71) ”İçinizden oraya uÄŸramayacak hiç kimse yoktur…” diyerek konuya açıklık getirir. Cehennem boyutundaki süreli eÄŸitim konusu ise (Furkan suresi-66) da “Ne kötü bir durak yeridir o, ne kötü bir dinlenme yeri!” anlatımı ile açıklanmaktadır.

 

Ayetler(77-97): Bu bölümdeki ilk ayetler özet olarak İsrailoÄŸullarının Mısır’dan çıkışı, denizi geçiÅŸi, Firavundan kurtuluÅŸları ve çöldeyken kendilerine ulaÅŸtırılan rızık ile ilgilidir. Daha sonra Musa’nın kavmini Hârun’a emanet ederek Tûr dağına çıkışı ve onun yokluÄŸunda Sâmiri adlı ÅŸahsın öncülüÄŸünde altından bir buzağı yapılması ve toplumun bu buzağıyı ilah edinmesi ve geliÅŸen olaylar anlatılıyor. Toplumun imanının zayıflığı dikkat çekici. Bu olay sadece bir örnektir. BeÅŸer beÅŸ duyusu ile hissetmek ister. BeÅŸerin bu zayıflığı aÅŸikâr olup dünya okulunda gerekenin yapılmış olduÄŸunu görüyoruz: 

​

Maide suresi-97 “Allah Kabe’yi, o saygıya layık evi, o boynu baÄŸsız ve baÄŸlı kurbanlıkları insanlar için bir dayanak, bir güven unsuru kıldı.

 

Ayetler(98-104): Kur’an geçmiÅŸ olaylardan örnekler vererek aslında inananlara öÄŸüt verir. Her kim Kur’an’ı boÅŸlarsa kıyamet döneminde, ki bu konu Sûr’a üflenme olarak verilir, taşıyacağı bir yük olacakmış. Sûr’a üflenme ise, suretlere ruhların üflenmesi olarak anlamlandırılırsa, ruhsal uyanmanın kendisi deÄŸil midir? Uyanmış ruhların gördükleri gerçekler karşısında morarmaları doÄŸal deÄŸil midir?

 

Ayetler(105-114): DaÄŸların dümdüz olması, sanırım ruhsal uyanış döneminde beÅŸeri deÄŸerlerin hükümsüz olacağına iÅŸarettir. O dönemde gerçekler ortaya çıkacaktır. Her bireyin zaten her davranışı ve düÅŸüncesi kayıt altındadır.

​

   Kur’an’ın Arap dilinde indirilmesi, elçinin Arap toplumu içinde görev yapmasının bir gereÄŸidir. Ancak Kur’an’ın uyarılarını fark edebilmek için ana dili Arapça olmayanlar, Kur’an’ı ana dillerinde okumalı ve düÅŸünmelidirler. 

​

   Son ayette ise Muhammed’e Kur’an konusunda acele etmemesi önerilmiÅŸ. Bu konu vahiy sırasında Muhammed’in vahyi hemen öÄŸrenmek istemesi ile ilgili olduÄŸu sanılmaktadır. Devamla; Muhammed’e “Rabbim ilmimi artır” demesi isteniyor. İlim O’nun tekelindedir. Elçinin tebliÄŸi yapabilmesi için sadece ayetleri tekrar etmesi deÄŸil, açıklaması da gerekir. Bunun için de O’nun ilminden nasip sahibi olmaya gereksinim duyar.  

Ayetler(115-123): Ayetler Âdem hikâyesine gönderme yaparak topluma mal olmuÅŸ “cennetten kovulma” konusunu anlatıyor. Öncelikle meleklerin Âdem’e secde etmesi tekâmülle beÅŸerin meleklerin görevini devralması olarak düÅŸünülebilir. Konu ile ilgili baÅŸka ayetlerde (Bakara-30,31,32,33) Âdem’e, meleklerin bile bilmediÄŸi, kelimelerin tümünün öÄŸretildiÄŸi ifade edilmiÅŸ. Kelime teriminin bilgi anlamında kullanıldığını düÅŸünürsek; Âdem’in dikkat çekilen aÄŸaçtan, Bilgi AÄŸacı, yemesine gerek yoktu. DiÄŸer taraftan kelimelerin tümünün öÄŸretilmesi muhtemelen beÅŸerin tekâmül planı çerçevesinde düÅŸünülmelidir. Çünkü O’nun ilmi sınırsızdır. Bu hikâyede Âdem’in önünde meleklerin secde etmesi konusu, aslında bütün beÅŸere yönelik bir uyarı, bir hatırlatmadır. Her beÅŸeri varlık potansiyel olarak ruhsal tekâmülle meleklerin bilgisinin fazlasına sahip olup ona uyumlu görevleri yapmaya baÅŸlayacaktır. Bu anlatılanlar Kur’an’da açıktır:

​

 A’raf suresi-11 Andolsun ki sizi yarattık sonra sizi biçimlendirdik, sonra da meleklere:”Adem’e secde edin” dedik Onlar da secde ettiler. Ama İblis etmedi, secde edenlerden olmadı o.

 

    Bu bölümde, Âdem’in cennetten kovulma sembolizmi muhtemelen Âdem neslinin bilgi ile donanıp tanrılığa kalkışması sonrası doÄŸal afetler sonucunda beÅŸeriyetin geri gidiÅŸi anlatılıyor olabilir ki, bu düÅŸünceyi destekleyen ÅŸu ayet yeterli fikir veriyor:

A’raf suresi-24 Buyurdu:”Kiminiz kiminize düÅŸman olarak inin. Yeryüzünde belirli bir süreye kadar mekan tutmanız ve nimetlenmeniz öngörülmüÅŸtür.”

 

Ayetler(124-130): Kur’an’dan yüz çevirenlerin yaÅŸamları sırasında zorluklarla karşılaÅŸacakları ve daha da önemlisi diriliÅŸ döneminde gerçekleri görmelerine izin verilmeyeceÄŸi anlatılmış. Ahiret azabının daha da ÅŸiddetli olacağı hatırlatılmış. Kur’an’ın tebliÄŸ edildiÄŸi dönemde tebliÄŸin muhatapları daha önceleri yok edilen toplumların yurtlarında gezindikleri halde ders almıyorlarmış. Günümüzde de durum farklı mı? Çünkü sadece akıl sahipleri düÅŸünüp öÄŸüt alabilirler. Ancak öÄŸüt alabilmenin de izinle olduÄŸunu bilelim ki bu gerçeklik kiÅŸinin tekâmülü ile ilgilidir. Kur’an’a inanmayanların helak edilmemesinin sebebi kendilerine süre tanınması olduÄŸunu anlatan ifade de yine tekâmül planı içinde deÄŸerlendirilmelidir. Son ayette ise Muhammed’e sabretmesi ve günün belli zamanlarında Rabbini tespih etmesi önerilmiÅŸ. Bu ayet beÅŸ vakit namaz olarak yorumlanmış veya Allah’ı anmak olarak anlamlandırılmış. KiÅŸisel düÅŸüncem; günün sadece belli saatlerinde deÄŸil, beÅŸerin her an O’nun huzurunda olduÄŸunu tahayyül etmesidir ki böyle bir gayret, kiÅŸiyi zamanla ve doÄŸal olarak her an Rabbinin huzurunda olduÄŸunu hissetmesini saÄŸlayabilir. Böyle bir hali anlamak ve açıklamak mümkün müdür???

 

Ayetler(131-135): İnkârcılardan bazı çiftlere denenmeleri için verilen maddeye özenmemesi Muhammed’e önerilmiÅŸ. Aslında öneri her dönemde her birey için göz önüne alınmalıdır. Dünya okulunda yaÅŸamak için çalışmak zorundayız. Karşılığı geçimlik olabileceÄŸi gibi çoÄŸalmaya da sebep olabilir. Dünyada her ÅŸeyle denendiÄŸimizi unutmamak en doÄŸrusu gibi görünüyor. Varlıkla kibirlenmemek, yoklukla üzülmemek gerekir.

​

   Muhammed’den bir mucize isteyenler varmış. Onların bekledikleri cins mucize dönemi herhalde kapanmış olmalı. İsrailoÄŸulları ve Firavun toplumu mucizelerle eÄŸitilmeye çalışılmış. DiÄŸer taraftan dikkatle incelenirse. Kur’an’ın kendisi bir mucize deÄŸil midir?

VÂKIA  SURESİ

​

1-O beklenen müthiÅŸ olay olduÄŸunda,
2-Yoktur onun oluÅŸunu yalanlayacak.
3-Kimini alçaltır, kimini yükseltir.
4-Yerküre bir sarsılışla sarsıldığında,
5-DaÄŸlar bir serpiliÅŸle serpildiÄŸinde,
6-Hepsi un-ufak olup dağılmıştır
7-Ve sizler üç çift/sınıf oluvermiÅŸsinizdir.
8-İşte uÄŸur ve mutluluk yâranı. Nedir uÄŸur ve mutluluk yâranı?
9-İşte ÅŸomluk ve bunalım yâranı. Nedir ÅŸomluk ve bunalım yâranı?
10-Ve oluÅŸta önde gidenler, yarışta önde gidenler…
11-İşte onlardır yaklaştırılanlar.
12-Nimetlerle dolu bahçelerdedirler.
13-Büyük kısmı öncekilerden,
14-Az bir kısmı da sonrakilerden.
15-Süslü, nakışlı tahtlar üzerinde.
16-Onlar üstünde karşılıklı yan gelip yaslanırlar.
17-Gencecik uÅŸaklar dolanır çevrelerinde. Sürekli hizmete adanmışlardır.
18-Sürahiler, ibrikler ve öz kaynağından içkilerle doldurulmuÅŸ kadehler eÅŸliÄŸinde.
19-Ne baÅŸları döner ondan ne de akılları karışır. 
20-Ve meyvalar, gönüllerince seçtiklerinden.
21-Ve kuş eti iştahlarınca beğendiklerinden.
22-Ve genç kadınlar, iri ve siyah gözlü, 
23-Titizlikle korunan inciler misali;
24-Yaptıklarına karşılık olarak.
25-Ne boÅŸ bir laf iÅŸitirler orada ne de günaha sokacak bir ÅŸey.
26-Sadece “selam, selam” denir.
27-UÄŸur ve mutluluk yâranı. Nedir uÄŸur ve mutluluk yâranı?
28-Dikensiz kirazlar,
29-Meyva dizili muz aÄŸaçları,
30-Uzayan gölgeler,
31-Akıp dökülen sular,
32-Birçok meyvalar arasındadırlar.
33-Ne tükenir ne yasaklanır.
34-YükseÄŸe yerleÅŸtirilmiÅŸ döÅŸekler içinde.
35-Biz, kadınları da güzel bir biçimde yeniden yaratmış,
36-Hepsini bakireler yapmışızdır,
37-Yaşıt, cilveli dilberler halinde,
38-UÄŸur ve mutluluk yaranı için.
39-Bir bölümü öncekilerden,
40-Bir bölümü de sonrakilerden.
41-Ve ÅŸomluk ve uÄŸursuzluk yâranı. Nedir ÅŸomluk ve uÄŸursuzluk yâranı?
42-İliklere iÅŸleyen bir ateÅŸ ve kaynar su içinde,
43-Simsiyah bir gölge altındadırlar.
44-Ne serindir ne de cömert.
45-Çünkü ÅŸomluk yâranı, bundan önce servet ve refahla şımaranlardı.
46-O büyük günah üzerinde ısrar edip dururlardı.
47-Ve ÅŸöyle derlerdi: “Ölünce mi, toprak ve kemik haline gelince mi, sahi o zaman mı yeniden dirileceÄŸiz?
48-“Önceki atalarımız da mı?”
49- De ki: “Öncekiler de sonrakiler de.”
50-Bilinen bir günün buluÅŸma vakti/buluÅŸma yerinde mutlaka bir araya getirileceklerdir.
51-Ve siz de ey sapık yalanlayıcılar!  
52-Zakkumdan bir aÄŸaçtan mutlaka yiyeceksiniz/yiyecekler.
53-Karınları dolduracaklar ondan,
54-Üzerine içecekler kaynar sudan,
55-Susuzluktan çıkmış develerin içiÅŸi gibi içecekler.
56-
Din gününde ağırlanışları böyledir.
57-Sizi biz yarattık, biz. Tasdik etseydiniz olmaz mıydı?
58-Akıttığınız meniyi gördünüz mü?
59-Siz mi yaratıyorsunuz onu, yoksa
yaratıcılar bizler miyiz?
60-Ölümü aranızda biz takdir ettik. Biz önüne geçilecekler deÄŸiliz.
61-Yerinize diğer benzerlerinizi getireceğiz ve sizi bilemediğiniz bir şekilde yeniden oluşturacağız.
62-Andolsun, ilk yaratışı/yaratılışı bildiniz. Peki düÅŸünüp ibret alsanız olmaz mı?
63-Ekmekte olduÄŸunuzu gördünüz mü?
64-Siz mi bitiriyorsunuz onu, yoksa bitirenler
bizler miyiz?
65-Dileseydik, onu kuru bir çöl haline getirirdik de baÅŸlardınız ÅŸu ÅŸekilde gevelemeye:
66-“Vallahi, kayba uÄŸrayıp borçlandık.” 
67-“DoÄŸrusu mahrum bırakıldık biz.”
68-Åžu içmekte olduÄŸunuz suya baktınız mı?
69-Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indirenler
bizler miyiz?
70-Dileseydik, onu tuzlu yapıverirdik. Peki ÅŸükretmeniz gerekmez mi?
71-Çakıp çakıp çıkardığınız o ateÅŸi gördünüz mü?
72-Onun ağacını siz mi yarattınız yoksa yaratıp oluşturan bizler miyiz?
73-Biz onu hem bir ibret hem de çöl yolcularına bir nimet kıldık.
74-O halde o yüce Rabbinin adını tespih et.
75-İş onların sandığı gibi deÄŸil! Yıldızların doÄŸup batma, kayıp düÅŸme noktalarına yemin ediyorum.
76-Ve eÄŸer bilirseniz, gerçekten büyük bir yemindir bu.
77-O, kesinlikle ÅŸerefli bir Kur’an’dır.
78-
Titizlikle saklanan bir Kitap’tadır.
79-Ona, arındırılmışlardan başkası dokunamaz.
80-Âlemlerin Rabbi’nden indirilmiÅŸtir.
81-Åžimdi siz, bu sözü mü kirletip küçümseyeceksiniz?
82-Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?
83-Ya o canın boğaza gelip dayandığı zaman!
84-İşte o zaman siz bakakalırsınız!
85-Biz ona sizden daha yakınız, ama siz göremezsiniz.
86-Madem ceza görmeyecek kiÅŸilersiniz,
87-EÄŸer doÄŸru sözlülerseniz, onu geri çevirsenize.
88-Eğer o, yaklaştırılanlardan ise;
89-Rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle dolu cennet var ona.
90-EÄŸer kutlu, uÄŸurlu kiÅŸilerdense,
91-“Selam sana kutlu ve uÄŸurlu kiÅŸilerden.” Denir ona.
92-Eğer yalanlayan sapıklardansa;
93-Kaynar sudan bir ziyafet,
94-Ve cehenneme salıverilme var ona. 
95-İşte budur, o tartışmasız, o kesin gerçek!
96-Artık, o yüce Rabbinin adını tespih et. 

 

Paylaşım:
Ayetler(1-50): Bu bölümde önüne geçilemeyecek olan olay olduÄŸunda  beÅŸeriyetin durumu özetlenmiÅŸ. Olacak olay “Din Günü” dür. Gün teriminin, uzunluÄŸu belirsiz bir zaman süresi, bir dönem olarak düÅŸünülmesi doÄŸru olacaktır.  Bu çalışmanın “GİRİŞ” bölümünde deÄŸinildiÄŸi gibi din günü, dünya okulunda tek inanç sisteminin oluÅŸturulup geliÅŸeceÄŸi dönem olarak düÅŸünebiliriz. İşte o olay gerçekleÅŸtirildiÄŸinde dünya okulunda yaÅŸam bulmuÅŸ beÅŸerin üç sınıf olarak görülebileceÄŸi anlatılıyor. Ayrıca, bu bölümün ilk ayetlerinde sembolik olarak, beÅŸerin oluÅŸturduÄŸu din hiyerarÅŸisinin yok olacağı anlatılmış. Dünya üzerinde var olan düzene bakıldığında özden ayrılmış bir inanç hiyerarÅŸisi görülmüyor mu? Din Günü gerçekleri karşısında davranışlarıyla birbirinden ayrılan üç sınıf ve onlar hakkında düÅŸünülebilecekler ÅŸöyle ifade edilebilir:


a-UÄŸur ve Mutluluk Yâranı: Bu sınıftakiler, Din Günü gerçeklerini kabullenip takvaya sarılıp, orta yolu seçenlerdir. Bu sınıf Kur’an’ın tebliÄŸinden önce yaÅŸamış olanlardan ve daha sonra gelenlerden oluÅŸacakmış. Bu sınıftakilere çeÅŸitli ödüller vaat edilmektedir.
 

b-Åžomluk ve Bunalım Yâranı: Din Günü gerçekleri menfaatlerine zarar verdiÄŸi için geliÅŸmeye karşı duranlar ve bunalım yaratıp, bunalımdan yarar umanlar. Bunlar kendilerine lütfedilmiÅŸ, aslında onlar için bir imtihan aracı olan, servetle şımarmış ve kendilerinde güç olduÄŸunu sanan ve ruhsal diriliÅŸe inanmayanlardır. Ayetler sembolik olarak bu sınıfın cezasından bahsediyor. Aslında onların eÄŸitime devam edecekleri okulla ilgili bilgiler veriyor. Bu grup hem öncekilerden hem de sonrakilerdenmiÅŸ. Bu ifade iÅŸin doÄŸasına uygundur. Tekâmül devamlıdır. Her dönemde Hakk’ı inkâr edenler olmuÅŸtur, olacaktır.


c-OluÅŸta Önde Gidenler, Yarışta Önde Gidenler: Din Günü anlayışının gerçekleÅŸmesi için gayret gösterenler. Bunlar “yaklaÅŸtırılanlar” mış. Yani tekâmülde daha ileri seviyede olanlar gibi düÅŸünebiliriz. Bu sınıftakilerin ödülleri özellikle Arap toplumunu özendirecek örneklerle bezenmiÅŸ olarak sunulmuÅŸ. Bunların çoÄŸunluÄŸu Kur’an’ın tebliÄŸinden önce dünyada yaÅŸam bulanlardan ve azı da daha sonra gelen nesillerden olacakmış. Bu ifade ruhsal tekâmülle doÄŸrudan baÄŸlantılı olabilir. Zaten (Furkan Suresi, Ayet-30) a göre Muhammed ÅŸöyle diyecekmiÅŸ:
“Ey Rabbim,  benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiÅŸ/dışlanmış halde tuttular.”


Ayetler(51-74): Bu bölümdeki ilk ayetler Kur’an’ın indirildiÄŸi dönemdeki inkârcılara yöneliktir. Bu ifade aslında geneldir ve gelecek dönemleri de kapsar. Ruhsal diriliÅŸi kabul etmeyenler, “Din Günü”, inanç birliÄŸinin saÄŸlanacağı dönem, çok sıkıntılı bir hayat süreceklermiÅŸ. Fakat bu kiÅŸilerin yok ediliÅŸinden bahsedilmiyor. Çizilen resim onları zorlu bir eÄŸitimin beklediÄŸidir.


  Bölümün geri kalan ayetleri ise açık olarak dünya yaÅŸamında Biz görevlilerinin etkisini belirtiyor. Bu etkilerden bazı örnekler sıralanmış: BeÅŸeri bedenin oluÅŸması, ruhsal tekâmül için gerekli olan biyolojik ölümün takdiri ki nerede ve nasıl olacağı bilinmez. (Biyolojik ölüm sonunda baÅŸka ruhlar dünyada bedenlenirler. Ancak dünyadan ayrılan ruhlar, eÄŸer eÄŸitimleri gerektirirse dünyada tekrar bedenlenebilir.) Örneklere devam edilirse; ekilen tohumdan ürün elde edilmesi, tuzlu deniz suyundan buharlaÅŸma ile oluÅŸan nemin buluta dönüÅŸüp tatlı su olarak yaÄŸmurla tekrar toprakla buluÅŸması, odundan ateÅŸ yakılması gibi dünyada beÅŸer için yaÅŸamı mümkün kılan olaylar planlanmış olup plana uygun olarak gerçekleÅŸmektedir. Bu olaylar ve benzerleri Biz görevlileri tarafından, fakat O’nun ilmi içinde ve O’nun izni ile gerçekleÅŸmektedir. O halde O’na sadece Muhammed’in deÄŸil tüm beÅŸeriyetin ÅŸükretmesi gerekmez mi?


Ayetler(75-96): Bu bölümde önce Kur’an’ın yüceliÄŸi övülüp, Kur’an’ın Âlemlerin Rabbinden indirildiÄŸi hatırlatılmış. Kur’an’ın “titizlikle saklanan bir Kitap’tadır” ifadesi ile Ana Kitap’a gönderme yapılmış. Kur’an’a ancak arındırılmışların dokunabileceÄŸi belirtiliyor. GörüldüÄŸü gibi arınmış denmemiÅŸ, arındırılmış terimi kullanılmış. KiÅŸi istese de arınması mümkün olmayabilir. Çünkü her konuda olduÄŸu gibi arınma da bir ödüldür. Hak etmek ÅŸartıyla! Arınma sonsuz bir süreç olduÄŸuna göre kiÅŸinin Kur’an’daki mesajı hissedebilmesi zamanla deÄŸiÅŸim gösterebilir. Arınma terimi ülkemizde yanlış anlaşıldığı için, Kur’an’ı okumadan önce kiÅŸinin abdest alması gereklilik olarak görüldü ve uygulandı. Kur’an’ın, beÅŸere bir “rızık” olduÄŸu ifadesi de pek anlamlı. Dünyada yaÅŸam bulan beÅŸerin sadece maddi deÄŸil manevi rızka da ihtiyacı olduÄŸu ne güzel ifade edilmiÅŸ. Bu rızkı inkâr edenlerin biyolojik ölüm esnasında gerçeÄŸi fark edebilecekleri de anlatılmış.
  Bölümün geri kalan ayetleri ise daha önce söz edilen üç sınıfın ulaÅŸacakları son anlatılmış. Ancak bu da son deÄŸildir. Ruhsal tekâmül sonsuzdur. Biyolojik ölüm sonrası özümüz ister cehennem boyutlarında isterse cennet boyutlarına ulaÅŸsın eÄŸitim devam edecektir. Dahası biyolojik ölüm defalarca tekrar edecektir diyebiliriz. Çünkü varlığın dünya okuluna tek bir geliÅŸi ile bu eÄŸitimden beklenen tekâmüle ulaÅŸması beklenmemelidir.
  Bütün bu planlamanın yapılması ve uygulanmasının yürütülmesi beÅŸere bir lütuftur. O yüzden sadece Muhammed deÄŸil, her beÅŸer Rabbini tespih etmelidir. 
 
 

 

ÅžUARA  SURESİ

 

1-Tâ, Sîn, Mîm.

2-İşte sana gerçeÄŸi gösteren Kitap’ın ayetleri…

3-Onlar iman etmiyorlar diye kendini üzüntüden tüketir gibisin.

4-EÄŸer istersek gökten üzerlerine bir mucize indiririz. De boyunları onun önünde periÅŸanlıkla eÄŸilip kalır.

5-O Rahman’dan kendilerine söze bürünmüÅŸ yeni bir hatırlatma gelmeye dursun, ondan mutlaka yüz çevirirler.

6-Andolsun yalanladılar ama yakında gelecektir onlara alaya alıp durdukları şeyin haberleri.

7-Bakmadılar mı yere, neler fışkırmışız onda cömert ve bereketli her çiftten

8-Bunda elbette bir mucize var, fakat onların çoÄŸu mümin deÄŸiller.

9-Ve hiç kuÅŸku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Azîz, mutlak Rahîm’dir. 

10-Rabbinin Mûsa’ya, “zulüm sergileyenler topluluÄŸuna git” diye sesleniÅŸini hatırla.

11-“Firavun’un toplumuna git. Hâlâ korkup korunmayacaklar mı?”

12-DemiÅŸti ki Mûsa: “Rabbim, doÄŸrusu ben, beni yalanlamalarından korkuyorum.”

13-“GöÄŸsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Görev emrini Hârun’a gönder.”

14-“Hem, benim üzerimde onlar aleyhine iÅŸlenmiÅŸ bir suç var; bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum.”

15-“Hayır olmaz.” Dedi. “Ayetlerimizi götürün. Biz sizinleyiz, her ÅŸeyi dinlemekteyiz.”

16-Hemen Firavun’a gidin, ÅŸöyle deyin: “Âlemlerin Rabbi’nin resulleriyiz biz.”

17-“İsrailoÄŸullarını bizimle birlikte gönder.”

18-Firavun dedi: “Biz seni aramızda bir çocuk olarak koruyup beslemedik mi? Ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin.”

19-“Ve sonunda o yaptığını da yaptın. Nankörlerden birisin sen.”

20-Mûsa dedi: “Onu yaptığım zaman ÅŸaÅŸkınlardandım.”

21-“Sizden korkunca aranızdan kaçtım. Daha sonra Rabbim bana hükmetme gücü bağışladı ve beni peygamberlerden biri yaptı.”

22-“O başıma kaktığın nimet, İsrailoÄŸullarını köle yapmana karşılıktı.”

23-Firavun dedi: ”Peki, âlemlerin Rabbi kim?”

24-Dedi. “Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin Rabbi. EÄŸer iyice anlayıp inanıyorsanız.”

25-Firavun, çevresindekilere dedi: “Duyuyor musunuz?”

26-Mûsa dedi: “O hem sizin Rabbinizdir hem de önceki atalarınızın Rabbidir.”

27-Firavun dedi: “Åžu size gönderilmiÅŸ bulunan resulünüz gerçekten tam bir deli.”

28-Mûsa dedi. “EÄŸer aklınızı iÅŸletirseniz O, doÄŸunun, batının ve bunlar arasındakilerin de Rabbidir.”

29-Dedi: “Benden baÅŸka ilah edinirsen, yemin olsun seni zindanlıklar arasına atarım”

30-Mûsa dedi. “Ya sana gerçeÄŸi gösteren bir ÅŸey getirmiÅŸsem!”

31-Dedi: “Hadi getir onu ortaya, eÄŸer doÄŸru sözlülerden isen.”

32- O da asasını attı. Bir de ne görsünler, asa korkunç bir ejderha oluvermiÅŸ.

33-Elini çıkardı, o da anında, seyredenler önünde bembeyaz kesildi.

34-Firavun, çevresindeki kodamanlar konseyine ÅŸöyle dedi: “Bu adam gerçekten bilgin bir büyücü;

35-Büyüsüylesizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz!”

36-Dediler: “Onu kardeÅŸiyle birlikte alıkoy ve kentlere toplayıcılar gönder,

37-Ki, tüm bilgili büyücüleri huzuruna getirsinler.”

38-Nihayet büyücüler belirlenen bir günün, belirlenen bir vaktinde bir araya getirildi.

39-Halka da “siz de toplanır mısınız? Denildi.

40-“Sanıyoruz ki, büyücülere uyacağız, eÄŸer galip gelirlerse.”

41-Büyücüler geldiklerinde, Firavun’a dediler ki: “EÄŸer biz galip gelirsek bize gerçekten ödül var, deÄŸil mi?”

42-“Evet, dedi, siz o zaman benim yakınlarımdan olacaksınız.”

43-Mûsa onlara dedi ki: “Atacağınız ÅŸeyi atın.”

44-Bunun üzerine onlar, iplerini ve deÄŸneklerini ortaya attılar ve dediler. Firavun’un onur ve yüceliÄŸi aÅŸkına biz, evet biz galip geleceÄŸiz.”

45-Mûsa da asasını attı. Bir de ne görsünler, o onların hüner olarak ortaya getirdikleri ÅŸeyleri yalayıp yutuyor.

46-Bunun üzerine büyücüler, secdelere kapandılar.

47-Dediler: “İnandık âlemlerin Rabbi’ne”

48-“Mûsa’nın ve Hârun’un Rabbine.”

49-Firavun haykırdı: “Ben size izin vermeden ona inandınız ha! Anlaşıldı, o sizin hepinize sihirbazlığı öÄŸreten büyüÄŸünüz. Yakında bileceksiniz. Yemin olsun, ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlamasına keseceÄŸim ve yemin olsun sizi toptan asacağım.”

50-Dediler. “Zararı yok, biz nasıl olsa Rabbimize döneceÄŸiz,

51-Ümidimiz odur ki, Rabbimiz hatalarımızı bağışlar; çünkü biz ilk inananlar olduk.”

52-Mûsa’ya ÅŸunu vahyettik: Kullarımı geceleyin yola çıkar. Mutlaka peÅŸinize takılacaklar.

53-Bunun üzerine Firavun, kentlere toplayıcılar gönderdi:

54-“KuÅŸkusuz bunlar, küçücük bir topluluktur.”

55-“Fakat bize gerçekten kin püskürüyorlar.”

56-“Biz ise dikkatli davranan koca bir kitleyiz.”

57-Bunun üzerine biz onları bahçelerinden, pınarlarından çıkardık.  

58-Hazinelerinden, mutlu-kutlu yerlerinden ettik.

59-Böylece oralara İsrailoÄŸullarını varis kıldık.

60-Firavun ve adamları, gün doÄŸarken onları izlemeye baÅŸladılar.

61-İki topluluk birbirini görecek hale gelince, Mûsa’nın adamları seslendi: “İşte ÅŸimdi yakalandık!”

62-Mûsa dedi: “Hayır, asla. Rabbim benimledir, bana kılavuzluk edecektir.”

63-Bunun üzerine Mûsa’ya, “asanla denize vur diye vahyettik. Deniz hemen yarıldı, her dalga kümesi kocaman bir daÄŸ gibi oldu.

64-Ötekileri de oraya yaklaÅŸtırdık.

65-Mûsa’yı ve beraberindekileri toptan kurtardık.

66-Sonra ötekileri boÄŸduk.

67-Bunda elbette bir ibret vardır ama onların çoÄŸu inanmış kimseler deÄŸildi.

68-Ve ÅŸüphesiz, senin Rabbindir O mutlak Azîz, mutlak Rahîm olan.

69-İbrahim’in haberini de oku onlara.

70-Hani babasına ve toplumuna ÅŸöyle demiÅŸti: “Siz neye kulluk/ibadet ediyorsunuz?”

71- Dediler: “Birtakım putlara tapıyoruz. Onların önünde toplanıp tapınmaya devam edeceÄŸiz.”

72-Dedi: “Yalvarıp yakardığınızda sizi duyuyorlar mı?”

73-“Size yarar saÄŸlıyor yahut zarar veriyorlar mı?”

74-Dediler: “Hayır. Ancak atalarımızı böyle yapar halde bulduk.”

75-Dedi: “Gördünüz mü neye kulluk ediyormuÅŸsunuz!”

76-“Siz ve o eski atalarınız!”

77-“Åžüphesiz onlar benim düÅŸmanım Ama âlemlerin Rabbi benim dostum.”

78-“O yarattı beni, O yol gösteriyor bana.

79-“O’dur beni doyuran, suvaran.”

80-“Hastalandığımda O’dur bana ÅŸifa ulaÅŸtıran.”

81-“Beni öldürecek, sonra diriltecek O’dur.”

82-“Din gününde hatalarımı affetmesini umup durduÄŸum da O’dur.”

83-“Rabbim, bana hükmetme gücü/hikmet bağışla, beni barışsever iyiler arasına kat.”

84-“Sonradan gelecekler arasında benime ilgili doÄŸru/isabetli bir dil oluÅŸtur.”

85-“Beni, nimetlerle dolu cennetinin mirasçılarından kıl.”

86-“Babamı da affet. Çünkü o, sapmışlardandır.”

87-“Herkesin diriltileceÄŸi gün beni utandırma.”

88-“Bir gündür ki o, ne mal fayda verir ne oÄŸullar.”

89-“Yalnız temiz bir kalple Allah’a varan kurtulur.”

90-Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.

91-Cehennem de şımarıp azanların karşısına getirilir.

92-Denir ki onlara: “O ibadet ve kulluk ettikleriniz nerede?”

93-“Allah’ın dışındakiler, size yardım ediyorlar mı? Peki, kendilerine yardımları dokunuyor mu?”

94-Ardından onlar ve diğer azgınlar cehenneme tıkılmışlardır.

95-İblis orduları toplu haldedir. 

96-Onun içinde birbirleriyle çekiÅŸirken ÅŸöyle derler:

97-“Vallahi, biz açık bir sapıklığın ta içindeymiÅŸiz.”

98-“Çünkü sizi âlemlerin Rabbi’yle aynı tutuyorduk.”

99-“Bizi saptıran, o suçlulardan baÅŸkası deÄŸildi.”

100-“Artık ne ÅŸefaatçilerimiz var,

101-Ne sıcak-samimi bir dostumuz.”

102-“KeÅŸke bir dönüÅŸümüz daha olsaydı da müminlerden olabilseydik.”

103-KuÅŸkusuz, bütün bunlarda bir ibret vardır. Ama onların çoÄŸu inanmıyor.

104-Ve kuÅŸkusuz senin Rabbindir o mutlak Azîz, mutlak Rahîm.

105-Nûh kavmi de hak elçilerin, yalanladı.

106-KardeÅŸleri Nûh onlara ÅŸöyle demiÅŸti: “Siz hiç korkmuyor musunuz?”

107-“Ben sizin için gelmiÅŸ, güvenilir bir resulüm.”

108-“Artık Allah’tan korkun da bana itaat edin.”

109-“Ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ödülüm sadece âlemlerin Rabbi’ndendir.”

110-“Artık Allah’tan korkun da bana itaat edin.” 

111-Dediler. “Biz sana inanır mıyız? Seni, o bayağı zavallılar izliyor.”

112-Nûh dedi: “Onların yaptıklarına iliÅŸkin bir ilmim yok.”

113-“Onların hesabı Rabbimden baÅŸkasına ait deÄŸildir. Bir düÅŸünebilseniz.”

114-“Ben iman etmiÅŸ insanları kovamam.”

115-“Ben sadece açık bir biçimde uyarmaktayım.”

116-Dediler. “Ey Nûh! EÄŸer bu iÅŸe son vermezsen, vallahi taÅŸlananlardan olacaksın.”

117-Nûh ÅŸöyle yakardı: “Rabbim, toplumum beni yalanladı.”

118-“Artık benimle onlar arasını iyice aç; beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.”

119-Bunun üzerine biz, onu da beraberindekileri de o yüklü gemide kurtardık.”

120-Sonra dışta kalanları boğduk.

121-Bunda elbette bir ibret var. Ama onların çoÄŸu inanmamış ki!

122-KuÅŸkusuz senin Rabbindir o mutlak Azîz, mutlak Rahîm.

123-Âd da peygamberleri yalanladı.

124-KardeÅŸleri Hûd onlara: “Siz hiç korkmuyor musunuz?” demiÅŸti.

125-“Ben sizin için, güvenilir bir resulüm.”

126-“Artık Allah’tan korkun da bana itaat edin.”

127-“Ben sizden bu iÅŸ için bir ücret istemiyorum. Benim ödülüm âlemlerin Rabbindendir.”

128-“Her yüksek tepeye/yola ÅŸaşılacak bir bina kurarak/bir iÅŸaret dikerek mi eÄŸleniyorsunuz!”

129-“Sanayi üreten yerler edinerek sonsuzlaÅŸmak ümidine mi düÅŸüyorsunuz?”

130-“Yakaladığınız vakit zorbaca yakalıyorsunuz.”

131-“Artık Allah’tan korkun da bana itaat edin.”

132-“O bildiÄŸiniz nimetleri önünüze yayandan korkun.”

133-“Size bir yığın nimet lütfetti: Davarlar, oÄŸullar,

134-Bahçeler, pınarlar.”

135-“Büyük bir günün azabı üstünüzedir diye korkuyorum.”

136-Dediler: “Sen ha öÄŸüt vermiÅŸsin ha öÄŸüt verenlerden olmamışsın. Bizim için fark etmez.”

137-“Bu öncekilerin uydurmalarından baÅŸka ÅŸey deÄŸil.”

138-“Biz azaba uÄŸratılacak deÄŸiliz.”

139-Onu bu şekilde yalanladılar, biz de onları helak ettik.

140-KuÅŸkusuz senin Rabbin mutlak Azîz, mutlak Rahîm’dir.

141-Semûd da peygamberleri yalanladı.

142-KardeÅŸleri Sâlih onlara demiÅŸti ki: “Siz hiç korkmuyor musunuz?”

143- “Ben sizin için emin bir resulüm.”

144-“Artık Allahtan korkun ve bana itaat edin.”

145-“Ben bu iÅŸ için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin Rabbindendir.”

146-“Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?”

147-“Bahçelerde, pınarlarda.”

148-“Ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar içinde.”

149-“Keyif içinde, daÄŸlardan evler yontuyorsunuz.”

150-“Artık Allah’tan korkun da bana itaat edin.”

151-“Savurganlık edenlerin haddi aÅŸanların buyruÄŸuna uymayın.”

152-“Onlar yeryüzünde bozgun çıkarırlar, barış için çalışmazlar.”

153-Dediler: “Sen, adamakıllı büyülenmiÅŸsin.”

154-Sen de bizim gibi bir insansın.”

155-Dedi: “Åžu bir diÅŸi devedir. Onun su içme hakkı var. Belli bir günde su içme hakkı da sizin.”

156-“Ona kötülükle iliÅŸmeyin. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar.”

157-Onu yere yatırıp kestiler. Sonra da pişman oldular.

158-Sonunda azap onları enseledi. Bunda elbette bir ibret var. Ama onların çoÄŸu inanan kiÅŸiler deÄŸildi.

159- Ve senin Rabbin mutlak Azîz, mutlak Rahîm’dir.

160-Lût kavmi de hak elçilerini yalanladı.

161-KardeÅŸleri Lût onlara ÅŸöyle demiÅŸti: “Hâlâ korunmuyor musunuz?”

162-“Ben size gelen emin bir elçiyim.”

163-“Artık Allah’tan korkun da bana itaat edin.”

164-“Ben bu iÅŸ için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin Rabbindendir.”

165-“Âlemlerin içinden erkeklere gidiyor da,

166-Rabbinizin sizin için yarattığı eÅŸlerinizi bırakıyor musunuz? DoÄŸrusu siz haddi aÅŸmış bir kavimsiniz.”

167-Dediler: “EÄŸer bu tavrını sona erdirmezsen, ey Lût, yemin olsun bu topraktan sürülenlerden olacaksın.”

168-Lût dedi: “Ben sizin ÅŸu yaptığınıza öfkelenenlerdenim.”

169-“Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından koru.”

170-Bunun üzerine biz onu ve ailesini toplu halde kurtardık.

171-Ancak geridekiler arasında bir kocakarı kaldı.

172-Sonra ötekileri mahvedip batırdık.

173-Üzerlerine bir de yaÄŸmur yaÄŸdırdık. Ne de kötüymüÅŸ uyarılanların yaÄŸmuru.

174-Elbette bunda bir ayet var ama onların çoÄŸu inanmamıştır.

175-Ve senin Rabbin mutlak Azîz, mutlak Rahîm…

176-Eyke halkı da elçileri yalanladı.

177-Åžuayb onlara demiÅŸti ki: ”Hâlâ sakınmıyor musunuz?”

178-“KuÅŸkusuz, ben sizin için güvenilir bir resulüm.”

179-“Artık Allah’tan korkun da bana itaat edin.”

180-“Ben bu iÅŸ için sizden bir ödül de istemiyorum; benim ödülüm âlemlerin Rabbinden baÅŸkasında deÄŸil.”

181-“Ölçüyü tam yapın; ÅŸunun bunun hakkını çarpanlardan olmayın;

182-DoÄŸru düzgün terazi ile tartın.”

183-“Halkın eÅŸyasını, deÄŸerlerini düÅŸürerek almayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak terör estirmeyin.”

184-“Sizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun.”

185-Dediler: “Sen fena halde büyülenmiÅŸsin.”

186-“Sen bizim gibi bir insandan baÅŸka ÅŸey deÄŸilsin.”

187-“EÄŸer doÄŸru sözlülerdensen, hadi üzerimize gökten parçalar düÅŸür.”

188-Åžuayb dedi: “Yapmakta olduÄŸunuzu Rabbim daha iyi bilir.”

189-Onu yalanladılar; bunun üzerine o gölgelik gününün azabı onları enseledi. O, gerçekten büyük bir günün azabıydı.

190-Bunda elbette bir ibret var ama onların çoÄŸu iman etmemiÅŸti.

191-Ve senin Rabbin mutlak Azîz, mutlak Rahîm’dir.  

192-Kesin olan ÅŸu ki o, âlemlerin Rabbinden indirilmiÅŸtir.

193-O güvenilir tuh indirdi onu,

194-Senin kalbine ki uyarıcılardan olasın.

195-Açık-seçik Arapça bir dille indirdi.

196-O, elbette ki öncekilerin kitaplarında da var.

197-Beniisrail bilginlerinin de onu bilmesi bunlar için bir belirti/kanıt deÄŸil mi?

198-Biz onu Arapça konuÅŸmayanlardan birine indirseydik de,

199-O onu onlara okusaydı, yine de ona inanmayacaklardı.

200-Biz onu günahkârların kalplerine iÅŸte böyle yolladık.

201-Acıklı azabı görünceye deÄŸin ona inanmazlar.

202-O azap onlara ansızın gelecek, farkında bile olmayacaklar.

203-O zaman ÅŸöyle derler: “Acaba bize süre verilir mi?”

204-Bizim azabımızı acele mi istiyorlar?

205-GörmüÅŸ gibi bil ki, biz onları yıllarca nimetlendirsek de,

206-Sonra, tehdit edildikleri ÅŸey kendilerine ulaÅŸsa,

207-O yararlandıkları nimetler onların hiçbir iÅŸine yaramaz.

208-Biz, uyarıcıları olmayan hiçbir kenti/uygarlığı helak etmemiÅŸizdir.

209-Uyarı/hatırlatma olacak! Biz zalimler değiliz.

210-Onu ÅŸeytanlar indirmedi.

211-Onlara yaraÅŸmaz, zaten güçleri de yetmez.

212-Çünkü onlar, dinleyiÅŸten azledilmiÅŸlerdir.

213-O halde Allah’ın yanında bir baÅŸka ilaha daha yalvarma/davet etme. Yoksa azaba uÄŸratılanlardan olursun.

214-En yakın akraba ve hısımlarını uyar.

215-Müminlerin sana uyanlarına kanadını indir.

216-EÄŸer sana isyan ederlerse ÅŸöyle de: “Ben, sizin yapmakta olduklarınızdan uzağım.”

217- O Azîz, o Rahîm olana dayan. 

218-O ki görüyor seni kıyam ettiÄŸin zaman.

219-Görüyor nasıldır secde edenler içinde dolaÅŸman.

220-KuÅŸkusuz O’dur iyice bilen, iyice duyan.

221-Haber vereyim mi size şeytanların kime iner olduğundan?

222-Herbir iftiracı günahkâr üzerine iner onlar.

223-Kulak kabartırlar ama çoÄŸu yalancıdır onların.

224-Åžairlere gelince, onlara da çapkınlar-sapkınlar uyar.

225-Görmez misin onları ki, her vadide ÅŸaÅŸkın-tutkun dolaşırlar.

226-Ve onlar, yapmayacakları ÅŸeyleri söyler dururlar.

227-İman edip barışa yönelik iÅŸler yapanlar, Allah’ı çok ananlar ve zulme uÄŸratıldıktan sonra baÅŸarıya ulaÅŸanlar böyle deÄŸillerdir. Zulmedenler, hangi devrime uÄŸrayıp baÅŸ aÅŸağı döneceklerini yakında bilecekler.

​

Paylaşım:

 

Ayetler (1-68): İlk ayetteki üç harf ve benzerleri ile ilgili paylaşım daha önce A’raf suresinde sunulmuÅŸtu. TebliÄŸine karşılık alamayan Muhammed’e üzülmemesi öneriliyor. BeÅŸerin kendilerine iletilen, söze bürünmüÅŸ bir öÄŸüdü daima inkâr ettiÄŸi, onların sadece cezadan anladıkları ifade edilmiÅŸ. DiÄŸer ayetlerde Musa’nın, ilahi tebliÄŸi iletmeye çalışırken Firavun’la olan mücadelesini görüyoruz. Ayet (10) da Musa’ya Rabbi’nin seslenerek verdiÄŸi talimatı Muhammed’in hatırlaması istenmiÅŸ. KiÅŸi ancak daha önceden tanık olduÄŸu bir olayı hatırlar, bilgi sahibi olmadığı bir olayı deÄŸil. Acaba Muhammed dünya okulunda bedenlenmeden önce söz edilen konu hakkında bilgi sahibi olabilir mi? Elde beÅŸerin kabul edebileceÄŸi cinsten pozitif bir kanıt olmasa da sorunun cevabı EVET olacaktır. Bu bölümde ve daha sonraki bölümlerdeki bazı ayetlerde Muhammed’e hitapla “senin Rabbin mutlak Azîz, mutlak Rahîm’dir” deniyor. Burada kullanılan mutlak teriminin tanımının asırlardır tartışıldığı anlaşılıyor. Ancak ÅŸimdilik var olanla yetinirsek; mutlak terimi, -hiçbir ÅŸeye baÄŸlı olmaksızın, hiçbir ÅŸey ile sınırlandırılmaksızın var olan- anlamı yeterli olacaktır ki bu tanım zaten yoktan var eden güce gider. 

 

Ayetler(69-104): Bu bölüm ayetleri önce İbrahim ve kavminin mücadelesine temas ederken diriliÅŸ dönemine de gönderme yapılıyor. İbrahim, gerçekleri fark etmeye baÅŸladığından, sorularına aldığı cevaplarla kavminin atalarının öÄŸretisini devam ettirdiklerini yani beÅŸer yapısı bir inanç oluÅŸturduklarını görür. Benzer bir durum Muhammed ve kavmi arasındaki konuÅŸmalarda da görülür. BeÅŸerin sadece yaratılması deÄŸil, düÅŸüncesi bile kontrol altındadır. Bir topluma bir uyarıcı geldiÄŸinde bile, o toplumun atalarının oluÅŸturduÄŸu bir inanç sistemine baÄŸlanması yadırganacak bir durum deÄŸildir. Ancak uyarıcı geldikten sonra toplum içinden bir kısım bireyler çaÄŸrıya uyarken diÄŸerleri inkârı tercih edeceklerdir ki bunlar kiÅŸinin ruhsal tekâmül planı ile uyumludur. Ayet (89) oldukça aydınlatıcıdır. Aslında beÅŸerin tüm macerasını özetlemektedir: “Yalnız temiz bir kalple Allah’a varan kurtulur.” Bu olayın bir baÅŸka anlatımı ise “arınmadır”. Dünya okuluna geliÅŸimiz, cehennem boyutundaki eÄŸitimimiz ruhsal arınmamıza yöneliktir. Arınmanın sonsuz olduÄŸunu düÅŸünme eÄŸilimindeyim. Ayette bahsedilen “Allah’a varan kurtulur” ifadesi üzerinde düÅŸünülmesi gerekir. KurtuluÅŸ terimi, en basit yaklaşımla, cehennem boyutuna gidiÅŸe gerek olmaması olarak düÅŸünülebilir. Ancak “Allah’a varış” kavramı hiçbir ÅŸekilde fiziki bir varış olarak düÅŸünülmemelidir. Gören gözler için dünyada bile Allah’ın yüzünün her tarafta olduÄŸu gerçektir. O’nun yansımalarının ise her boyutta olduÄŸunu hissedebiliriz. 

 

Ayetler(105-191): Surenin ilk ayetleri, Kur’an’ı inkâr edenler yüzünden Muhammed’in üzülmemesini anlatır. Muhammed’i rahatlatmak için kendinden önce gelen elçilerin de benzer tepkilerle karşılaÅŸtığını ifade edebilmek için bu bölümde elçilerden Nûh, Hûd, Salîh, Lût ve Åžuayb’in yaÅŸamlarından kesitler sunulmaktadır.

 

Ayetler(192-227): Bu bölümdeki ayetlerle; Kur’an, Kur’an’ın indiriliÅŸi, Muhammed’e yönelmiÅŸ bazı öneriler, inkârcıların düÅŸüncelerinde ısrarı ve sonucu kısaca anlatılmaktadır. Kur’an’ın dili Arap dilindedir. TebliÄŸin yapılacağı bir toplumun bir ferdi olan bir elçinin tebliÄŸini o toplumun dili ile yapmasından doÄŸal ne olabilir ki. Ancak Kur’an’ın Arap dilinde olması, Arap dilini kutsallaÅŸtırmaz. Çünkü Kur’an dünya toplumuna bir öÄŸüt kitabıdır. İnanç bireyseldir. O halde bireyler tebliÄŸ kitabını ana dillerinde okumalıdır. Aksi halde anlamaya baÅŸlayıp öÄŸüt almaları mümkün deÄŸildir. Dahası namaz ritüeli sırasında kiÅŸiler, anlamını bilmediÄŸi Arapça  sureleri okumaktadır. Halbuki Kur’an der ki:

Nisa Suresi-43 Ey iman edenler! SarhoÅŸken, ne söylediÄŸinizi bilinceye kadar, ... namaza yaklaÅŸmayın.

 

   Kur’an her toplumun önce uyarıldığını, uyarıya aldırmayıp yanlış yolda devam edenlerin ise cezalandırıldığını hatırlatıyor (Åžuara suresi-208). Uyarıya aldırmamanın sebebini ise baÅŸka bir ayet gösteriyor:

 

Neml Suresi-4 Åžu bir gerçek ki, âhirete inanmayanların amellerini biz, kendileri için süsleyip püsledik. Bu yüzden onlar kalpleri körelmiÅŸ olarak ÅŸaÅŸkınlık içinde bocalar dururlar.

 

   Aslında son ayette anlatılan bir kasıt sonucu deÄŸildir. Sadece öyle görünür. Çünkü o kiÅŸiler henüz tebliÄŸi anlayabilecek kadar tekâmül etmemiÅŸtir. Yaratılmış her ÅŸeyin bir enerjisi vardır. İlahi tebliÄŸin de bir enerjisi vardır ve çok yüksek olduÄŸunu düÅŸünürüm. O yükü kaldıramayacaklar eÄŸitimlerine, planlamayı yapanların uygun gördükleri okullarda, devam edeceklerdir.

NEML  SURESİ

 

1-Tâ, Sîn. İşte bunlar Kur’an’ın ve açık-seçik beyanlar sunan Kitap’ın ayetleridir.

2-Müminlere bir kılavuz ve bir muÅŸtudur o.

3-O müminler ki, namazı kılar, zekâtı verirler. Ve âhirete de tam bir biçimde inananlar da onlardır.

4-Åžu bir gerçek ki, âhirete inanmayanların amellerini biz, kendileri için süsleyip püsledik. Bu yüzden onlar kalpleri körelmiÅŸ olarak ÅŸaÅŸkınlık içinde bocalar dururlar.

5-İşte bunlardır kendilerine azabın korkuncu öngörülen. Âhirette hüsrana uÄŸrayacaklar da onlardır.

6-Emin ol ki, sen bu Kur’an’a Hakîm ve Alîm bir kudret tarafından muhatap kılınıyorsun.

7-Hatırla o zamanı; Mûsa, ailesine ÅŸöyle demiÅŸti: “Ben bir ateÅŸ fark ettim. Ondan size bir haber getireceÄŸim, yahut parlak bir kor getireceÄŸim ki ateÅŸ yakıp ısınabilesiniz.”

8-Mûsa ateÅŸe vardığında ÅŸöyle çaÄŸrıldı. “AteÅŸteki kimse de ateÅŸin çevresindekiler de kutsal ve bereketli kılınmıştır. Ve âlemlerin Rabbi olan Allah, bütün eksiklik ve iÄŸretiliklerden arınmıştır.”

9-“Ey Mûsa! KuÅŸkun olmasın ki ben, Allah’ım; Azîz olan, Hakîm olanım…”

10-“Asanı bırak.” Bunun üzerine Mûsa, asayı çevik bir yılan gibi titreyip kıvrılır görünce gerisin geri kaçtı ve arkasına bakmadı. “Korkma ey Mûsa, benim. Benim huzurumda elçi olarak gönderilenler korkmaz.”

11-“Zulme bulaÅŸan müstesna. O da bunu kötülüÄŸün arkasından güzelliÄŸe çevirirse hiç kuÅŸkusuz ben Gafûr’um, Rahîm’im.”

12-Elini koynuna sok; Firavun ve toplumuna yönelik dokuz mucizeden biri olarak pürüzsüz ve lekesiz, bembeyaz bir biçimde çıkacaktır. O Firavun ve yandaÅŸları gerçekten fıska batan bir topluluk haline geldiler.”

13-İşte bu ÅŸekilde ayetlerimiz göz ve gönül açar bir biçimde onlara geldiÄŸinde ÅŸunu deyiverdiler: “Açık bir büyüdür bu…”

14-Zulüm ve böbürlenmeyle, ona karşı çıktılar. Oysaki öz benlikleri, onun gerçekliÄŸine kanaat getirmiÅŸti. Bak da gör, nasıl olmuÅŸtur o bozguncuların sonu!

15-Andolsun biz, Davûd’a da Süleyman’a da bir ilim verdik. Onlar ÅŸöyle dediler: “Bizi, mümin kullarının bir çoÄŸundan üstün kılan Allah’a hamd olsun.”

16-Süleyman, Davûd’a mirasçı oldu ve ÅŸöyle dedi: “Ey insanlar, bize kuÅŸların dili öÄŸretildi ve bize her ÅŸeyden biraz verildi. KuÅŸkusuz bu, apaçık lütfun ta kendisidir.” 

17-Cinlerden, insanlardan ve kuÅŸlardan orduları, Süleyman’ın huzurunda bir araya getirildi. Onlar, düzenli bir biçimde sevk ediliyorlardı.

18-Karınca vadisine geldiklerinde, bir karınca ÅŸöyle seslendi: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin ki, Süleyman ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesinler.”

19-Bunun üzerine Süleyman, karıncanın sözüne güldü ve dedi: “Rabbim! Bana ve ebeveynime lütfettiÄŸin nimetine ÅŸükretmeme, hoÅŸnut olacağım barışçıl bir iÅŸ yapmama imkân ver. Ve rahmetinle beni barışsever kullarının arasına sok.”

20-KuÅŸları teftiÅŸ etti de dedi ki: Hüdhüd’ü neden göremiyorum, yoksa kayıplara mı karıştı?”

21-“Ona acımasızca azap edeceÄŸim, belki de onu boÄŸazlayacağım; yahut da bana açık bir kanıt getirecek.”

22-Az sonra Hüdhüd gelip ÅŸöyle dedi: “Senin fark edemediÄŸin bir ÅŸeyi fark ettim ve sana Sabâ’dan parlak bir haber getirdim.”

23-Sabâlılara hükmeden bir kadın buldum. Kendisine her ÅŸeyden bir pay verilmiÅŸ, kocaman bir tahtı var.”

24-“Onu ve toplumunu, Allah’ı bırakıp güneÅŸe secde eder buldum. Åžeytan onlara, yapıp ettiklerini süslü gösterip onları yoldan saptırmış. Artık doÄŸruyu bulamazlar.”

25-“Göklerde ve yerdeki sırrı açığa çıkaran, onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilen Allah’a secde etmemek gayretindeler.”

26-“O Allah ki, tanrı yok kendinden baÅŸka, o büyük arşın rabbidir O.”

27-Süleyman dedi: “DoÄŸru mu söyledin yoksa yalancılardan mısın, göreceÄŸiz.”

28-“Åžu yazımı götürüp onlara at. Sonra onlardan uzaklaÅŸ da bak bakalım, nasıl davranacaklar?”

29-Melike Belkıs dedi ki: “Ey ileri gelenler, bana önemli bir mektup bırakıldı.”

30-“Süleyman’dan bir mektup. Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla baÅŸlıyor.”

31-“SöylediÄŸi ÅŸu: Bana büyüklük taslamaya kalkmayın. Teslim olarak huzuruma gelin.”

32-Melike dedi: “Ey danışmanlarım, bu meselem konusunda bana fikir verin. Siz onaylamadıkça, hiçbir iÅŸe kesin karar vermem.”

33-Dediler ki: “Biz çok güçlüyüz, çok yaman savaşırız. Buyruk senin. Ne karar vereceÄŸini sen bilirsin.”

34- Melike dedi: “Åžu bir gerçek ki krallar bir kente/bir memlekete girdiler mi, orada bozgun çıkarırlar; oranın onurlu insanlarını zelil-sefil ederler. İşte böyle yaparlar.”

35-“Åžimdi ben onlara bir hediye göndereceÄŸim ve bakacağım elçiler neyle geri dönecekler.”

36-Elçi geldiÄŸinde, Süleyman dedi ki: “Siz bana mal ile destek mi veriyorsunuz? Allah’ın bana verdiÄŸi, size verdiÄŸinden daha kıymetlidir. Sizin hediyenizle, benden çok siz ferahlarsınız.”

37-“Seni gönderenlere dön. Vallahi, karşı koyamayacakları ordularla üstlerine gelirim ve onları oradan, baÅŸları eÄŸik, aÅŸağılanmış bir halde sürer çıkarırım.”

38-Süleyman kurmaylarına dedi ki: “Onlar teslim olup huzuruma gelmeden önce, o kadının tahtını hanginiz bana geri getirebilir?”

39-Cinlerden bir ifrit ÅŸöyle dedi: “Sen daha makamından kalkmadan, onu sana getirebilirim. Ben bunu yapacak güçteyim ve gerçekten güvenilir biriyim.”

40-Kendinde Kitap’tan bir ilim olan kiÅŸi de ÅŸöyle dedi: “Ben onu sana, gözünü açıp yumuncaya kadar getiririm.” Derken Süleyman, tahtı, yanında kurulmuÅŸ görünce ÅŸöyle konuÅŸtu: “Rabbimin lütfundandır bu. Åžükür mü edeceÄŸim, nankörlük mü diye beni denemek istiyor. Esasında ÅŸükreden, kendisi lehine ÅŸükretmiÅŸ olur. Kim de nankörlük ederse bilsin ki, Rabbim Ganî’dir.

41-Emir verdi: “Onun tahtını baÅŸkalaÅŸtırın, bakalım tanıyacak mı; tanıyamayanlar arasına mı girecek?”

42-Melike gelince  ÅŸöyle denildi. “Senin tahtın da böyle mi?” Dedi: “Bu sanki o. Zaten daha önce bize bilgi verilmiÅŸti ve biz Müslüman olmuÅŸtuk.”

43-Daha önce Allah dışında ibadet ettikleri, onu engellemiÅŸti. Çünkü o, küfre sapmış bir topluluktandı.

44-Ona denildi: “KöÅŸke gir.”  Melike onu görünce su sandı ve baldırlarını açtı. Süleyman dedi ki: “O, cilalı sırçadan yapılmış parlak bir avlu/zemindir.” Melike dedi: “Rabbim, doÄŸrusu ben öz benliÄŸime zulmetmiÅŸim. Artık Süleyman’la birlikte, âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oluyorum.”

45-Andolsun, Semûd’a da kardeÅŸleri Sâlih’i, ÅŸunu tebliÄŸ etmek üzere gönderdik: “Allah’a kulluk/ibadet edin.” Bir de ne görelim, onlar birbiriyle boÄŸuÅŸan iki fırka oluvermiÅŸler.

 46-Sâlih dedi: “Ey toplumum! İyilikten önce kötülüÄŸü istemede aceleniz niye? Merhamet görebilmeniz için Allah’tan af dileseniz olmaz mı?

47-Dediler: “Sen ve beraberindekiler yüzünden başımıza uÄŸursuzluk geldi/sen ve beraberindekileri uÄŸursuzluk belirtisi sayıyoruz.” Dedi: “UÄŸursuzluk kuÅŸunuz Allah katındandır. Daha doÄŸrusu siz, imtihana çekilen bir topluluksunuz.”

48-O kentte, hep bozgun çıkarıp barışa hiç yanaÅŸmayan dokuz çete vardı.

49-Allah adına yeminleÅŸerek ÅŸöyle dediler: “Ona ve ailesine bir gece baskını yapalım, sonra da velisine ÅŸöyle diyelim: Biz onun ailesinin öldürülüÅŸüne tanık olmadık. Vallahi, doÄŸru söyleyenleriz.”

50-Onlar bir tuzak kurdular, biz de ir tuzak kurduk, ama şuursuzluk eden onlardı.

51-Bir baksana nasıl oldu tuzaklarının sonu! İşte, onları da topluluklarını da hep birlikte yere geçirdik. 

52-İşte sana onların, iÅŸledikleri zulümler yüzünden çöküp ıpıssız kalmış evleri. Hiç kuÅŸkusuz bunda, ilmi kullanan bir topluluk için kesin bir ibret vardır.

53-Biz inananları, korunup sakınanları kurtardık.

54-Lût’u da resul olarak gönderdik. Toplumuna ÅŸöyle dedi: “Gözünüz göre göre ÅŸu iÄŸrençliÄŸi yapıyorsunuz ha!”

55-“Siz ÅŸehvetinizi tatmin için kadınları bırakıp erkeklere mi gidiyorsunuz? DoÄŸrusu siz cehalete saplanmış bir topluluksunuz.”

56-Toplumunun cevabı sadece ÅŸunu söylemek oldu: “Çıkarın ÅŸu Lût ailesini kentinizden; bunlar temizlik tutkunu olmuÅŸ kiÅŸilerdir.”

57-Bunun üzerine onu ve âilesini kurtardık. Karısı hariç. Onu, arkada kalanlardan biri olarak takdir etmiÅŸtik.

58- Üzerlerine bir de yaÄŸmur yaÄŸdırdık. Uyarılmış olanlar üzerine inen yaÄŸmur da ne kötüdür!

59- De ki: “Hamd Allah’a, selam O’nun seçip yücelttiÄŸi kullarına! Allah mı hayırlı, yoksa onların ortak tuttukları mı?”

60-Yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size bir su indiren mi hayırlı? Biz o suyla sizin için gözler-gönüller açan bahçeler bitirdik. Sizin, onların bir tek aÄŸacını bitirmeniz mümkün deÄŸildi. Allah’ın yanında bir ilah mı var? Hayır! Ama onlar döneklik eden bir topluluktur.

61-Yoksa yeri bir karargâh yapıp ÅŸurasına-burasına nehirler serpiÅŸtiren, üzerine dayanıklı daÄŸlar konduran ve iki deniz arasına bir engel yerleÅŸtiren mi hayırlı? İlah mı var Allah’ın yanında!? Hayır! Ama onların çokları ilimden nasipsizliÄŸi sürdürüyorlar.

62- Yoksa zorda kalan yalvardığında, onun imdadına yetiÅŸip sıkıntı ve kederi kaldıran, sizi yeryüzünün hükmedenleri kılan mı hayırlı? Allah’ın yanında bir ilah daha var mı!? Ne kadar da az ibret alıyorsunuz. 

63-Yoksa size karanın ve denizin karanlıklarında yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen mi hayırlı? Allah’ın beraberinde bir ilah daha mı var?! Allah, onların ortak tuttuklarından uzaktır, arınmıştır.

64-Yoksa yaratmaya baÅŸlayıp sonra tekrar tekrar yaratan ve sizi gözeten ve yerden rızıklandıran mı hayırlı? Allah’ın yanında bir ilah mı var? De ki: Getirin susturucu kanıtınızı, eÄŸer doÄŸru sözlüler iseniz.”

65-Deki: “Göklerde ve yerde, Allah’tan baÅŸka hiç kimse gaybı bilmez. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler..”

66-Hayır, onların bilgileri âhiret konusunda yetersiz kalmıştır. Daha doÄŸrusu onlar ondan kuÅŸku duymaktadır. Hayır, hayır! Onlar, onu göremeyecek kadar kördürler. 

67-İnkârcılar dediler ki: “Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra, gerçekten biz bundan sonra mı ortaya çıkarılacağız?”

68-“Yemin olsun, bununla ÅŸimdi biz, önceden de atalarımız tehdit edildi. Bu, öncekilerin masallarından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸil.” 

69-De ki: “Yeryüzünde dolaşın da bir bakın nice olmuÅŸtur günahkârların sonu!”

70-Onlar yüzünden tasalanma. Kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü de sıkıntıya düÅŸme.

71-“EÄŸer doÄŸru sözlülerseniz bu vaat ne zaman?” derler.

72-De ki: “Acele isteyip durduÄŸunuzun bir kısmı belki de arkanıza takılmıştır.”

73-Senin Rabbin, insanlara karşı gerçekten lütufkârdır; fakat çokları ÅŸükretmezler.

74-Ve senin Rabbin, onların göÄŸüslerinin sakladığını da açığa vurduÄŸunu da çok iyi bilir.

75-Yerde ve gökte hiçbir gayb yoktur ki, açıklayıcı bir Kitap’ta olmasın.

76-HiçkuÅŸkunuz olmasın ki bu Kur’an, İsrailoÄŸullarına, ihtilafa düÅŸtükleri ÅŸeylerin birçoÄŸunu anlatıyor.

77-Ve elbette o, inananlara bir kılavuz ve rahmettir.

78-Rabbin, o İsrailoÄŸulları arasında hükmünü verip gereÄŸini yapacaktır. Azîz’dir, Alîm’dir O.

79-Allah dayanıp güven, çünkü sen apaçık gerçeÄŸin üzerindesin.

80-Sen, ölülere iÅŸittiremezsin. EÄŸer dönüp giderlerse, sağırlara da çaÄŸrıyı duyuramazsın.

81-Ve sen, düÅŸtükleri sapıklıktan körleri de çıkaramazsın. Teslim olmuÅŸ kiÅŸiler halinde ayetlerimize inananlardan baÅŸkasına sesini duyuramazsın.

82-O söz tepelerine indiÄŸinde, yerden onlar için bir dabbe çıkarırız da o onlara, insanların bizim ayetlerimize gereÄŸince inanmadıklarını söyler.

83-O gün her ümmetin içinden ayetlerimizi yalanlayanlardan bir zümre derleriz de onlar, toplu halde ortaya sürülürler.

84-Geldiklerinde Allah onlara: “Ayetlerimizi, onlara ilminiz yeterli olmadığı için mi inkâr ettiniz yoksa baÅŸka bir iÅŸ mi yaptınız?” der.

85-İşledikleri zulümler yüzünden o söz tepelerine inmiÅŸtir; artık tek kelime söyleyemezler.

86-Görmediler mi; biz geceyi içinde dinlensinler diye, gündüzü de gösterici bir ışık olsun diye oluÅŸturduk. İşte bunda, inanan bir topluluk için elbette ibretler vardır.

87- Sûra üfürüleceÄŸi gün, Allah’ın dilediÄŸi dışında herkes, göklerdekiler, yerdekiler dehÅŸet içinde kalacaktır. Hepsi boynunu bükmüÅŸ bir halde O’nun huzuruna gelir. 

88-Sen daÄŸlara bakar da onları donuk-durun görürsün. Oysaki onlar, bulutların dolaÅŸtığı gibi dolaÅŸmaktadır. Her ÅŸeyi güzel ve mükemmel yapan Allah’ın sanatıdır bu. Yaptıklarınızdan gereÄŸince haberdardır O.

89-İyilik ve güzellik getirene, getirdiÄŸinden daha hayırlısı vardır. Onlar o gün korkudan güvene çıkmışlardır.

90-Kötülük getirenlerin ise yüzleri ateÅŸte sürtülür. Sadece yapıp ettiklerinizle cezalandırılırsınız.

91-“Ben, sadece bu beldenin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Orayı saygıya layık kılmıştır O. Her ÅŸey O’nundur. Ben Müslümanlardan olmakla emrolundum.”

92-“Ve Kur’an okumakla emrolundum. Artık kim yola gelirse kendi nefsi için gelir. Sapmışa gelince, böylesine de ki: “Ben uyarıcılardan biriyim. Hepsi bu!”

93-Ve ÅŸöyle yakar: “Hamd olsun Allah’a. O size ayetlerini gösterecek de siz onları tanıyacaksınız. Senin Rabbin, yapmakta olduklarınızdan habersiz deÄŸildir.”


 

Paylaşım:

 

Ayetler(1-6): Birinci ayetteki harfler gizlenmiÅŸ bilgiyi içerir diye düÅŸünebiliriz. Açıkça ifade ediliyor ki Kur’an ayetleri aynı zamanda Kitap’ın yani Ana Kitap’ın ayetleridir. Ana Kitap’ın genel tekâmül konusu ile ilgili ana planı içerdiÄŸini düÅŸünürsek, güncel geliÅŸmelerle ilgili bazı Kur’an ayetlerinin Ana Kitap’ta olduÄŸunu kabul etmek mümkün görünmüyor. Ana Kitap deÄŸiÅŸmez, Muhkem bilgiyi içerir. Onlar deÄŸiÅŸen dünya realitesine uygun olarak Muhammed’e iletilen öneriler olamaz. Ana Kitap’tan doÄŸrudan verilen bilgi inananlar için hem kılavuz hem de müjdedir.

​

   Ahirete inanmayanların ise, ifade edildiÄŸine göre, yaptıkları iÅŸler kendilerine süslü gösteriliyormuÅŸ. Böylece onlar kalpleri körelmiÅŸ olarak yaptıklarına devam ederler ve böylece dünya iÅŸleri içinde bocalar dururlar. Bu ise bir bakıma azap deÄŸil midir? Onlar ahirette de üzüleceklermiÅŸ ki tamamı kiÅŸisel tekâmül planı içinde düÅŸünülebilir. 

​

   Kur’an’ın anlatımına göre Muhammed, Hakîm ve Alîm bir kudret tarafından Kur’an’a muhatap kılınmış, yani görevlendirilmiÅŸ. Resullerin seçimi O’nun yetkisi içindedir. Bu anlatımda Kur’an’ın Muhammed’e hitap ettiÄŸini düÅŸünebiliriz. Muhammed ise aldığını beÅŸere iletmiÅŸ. Ayrıca, muhatap olmayı, Kur’an’ın içerdiÄŸi bilgiye ulaÅŸabilme diye anlamak mümkündür. Muhammed o dönemde bu bilgiyi toplumuna ne kadar anlatabildi, bilmiyoruz. Günümüzde ise Muhammed hayatta deÄŸildir. Ancak hepimizin tek öÄŸreticisi olan Alemlerin Rabbi’nin lütfu herkese açıktır. Her bireyin tekâmül planı uyarınca hak ettiÄŸi, kendisine iletilebilir. Kapının açılması mümkündür. Yeter ki gerekli liyakate sahip olalım.  

 

Ayetler(7-14): Muhammed’e hatırlaması istenen bir konu ile ilgili olan ayetlerde, Musa ve ailesinin seyahati esnasında soÄŸuk bir gece vakti yakındaki Sina Dağında gördüÄŸü bir ateÅŸten yararlanmak için gittiÄŸinde Musa’nın yaÅŸadıkları anlatılıyor. Öncelikle dikkatimizi çeken Muhammed’e olayın hatırlatılmasıdır. Demek ki Muhammed konuyu daha önceden biliyordu; fakat nasıl? Kesin bir cevabının olduÄŸunu sanmam. Ancak bir önceki bölümde “Muhammed’in Kur’an’a muhatap kılınması” çerçevesinde düÅŸünülmelidir. 

​

   Bu bölümde belirtilen ateÅŸ, bildiÄŸimiz anlamda deÄŸildir. Enerji yoÄŸunluÄŸu olmalı. Kur’an’ın baÅŸka surelerinde de Musa’nın ateÅŸe yaklaÅŸması konusu  incelenir. O anlatımlarda bölgenin adının Tûva olduÄŸu kendisine ifade edilmiÅŸ. Enerji yoÄŸun bölgeye yaklaÅŸtığında, kendisine seslenilmiÅŸ ve “ateÅŸteki kimsenin de ateÅŸin çevresindekilerin de kutsal ve bereketli kılındığı” söylenmiÅŸ. AteÅŸin içindeki kimse görevli bir melek olmalı. AteÅŸin çevresindeki ise Musa’nın kendisidir. Musa burada muhtemelen ilk vahyi aldı. Kendisine asasını yere bırakması istendi. Böylece bir mucizeye tanık oldu. Musa, asasının bir yılan gibi göründüÄŸünü fark etmiÅŸ ve kaçmaya yeltenince gerekli uyarıyı almış. Elçilerin korkmaması gerektiÄŸi kendisine hatırlatılmış. Arkasından Musa’ ikinci mucizeyi görmüÅŸ. Aldığı öneri üzerine elini koynuna sokup çıkarınca, ellerinin beyazlaÅŸtığını fark etmiÅŸ. BeyazlaÅŸma, enerji yüklenme olmalıdır diye düÅŸünebiliriz.

   Musa, anlatılan mucizeleri Firavun ve yandaÅŸları huzurunda gerçekleÅŸtirdiÄŸinde Firavun ve yandaÅŸları, öz benlikleri gerçeÄŸi fark etmiÅŸ olsa da, gördüklerini büyüdür diyerek geçiÅŸtirmeye çalışmışlar. 

 

Ayetler(15-44): Bu bölümdeki ilk ayetlerde, Süleyman ve babası Davud’a Biz boyutu tarafından saÄŸlanan bilgi ile onların diÄŸer inanmışlardan daha güçlü oldukları anlatılmış. Süleyman’ın çeÅŸitli hayvanlarla iletiÅŸim kurabildiÄŸini ve bu nimetler dolayısıyla Rabbine ÅŸükredebilmesi için Rabbinin hoÅŸnut olacağı bir iÅŸi yapmasının kendisine nasip edilmesi arzusunu belirtmiÅŸ. Burada yaratıcı gücün inanmışlardan beklentisinin zamana ve ÅŸekle baÄŸlı ritüellerin icrası deÄŸil, toplum yararına yapılan iÅŸlerin ve genelinde tüm yaratılmışa hizmet eden eylemlerin esas olduÄŸunu görüyoruz. Aynı yaklaşımı, Muhammed’e hitap eden ve fakat tüm inanmışları ilgilendiren, baÅŸka bir ayette görürüz:

​

Duhâ suresi-11 Ve Rabbinin nimetini söz ve fiillerinle yerine getir.

​

   Bu bölümün diÄŸer ayetleri Saba melikesi Belkıs hikâyesi ile ilgilidir. Süleyman’a hizmet edenlerden Hüdhüd kuÅŸu Süleyman’a Saba halkı ile ilgili bilgi iletir. İlginç olan, Hüdhüd kuÅŸunun Süleyman’a verdiÄŸi haber içinde olup, inanç ile ilgili sahip olduÄŸu bilgidir. Süleyman melikenin kendisini ziyaret etmesini ister. Melike yolda iken, Süleyman’ın emrinde olan ilim sahibi birisinin Melikenin tahtını Süleyman’ın sarayına getirebilmesi dikkatimizi çeker. Bu olay, günümüzde henüz bilinmeyen bir teknikle maddenin mekân deÄŸiÅŸtirmesi deÄŸil midir? Bu bölüm sonunda, melikenin daha önceki inancı ile öz benliÄŸine zulmettiÄŸini anlayarak, âlemlerin Rabbi Allah’ teslim olduÄŸunu görüyoruz.  

 

Ayetler(45-58): Bu bölümde, Kur’an’ın baÅŸka surelerinde de deÄŸinilmiÅŸ olan bazı olaylar özetlenmiÅŸ. Elçilerden Salih ve Lût’un toplumlarına öÄŸütleri ve bu öÄŸütleri dinlemeyen toplumlarının cezalandırılmaları hatırlatılmış. 

 

Ayetler(59-64): İlk ayet hamd kelimesinin kullanılışına bir örnektir. Yaratılmışın, yaratılıştaki olaÄŸanüstülüÄŸü görüp Yaratan’ı yüceltmesi olarak kullanılmış. Ayet(60) da ise dünyaya suyu O’nun saÄŸladığı ve fakat o suyla dünyada biyolojik çeÅŸitliliÄŸin Biz tarafından oluÅŸturulduÄŸunu anlıyoruz. DiÄŸer bazı örnekler verilerek bunların ve diÄŸerlerinin Allah’tan baÅŸka yaratıcısının olamayacağı açıklanmış. Ayet(64) ise yaratılışın devamlılığını ifade ediyor; ÅŸöyle ki, ”tekrar tekrar” yaratılmadan bahsediliyor. Burada tekrar tekrar yaratılanın, maddeden yaratılan beden olduÄŸunu düÅŸünebiliriz. Özümüzün buna ihtiyacı yoktur. Zaten beden, öz varlığımızın tekâmülü için bir vasıtadan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. 

 

Ayetler(65-75): Yaratılmış hiçbir varlık gaybı bilemez. Gayb sadece Allah’ın bilgisi içindedir ve olan, olacak olan her ÅŸeyin açıklayıcı bir Kitap’ta olduÄŸu anlatılmış. Söylenenler O’nun Arzu Planı çerçevesinde düÅŸünülmelidir. Bu düÅŸünceyi destekleyen Kur’an ayetini hatırlayalım

 

Mürselât Suresi 11- Resuller vakte baÄŸlandığında. Resuller; toplumunu, genelinde beÅŸeriyeti, aydınlatmak ve ruhsal tekâmüle yardımcı olmak için görevlendirilmiÅŸlerdir. BeÅŸerin kapasitesi Yaratıcı Güç tarafından bilindiÄŸi için, hangi resul hangi mesajı verecek konusu alt plan olarak planlanmış olmalı diye düÅŸünebiliriz. Bu çerçevede konuya yaklaşırsak, günümüz beÅŸerinin, Musa’nın, İsa’nın ve Muhammed’in muhatap olduÄŸu toplumların bireylerinden düÅŸünce yönünden daha farklı olduÄŸunu kabul edebiliriz. Günümüz toplumlarının ihtiyacı olan, gerektiÄŸinde ve gerektiÄŸi kadar ulaÅŸtırılacaktır. 

 

Ayetler(76-85): Kur’an İsrailoÄŸulları’nın anlaÅŸamadıkları konulara açıklık getirdiÄŸi gibi özünde insanlara bir kılavuz ve rahmettir. Kılavuzdur, beÅŸerin çıktığı tekâmül yolunda, yollarını bulmalarını saÄŸlar (sırat-ı müstakîm) ve rahmettir, çünkü ruhsal geliÅŸmelerine yardımcı olur.

​

   Muhammed, sözlerinin herkes tarafından anlaşılamayacağı konusunda uyarılır. Çünkü onlar ölüdürler, biyolojik olarak canlı olsalar bile. Yani henüz ruhsal diriliÅŸ aÅŸamasında deÄŸildirler. Muhammed’in tebliÄŸini ise sadece “Allah’a teslim olmuÅŸ ve ayetlere inanmış kiÅŸiler” duyabilir. Burada duyma teriminin, tebliÄŸin içeriÄŸini anlamaya doÄŸru adım atma anlamında anlaşılması doÄŸru olur diye düÅŸünebiliriz.

​

   Toplu ruhsal diriliÅŸ döneminde gerçekler herkes tarafından fark edilmeye baÅŸlanınca beÅŸer yaptığı hataları zaten kendisi fark edecektir. “Dabbe” teriminin bu oluÅŸumun beÅŸer tarafından anlaşılabilmesi için kullanılmış olduÄŸunu düÅŸünürüm. Çünkü Kur’an’ın tebliÄŸ edildiÄŸi dönemde o topluma ruhsal diriliÅŸi anlatma imkânı olduÄŸunu sanmam. 

 

Ayetler(86-93): Sûr’a üfürülerek ölülerin kaldırılması beÅŸerin anlayabileceÄŸi bir ÅŸekilde anlatılmış. Olay süreç içinde toplumsal uyanışa iÅŸaret eder diye düÅŸünebiliriz. Muhammed’e söylendiÄŸi gibi beÅŸer daÄŸları sabit, hareketsiz görür. DaÄŸların ve hatta büyük kara parçalarının maÄŸma tabakası üzerinde hareket edebildiÄŸi günümüz beÅŸerinin bildiÄŸi bilimsel bir gerçektir. Müslümanlardan olmak, Allah’a kulluk etmek ve Kur’an okumanın, Muhammed’in görevleri içinde olduÄŸu belirtilmiÅŸ. Kur’an’ı kendisi tebliÄŸ ettiÄŸi halde Kur’an okuması Muhammed’e niçin önerilmiÅŸ? Kur’an’ın ruhsal tekâmüle yardımcı olduÄŸu gerçeÄŸini düÅŸünebilir miyiz? Bu düÅŸünce bir ayette belirtilir:

 

İsra Suresi-79: Sana özgü bir ibadet olarak, gecenin bir kısmında, o Kur’an’la meÅŸgul olmak üzere uyanık ol/uykudan uyan. Böylece Rabbinin seni övülmüÅŸ bir makama/Makam-ı Mahmud’a ulaÅŸtırması  umulur.

​

  Burada paylaşılan bilgi, belirlenmiÅŸ bir boyuta tekâmülden bahsetmektedir. BaÅŸka bir ayette ise Kur’an’la meÅŸgul olursa Muhammed’in ismi konmamış bir mertebeye ulaÅŸabileceÄŸini görüyoruz:

​

Kasas Suresi-85: Bu Kur’an’ı sana farz kılan, elbette ki seni vaat edilen yere/belirlenen sona götürecektir…   

​

    Surenin son ayetinde ise Muhammed’in Allah’a hamd etmesi isteniyor. Çünkü Allah’ın ayetlerini görüp, O’nun yüceliÄŸini herkes fark edecekmiÅŸ.    

 

NOT: Surenin son bölümünde ruhsal tekâmül için Kur’an’la meÅŸgul olunması gerektiÄŸini anlıyoruz. Kur’an’la meÅŸgul olmak, Kur’an okumak olsa gerek. Bu konu toplumumuzda asırlardır uygulanagelmektedir. KiÅŸiler Arap dilinde Kur’an’ okuduÄŸunda sevap kazanacağını sanır. Muhammed Kur’an’ı ana dilinde okumaktadır. Yani ne okuduÄŸunu bilerek okumaktadır. Okumak fiili sadece bir metini anlamadan okumak deÄŸildir. O yüzden inanmış kiÅŸiler Kur’an’ı ana dillerinde okuyup düÅŸünmelidir. Çünkü tekâmül yolunda, idrak edilen ancak olunur. Vakte ve ÅŸekle baÄŸlı ritüeller yetmez; Onlar ancak, eÄŸer düÅŸünürsek, anlamamıza belki yardım edebilir.                                 

KASAS  SURESİ

​

1-Tâ, Sîn, Mîm.

2-İşte sana, açık-seçik beyanda bulunan Kitap’ın ayetleri. 

3-İman edecek bir toplum için, Mûsa ve Firavun’un haberinden bir kısmını sana hak olarak okuyacağız.

4-Gerçek ÅŸu: Firavun o yerde egemenlik kurmuÅŸ ve ora halkını gruplara ayırmıştı. Onlardan bir topluluÄŸu horlayıp eziyordu: Bu topluluÄŸun erkek çocuklarını doÄŸruyor, kadınlarını hayata salıyordu. O gerçekten fesadı yayanlardandı.

5-Ve biz istiyoruz ki, yeryüzünde ezilip horlananlara nimet ve bağış sunalım, onları önderler yapalım, onları mirasçılar haline getirelim.

6-Ve yeryüzünde onlara imkân ve kudret verelim. Firavun’a, Hâman’a ve onların ordularına da korkmakta oldukları ÅŸeyleri gösterelim.

7-Mûsa’nın annesine ÅŸunu vahyettik: “Emzir onu. Onun aleyhinde bir korku hissedince de nehire bırakıver onu. Korkma, üzülme. KuÅŸkun olmasın ki, biz onu sana geri döndüreceÄŸiz ve onu resullerden biri yapacağız.

8-Nihayet, Firavun ailesi onu kayıp bir ÅŸey olarak bulup aldı. O, kendileri için bir düÅŸman ve tasa olacaktı. Gerçek olan ÅŸu ki Firavun, Hâman ve bunların orduları yanlış yoldaydılar.

9-Firavun’un karısı ÅŸöyle dedi: “Benim için de senin için de bir göz aydınlığıdır bu. Öldürmeyin onu, bize yararı olabilir, yahut onu çocuk ediniriz.” Onlar iÅŸin farkında olmuyorlardı.

10-Mûsa’nın annesinin kalbi ise bomboÅŸ bir halde sabahladı. EÄŸer inananlardan olması için kalbine bir baÄŸ vermeseydik, onu açığa vuracak bir durumdaydı.

11-Annesi, Mûsa’nın kız kardeÅŸine, “onu izle” dedi. O da onu kenardan gözledi. Onlarsa iÅŸin farkında olmuyorlardı.

12-Biz daha önce ona, süt emziren kadınları haram kılmıştık. Bu sırada kız kardeÅŸi dedi ki: “Onun bakımını sizin için üstlenecek, onu eÄŸitip öÄŸretmeyi yüklenecek bir ev halkını size tanıtayım mı?”

13-Nihayet Mûsa’yı öz anasına geri çevirdik ki, o ananın gözü aydın olsun, kederlenmesin ve Allah’ın vaadinin hak olduÄŸunu bilsin. Fakat çokları bunu bilmezler.

14-Mûsa, yiÄŸitlik çağına ulaşıp olgunlaşınca ona hikmet ve ilim verdik. Biz, güzel düÅŸünüp güzel davrananları böyle ödüllendiririz.

15-Halkının habersiz olduÄŸu bir sırada kente girdi. Orada iki adam buldu, dövüÅŸüyorlardı. Bu, Mûsa’nın halkından, ÅŸu da düÅŸmanlarından. Kendi halkından olan, düÅŸmanından olana karşı Mûsa’dan yardım istedi. Mûsa ona bir yumruk indirip iÅŸini bitirdi. Dedi: “Bu yaptığım, ÅŸeytanın amelindendir. İnsanı saptıran açık bir düÅŸmandır o.” 

16-“Rabbim, öz benliÄŸime zulmettim, beni affet” diye yakardı da Allah onu affetti. Gafûr O’dur, Rahîm O’dur. 

17-Dedi: “Rabbim, bana lütfettiÄŸin nimete yemin ederim ki, bir daha suçlulara arka çıkmayacağım.”

18-Kentte, korku içinde sabahladı, göz-kulak kesiliyordu. Bir de baktı ki, dün omdan yardım isteyen adam yine onu yardıma çağırıyor. Mûsa ona dedi ki: “Anlaşıldı sen, tam azmış bir adamsın.”

19-Mûsa, ikisinin de düÅŸmanı olan adamı yakalamak isteyince o ÅŸöyle dedi: “Dün bir adamı öldürdüÄŸün gibi, bugün de beni mi öldürmek istiyorsun. Sen yeryüzünde zorba olmaktan baÅŸka bir ÅŸey istemiyorsun. Barışseverlerden olmak gibi bir niyetin yok.”

20-Åžehrin öbür ucundan bir adam koÅŸarak geldi. Dedi: “Ey Mûsa, kentin ileri gelenleri seni öldürmeyi planlıyorlar. Çık buradan. Ben sana öÄŸüt verenlerdenim.”

21-Bunun üzerine Mûsa, oradan korka korka çıktı. Her yanı gözlüyordu. Åžöyle yakardı: “ Rabbim, beni ÅŸu zalimler topluluÄŸundan kurtar.”

 22-Medyen tarafına yönelince ÅŸöyle dedi: “Umarım Rabbim beni isabetli bir yola kılavuzlar.”

23-Medyen suyuna ulaÅŸtığında, su başında bir grup gördü. Hayvanlarını suluyorlardı Biraz ötelerinde çekingen bir halde duran iki kadın fark etti. “Derdiniz nedir?” dedi. “Åžu çobanlar çekilip gidinceye kadar biz hayvanlarımızı sulamayız. Üstelik babamız da ileri yaÅŸta bir ihtiyardır.” Dediler.

24-Bunun üzerine Mûsa, onların sulama iÅŸini yaptı. Sonra gölgeye çekilip ÅŸöyle dedi: “Rabbim, bana indireceÄŸin her nimeti bekleyen bir çaresizim.”

25-Tam o sırada kadınlardan biri utangaç bir tavırla yürüyerek ona geldi. Dedi: “Babam, bizim için yaptığın sulamaya karşılık sana bir ÅŸeyler vermek üzere seni çağırıyor.” Mûsa gelip ihtiyara hikâyeyi anlatınca, o dedi ki: Korkma, o zalimler topluluÄŸundan kurtuldun.”

26-Kadınlardan bir ÅŸöyle dedi: “Babacığım, ücretle tut onu. Herhalde ücretle çalıştırdıklarının en hayırlısı olacak; güçlü, güvenilir biri.”

27-İhtiyar dedi ki: “Bana sekiz yıl çalışman ÅŸartıyla ÅŸu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. EÄŸer on yıla tamamlarsan o da senden. Seni zora sürmek gibi bir niyetim yok. İnÅŸallah beni, barış ve iyilik sever insanlardan bulacaksın.”

28-Mûsa dedi: “Bu seninle benim aramda. İki süreden hangisini tamamlasam bana kızıp darılmak yok. Allah, bizim ÅŸu konuÅŸtuÄŸumuza Vekîl’dir.

29-Mûsa süreyi bitirip ailesiyle yola çıkınca, Tûr tarafında bir ateÅŸ fark etti. Ailesine dedi ki: “Bekleyin, bir ateÅŸ fark ettim. Belki ondan size bir haber getiririm, belki de bir AteÅŸ koru koru getiririm de ısınırsınız.”

30-Oraya vardığında o bereketli toprak parçasındaki vadinin saÄŸ tarafından, bir aÄŸaçtan ÅŸöyle seslenildi: “Ey Mûsa! Âlemlerin Rabbi Allah benim, ben!”

31-“Asanı at!” Asanın çevik bir yılan gibi titreyip kıvrıldığını görünce gerisin geri döndü; arkaya bile bakmadı. “Geri dön ey Mûsa, korkma! Güven içinde olanlardansın.”

32-Elini koynuna sok, lekesiz bembeyaz çıkıversin. Korkudan açılan kollarını kendine çek. İşte bunlar, Firavun ve kodamanlarına karşı sana Rabbinden güçlü iki kanıt. Firavun ve yardakçıları yoldan çıkmış bir güruhtur.”

33-Mûsa dedi: “Rabbim, ben onlardan birini katlettim, bu yüzden beni öldürürler diye korkuyorum.”

34-“KardeÅŸim Hârun var ya, o benden lisanca daha etkilidir/benden daha güzel konuÅŸur. Onu da benimle yardımcı olarak gönder ki beni tasdiklesin; beni yalanlamalarından korkuyorum.”

35-Allah buyurdu: “Pazunu kardeÅŸinle kuvvetlendireceÄŸiz; size öyle bir güç/kanıt vereceÄŸiz ki size ulaÅŸamayacaklar. Ayetlerimize yemin olsun ki, siz ve size uyanlar, galip gelenler olacaksınız.”

36-Bunun ardından Mûsa onlara açık-seçik ayetlerimizi getirdiÄŸinde onlar ÅŸöyle dediler: “UydurulmuÅŸ bir büyüden baÅŸkası deÄŸil bu. İlk atalarımız arasında bunu hiç duymadık.”

37-Mûsa dedi ki: “Katından kimin hidayet getirdiÄŸini ve bu yurdun, sonunda kimin olacağını Rabbim daha iyi bilir.  Åžu bir gerçek ki zalimler iflah etmezler.”

38-Firavun dedi: “Ey seçkinler topluluÄŸu! Ben sizin için benden baÅŸka bir tanrı tanımıyorum. Ey Hâmân! Benim için çamurun üzerinde ocağı yakıp bana bir kule yap ki Mûsa’nın tanrısına ulaÅŸayım. Aslında ben onun yalancılardan olduÄŸunu sanıyorum.”

39-O ve orduları yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve sandılar ki, bize döndürülmeyecekler.

40-Biz de onu ve askerlerini yakalayıp hepsini suyun içine fırlattık. Bak, nasıl oldu zalimlerin son!

41-Biz onları, ateÅŸe çağıran önderler yapmıştık. Kıyamet günü yardım göremeyeceklerdir.

42-Bu dünya hayatında, arkalarına bir lanet taktık. Kıyamet günü onlar, çirkinleÅŸtirilenler arasında olacaklar.

 43-Andolsun biz, ilk nesilleri helak ettikten sonra Mûsa’ya Kitap’ı; insanlar için basiretler, kılavuz ve rahmet olarak verdik ki, düÅŸünüp öÄŸüt alabilsinler.

44-Biz Mûsa’ya o emri vahyettiÄŸimizde, sen batı tarafında deÄŸildin; olayı izleyenlerden de deÄŸildin.

45-Ancak biz, birçok nesil oluÅŸturduk da bunlar üzerinden ömürler akıp gitti. Sen, Medyen halkı içinde oturarak onlara ayetlerimizi okuyor deÄŸildin. Biz, peygamberler gönderiyoruz, hepsi bu.

46-Ve sen, biz seslendiÄŸimizde, Tûr tarafında da deÄŸildin. Sen, senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiÅŸ bir toplumu uyarmak için Rabbinden bir rahmetsin. Bu sayede onların düÅŸünüp öÄŸüt almaları umuluyor.

47-Kendi ellerinin önden hazırladıkları yüzünden baÅŸlarına bir musibet geldiÄŸinde hemen ÅŸöyle diyorlar: “Rabbimiz, bize bir resul gönderseydin de senin ayetlerine uyup müminlerden olsaydık ne olurdu!”

48-Fakat hak, katımızdan kendilerine geldiÄŸinde ÅŸöyle dediler: “Mûsa’ya verilenin aynısı buna da verilseydi ya!” Bunlar daha önce Mûsa’ya verileni inkâr etmemiÅŸler miydi? Åžöyle demiÅŸlerdi: “Birbirini destekleyen iki büyü/sırt sırta vermiÅŸ iki büyücü.” Ve dediler: “Biz bunların ikisine de inanmıyoruz.” 

49-De ki: “EÄŸer doÄŸru sözlü iseniz, Allah katından, bu ikisinden daha aydınlık bir kitap getirin, ben ona uyayım.”

50-Bunun üzerine sana cevap veremezlerse bil ki, onlar sadece iÄŸreti arzularına uyuyorlar. Allah’tan bir kılavuzluk olmaksızın, kendi arzusuna uyandan daha sapık kim vardır. Allah, zalimler topluluÄŸunu hidayete erdirmez.

51-Yemin olsun, biz onlar için sözü ardarda getirdik ki, düÅŸünüp öÄŸüt alabilsinler.

52-Ondan önce kendilerine kitap verdiklerimiz, ona da iman ederler.

53-O, onlara okunduÄŸu zaman ÅŸöyle derler: “İnandık buna, Rabbimizden gelmiÅŸ haktır o. Biz, ondan önce de Müslümanlardık.

54-İşte böylelerine ödülleri, sabrettikleri için iki kez verilir. Onlar kötülüÄŸü güzellikle karşılayıp savarlar. Ve onlar, kendilerine sunduÄŸumuz rızıktan infak ederler.

55-BoÅŸ lakırdıyı duyduklarında, ondan yüz çevirir ÅŸöyle derler: “Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size. Selam olsun hepinize. Biz cahilleri önemsemeyiz.”

56-Åžu bir gerçek ki, sen istediÄŸin kiÅŸiyi doÄŸru yola iletemezsin. Ama Allah, dilediÄŸine kılavuzluk eder. Hidayete erecekleri O daha iyi bilir.

57-Dediler ki: “EÄŸer seninle birlikte yol alırsak, yerimizden, yurdumuzdan oluruz.” Biz onları, katımızdan rızık olarak gelen tüm ürünlerin derlenip toplandığı güvenli, saygıdeÄŸer bir mekâna yerleÅŸtirmedik mi? Ama bunların çoÄŸu bilmiyor ki!

58-YaÅŸayışı şımarıklık ve gösteriÅŸe yol açmış nice kenti helak ettik biz. İşte yerleri yurtları! Onlardan sonra oralarda çok az oturuldu. Biziz mirasçılar, biz.

59-Senin Rabbin, memleketleri/medeniyetleri, ana merkezlerinde kendilerine ayetlerimizi okuyan bir resul göndermedikçe helak etmez. Biz ülkeleri, halkları zulme sapmadıkları sürece helak etmeyiz.

60-NasiplendirildiÄŸiniz ÅŸeyler ÅŸu iÄŸreti hayatın yararından ve süsünden ibarettir. Allah’ın katındaki ise daha hayırlı ve daha süreklidir. Hâlâ aklınızı iÅŸletmeyecek misiniz?

61-Kendisine güzel bir vaatte bulunduÄŸumuz, ardından da ona kavuÅŸan kimse, ÅŸu iÄŸreti hayatın yararıyla nimetlendirdiÄŸimiz, sonra kıyamet gününde huzurumuza dikilecekler arasına giren kimse gibi midir?

62-O gün onlara seslenerek ÅŸöyle diyecek. “O kendilerini bir ÅŸey sandığınız ortaklarım nerede?”

63-Üzerlerine hüküm hak olanlar ÅŸöyle diyecekler: “Rabbimiz, azdırdıklarımız iÅŸte ÅŸunlar. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Onlardan uzak olduÄŸumuzu sana arz ediyoruz.

64-Åžöyle denilir. “Çağırın ortak koÅŸtuklarınızı!” Onlar da çağırırlar. Fakat ötekiler bunlara cevap vermezler; azabı görmüÅŸlerdir. Önceden yola gelselerdi ne olurdu!

65-Allah o gün onlara seslenir de ÅŸöyle der: “Hak elçilerine ne cevap verdiniz?”

66-Artık o gün onlara karşı tüm haberler kör olmuÅŸtur. Birbirlerine de bir ÅŸey soramazlar.

67-Ama tövbe eden, inanıp barışa yönelik iÅŸ yapan kiÅŸinin, kurtuluÅŸa erenlerden olması ümidi vardır.

68-Rabbin dilediÄŸini yaratır ve seçer. Seçim onların deÄŸil/onların seçme hakkı yok. Allah, onların ortak koÅŸtuklarından yücedir, arınmıştır. 

69-Ve Rabbin onların göÄŸüslerinin neyi sakladığını, neyi açığa vurduÄŸunu da bilir.

70-O, Allah’tır. Tanrı yoktur O’ndan baÅŸka. İlkte de sonda da hamd O’nadır. Hüküm de O’nundur. Ve siz O’na döndürüleceksiniz.

71-De ki: “Söyleyin bakalım, Allah geceyi, kıyamet gününe kadar üzerinizde sürekli kılsa, Allah’tan baÅŸka hangi ilah size ışık getirebilir? Hâlâ dinlemeyecek misiniz?

72-De ki: “Söyleyin bakalım, eÄŸer Allah kıyamet gününe kadar, gündüzü üzerinizde tutsa, Allah’tan baÅŸka hangi tanrı, içinde sükunet bulacağınız bir gece sunabilir size? Hâlâ görmeyecek misiniz?

73-Rahmetinin bir eseri olarak geceyi ve gündüzü sizin için oluÅŸturdu ki onda sükûnet bulasınız, O’nun lütfundan bir ÅŸeyler dileyesiniz ve ÅŸükredebilesiniz.

74-Gün olur, seslenir onlara da ÅŸöyle der: “O, bir ÅŸey zannettiÄŸiniz ortaklarım nerede?”

75-Her ümmetten bir tanık çıkarmışız da ÅŸöyle demiÅŸizdir: “Getirin susturucu kanıtınızı!” Bunun üzerine onlar hakkın Allah’a ait olduÄŸunu bilmiÅŸlerdir. O iftira aracı yaptıkları ÅŸeyler de onları yüzüstü koyup kaybolmuÅŸlardır.

76-Åžu da bir gerçek ki Karun, Mûsa kavmindendi. Onlara karşı şımarıklık/azgınlık yaptı. Ona öyle hazineler vermiÅŸtik ki, anahtarlarını taşımak, kuvvetli bir grubu bile zorluyordu. Kavmi ona ÅŸöyle demiÅŸti: “Şımarma, çünkü Allah, şımaranları sevmez.”

77-“Allah’ın sana verdikleri içinde âhiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana güzel davrandığı gibi sen de güzel davran/Allah’ın ütufta bulunduÄŸu gibi sen de lütufta bulun. Yeryüzünde fesat isteyip durma, çünkü Allah fesat peÅŸinde koÅŸanları sevmez.”

78-O dedi: “Bu servet bana, bendeki bir ilim sayesinde verildi.” Peki o bilmedi mi ki Allah, önceki nesiller içinden ondan kuvvetçe daha zorlu, sayıca daha çok olanları bile helak etmiÅŸtir. Günahlarının ne olduÄŸu günahkârlardan sorulmaz.

79-Karun, süsü-püsü içinde toplumunun karşısına çıktı. Åžu iÄŸreti dünya hayatını amaçlayanlar dediler ki: “Ah, Karun’a verilenin bir benzeri bize de verilseydi. Gerçekten o, çok nasipli bir adam!”

80-İlim verilenler ise ÅŸöyle dediler: “Yuh size! İman edip barışa yönelik iÅŸ yapan kiÅŸi için Allah’ın vereceÄŸi karşılık daha üstündür. Ama buna, sadece sabredenler ulaÅŸtırılır.”

81-Nihayet, Karun’u da sarayını da yere geçirdik. Allah’a karşı kendisine yardım edecek yandaÅŸları da yoktu. Kendi kendisine yardım edebileceklerden de deÄŸildi.

82-AkÅŸam onun mevkiine/konumuna imrenenler sabah ÅŸöyle diyorlardı: “Vay be! Allah, Kullarından dilediÄŸine rızkı açıp yayıyor, dilediÄŸine de ölçüyle veriyor/kısıyor. Allah bize lütufta bulunmasaydı, vallahi bizi de batırmıştı. Demek ki, inkârcılar asla iflah etmiyorlar.”

83-İşte âhiret yurdu! Biz onu, yeryüzünde üstünlük taslamayanlarla bozgunculuk peÅŸinde koÅŸmayanlara veririz. Sonuç, takva sahiplerinindir.

84-İyilik/güzellik getirene ondan daha hayırlısı var. Kötülük getirenlere gelince, kötülükleri yapanlar yapmış olduklarından fazlasıyla cezalandırılmayacaklardır.

85-Bu Kur’an’ı san farz kılan elbette ki seni vaat edilen yere /belirlenen sona götürecektir. De ki: “Hidayeti getireni de açık bir sapıklık içinde olanı da en iyi Rabbim bilir.” 

86-Sen bu Kitap’ın sana indirileceÄŸini ummuyordun; Rabbinden bir rahmet olarak geldi. O halde küfre sapanlara sakın destekçi olma.

87-Allah’ın ayetleri sana indirildikten sonra sakın seni geri çevirmesinler, Rabbine yakar/Rabbini çağır. Sakın ÅŸirke bulaÅŸanlardan olma.

88-Allah’ın yanında diÄŸer bir tanrıya daha kulluk etme, İlah yok O’ndan baÅŸka. O’nun yüzü dışında her ÅŸey helak olacaktır. Hüküm yalnız O’nundur ve O’na döndürüleceksiniz.

 

Paylaşım: 

NOT: Surenin tamamı Mûsa’nın hayatı ile ilgilidir.

 

Ayetler(1-6): Bu bölümde adı geçen Kitap terimi konusunda çeÅŸitli yorumlar var. Kanaatimce Kitap terimi “katımızdaki Ana Kitap” tır. İkinci ayet, üçüncü ayetin ilk bölümü ile birleÅŸtirilmesi daha anlamlı olabilir. Fakat iman edecek topluma gönderilen bilgiler ilk ayette ÅŸifrelenmiÅŸ. Üçüncü ayetin yarısından baÅŸlayarak Mûsa’nın hikâyesine göndermeler var. AnlayabildiÄŸimiz kadarı ile o dönemde Firavun ve ekibi toplum konusunda ayrımcılık yapmakta; bir kısmını (İsrailoÄŸulları) ezmektedir. DiÄŸer taraftan dünya okulunun yönetiminde etkin olan Biz boyutu görevlileri, zayıfların mirasçılar olmasını ve ezen zorbaların ise yok edilmesini arzu ediyor.

 

Ayetler(7-14): Firavun emri uyarınca Yahudi erkek çocuklarının öldürüldüÄŸü bilindiÄŸinden, Annesi, aldığı vahiy uyarınca, Mûsa’yı bir sepet içinde Nil nehrine bırakır. Konu edilen vahiy bir rüyamıdır, yoksa bir içe doÄŸuÅŸ mudur belli deÄŸil. (İleride görüleceÄŸi gibi Mûsa’ya, Hârun yardımcı olmuÅŸ. Hârun’un nasıl hayatta kalabildiÄŸi konusunda ise bilgi yoktur) Nil nehrine bırakılan sepet Firavun ailesi tarafından bulunur ve bebek Mûsa koruma altına alınır. Plan çalışır ve Mûsa’ya öz annesinin süt vermesi gerçekleÅŸir. Mûsa gençlik çağına ulaÅŸtığında artık bilgi sahibi bir kiÅŸiliÄŸe kavuÅŸmuÅŸ.

 

Ayetler(15-28): Mûsa, kendi halkından birisinin, bir baÅŸkası ile kavgası karışıp diÄŸerinin ölümüne sebep olmuÅŸ. Hatasını anlayıp Rabbinden af dilemiÅŸ. Firavun sarayında çocukluk ve belki gençlik yıllarının bir kısmnı geçirmiÅŸ olan Mûsa’nın Rabbine yönelmesi; Rabbinden haberdar olması demektir. Bu olay Tûr’dan önce meydana gelmiÅŸtir. Bu durumda Mûsa’nın Rabbinden haberdar olmasının sırrı nedir? Bilemiyoruz.  Kendisinin cezalandırılmak üzere arandığını öÄŸrenince bulunduÄŸu kentten ayrılmış ve Medyen tarafına yönelmiÅŸ. Medyen suyu başındaki iki kadına yardım etmesi yüzünden kadınların babası Mûsa’ya iÅŸ vermiÅŸ. Sekiz yıl hizmet süresine karşılık iki kadından birini Mûsa’ya nikâhlama sözü vermiÅŸ.

 

Ayetler(29-35): Mûsa hizmet süresini tamamladıktan sonra Mısır’a doÄŸru yola çıkmış. Yolda, geceleyin Sina dağı civarında iken daÄŸda gördüÄŸü bir ateÅŸten yararlanmak için ailesinden ayrılmış. AteÅŸe yaklaÅŸtığında kendisine seslenilmiÅŸ ve kendisine iki mucize yeteneÄŸi verilip onları Firavun ve yardakçılarına karşı kullanması önerilmiÅŸ. Ayrıca düzgün konuÅŸamadığını ifade eden Mûsa’ya, isteÄŸi doÄŸrultusunda kardeÅŸi Hârun yardımcı olarak görevlendirilmiÅŸ.

 

Ayetler(36-42): Bu bölümde; Mûsa ile Firavun ve yandaÅŸları arasında geçen olaylar özetlenmiÅŸ. Firavun gerçeÄŸi kabul etmediÄŸi için ordusuyla birlikte yok edilmiÅŸ. Firavun ve yandaÅŸlarına yönelik olarak Ayet-41 “Biz onları ateÅŸe çağıran önderler yapmıştık.” diyor. Yani onların yaptıkları, plan içinde olup genel tekâmül çerçevesinde düÅŸünülebilir.

 

Ayetler(43-50): İlk nesiller yanlış davranışlarından dolayı yok edildikten sonra, Mûsa’ya insanlar için bir kılavuz olarak Kitap(Tevrat) verilmiÅŸ. Muhammed’e, Mûsa’nın hayatı hakkında, Biz görevlileri tarafından anlatılan olaylara, Muhammed kendisi tanık deÄŸildi. Muhammed’e anlatılanlar aslında daha önce bir uyarıcıya muhatap olmamış bir toplumu uyarmak içindir. Aynı toplum kendilerine bir resul gönderilmesini arzu edermiÅŸ. Gel gör ki bu toplum, Mûsa ve Hârun’ verilenleri büyü olarak adlandırmışlar. Muhammed’in hitap ettiÄŸi toplum maalesef dünya hayatı ile ilgili olan yani gerçekle ilgisi olmayan arzularına uyuyorlarmış. Böylece iÄŸreti dünya arzularına uyanlar aslında öz benliklerine zulüm etmektedirler. Yani ruhsal tekâmüllerini geciktirmektedirler.

​

Ayetler(51-56): Kur’an’dan önce kendilerine kitap verilenler (Ehl-i Kitap), yani Tevrat ve İncil bağımlıları, Kur’an’a inanırlarmış ve dahası Kur’an’dan önce de kendilerinin Müslüman olduklarını söyleyenler varmış. Bu insanların inançlarının davranışlarına da yansıdığını görüyoruz. Åžöyle ki onlar; kötülüÄŸü güzellikle savan ve kendilerine verileni paylaÅŸan ve boÅŸ lakırdıyla vakit harcamayan kiÅŸiler olup herkesin inancına saygı duyarlarmış. Bu davranışları sergileyen bu kiÅŸilerin ödüllerinin iki kat olacağını Kur’an müjdeliyor. Bu anlatılanlar inancın tekliÄŸini vurgulamıyor mu? Fakat, günümüzde, uygulamaya baktığımızda adı deÄŸiÅŸik olan kitapların bağımlıları diÄŸerlerini ötekileÅŸtirmiÅŸ. Bu ayrışmanın sebebi ise Tevrat, İncil ve Kur’an’ın mesajını toplumlarına özüne sadık kalarak yansıtması gereken din adamlarının kendi yorumlarını toplumlarına dayatması deÄŸil midir? Ne kadar yazık!!!

​

   Muhammed’in tebliÄŸi söze bürünmüÅŸ bir mesajdır. Hedef toplumun düÅŸünüp öÄŸüt almasıdır. Görünen o ki; uygun tepkiyi alamadığı için Muhammed üzgündür. Ancak kendisi rahatlatılmış. Bir kiÅŸiyi doÄŸru yola kılavuzlamak Muhammed’in gücü dahilinde deÄŸildir. Allah dilediÄŸine kılavuzluk edermiÅŸ. Bu ifadede bir gariplik var mı? Bir ayrımcılık mı var? Sanmam. Bu konu tekâmül çerçevesi içinde düÅŸünülmelidir.  

 

Ayetler(57-67): Muhammed’in davetini kabul etmeyenlerden bazılarının gerekçeleri ilk ayette zayıflatılmış. Daha önce benzer davranışlar sergileyenlerin yok edildikleri ve yurtlarının mirasçılarının Biz görevlileri olduÄŸu ifade edilirken, böyle bir yok ediliÅŸ için o ülke toplumuna önce gerçeklerin bir elçi tarafından anlatılması gerekiyormuÅŸ. Daha sonra toplum eÄŸer zulme saparsa ancak yok ediliÅŸ gerçekleÅŸmiÅŸ.

​

   Dünya hayatı beÅŸer için bir okuldur ve burada kiÅŸi hem varlıkla hem de yoklukla denenir. Dünyanın maddesi bedenimizin maddesine haz verir. İşte kiÅŸi bu hazzın peÅŸinden giderse ahireti unutacaktır ve yanlış olan her davranışı sergileyecektir. DoÄŸru yoldan sapanlar biyolojik ölüm sonrası gerçekle yüz yüze kalacaktır. Ancak dünya hayatında yaptığı yanlışların farkına varıp tövbe edip barışa yönelik iÅŸ yapanların affedilmesi mümkün görünüyor. Çünkü O Tevvap’tır; tövbeleri kabul eden yüceliÄŸin sahibidir.

 

Ayetler(68-75): Yaratılış bir plana göre gerçekleÅŸir. Dönemimiz beÅŸer neslinin Biz görevlileri tarafından yaratıldığını hatırlayalım (Kaf suresi-16, Vakıa suresi-57 v.d.) Ancak bu yaratışın O’nun Arzu planı uyarınca olduÄŸunu unutmayalım. O’nun sadece yansımalarını belki hissedebiliyoruz. Hamd yani O’nun yüceliÄŸine övgü sadece O’nadır. “İlkte de sonda da hamd O’na” imiÅŸ. İlk nedir, son nedir? Bilmiyoruz. Belirtilen sözden belki ÅŸunu ifade edebiliriz. Tekâmül edebilme yeteneÄŸi verilmiÅŸlerin tekâmüllerinin her anında O’nun yüceltilmesi gerekir. “Siz O’na döndürüleceksiniz” sözü çok ileri bir tekâmül safhasına iÅŸaret ederse de O’nu hiçbir zaman anlayabileceÄŸimizi sanmıyorum. Burada ilahi zarafeti hissedip O’na sonsuz bir aÅŸkla baÄŸlanabilenlere ne mutlu.

​

   Sadece dünya okulundaki iÅŸleyiÅŸe bakarsak sonsuz güzellikler yanında gece ve gündüzü görürüz. Gündüz çalışma- üretme ve gece de dinlenme içindir. BeÅŸerin dinlenmesi gerekir çünkü biyolojik yapısı böyle bir uygulama ile uyumludur. Bu çerçevede ÅŸu ayeti hatırlamak yararlı olacaktır:

Sebe suresi-6 Biz bu yeryüzünü bir beÅŸik yapmadık mı?

 

Ayetler(76-82): Bu bölüm, Mûsa kavminden Karun’un sahip olduÄŸu zenginlikten ötürü doÄŸru yoldan ayrılışı ve sonunda cezalandırılışı konusunu iÅŸlerken özünde beÅŸere ders vermektedir. Åžöyle ki sahip olduÄŸumuz her ÅŸey, bedenimiz dahil, bir emanettir ve sınav aracıdır ki bunu ÅŸu ayetler açıkça ifade eder:

 

Kıyamet Suresi-36 İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyor?

TeÄŸâbün Suresi-15 Åžu da bir gerçek ki, mallarınız ve çocuklarınız bir imtihan aracıdır. Allah’a gelince, onun katında büyük bir ödül vardır.

 

Ayetler(83-84): GörüldüÄŸü gibi dünya okulunda kötü davranışlardan sakınanlar için, ölüm sonrası, özlerinin ulaÅŸacağı boyut “âhiret yurdu” olarak tanımlanmış. O yurtta ödülleri dünyada sergiledikleri güzelliklerin çok daha güzeliymiÅŸ. Kötülük sergileyenlerin cezası ise yaptıklarının karşılığıymış. Ne olduÄŸunu bilmiyoruz, ancak cezada aşırılık olmadığını anlayabiliyoruz. Varlık ister cezalandırılsın, ister âhiret yurduna gitsin eÄŸitim devam edecektir. Çünkü varlıktan beklenen arınmadır. Arınma ise tahmin edilebileceÄŸi gibi sonsuzdur.

 

Ayetler(85-88): Kur’an’ın çeÅŸitli ayetlerinde Muhammed’in görevinin beÅŸere Kur’an’ı tebliÄŸ etmek olduÄŸu tekrar tekrar anlatılır. Burada Kur’an’ın Muhammed’e farz kılındığını görüyoruz. Kur’an’ın farz kılınmasını, Muhammed’in günlük hayatında Kur’an’ı yansıtması olarak düÅŸünebiliriz. Bu mesele çoÄŸunun anlattığı gibi ritüellerle sınırlı mıdır? Yoksa Kur’an’ın ana mesajı  Kur’an’i ahlak mıdır? Sanırım burada bahsedilen, ahlak olsa gerek. Kur’an sadece Muhammed’e mi farz kılınmıştır, sorusunun cevabı ise; Hayırdır. Kur’an her inanmışa farzdır. Ancak kiÅŸi Kur’an’ı ne kadar anlayabilirse o kadar farz olacağını düÅŸünürüm. Kur’an’ın mesajını anlamaya baÅŸlamış ve fakat reddedenlerin durumu çok farklıdır. Ancak mesajı anlayamayanın durumu ne olacaktır. Bu sorunun cevabını kiÅŸisel tekâmül çerçevesinde ele alınması gerektiÄŸini düÅŸünürüm. Onlar için ne zaman boru öterse, yani uyanma baÅŸlarsa ancak o zaman onlar da, sonsuz olan, Kur’an’ı anlama yoluna gireceklerdir. 

​

   Bu bölümün kalan ayetleri Muhammed’e görevi ile ilgili önerilerdir. Son ayette “O’na döndürülmeyi” fiziksel bir yakınlaÅŸma olarak hiçbir ÅŸekilde düÅŸünülmemesi gerektiÄŸini sanıyorum. Belki, O’nun Arzu planına uyumlu olarak, verilen görevleri yapmaya çalışılan boyutlardaki yaÅŸam olarak düÅŸünebiliriz. Bu çerçevede, Âdem’in hikâyesindeki, meleklerin Âdem’in önünde secde etmesi olayını hatırlamak faydalı olacaktır.

​

   O’nun yüzü dışında her ÅŸeyin helak olmasını nasıl anlayabiliriz? Sanırım cevap aÅŸağıda verilen ayetlerde bulunabilir:

 

Rahman Suresi- 26,27  Yer üzerinde bulunan herkes yok olacaktır. Sadece o bağış ve celal sahibi Rabbinin yüzü kalacaktır.

 

Bakara Suresi-115 DoÄŸu da batı da yalnız Allah’ındır. O halde nereye dönerseniz orada Allah’ın yüzü vardır.…

​

Zümer Suresi-73,74 ...Rablerinden korkanlar da bölükler halinde cennete sevk edilirler...”hadi girin ÅŸuraya sürekli kalıcılar olarak!”

             Onlar da ÅŸöyle derler:”Hamd olsun o Allah’a ki bize vaadini yerine getirdi, bizi yeryüzüne mirasçılar yaptı. İşte cennetten istediÄŸimiz yerde konaklıyoruz. İş yapıp deÄŸer üretenlerin ödülü ne güzelmiÅŸ.

İSRA  SURESİ

 

1-Bütün varlıkların tespihi o kudretedir ki, kulunu, gecenin birinde Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiÄŸimiz Mescid-i Aksa’ya yürütmüÅŸtür. Bu, ayetlerimizden bir kısmını o kulumuza göstermek/onu ayetlerimizden biri olarak göstermemiz içindir. Hiç kuÅŸkusuz, O Semi’dir, Basîr’dir. 

2-Mûsa’ya Kitap’ı verdik ve onu, “benden baÅŸka bir vekil tutmayın” buyruÄŸuyla Beniisrail’e bir kılavuz kıldık.

3-Ey Nûh ile beraber taşıdığımız kiÅŸilerin soyu! Gerçek ÅŸu ki, Nûh çok ÅŸükreden bir kuldu.

4-Biz, Beniisrail’e Kitap’ta ÅŸu yolda bir yargıda bulunduk: Siz yeryüzünde muhakkak iki kez bozgun vücuda getireceksiniz ve muhakkak büyük bir kibirle böbürleneceksiniz.

5-Nihayet o ikiden birincinin vadesi geldiÄŸinde, üzerinize aşılmaz bir güce sahip kullarımızı gönderdik de onlar, barınakların aralarına girip araÅŸtırdılar. Ve bu, yerine getirilmiÅŸ bir vaat idi.

6-Sonra onlar üzerinde size tekrar egemenlik verdik, mallar ve oÄŸullarla sizi güçlendirdik. Ve sizi toplum olarak çoÄŸalttık.

7-EÄŸer güzel davranırsanız, kendi benlikleriniz için güzellik sergilemiÅŸ olursunuz. Ve eÄŸer kötülük yaparsanız o da benlikleriniz aleyhine olur. Bu sırada, yüzlerinizi çirkinleÅŸtirsinler, ilk kez girdikleri gibi mabede girsinler ve kontrol altına aldıklarını yerle bir etsinler diye ikinci vaat geldi.

8-Rabbiniz size belki rahmet eder. Ve eÄŸer yine eski duruma dönerseniz, biz de döneriz. Ve biz cehennemi, küfre batanlar için çepeçevre kuÅŸatan bir zindan yapmışızdır.

9-Åžüpheniz olmasın ki bu Kur’an en kalıcı, en doÄŸru olana kılavuzlar ve müminlere ÅŸu yolda müjde verir: Barışa yönelik iÅŸler yapanlar için büyük bir ödül vardır.  

10-Âhirete inanmayanlar var ya, onlar için biz korkunç bir azap hazırlamışızdır.

11-İnsan, hayra davet eder gibi ÅŸerri çağırıyor/insan, hayra duasıyla ÅŸerri davet ediyor. İnsan çok acelecidir.

12-Biz geceyi ve gündüzü iki ayet yaptık; sonra gecenin ayetini silip gündüzün ayetini gösterici yaptık ki, Rabbinizden bir lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabı bilesiniz. Biz her ÅŸeyi ayrıntılı bir biçimde açıkladık.

13-Her insanın uÄŸursuzluk kuÅŸunu onun boynuna takmışızdır. Kıyamet günü kendisine, önünde açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkaracağız:

14-“Oku kitabını! Bugün sana hesap sorucu olarak öz benliÄŸin yeter.

15-Kim yola gelirse kendisi için yola gelmiÅŸ olur. Sapıtan da kendi aleyhine sapıtmış olur. Hiçbir günahkâr, bir baÅŸka günahkârın yükünü taşımaz. Ve biz, bir resul göndermedikçe azap edici deÄŸiliz.

16-Biz bir ülkeyi/medeniyeti mahvetmek istediÄŸimizde, onun nimet ve servetle şımarmış elebaÅŸlarına emirler yöneltiriz de onlar, orada bozuk gidiÅŸler sergilerler. Böylece o ülke aleyhine hüküm hak olur; biz de oranın altını üstüne getiririz. 

17-Nûh’tan sonra da nice kuÅŸakları helak ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı ve görücü olarak Rabbin yeter.

18-PeÅŸin isteyene dünyada peÅŸin veririz: DilediÄŸimize dilediÄŸimiz kadar. Sonra da ona cehennemi sunarız; yaslanır ona, kınanmış ve kovulmuÅŸ olarak.

19-Kim de âhireti ister ve inanmış olarak ona yaraşır bir gayretle çalışırsa, böylelerinin gayretleri teÅŸekkürle karşılanır.

 20-Rabbinin lütfundan nimetlerle hepsine uzanırız: onlara da bunlara da. Rabbinin lütfu kimse tarafından engellenemez/kısıtlanamaz.

21-Bak nasıl, kimini kimine üstün kıldık. Ama âhiret, dereceler bakımından elbette daha büyük, lütuflandırma bakımından daha yücedir.

22-Allah’ın yanına baÅŸka bir ilah koyma ki, yapayalnız ve horlanmış olarak oturup kalmayasın.

23-Rabbin ÅŸöyle hükmetti: O’ndan baÅŸkasına kulluk/ibadet etmeyin, anaya-babaya çok iyi davranın: Onlardan birisi yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına gelirse sakın onlara “öf” bile deme; onları azarlama, onlara tatlı-iltifatlı söz söyle.

24-İndir onlar için rahmetten tevazu kanadını ve de ki: “Rabbim, merhametli davran onlara, tıpkı küçüklüÄŸümde beni koruyup büyüttükleri gibi.”

25-Benliklerinizin içindekini Rabbiniz daha iyi bilir. EÄŸer siz barışsever/iyi kiÅŸiler olursanız O, tövbeye sarılanları affeder.

26-Akrabaya hakkını ver. Çaresize, yolda kalana da. Fakat saçıp savurma.

27-Çünkü saçıp savuranlar ÅŸeytanların kardeÅŸleri olurlar. Ve ÅŸeytan kendi Rabbine nankörlük etmiÅŸtir.

28-EÄŸer onlardan, Rabbinden ümit ettiÄŸin bir rahmeti bekleme yüzünden yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuÅŸak/tatlı bir söz söyle.

29-Elini baÄŸlayıp boynuna asma. Ama onu büsbütün de açma. Sonra kınanır, hasret içinde bir köÅŸede büzülür kalırsın.

30-HiçkuÅŸkusuz, Rabbin, dilediÄŸine rızkı açar da kısar da. O, kullarını görüyor, onlardan haber alıyor. 

31-Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da sizi de biz rızıklandırıyoruz. KuÅŸkusuz, onları öldürmek büyük bir günahtır.

32- Zinaya yaklaÅŸmayın. Çünkü o iÄŸrenç bir iÅŸtir; yol olarak da çok kötüdür.

33-Allah’ın saygıya layık kıldığı cana haklı bir sebep yokken kıymayın. Kim haksızlıkla öldürülürse, onun velisine yetki/söz hakkı vermiÅŸizdir. Ama o da öldürmede sınır tanımazlık etmesin. Çünkü kendisine yardım edilmiÅŸtir.

34-Yetimin malına yaklaÅŸmayın. Ancak rüÅŸtüne eriÅŸinceye kadar, güzel bir yolla ilgilenebilirsiniz. Ahdinize vefalı olun, çünkü verilen söz sorumluluk gerektirir.

35-ÖlçtüÄŸünüz zaman tam ve dürüst ölçün. Hilesiz teraziyle tartın. Bu, hem hayırlı hem de sonuç bakımından güzeldir.

36-Hakkında bilgin olmayan ÅŸeyin ardına düÅŸme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.

37-Yeryüzünde kasılıp kabararak yürüme! Çünkü sen yeri asla yırtamazsın, uzunlukça da daÄŸlara ulaÅŸamazsın.

38-Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbin katında çirkin görülmüÅŸtür.

39-Bunlar, Rabbinin sana, hikmetten vahyetmiÅŸ olduklarıdır. Allah’ın yanına baÅŸka tanrı koyma ki, kınanmış ve kovulmuÅŸ bir halde cehenneme atılmayasın.

40-Rabbiniz, oÄŸulları seçip size özgüledi de kendisi meleklerden kızlar mı edindi? Gerçekten siz çok dehÅŸet verici bir söz söylüyorsunuz!

41-Biz, gerçeÄŸi, Kur’an’da türlü biçimlerde ifade ettik ki, düÅŸünüp anlayabilsinler. Fakat bu onların kaçışlarını artırıyor.

42-De ki: “EÄŸer onların dediÄŸi gibi Allah’la beraber ilahlar olsaydı, o zaman onlar arşın sahibine varmak için elbette bir yol ararlardı.

43-O hep tespih edilen, onların söylediklerinden çok uzak ve çok tüksek; hem de ölçüye sığmayacak kadar yüksek…

44-Yedi gök, yerküre ve bunların içindekiler O’nu tespih ederler. Hiçbir ÅŸey yoktur ki, O’nu överek tespih etmesin; fakat siz onların tespihlerini fark edemezsiniz. O Halîm’dir, Gafûr’dur.

45-Kur’an okuduÄŸunda, seninle, âhirete inanmayanlar arasına gizli bir perde çekeriz.

46-Kalpleri üzerine, onu anlamamaları için kabuklar geçiririz, kulaklarına da bir ağırlık koyarız. Rabbini yalnız Kur’an’da andığın zaman, nefretle geriye dönüp kaçarlar.

47-Onların seni dinlerken, neye kulak verdiklerini biz daha iyi biliriz. Aralarında fısıldaşırken de ÅŸöyle konuÅŸurlar o zalimler: “BüyülenmiÅŸ bir adamdan baÅŸkasının ardısıra gitmiyorsunuz!”

48-Bak nasıl örnekler verdiler sana, nasıl sapıttılar. Artık hiçbir yola varamazlar.

49-Dediler ki: “Biz bir yığın kemik olduÄŸumuz, un-ufak hale geldiÄŸimiz zaman mı, gerçekten biz o zaman mı yeni bir yaratılışla diriltileceÄŸiz.”

50-De ki:” İster taÅŸ olsun ister demir!”

51-“İsterseniz gönlünüzde büyüyen herhangi bir yaratık olun.” Diyecekler ki: ”Peki bizi yeniden kim yaratacak?” De ki: “Sizi ilk kez yaratan kimse, o.” Bunun üzerine baÅŸlarını sana doÄŸru alaylı bir biçimde sallayarak ÅŸöyle konuÅŸacaklar: “Ne zaman o?” De ki: “Çok yakın olabilir!”

52-Sizi çağıracağı gün O’nu hamd ederek çaÄŸrısına derhal uyacaksınız. Ve sadece az bir süre kaldığınızı düÅŸüneceksiniz.

53-Kullarıma de ki: En güzel neyse onu söylesinler. Çünkü ÅŸeytan aralarına yamukluk sokar. Åžeytan, insan için apaçık bir düÅŸmandır.

54-Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size rahmet eder, dilerse size azap eder. Biz seni onlar üzerine vekil göndermedik.

55-Rabbin, göklerdeki ve yerdeki kimseleri de daha iyi bilir. Yemin olsun biz, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kılmışızdır. Davûd’a da Zebur’u verdik.

56-De ki: “O’nun dışında bel baÄŸladıklarınızı çağırın; onlar, başınızdaki zorluk ve sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de deÄŸiÅŸtirebilirler.”

57-O yakarıp durduklarının kendileri, en çok yakınlık kazanmışları da dahil, Rablerine varmaya vesile ararlar; O’nun rahmetini umarlar, O’nun azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkulasıdır.

58-Hiçbir kent/medeniyet dışta kalmamak üzere, kıyamet gününden önce hepsini ya helak edeceÄŸiz yahut da ÅŸiddetli bir azapla azaplandıracağız. İşte bu, Kitap’ta satır satır yazılmış bulunuyor.

59-Bizi, mucizeler göstermekten alıkoyan, daha öncekilerin onları yalanlamış olmasından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Semûd kavmine de o diÅŸi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onunla kendilerine zulmettiler. Biz, mucizeleri yalnız korkutup sindirmek için göndeririz.

60-Hani sana: “Rabbin, insanları çepeçevre kuÅŸatmıştır.” DemiÅŸtik. Sana gösterdiÄŸimiz o rüyayı da Kur’an’da lanetlenmiÅŸ bulunan o aÄŸacı da insanları sınamak dışında bir sebeple göndermedik. Biz onları korkutuyoruz ama bu onların kudurganlığını artırmaktan baÅŸka bir katkı saÄŸlamıyor.

61-Hani meleklere: “Âdem’e secde edin.” DemiÅŸtik; onlar da secde etmiÅŸlerdi. Ama İblis secde etmemiÅŸ, ÅŸöyle demiÅŸti: “Çamur olarak yarattığın kiÅŸiye secde mi ederim?”

62-Yine dedi: “Åžu benden üstün kıldığına bir baksana1 yemin olsun, eÄŸer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, onun soyunu, pek azı hariç, hükmüm altına alacağım.”

63-Allah buyurdu: “Defol git! Onlardan kim sana uyarsa, cezanız cehennem olacaktır. Ne de mükemmel ceza.”

64-“Onlardan güç yetirdiÄŸini sesinle yerinden oynat. Atlıların ve yayalarınla üzerlerine çullan. Mallarda, evlatlarda onlara ortak ol, onlara habire vaatte bulun.” Åžeytan onlara bir aldanıştan baÅŸka ne vaat eder ki?!

65-“KuÅŸkısuz benim kullarım üzerinde senin hiçbir sultan olmayacaktır.” Vekil olarak Rabbin yeter.

66-Rabbiniz odur ki, lütfundan nasip arayasınız diye sizin için gemiler yürütüyor. O, size karşı gerçekten çok merhametlidir. 

67-Denizde size bir zorluk dokunduÄŸunda, O’nun dışındaki tüm yalvardıklarınız ortadan kaybolur. Fakat O, sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. İnsan çok nankördür.

68-Peki, kara tarafında sizi yere geçirivermesinden yahut üstünüze çakıl savuran bir kasırga göndermesinden emin misiniz? Sonra kendinize hiçbir vekil bulamazsınız.

69-Yoksa sizi bir kez daha oraya gönderip üstünüze kırıp geçiren bir fırtına salarak, inkâr ettiÄŸinizden dolayı sizi boÄŸmayacağınızdan emin misiniz? Sizin adınıza, bizden bunun öcünü alacak birini de bulamazsınız.

70-Andolsun biz ÂdemoÄŸullarını onur ve üstünlükle donattık, onları karada ve denizde binitlere yükledik. Onları, güzel ve temiz rızıklarla besledik. Ve onları yarattıklarımızın birçoÄŸundan üstün kıldık.

71-Gün olur, insan gruplarından her birini kendi önderiyle çağırırız. O gün kitabı kendisine saÄŸdan verilenler, kitaplarını okuyacaklar ve bir kıl kadar haksızlığa uÄŸratılmayacaklar.

72-Bu dünyada kör olan, âhirette de kördür. Yolca da daha sapıktır o.

73-Az kalsın seni, sana vahyettiÄŸimizden uzaklaÅŸtırarak ondan gayrısını bize isnat edesin diye fitneye düÅŸüreceklerdi. İşte o takdirde seni dost edinirlerdi.

74-Eğer biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık, andolsun, onlara birazcık meylediverecektin.

75-İşte o zaman sana, hayatın da ölümün de katmerli acılarını tattırırdık. Ve bize karşı hiçbir yardımcı da bulamazdın.

76-Az kalsın bu topraktan çıkarmak için seni sıkıştıracaklardı. Böyle bir durumda onlar orada senin arkandan çok az bir süre kalacaklardı.

77-Senden önce gönderdiÄŸimiz resullerimize uygulanan yasa da buydu. Sen bizim yol ve yasamızda deÄŸiÅŸme bulamazsın.

78-GüneÅŸin kaymasından/aÅŸağı sarkmasından, gecenin kararmasına kadar namazı kıl. Sabah Kur’an’ını da gözet. Çünkü sabah okunan Kur’an tanıklarca izlenmektedir.

79-Sana özgü bir ibadet olarak, gecenin bir kısmında o Kur’an’la meÅŸgul olmak üzere uyanık ol/uykudan uyan. Böylece Rabbinin seni övülmüÅŸ bir makama/Makam-ı Mahmûd’a ulaÅŸtırması umulur.

80-Åžöyle yakar: “Rabbim! Beni, gireceÄŸim yere doÄŸruluk-dürüstlükle sok, çıkacağım yerden doÄŸruluk-dürüstlükle çıkar. Katından bana yardımcı bir güç/kanıt ver.

81-Ve de ki: “Hak geldi bâtıl yıkılıp gitti. Bâtıl, yok olmaya zaten mahkûmdu.”

82-Biz Kur’an’dan, inananlar için ÅŸifa ve rahmet olacak ÅŸeyler indiriyoruz. Ama bu, zalimlerin yıkımını artırmaktan baÅŸka katkı saÄŸlamıyor. 

83-İnsana nimet verdiÄŸimizde yüz çevirip yan çizer. Kendisine ÅŸer dokununca da hemen ümitsiz oluverir.

84-De ki: “Herkes, kendi varlık yapısına uygun iÅŸ görür. Yolca daha doÄŸru gidenin kim olduÄŸunu Rabbiniz daha iyi bilir.”

85-Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir. Ve size, ilimden sadece az bir ÅŸey verilmiÅŸtir.

86-Andolsun, biz dilesek sana vahyetmiÅŸ olduÄŸumuzu tamamen gideriveririz, sonra onu elde etmek için bizim katımızda kendine bir vekil de bulamazsın.

87-Ancak Rabbinden bir rahmet müstesna… KuÅŸkusuz, O’nun sana lütfu pek büyüktür.

88-De ki: “Andolsun, eÄŸer insanlar ve cinler ÅŸu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere bir araya toplansalar, birbirlerine de destek olsalar, onun bir benzerini yine de ortaya getiremezler.

89-Andolsun, biz bu Kur’an’da, insanlar için her örnekten nicelerini sıraladık. Ama insanların çoÄŸu inkârdan baÅŸka bir ÅŸeyde diretmediler.

90-Dediler ki: “Bizim için yerden bir pınar fışkırtmadığın sürece sana asla inanmayacağız.”

91-“Yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluÅŸan bir bahçen olmalı. Onların aralarından ÅŸarıl ÅŸarıl ırmaklar akıtmalısın.”

92-“Yahut iddia ettiÄŸin gibi göÄŸü paçalar halinde üzerimize düÅŸürmelisin, yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza dikmelisin.”

93-“Yahut altından bir evin olmalı, yahut göÄŸe yükselmelisin. Ancak senin göÄŸe çıktığına, okuyacağımız bir kitabı bize indireceÄŸin zamana kadar asla inanmayız.” De ki: “Rabbimin ÅŸanı yücedir. Ben, insan bir resulden baÅŸka neyim ki?”

94-Kendilerine hak kılavuzcusu geldiÄŸinde, insanların iman etmelerine, ÅŸöyle demelerinden baÅŸka bir ÅŸey engel olmadı.: “Allah, bir insanı mı resul gönderdi?”

95-De ki: “EÄŸer yeryüzünde doygunluÄŸa ulaÅŸmış melekler dolaşır olsaydı, elbette gökten onlara bir melek-resul gönderirdik.”

96-De ki: “Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah yeter. O, kullarından haberdardır, onları görmektedir.”  

97-Allah kime hidayet verirse doÄŸru yolu bulan odur. Kimi de ÅŸaşırtırsa, böyleleri için O’nun dışında dostlar bulamazsın. Kıyamet günü böylelerini kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzleri üstüne sürerek haÅŸrederiz. Varacakları yer cehennemdir ki, alevi dindikçe kızgın ateÅŸini körükleyiveririz.

98-Cezaları iÅŸte budur. Çünkü ayetlerimizi inkâr ettiler ve ÅŸöyle dediler: “Biz, bir kemik yığını olduktan, un ufak hale geldikten sonra mı, sahi bundan sonra mı, yeni bir yaradılışla diriltileceÄŸiz?”

99-Görmediler mi ki, o gökleri ve yeri yaratan Allah, kendilerinin benzerlerini yaratmaya da Kaadir’dir. Onlar için bir süre belirlemiÅŸtir, bunda kuÅŸku yok. Ama zalimler, inkârdan baÅŸka bir ÅŸeyde direnmiyorlar. 

100-De ki: “EÄŸer Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, o zaman da harcanır-biter korkusuyla cimri davranırdınız.” İnsan çok cimridir.

101-Andolsun biz, Mûsa’ya açık-seçik dokuz mucize verdik. İsrailoÄŸullarına sor: Hani Mûsa onlara geldiÄŸinde Firavun ona ÅŸöyle demiÅŸti: “Ben senin kesinlikle büyülendiÄŸini düÅŸünüyorum, ey Mûsa.”

102-Mûsa dedi: “Yemin olsun, sen bilmektesin ki, bunları, o göklerin ve yerin Rabbi birer basîret/basîretle görülebilecek birer ibret olmak üzere indirdi. Vallahi ben de seni mahvolmuÅŸ görüyorum, ey Firavun!”

103-Firavun onları o topraktan sürüp çıkarmak istedi de biz onu ve yanındakilerin tümünü boÄŸduk.

104-Bunun ardından, İsrailoÄŸullarına ÅŸunu dedik: “Åžu toprakta oturun. Âhiret vaadi/ikinci vaat gelince sizi toplayıp biraraya getireceÄŸiz.

105-Biz onu hak ile indirdik ve o hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

 106-Onu bir Kur’an olarak, inananlara dura dura okuyasın diye kısımlara ayırıp ağır ağır indirdik. 

107-De ki: “İster inanın ona, ister inanmayın. O, kendilerine daha önce ilim verilmiÅŸ olanlara okunduÄŸunda, onlar, çeneleri üstü secdelere kapanıyorlar.”

108-Ve diyorlar: “Rabbimizin ÅŸanı yücedir, Rabbimizin vaadi mutlaka gerçekleÅŸecektir.”

109-AÄŸlayarakçeneleri üstü kapanıyorlar; o onların huÅŸûunu artırıyor.

110-De ki: “İster Allah diye yakarın, ister Rahman diye yakarın. Hangisiyle yakarırsanız yakarın, en güzel isimler O’nundur. Namazında sesini yükseltme, kısma da. İkisi ortası bir yol tut. 

111-Åžöyle de: “Hamd, o Allah’a özgüdür ki, çocuk edinmemiÅŸtir; mülk ve yönetiminde ortağı yoktur; âcizlik yüzünden dost edinmemiÅŸtir.” Ve tekbir edip yücelt O’nu.

 

Paylaşım:

 

Ayetler(1): Bu ayetin ilk cümlesi, O’nun yüceliÄŸine iÅŸaret eder. Tüm yaratılmışın her an O’nu tespih ettiÄŸini gösteren çok sayıda ayet vardır; (Ra’d-13; İsra-44; Nûr-41)gibi. İlginç olan kendinde güç olduÄŸunu sanan beÅŸer o yüceliÄŸi inkâr eder. Canlı-cansız her yaratılmışın O’nu kendince tespih etmesini, belki de onların yaratılış sebebine uyumlu görevlerini yapmaları olarak anlayabiliriz. Ayet iÅŸte bu yüceliÄŸin sahibinin, Muhammed’i, bir gece vakti yürütmesi (İsra) konusuna deÄŸinir. Bu seyahat Kabe’den Kudüs’teki Süleyman mabedine (sonradan yapılan onarımla Mescid-i Aksa-uzak mescid adını almış) götürülüÅŸüdür. Seyahatin ruhsal mı, yoksa bedensel mi olduÄŸu tartışma konusu olduÄŸu görülüyor. Kanaatimce seyahat ruhsaldır. Seyahatin amacı ise, Biz görevlilerinin, (O’nun emriyle) saÄŸladığı bazı ayetlerin-iÅŸaretlerin Muhammed’e gösterilmesiymiÅŸ.    

 

Ayetler(2-8): Bu ayetler, İsrailoÄŸullarına hitap eder. Musa’ya verilen Kitap, Tevrat, o topluma bir kılavuz olup O’ndan baÅŸka bir güce güvenilmemesini önerir. İsrailoÄŸullarının Nûh ile beraber kurtarılanların soyundan geldiÄŸi hatırlatılıyor. Bu açıklama aslında, Nûh tufanının bölgesel olduÄŸunun bir iÅŸaretidir.

​

   Ayetler, Tevrat’ta, İsrailoÄŸullarının yeryüzünde iki defa bozgun çıkartacağı öngörüsünde bulunulduÄŸunu hatırlatıyor. Muhtemel bozgun sonucunun ise cezalandırılma olduÄŸunu Kur’an bildiriyor. Tarihi kaynaklara göre İsrailoÄŸullarının kaybettikleri savaÅŸlar çoktur. Ancak ikisi önemlidir. Süleyman mabedinin yıkılmasıyla sonuçlanan birinci cezalandırılma M.Ö. Altıncı asırda olmuÅŸ ve Yahudiler Babil’e sürgün edilmiÅŸtir. Daha sonra tekrar yapılan mabed, M.S. Birinci yüzyılda Romalılar tarafından yıkılmış. Süleyman mabedinin yıkılmasına İlahi sistemin müdahale etmemesi ilginçtir. Çünkü mabedler beÅŸer yapısıdır ve beÅŸer için yapılmıştır. Hedef beÅŸerin gerçek ibadete yönlendirilmesidir. Bu konu ile ilgili ÅŸu ayeti hatırlayalım:

​

22-40 …EÄŸer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın adı çokça anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler her halde yerle bir edilirdi.…

 

   GörüldüÄŸü gibi mabedler korunmaktadır. Ancak İsrailoÄŸullarının azgınlığı ne kadar aşırı olmuÅŸ ki, simgesel mabedlerinin yıkılmasına izin çıkmış. Bu çerçevede mabed teriminin sadece fiziksel yapı olmadığını düÅŸünebiliriz. 

 

Ayetler(9-12): Kur’an inananlar için bir kılavuzdur. Hayat yolunun en doÄŸrusunu gösterir. Hayat yolculuÄŸunda beÅŸerin en doÄŸru davranışı barışa yönelik iÅŸler yapmaktır ki bu davranış sahipleri her zaman ödüllendirilecektir. GörüldüÄŸü gibi ritüellerden bahsedilmiyor, kiÅŸinin davranışının önemi vurgulanmış. Ancak kiÅŸinin barışa yönelik davranışlar sergilemesi ise kiÅŸinin tekâmülü ile doÄŸrudan baÄŸlantılıdır. Âhirete inanmak konusu da doÄŸrudan kiÅŸinin tekâmülü ile ilgilidir. Dünya okulunda yaÅŸam bulan beÅŸer için genellikle esas olan maddesi ile ilgili kazanımlardır ve hep bu yönde çalışır ve hatta dualarında bile talebi bu yöndedir. Böyle bir kazanımın kendisinin sonsuz yolculuÄŸunda olumsuz sonuç doÄŸurabileceÄŸini bilmez. Bu anlatılan, Kur’an’a göre ÅŸerdir. Çünkü kiÅŸinin tekâmülünü en azından yavaÅŸlatır ki Kur’an bu kiÅŸileri kayıpta olanlar olarak anlatır (Åžura-20 gibi).

​

   Gece ve gündüz de O’nun beÅŸere yardımlarındandır. Gece vakti bedenimiz dinlenir ve kendini yeniler. Gündüz ise, beÅŸer maddi ihtiyaçlarını karşılamak için koÅŸuÅŸturur. Ayrıca gündüz ve gece beÅŸerin, hesaplama gereksinimini karşılar. Gece –gündüz dönüÅŸümünde iki unsur olan ayın ve güneÅŸin döngüleri ise hafta ve yılların hesaplanmasına yardımcı olmuÅŸtur.

 

Ayetler(13-15): Her kiÅŸinin bir amel defteri vardır. Yani dünya okulundayken kiÅŸinin söz, düÅŸünce ve fiilleri kayıt altındadır. KiÅŸinin biyolojik ölümle, dünya hayatı sona erince, ahirete göç eden ruhun önüne bu kayıtlar konur ve okuması istenir ki bu ÅŸartlarda bedenden kurtulan ruh her ÅŸeyi açık-seçik görmeye yani yaptıkları doÄŸru ve yanlışları görmeye baÅŸlar. Bu farkındalık ise ruha hak ettiÄŸi azabı çektirmeye baÅŸlar diye düÅŸünebiliriz ki herhalde cehennem azabı bu olabilir. Bu çerçevede her bireyin kendi yaptıklarından sorumlu olduÄŸunu anlıyoruz. Dahası bir topluma bir yol gösterici gönderilmedikçe o toplum fertlerinin ceza çekmeyecekleri anlaşılıyor. Bu düÅŸüncenin yanlış yorumlanmaması gerekir. Muhammed, Arap toplumuna gönderildi ve fakat Türk toplumuna gönderilmedi diyemeyiz. Çünkü tebliÄŸden tüm dünyanın haberi vardır.  Bahsedilen düÅŸünce belki dünyadan izole yaÅŸayan toplumlar için geçerlidir, diyebiliriz. KiÅŸisel kanaatim hiçbir toplumun başıboÅŸ bırakılmadığıdır.

 

Ayetler(16-19): Tüm gayrete raÄŸmen ruhsal geliÅŸmede geri kalan ve fesat çıkartan bir toplumun yok edilmesine karar verildiÄŸinde; o toplumun kodamanlarının yanlışlar sergilemesi saÄŸlanıyormuÅŸ ki hüküm yerine getirilsin. Dikkat edilirse kodamanların yanlış yapması saÄŸlanıyor. O zaman beÅŸer kim olduÄŸunu niçin sorgulamaz? Maalesef beÅŸer kendinin düÅŸünüp karar verdiÄŸini sanır. Aslında yanılmıyor mu?

   Görülüyor ki Nûh’tan sonra da pek çok kavim helak edilmiÅŸ. Yapılan yanlışın karşılığı  bazen dünyada bazen de âhirette veriliyormuÅŸ. DiÄŸer taraftan âhirete inanıp ona yaraşır gayretle çalışana ise teÅŸekkür ediliyor.

 

Ayetler(20-21): Dünya okulunda yaÅŸam bulan beÅŸere verilen imkânlar Allah’ın nimetidir. Ancak maddi ve manevi imkânı saÄŸlayan Biz boyutu görevlileridir. İlahi adalet gereÄŸi inanan veya inanmayan her bireye yardım edilir. ÖrneÄŸin güneÅŸ, inancı ne olursa olsun her sabah her bireye yüzünü gösterir. Dünya okulundaki bireylere maddi imkânlar eÅŸit olarak dağıtılmamıştır. Burada her bireyin bazen varlıkla bazen de yoklukla sınandığını unutmamalıyız. Yapılması gereken toplumlarda uygulanan fitre, zekât v.s. adetlerin ötesine geçip olmayanların yokluk çekmesinin önlenmesidir. Çünkü Kur’an paylaşımı gerekli görür. (Nahl suresi-71 ve diÄŸerleri).

 

Ayetler(22-28): Allah tek ilahtır. O’ndan baÅŸkasına kulluk edilmez. Allah’a kul olanın baÅŸka bir görevi ise kendinin dünyaya gelmesine vasıta olan ana-babasına iyi davranmasıdır. Özellikle yaÅŸlanmış iseler onlara hizmette kusur edilmemelidir. KiÅŸinin düÅŸünceleri de kayıt altında olduÄŸundan kiÅŸinin yanlış düÅŸünceleri de hatadır. Fakat bu kiÅŸilerden barışsever olanlar hatalarını fark edip tövbe ederse hatası affedilebilir.

   KiÅŸinin kazancı her ne kadar gayret gerektirirse de özünde nasip iÅŸidir. O yüzden kiÅŸi ihtiyaç içindeki akrabalarını ve hatta tanımadıklarına da yardım edebilmelidir. PaylaÅŸma inanmış kiÅŸinin yapabileceÄŸi bir davranıştır. Fakat paylaşımda da ölçülü olmayı saçıp savurmamayı Kur’an öÄŸütler.

 

Ayetler(29-35): Elini boyna baÄŸlamak, cimrilik; tümüyle açmak da israf anlamında kullanıldığı anlaşılıyor. Toplum içinde kimi bireyler varlıklı iken kimileri yoksuldur. Çünkü beÅŸer hem varlıkla hem de yoklukla denenir. Burada adalete aykırı bir durum yoktur. Beklenen paylaşımdır. O günün Arap toplumunda yoksulluk korkusuyla çocukların öldürülmemesi gereÄŸi hatırlatılmış. Zinaya yaklaşılmaması, haksız yere bir cana kıyılmaması belirtilmiÅŸ. Haksız yere bir cana kıyıldığında öldürülenin velisine suçluyu öldürme hakkı verilmiÅŸ ki bu konu kısas olarak bilinir ve o toplumda görülen bir uygulamaymış. Toplum hayatında barışın yerleÅŸebilmesi için yetimin malına el uzatmayın, ahdinize vefa gösterin, alışveriÅŸte ölçerken dürüst olun gibi öneriler topluma iletilmiÅŸ.

 

Ayetler(36-39): Söylenenler sadece Muhammed’e deÄŸil, inanmışlara yöneliktir. “Bilgi sahibi olmadan hüküm sahibi olunamaz.” Sözü her dönem için geçerlidir. Dünyada yaÅŸam ÅŸansı verilmiÅŸ beÅŸerin hangi sebeple olursa olsun gösteriÅŸten uzak durmalıdır. Tüm yaratılışa hayat veren o yüceler yücesi kendini sadece eserleri ile beÅŸere anlatıyorken ve O’nu inkâr edenleri bile kucaklarken beÅŸer neyine güvenip gösteriÅŸ yapmaya yeltenir, anlayabilmek imkânsızdır.

​

Ayetler(40-44): O dönemde meleklerin, Yaratan gücün kızları olduÄŸu inancı dayanaksızdır. O gün de ve günümüzde de toplumlar genellikle sanıları ile davranırlar. Bu konuda din hiyerarÅŸisinin etkisi önemlidir ve maalesef veriye dayanmaz. Halbuki Kur’an gerçekleri açıkladığını iddia eder. Gerçekler ne kadar açıklanmıştır dersek, cevap çok sınırlı olduÄŸu ÅŸeklinde ifade edilebilir. Verilenlerin ne olduÄŸunun anlaşılması için Kur’an ayetleri üzerinde tekrar tekrar düÅŸünülmesi gerekir. Bütün yaratılmışın sahibi her halde beÅŸerin sanısından çok uzaktadır. O’nun varlığını, yarattıklarına bakarak belki bazı gözler hissedebilir.  

 

Ayetler(45-52): Bu bölüm ayetleri inanmayanlara yöneliktir. Muhammed Kur’an okuduÄŸunda, âhirete inanmayanların anlamamaları için araya bir perde çekiliyormuÅŸ ve kalpleri üzerine bir kılıf geçirilip kulaklarına ağırlık konurmuÅŸ. Bu anlatılanlarda adalet var mıdır? Sorusunun cevabı; adalet yoktur dersek yüzeysel bir cevap vermiÅŸ oluruz. KiÅŸinin Kur’an’ı anlaması saÄŸlanırsa âhirete inanması mümkün olabilir. Ancak o kiÅŸilerin tekâmülü yeterli deÄŸildir ve o yüzden anlamamaları gerekir. Kanımca, Kur’an insana hitap eder, beÅŸere deÄŸil. Zamanı gelince onlar da Kur’an’ı anlamaya baÅŸlayacaklardır. Kur’an’ı anlamak mümkün müdür dersek, cevap hayırdır. Varlık ancak tekâmül seviyesine uygun olarak ve kendisine izin verildiÄŸi kadar Kur’an’ı hissedebileceÄŸini düÅŸünürüm. Tekâmül sonsuz olduÄŸuna göre…  

 

Ayetler(53-55): Dünya okulunda yaÅŸam bulan her beÅŸerin yapabileceÄŸi en güzel ÅŸeylerden önemli biri, konuÅŸurken güzel kelimeler kullanmalarıdır. Egolarının esiri olmamaları önerilir. Rabbimizin bize dilerse rahmet edip dilerse azap etmesi özünde keyfi bir davranış deÄŸildir. Çünkü kiÅŸinin davranışları kayıt altındadır. KarşılaÅŸtığı her olay onun tekâmülü için gerekli olandır. Peygamberlerin bazılarının, bazılarına Biz tarafından üstün kılınması belki o dönem ÅŸartları için gerek görülerek ifade edilmiÅŸ. Elçilerin hepsi de görevle gönderilirler. Kim görevini tam yapar ve baÅŸka görevlere talip olur. O’nun bilgisi içindedir. 

 

Ayetler(56-59): O’nun dışında yakarılacak bir güç yoktur. BeÅŸer toplumları asırlardır çeÅŸitli ÅŸekillerde azgınlık sergilemiÅŸlerdir. DiÄŸer taraftan kıyamet, yani toplu uyanış ise planlanmıştır. O yüzden kıyametten önce toplumların ya yok edileceÄŸi veya azapla cezalandırılacağı haber veriliyor. GeçmiÅŸte toplumları uyarmak için mucizeler gönderilmiÅŸ. Hedef toplumları korkutup sindirmek içinmiÅŸ. Ancak bir yararı olmadığı görülüyor. Günümüzde ve gelecek dönemde ise beÅŸer aklını kullanabilecek durumdadır. Mucizelere gerek yoktur. DüÅŸünüp doÄŸruyu bulmamız arzu ediliyor. 

 

Ayetler(60-65): “Rabbin, insanları çepeçevre kuÅŸatmıştır.” Sözü inanmayanları korkutmak için söylenmiÅŸ görünse de bir gerçeÄŸi anlatır. Evet bütün yaratılmış her an kontrol altındadır, fiiller, sözler ve düÅŸünceler kayıt altındadır. Muhammed’e gösterilen bir rüyadan bahsediliyor. Konu hakkında ileri sürülen düÅŸünceler çoktur. Muhtemelen geleceÄŸe yönelik ve inananların baÅŸarısına yönelik olabilir. Anlaşılıyor ki rüya da her ÅŸey gibi beÅŸerin denenmesi içinmiÅŸ. Unutmamalı ki denenmeden tekâmül etmek mümkün deÄŸildir.

​

   DiÄŸer ayetler ise Âdem’in hikayesi ile ilgilidir. Âdem’e, kemale erdirildiÄŸinde, secde etmeyi kabul etmeyen İblis’in beÅŸeri, tekâmül yolundan saptırması özetlenmiÅŸ. Dikkat edilirse İblis’in etkileyemedikleri, pek az da olsa, vardır. Kur’an onların Allah’ın kulları olduÄŸunu belirtiyor. Demek ki O’na kul olabilmek istisnai bir durumdur. Ne mutlu onlara.

 

Ayetler(66-71): Dünya yaÅŸamında beÅŸer için çeÅŸitli imkânlar hazırlanmıştır. Özellikle eski çaÄŸlarda denizde seyahat önemlidir. Böyle bir seyahatte çıkan bir fırtına beÅŸer için korkutucudur. O anda kurtuluÅŸ umuduyla Rabbine dua eder. Ancak karaya çıktığında Rabbini gene unutur. İyi de karada ölüm tehlikesi yok mudur? Niye olmasın.

​

   ÂdemoÄŸullarının Biz tarafından ve yaratılanların birçoÄŸundan üstün kılındığını anlıyoruz. Bu yaratılış sadece bedenimizle ilgili olduÄŸunu düÅŸünürüm. GörüldüÄŸü gibi zaman zaman duyduÄŸumuz ÅŸekliyle bütün yaratılmışa üstünlük yoktur. 

 

Ayetler(72-77): Bu bölümün ilk ayeti “dünyada kör olan, âhirette de kördür.” Diyor. KiÅŸi dünya okulunda, madde ile denenmek için, bedenlenmiÅŸtir. KiÅŸinin körlüÄŸü, ruhsal körlük olup, tekâmülü ile ilgilidir. Biyolojik ölüm sonrası ruhun mekânı olan âhirette de kör oluÅŸu o varlığın henüz tekâmülünün çok baÅŸlarında olduÄŸunu göstermez mi? Bu konuda biyolojik ölüm sonrası ile ilgili ÅŸu ayeti hatırlamak yardımcı olacaktır: Kaf suresi-22 …Bugün gözün keskin mi keskin

​

   Bu bölümün diÄŸer ayetleri inkârcıların Muhammed’e yönelik saptırma niyetli gayretleri ve onu toprağını terk etmeye zorlamaları ve her konuda Muhammed’in korunduÄŸu anlatılıyor.

 

Ayetler(78-82): Namaz ritüeli zamanı ile ilgili hatırlatmadan sonra, Muhammed’in kendine özgü bir manevi yakınlaÅŸma vasıtası olarak geceleyin uykudan uyanıp Kur’an’la meÅŸgul olması önerilmiÅŸ. Bu eylemi yaparsa Muhammed’in övülen bir boyuta (Makam-ı Mahmûd) ulaÅŸabileceÄŸi anlatılmış. Görülüyor ki Muhammed Allah’ın resulü olsa da onun da tekâmül etmesi gerekiyor. Ayrıca önerilen eylemi gerçekleÅŸtirse bile ödülün garantisi olmadığı da açıktır. DiÄŸer taraftan bu anlatılanlar bizlere de yol göstericidir. Kur’an bir dua kitabı deÄŸildir. Ancak anlaşılması için indirilmiÅŸtir. Kur’an’ı kim ne kadar anlamıştır, sorusunun cevabı açıktır. Fakat anlayabildiÄŸimiz kadarı ile Kur’an ile meÅŸgul olmak kiÅŸinin tekâmülüne yardımcı olabilir. Bu çerçevede “idrak edilen olunur” gibi bir söz hatırlıyorum. Kim bilir? Kur’an’la meÅŸgul olmayı, Kur’an ayetlerini okuyup düÅŸünmek olarak anlayabiliriz. DüÅŸünce sonucu oluÅŸan fikirler aslında her bireyin tekâmül ihtiyacına uygun olup her birinin, O’nun izni ile gerçekleÅŸtiÄŸini sanırım. Her beÅŸerin alacağı cevap farklıdır; çünkü sorusu farklıdır. O zaman her bireyin neyi düÅŸünmesi gerektiÄŸine kim karar veriyor???? Son ayet ise Kur’an’ın sadece inananlar için bir yol gösterici olduÄŸunu vurgulamıyor mu?

 

Ayetler(83-84): BeÅŸere, dünya okulunda yaÅŸamını devam ettirebilmesi için gereksinim duyduÄŸu maddeden ihtiyacından fazlası saÄŸlanırsa, kendinde bir güç olduÄŸunu sanmaya baÅŸlar. İşte firavunlaÅŸma belki de böyle baÅŸlamaktadır. DiÄŸer taraftan beÅŸere verilen madde kısıldığında çaresiz olduÄŸunu görür. Aslında beÅŸer hem varlıkla hem de yoklukla denenmektedir. BeÅŸerin yaÅŸadığı olaylar karşısında ki tavrı onun tekâmülü ile doÄŸrudan baÄŸlantılıdır.  

 

Ayetler(85-96): Kur’an’da bazı ayetlerde rastladığımız “ruh” kelimesinin anlamı farklı yorumlara sebep olmuÅŸ. Ancak bu bölümdeki ayetlerin sıralanmasından “ruh” teriminin Kur’an’ı Muhammed’e ileten melek olduÄŸunu düÅŸünebiliriz. Kur’an beÅŸere ilimden çok az verildiÄŸini anlatıyor. İlim, Allah’ın ilmidir. Sadece ruh konusunda deÄŸil her konuda bilgimizin sınırlı olduÄŸunu düÅŸünürüm. BeÅŸerin tekâmülü ile baÄŸlantılı olarak ve beÅŸerin tekâmülü için gerektiÄŸince bilgi iletildiÄŸini sanıyorum. Ayetler gerekirse Muhammed’e iletilen vahyin Biz görevlileri tarafından tamamen silinebileceÄŸini ve bu konuda kendisine sadece Muhammed’in Rabbinin yardım edebileceÄŸini anlatıyor. Bu anlatım Kur’an’ın planlanmasının Rab katında olduÄŸunu ve fakat hazırlık ve iletimin Biz görevlilerince yapıldığının iÅŸareti deÄŸil midir?

​

   Bu bölümün diÄŸer ayetleri, Kur’anı beÅŸere tebliÄŸ eden elçinin kendi aralarından çıkan birisi olmasını kabul edememeleri ve Muhammed’den o gün için güç ve zenginlik sergileyen bir yaÅŸam beklentisi içinde olmaları ve buna karşılık Muhammed’in “bir insan resul olduÄŸu” cevabını vermesini anlatıyor.

 

Ayetler(97-100): “Allah’ın hidayet verdiÄŸi kimseler..” ifadesi yüzeysel olarak anlaşılırsa, bazı kimselere hak etmedikleri yardımın yapılması anlamı çıkar ki bu anlayış, hatasız iÅŸleyen ilahi adalete uymaz. Her canlıya yardım edilir. Kim ne kadar yararlanır, yetenekleri ile ilgilidir. Yetenekler niçin farklıdır? Çünkü her bireyin tekâmül yolu farklıdır.  BeÅŸer, beÅŸer oluncaya kadar kim bilir ne hallerden geçti? Devamında ise İnsan olmak var ve devamı… sonsuz bir maraton gibi…

 

Ayetler(101-104): Bu bölümde tekrar Musa-Firavun çekiÅŸmesine deÄŸinilmiÅŸ. Firavun’un, İsrailoÄŸullarını  bulundukları bölgeden göndermek istemesi ve arkasından ordusu ile birlikte boÄŸulması hatırlatılmış. Biz görevlileri tarafından İsrailoÄŸulları’na yeni ulaÅŸtıkları ülkede yaÅŸamaya devam etmeleri önerilmiÅŸ.. Ayetler, Mekke döneminde kabilesinin Muhammed üzerinde uyguladığı baskının gelecekteki sonucuna ait bir iÅŸaret olarak düÅŸünülebilir. Son ayet, “Âhiret vaadi gelince sizi bir araya toplayacağız.” Sözü farklı yorumlara yol açmış. Âhiret vaadi kıyamet, yani toplumsal uyanış olarak ele alınabilir. Sözün muhatabı o gün Musa ile beraber olan kavimdir. Yani hepsi zaten bir aradadır. Siz terimi acaba tüm beÅŸere mi iÅŸaret eder diye düÅŸünülebilir.

 

Ayetler(105-111): Kur’an gerçektir ve gerçek bilgiyi içerir. Kur’an’ı öncelikle toplumuna, genelinde tüm beÅŸere, tebliÄŸ eden Muhammed’in görevi ise bir müjdeci ve bir uyarıcı olmaktır. Müjde inananlara, uyarı ise onu inkâr edenleredir. Kur’an yavaÅŸ yavaÅŸ okunup anlaşılabilsin diye kısım kısım indirilmiÅŸ. Kur’an okunup, düÅŸünülmeden anlaşılamaz. Aslında okuyup düÅŸünmek dahi yetmeyebilir. KiÅŸi Kur’an’ı nasibi kadar anlayabilir.

   Yakarış ister Allah’a, ister Rahman’a yönelsin. Tamamı O’na gider. OluÅŸturulan sistem muhteÅŸem. O kendini gizlemiÅŸtir, inanılmaz bir Tanrısal nezaket sergilenmiÅŸ. Hiçbir halde unutulmaması gereken gerçek ise; Hamd, yani övgülerin tamamının O’na özgü oluÅŸudur. 

YÛNUS  SURESİ

 

1-Elif, Lâm, Râ. İşte sana hikmetlerle dolu Kitap’ın ayetleri.

2-“İnsanları uyar, iman edenlere de kendileri için Allah katında yüksek bir doÄŸruluk derecesi bulunduÄŸunu müjdele” diye içlerinden bir er kiÅŸiye vahiy göndermemiz, insanlara ÅŸaşırtıcı mı geldi? Küfre batanlar: “Bu adam açık bir büyücüdür” dediler.

3-Åžu bir gerçek ki, sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arÅŸ üzerine egemenlik kurup iÅŸ ve oluÅŸu çeviren Allah’tır. O’nun izni olmadıkça hiçbir ÅŸefaatçı devreye giremez. İşte bu Allah’tır sizin Rabbiniz. Artık O’na kulluk/ibadet edin. DüÅŸünüp anlamıyor musunuz?

4-Allah’tan hak bir vaat olarak hepinizin dönüÅŸü yalnız O’nadır. Yaratılışı baÅŸlatır, sonra yarattıklarını varlık alanına ardarda çıkarır ki, iman edip barışa yönelik amelleri yerli yerince sergileyenleri ödüllendirsin. Küfre dalanlara gelince, onlar için, nankörlük edip gerçeÄŸi örtmeleri yüzünden, kaynar sudan bir içki ve acıklı bir azap öngörülmüÅŸtür.

5-GüneÅŸ’i ısı ve ışık kaynağı, Ay’ı, hesabı ve yılların sayısını bilesiniz diye bir nur yapıp ona evreler takdir eden O’dur. Allah bütün bunları rastgele deÄŸil, ÅŸaÅŸmaz ölçülere baÄŸlı olarak yaratmıştır. Bilgiyle donanmış bir topluluk için ayetleri detaylandırıyor.

6-Åžu bir gerçek ki, geceyle gündüzün birbiri ardınca deÄŸiÅŸip durmasında, Allah’ın göklerde ve yerde vücut verdiÄŸi ÅŸeylerde, sakınan bir topluluk için sayısız ayetler vardır.

7-Åžu bir gerçek ki, bize kavuÅŸmayı ummayanlar, iÄŸreti hayatla tatmin bulup onunla rahatlayanlar ve ayetlerimizden uzaklaşıp gaflete dalanlar,

8-Kazandıkları yüzünden varış yerleri ateÅŸ olacakların ta kendileridir.

9-İman edip barışa yönelik amel sergileyenlere gelince, Rableri onları imanlarıyla doÄŸruya ve güzele iletir. Nimetlerle dolu cennetlerde onların altlarından ırmaklar akacaktır.

10-Orada onların yakarışı, “tespih ederiz seni ey Allah’ımız” ve birbirlerine esenlik dilemeleri, “selam” ÅŸeklindedir. Ve onların son çağırışları ÅŸudur: Bütün övgüler âlemlerin Rabbi Allah’adır.

11-Allah insanlara ÅŸerri, onların hayrı acele istedikleri gibi çabucak verseydi, ecellerinin onlara ulaÅŸmasına çoktan hükmedilmiÅŸ olurdu. Ama bize kavuÅŸmayı ummayanları kendi azgınlıkları içinde körü körüne bocalamaya bırakırız.

12-İnsan zorluk dokunduÄŸu zaman; yan yatarken, otururken, ayaktayken bize yalvarır. Ama sıkıntısını çözdüÄŸümüzde, kendisine dokunan bir zorluk yüzünden bize hiç yalvarmamış gibi çekip gider. Haksızlığa/aşırılığa sapanlara, yapmakta oldukları, iÅŸte böyle süslü gösterilmiÅŸtir.

13-Andolsun ki biz sizden önceki kuÅŸakları, zulmettikleri ve resulleri kendilerine açık kanıtlar getirdiÄŸi halde inanmadıkları için, helak ettik: Günaha batanlar topluluÄŸunu biz böyle cezalandırırız.

14-Sonra onların ardından yeryüzünde sizi hükmedenler kıldık ki, nasıl iÅŸ yapacağınızı görelim.

15-Ayetlerimiz onlara açık-seçik parçalar halinde okunduÄŸu zaman, bize ulaÅŸmayı ummayanlar ÅŸöyle dediler: “Bundan baÅŸka bir Kur’an getir yahut bunu deÄŸiÅŸtir.” De ki: “Onu kendiliÄŸimden deÄŸiÅŸtirmem söz konusu olamaz. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkuya düÅŸerim.”

16-De ki: “Allah dileseydi, onu size okumazdım, onu size bildirmezdi de. Ondan önce içinizde bir ömür kalmıştım. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?”

17-Yalan düzerek Allah’a iftira eden yahut onun ayetlerini yalanlayan kiÅŸiden daha zalim kim var? Åžu bir gerçek ki suçlular iflah etmezler.

18-Allah’ın yanında bir de kendilerine zarar veremeyen, yarar saÄŸlayamayan ÅŸeylere kulluk ediyorlar ve ÅŸöyle diyorlar: “Bunlar bizim Allah katında ÅŸefaatçılarımızdır.” De ki onlara: Allah’a, göklerde ve yerde bilmediÄŸi ÅŸeyleri mi haber veriyorsunuz?” Åžanı yücedir O’nun, ortak koÅŸtuklarından arınmıştır O.

19-İnsanlar bir tek ümmetten baÅŸka deÄŸilken ihtilafa düÅŸtüler. EÄŸer Rabbinden bir söz öne geçmemiÅŸ olsaydı, tartışıp durdukları konuda aralarında hüküm verilir/iÅŸ mutlaka bitirilirdi.

20-Åžöyle derler: “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “Gayb Allah’ın tekelinde. Hadi bekleyin; sizinle birlikte ben de bekleyenlerdenim.”

21-İnsanlara, kendilerine dokunan bir darlıktan sonra bir rahat tattırdığımızda, ayetlerimiz hakkında hemen bir tuzak sergilerler. De ki: “Tuzak kurma bakımından Allah daha hızlıdır.” Zaten resullerimiz kurmakta oldukları tuzakları kaydediyorlar.”

22-O yürütüyor sizi karada ve denizde. Diyelim gemidesiniz. Gemiler, içindekileri latif bir rüzgârla götürüyor. İçerdekiler ferah ve sevinç duymaktalar. Birden korkunç bir kasırga geliverdi. Her taraftan dalgalar üzerlerine çullandı. Çepeçevre kuÅŸatıldıklarını düÅŸünüp dini yalnız Allah’a özgüleyerek duaya koyuldular: “EÄŸer bizi ÅŸu durumdan kurtarırsan, yemin olsun sana ÅŸükredenlerden olacağız.”

23-Ama Allah onları kurtarınca, hiç vakit geçirmeden yeryüzünde haksızlığa sapıp azgınlaşırlar! Åžu iÄŸreti hayatın menfaati için yaptığınız azgınlık ve taÅŸkınlık yalnız sizin aleyhinizedir. Bir süre sonra bize döndürüleceksiniz ve yapmakta olduklarınızı size haber vereceÄŸiz. 

24-Åžu iÄŸreti hayatın durumu gökten indirdiÄŸimiz bir suya benzer. İnsanların ve davarların yedikleri yeryüzü bitkisi onunla karışmıştır. Nihayet toprak, takılarını kuÅŸanmış, süslenmiÅŸtir. Toprağın sahipleri onun üzerine egemen olduklarını sanmaktadırlar. Tam bu sırada emrimiz ona gece veya gündüz ulaÅŸmıştır. Ve onu, sanki dün yerinde yokmuÅŸ gibi biçip atmışızdır. Derin derin düÅŸünen bir topluluk için ayetleri böyle detaylandırıyoruz biz.

25-Allah, esenlik yurduna çağırır ve dilediÄŸini dosdoÄŸru bir yola kılavuzlar.

26-Güzel düÅŸünüp güzel davrananlara güzellik var. Dahası da var. Onların yüzlerine ne kara bulaşır ne de zillet ulaşır. Cennetin dostlarıdır onlar; sürekli kalıcıdırlar orada.

27-Kötülük kazananlara ise kötülüÄŸün miktarınca karşılık vardır. Ama yüzlerini bir zillet de kaplar. Onları Allah’tan kurtaracak kimse yoktur. Yüzleri gece parçalarından karanlıklarla kaplanmış gibidir. AteÅŸin dostudur bunlar. Sürekli kalıcıdırlar içinde.

28-Gün olur onları bir araya toplarız; sonra ÅŸirke batmışlara sesleniriz: “Siz ve ortak yaptıklarınız, yerlerinize!” Aralarını ayırmışızdır. Ortak tuttukları ÅŸöyle haykırırlar: “Siz bize kulluk etmiyordunuz.”

29-Sizinle bizim aramızda tanık olarak Allah yeter. DoÄŸrusu biz sizin ibadetinizden tamamen habersizdik.”

30-İşte orada, her benlik önceden gönderdiÄŸi ÅŸeyi kendisi deneyecektir. Hepsi gerçek Mevlâ’larına döndürülmüÅŸ, iftira aracı yaptıkları ÅŸeyler kendilerini koyup gitmiÅŸtir.

31-Sor: “Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya o iÅŸitme gücünün ve gözlerin sahibi kim? Kim çıkarıyor ölüden diriyi ve kim çıkarıyor diriden ölüyü? Kim çekip çeviriyor iÅŸ ve oluÅŸu?” Hemen Allah diyecekler. De ki “Hâlâ kendinize gelmiyor musunuz?”

32-İşte bu Allah’tır sizin Hak Rabbiniz. Hak’tan sonra sapıklıktan baÅŸka ne kalır ki? Peki, nasıl oluyor da yüz geri döndürülüyorsunuz? 

33-Bu, budur. Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki, “onlar iman etmezler” sözü gerçekleÅŸmiÅŸtir.

34-De ki: “Ortak tuttuklarınız içinde, yaratışa baÅŸlayan, sonra, yarattığını çevirip bir daha yaratan kim var?” De ki: “Allah! Yaratışı baÅŸlatır, sonra onu çevirip yeniden yaratır. O halde nasıl oluyor da baÅŸka bir yöne döndürülüyorsunuz?”

35-Åžunu da söyle: “Ortak tuttuklarınızdan kim var hakka götüren?” De ki: “Allah götürür hakka. Hakka götürebilen mi izlenmeye daha layıktır yoksa kılavuzlanmadıkça yolu bulamayan mı? Peki, ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz siz?”

36-Onların çoÄŸu sanıdan baÅŸka bir ÅŸeyin ardınca gitmiyor. DoÄŸrusu da ÅŸu ki sanı, haktan hiçbir ÅŸey ifade etmez. Allah onların yaptıklarını iyice bilmektedir.

37-Bu Kur’an, Allah’tan baÅŸka birileri tarafından uydurulmuÅŸ deÄŸildir. O, kendinden öncekini tasdiki ve Kitap’ın detaylandırılmasıdır. Allah onların yaptıklarını iyice bilmektedir.

38-Yoksa onu “uydurdu” mu diyorlar! De ki, “EÄŸer doÄŸru sözlüler iseniz Allah dışında, elinizin yettiklerini de çağırın da onun benzeri bir sure ortaya çıkarın.”

39-Hayır, düÅŸündükleri gibi deÄŸil. Onlar, ilmini kuÅŸatamadıkları ve yorumu kendilerine hiç gelmemiÅŸ bir ÅŸeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamıştı. Bak da gör nasıl olmuÅŸtur zalimlerin sonu!

40-İçlerinden buna inanacak var, inanmayacak var. Bozguncuları Rabbin daha iyi bilir.

41-Seni yalanladılarsa ÅŸöyle söyle: “Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım.”

42-İçlerinde sana kulak veren de vardır. Peki, sağırlara sen mi iÅŸittireceksin? Hele bir de akıllarını kullanmıyorlarsa!

43-Onlardan sana bakanlar da vardır. Peki, körlere sen mi kılavuzluk edeceksin? Hele kalp gözleriyle de görmüyorlarsa!

44-Allah, insanlara hiçbir ÅŸekilde zulmetmez. Ama insanlar öz benliklerine zulmediyorlar.

45-Onları huzuruna toplayacağı gün, gündüzün bir saatinden baÅŸka, dünyada durmamış gibidirler. Allah’a kavuÅŸmayı yalanlayıp da doÄŸru yolu tutmamış bulunanlar, hüsrana uÄŸramışlardır.

46-Onlara vaat ettiÄŸimizin bazısını sana göstersek de seni vefat ettirsek de dönüÅŸleri bizedir. Sonunda Allah, iÅŸlemiÅŸ olduklarına tanıklık edecektir.

47-Her ümmet için bir resul öngörülmüÅŸtür. Resulleri gelince, aralarında adaletle hüküm verilir. Hiçbir zulme uÄŸratılmazlar.

48-Diyorlar ki “DoÄŸru sözlülerseniz bu vaat ne zaman?”

49-De ki: “Ben kendime bile Allah’ın istediÄŸi dışında bir zarar verme yahut yarar saÄŸlama gücünde deÄŸilim. Her ümmetin bir eceli var. Ecelleri geldiÄŸinde bir saat geri de kalamazlar, ileri de gidemezler.”

50-Åžöyle söyle: “Diyelim O’nun azabı size gündüzün veya geceleyin gelecektir. Suçlular bunlardan hangisini aceleyle ister?”

51-O azap başınıza patladıktan sonra mı iman ettiniz! Şimdi mi? Hani onu aceleden isteyip duruyordunuz?

52-Sonra, zulmedenlere ÅŸöyle denecek: SonsuzluÄŸun azabını/sonsuz azabı tadın. Kazandığınız ÅŸeyler dışında bir ÅŸeyle cezalandırılmayacaksınız.”

53-Soruyorlar sana: “DoÄŸru mu bu?” De ki: “Evet! Rabbime yemin ederim, o doÄŸrunun ta kendisidir. Ve siz ondan yakayı kurtaramayacaksınız.”

54-ZulmetmiÅŸ her benlik, yeryüzündekiler kendisinin olsa, kurtulmak için tümünü fidye verecektir. Azabı gördüklerinde piÅŸmanlığı ta içlerinde duyarlar. Aralarında adaletle hükmedilmiÅŸtir. Asla zulme uÄŸratılmazlar.

55-Gözünüzü açın, göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Gözünüzü açın Allah’ın vaadi haktır. Ama onların çokları bilmiyorlar.

56-O hayat verir, O öldürür. O’na döndürüleceksiniz.

57-Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öÄŸüt, gönüller derdine bir ÅŸifa, inananlara bir kılavuz ve bir rahmet geldi.

58-De ki: “Allah’ın lütfuyla, O’nun rahmetiyle, sadece onunla sevinip ferahlasınlar. O, onların toplayıp yığdıklarından hayırlıdır.”

59-De ki: “Ne oldu size de Allah’ın size rızık olarak indirdiÄŸi ÅŸeylerden bir haram yaptınız bir de helal?” De ki: “Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı atıyorsunuz?”

60-Yalanı Allah’a yakıştıranlar, kıyamet günü hakkında ne düÅŸünüyorlar? Allah, insanlara karşı elbette lütuf sahibidir, fakat onların çokları ÅŸükretmiyorlar.”

61-Bir iÅŸ ve oluÅŸta bulunsan, Kur’an’dan bir ÅŸey okusan; Herhangi bir iÅŸ yapsanız, siz ona dalıp gitmiÅŸken biz üstünüzde mutlaka tanıklarız. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir ÅŸey, ondan daha küçüÄŸü de daha büyüÄŸü de Rabbinden uzakta/gizli kalmaz; tümü apaçık bir Kitap’tadır.

62-Gözünüzü açın! Allah’ın velileri için hiçbir korku yoktur. Tasaya da düÅŸmez onlar.

63-Onlar inanmış, takvaya da sarılmışlardır.

64-Dünya hayatında da âhirette de de müjde vardır onlara. Allah’ın kelimeleri deÄŸiÅŸmez. İşte budur o büyük kurtuluÅŸ.

65-Onların sözü seni üzmesin. Tüm onur ve kudret Allah’ındır. O her ÅŸeyi iÅŸitir, her ÅŸeyi bilir. 

66-Gözünüzü açın! Göklerde kim var yerde kim varsa Allah’ındır. Allah’ı bırakıp da baÅŸka ÅŸeylere yalvaranlar, ortak koÅŸtuklarına uymuyorlar/Allah’ın yanında ortaklara yalvaranlar neyin ardı sıra gidiyorlar? Onlar sadece sanıya uyuyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar.

67-O, odur ki, içinde durup dinlenesiniz diye sizin için geceye vücut verdi, gündüzü de aydınlık kıldı. Hiç kuÅŸkusuz bunda, dinleyecek bir topluluk için ibretler vardır.

68-“Allah çocuk edindi.” Dediler. HâÅŸâ! Allah bundan arınmıştır. O GanÎ’dir, hiç bir ÅŸeye muhtaç olmaz. Göklerdekiler de yerdekiler de O’nundur. Elinizde, söylediÄŸinize iliÅŸkin hiçbir kanıt yok. Allah hakkında bilmediÄŸiniz ÅŸeyi mi söylüyorsunuz?

69-De ki: “Allah hakkında yalan düzüp iftira edenler iflah etmeyeceklerdir.”

70-Dünyada biraz nimetlenme, ardından dönüÅŸleri bize. Sonra biz, inkâr ettiklerinden ötürü ÅŸiddetli azabı onlara tattıracağız. 

71-Onlara Nûh’un haberini de oku. Hani toplumuna ÅŸöyle demiÅŸti: “EÄŸer benim konumum ve Allah’ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa artık ben, Allah’a dayandım. Siz de ortaklarınızla bir araya gelip iÅŸinize bakın. Yapacağınız ÅŸey size bir kaygı da vermesin, hükmünüzü bana uygulayın. Ve bana fırsat da vermeyin.”

72-“Yüz çevirdiyseniz çevirin. Ben sizden bir ücret istemedim. Benim ücretim Allah’tan gelecektir. Bana, Müslümanlardan olmam emredildi.”

73-Bunun üzerine onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık, onları yöneticiler yaptık; ayetlerimizi yalanlayanları da batırıp boÄŸduk. Bak da gör, önceden uyarılanların sonu nice oluyor!

74-Nûh’un ardından birçok resulleri daha toplumlarına gönderdik. Onlara açık-seçik kanıtlar getirdiler. Ama onlar daha önceden yalanladıkları ÅŸeye bir türlü inanmadılar. Azgınlığa sapanların kalplerini biz, iÅŸte böyle mühürleriz. 

75-Onların ardından da Mûsa ile Hârun’u ayetlerimiz eÅŸliÄŸinde Firavun ve kurmaylarına gönderdik. Kibre saptılar ve günahkâr bir topluluk oldular.

76-Gerçek, katımızdan onlara geldiÄŸinde ÅŸöyle demiÅŸlerdi: “Hiç kuÅŸkusuz bu, apaçık bir büyüdür.”

77-Mûsa dedi ki: “Gerçek size ulaÅŸtığında böyle mi konuÅŸuyorsunuz? Büyü müdür bu? Büyücülerin kurtuluÅŸu yoktur.”

78-Dediler ki: “Sen bize, atalarımızı üzerinde bulduÄŸumuz ÅŸeyden bizi çeviresin de bu toprakta devlet ve ululuk ikinizin olsun diye mi geldin? Biz ikinize de inanmıyoruz.”

79-Firavun seslendi: “Tüm bilgin büyücüleri huzuruma getirin.”

80-Büyücüler gelince, Musa onlara ÅŸöyle dedi: “Ortaya koyma gücünde olduÄŸunuz ÅŸeyleri sergileyin.”

81-Onlar hünerlerini ortaya koyunca Mûsa dedi ki: “SergilediÄŸiniz ÅŸey büyüdür. Allah onu mutlaka hükümsüz kılacaktır. Çünkü Allah, bozguncuların iÅŸini düzgün yürütmez.”

82-“Ve günahkârlar hoÅŸ görmese de Allah, gerçeÄŸi kelimeleriyle ortaya çıkarıp kanıtlayacaktır. 

83-Firavun ve kodamanlarının kendilerine kötülük etmelerinden korktukları için, kavmi arasından bir gençlik grubu dışında hiç kimse Mûsa’ya inanmadı. Çünkü Firavun, o toprakta gerçekten çok üstündü ve gerçekten sınır tanımaz azgınlardan biriydi.

84-Mûsa dedi ki: “Ey toplumum! EÄŸer Allah’a inandınızsa gerçekten Müslümansanız, yalnız Allah’a dayanıp güvenin.”

85-Åžöyle yakardılar: ”Yalnız Allah’a dayandık. Rabbimiz! Bizleri, zulmedenler toplumu için bir imtihan aracı yapma.”

86-“O küfre sapmış toplumdan rahmetinle bizi kurtar.”

87-Mûsa’ya ve kardeÅŸine ÅŸunu vahyettik: Kavminiz için kendilerini yerleÅŸtirmek üzere Mısır’da evler hazırlayın. Evlerinizi kıble yapın/karşılıklı yapın ve namaz kılın İnananlara müjde ver. 

88-Mûsa ÅŸöyle dedi: “Rabbimiz! Sen, Firavun ve kodamanlarına ÅŸu geçici hayatta debdebe verdin, mallar verdin. Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz! Onların mallarını sil-süpür, kalplerini ÅŸiddetle sık ki, acıklı azabı görünceye kadar inanmasınlar.”

89-Allah cevap verdi: “İkinizin duası kabul edildi. DoÄŸruluktan ÅŸaÅŸmayın. İlimden nasipsizlerin yolunu izlemeyin.

90-Ve İsrailoÄŸullarını denizden geçirdik. Firavun ve ordusu azgınlık ve düÅŸmanlıkla onları izlemekteydi Nihayet boÄŸulma ümüÄŸüne çökünce ÅŸöyle dedi: “İman ettim. İsrailoÄŸullarının inandığı dışında ilah yok. Ben de O’na teslim olanlardanım.

91-“Åžimdi mi? Daha önce isyan etmiÅŸ, bozgunculardan olmuÅŸtun.”

92-Bugün senin bedenini kurtaracağız ki, arkandan gelenlere bir ibret olasın. Ama insanların çoÄŸu bizim ayetlerimizden gerçekten habersiz bulunuyor.

93-Andolsun, biz İsrailoÄŸullarını çok güzel bir yurda yerleÅŸtirdik ve kendilerine temiz yiyeceklerden bir rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar ihtilafa düÅŸmediler. Hiç kuÅŸkusuz Rabbin, tartışmakta oldukları ÅŸey hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

94-Åžayet sen, sana indirdiÄŸimizden kuÅŸkulanmakta isen, senden önce Kitap’ı okuyanlara sor. Andolsun hak sana Rabbinden gelmiÅŸtir. O halde sakın kuÅŸkulananlardan olma. 

95-Ve sakın ayetlerimizi yalanlayanlardan olma, yoksa hüsrana düÅŸenlerden olursun.

96-Aleyhlerine Rabbinin kelimesi hak olanlar iman etmezler.

97-Tüm ayetler onlara gelse bile. Ta, o korkunç azabı görünceye kadar…

98-Birkent inansa da imanı kendisine yarar saÄŸlasa ya! Yûnus’un kavmi müstesna. Onlar inanınca, dünya hayatında rezillik azabını üstlerinden kaldırmış ve kendilerini belirli bir süreye kadar nimetlendirmiÅŸtik.

99-EÄŸer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederlerdi. Hal böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın?

100-Allah’ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliÄŸi, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.

101-De ki. “Göklerde ve yerde neler var/neler oluyor, bir bakın! “O ayetler ve uyarılar iman etmeyen bir toplumun hiçbir iÅŸine yaramaz.”

102-Onlar, sırf kendilerinden önce gelip geçenlerin günleri gibisini bekliyorlar. De ki: “Bekleyin. Sizinle beraber ben de bekleyenlerdenim.”

103-Sonunda biz, resullerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte böyledir. Üzerimize bir borç olarak, inananları kurtarırız.  

104-De ki: “Ey insanlar, benim dinimden kuÅŸkuda iseniz, ben sizin Allah dışındaki kulluk ettiklerinize kulluk etmeyeceÄŸim. Tam aksine ben, sizin canınızı alacak olan Allah’a kulluk edeceÄŸim. Bana mümin olanlardan olmam emredildi.”

105-Åžu da emredildi: “Yüzünü, bir hanîf olarak dine çevir. Sakın müÅŸriklerden olma.”

106-“Allah’ı bırakıp da sana yarar saÄŸlamayacak ve zarar veremeyecek ÅŸeylere yakarma. EÄŸer bunu yaparsan mutlaka müÅŸriklerden oluÅŸun.”

107-Allah sana bir zarar dokundurursa, onu kaldıracak olan baÅŸkası deÄŸil, yine O’dur. O sana bir hayır dilerse, O’nun lütfunu reddedecek yoktur. Kullarından dilediÄŸini nasiplendirir, Gafûr’dur O, Rahîm’dir.

108-De ki: “Ey insanlar! Åžu bir gerçek ki hak size Rabbinizden gelmiÅŸtir Artık doÄŸruya yönelen kendi benliÄŸi için yönelir; sapan da kendi benliÄŸi aleyhine sapar. Ben sizin üzerinize vekil deÄŸilim.”

109-Sana vahyedilene uy ve Allah hüküm verinceye kadar sabret. O, hâkimlerin en hayırlısıdır. 

 

Paylaşım:

 

Ayetler (1-6): Daha önce de deÄŸinildiÄŸi gibi yine ÅŸifreleme var. Bahsedilen Kitap “Katımızdaki Kitap” olmalı diye düÅŸünürüm. BeÅŸer zayıftır ve bencildir. O yüzden kendi içinden çıkan birisini Yaratıcının elçisi olarak kabul etmesi kolay deÄŸildir. Zaten ilahi mesajı ileten kitapların mesajını hiç olmazsa hissedebilmek belli bir tekâmülü tamamlamış olanlar için mümkün olabilir. Bu konu Kur’an’da, biraz deÄŸiÅŸik bir ifade ile “Allah’ın izin verdikleri” iman edebilir ÅŸeklinde anlatılmıştır. Bu konu mesela İncil’de İsa’nın “ben kayıp koyunları bulmaya geldim” sözleri ile anlatılmaya çalışılmış gibi görünüyor. 

​

   Üçüncü ayette geçen “ÅŸefaatçı” terimi üzerinde düÅŸünülmesi gerekir. Özellikle Zümer suresi-(43,44) ayetler göz önüne alındığında, namaz kılanların Muhammed’den ÅŸefaat dilemesi acaba doÄŸru mudur? Bu ayette alemlerin yönetiminin ArÅŸ boyutundan yürütüldüÄŸünü ve Alemlerin Rabbi’nin ise ArÅŸ’ın üstünden tüm yaratılış üzerinde hakim olduÄŸunu hissedebiliyoruz. 

​

   Dördüncü ayetteki “yarattıklarını varlık alanına ardarda çıkarır” ifadesi, eÄŸitim için dünya okulunda tekrar tekrar bedenlenmeye iÅŸaret deÄŸil midir? Ancak böylece varlık gerekli tekâmülü yaparak O’na dönebilir. Bunun için de arınma gerekli olup, sadece tekâmülle saÄŸlanabilir.

 

Ayetler(7-19): Dünya hayatının maddesine baÄŸlananların sonucu cezalandırılmadır. İman edip barışa yönelik iÅŸ yapanlar ise, ilginçtir, doÄŸruya ve güzele yönlendiriliyorlar. Demek ki güzelin de güzeli var. Ödüllendirme sadece kiÅŸinin davranışlarına baÄŸlıdır; ÅŸekle ve vakte baÄŸlı ritüellere deÄŸil. Dahası onlar gerçeÄŸin farkına varabildikleri için yaratılmış âlemlerde övgülerin tamamının Allah’a özgü olduÄŸunun bilincindedirler. BeÅŸer acelecidir; fakat gücün sahibi ve planın uygulayıcıları olan Biz görevlileri sabırlıdır. Toplumlar kendilerine elçi gönderildiÄŸi halde isyana devam ederlerse ancak toplu cezalandırılmanın var olduÄŸu görülüyor. Yok edilen toplumların yerine baÅŸka toplumlar getirilerek bu sefer onların denenmesi baÅŸlamış.

​

   Ayet-19 dünya toplumunun tek bir inanca sahip olduÄŸunu ve fakat zamanla aralarındaki fikir ayrılıkları yüzünden ayrıştıklarını, ancak toplu bir cezalandırılmanın olmadığını anlatıyor. Günümüzde durum aynıdır. Hatta aynı kitap bağımlıları bile ayrışmıştır. Bu çerçevede bakıldığında ülkemizde görülen; oluÅŸan mezhepler ve tarikatlar Kur’an’ın özüne terstir. Çünkü Kur’an ayrışmayı- ötekileÅŸtirmeyi kabul etmez. Bu konuda Åžura suresi ayet-13, konuyu kesin olarak aydınlatmıştır:    

​

Åžura-13 Sizin için, dinden Nuh’a önerdiÄŸini, sana vahyettiÄŸini, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya önerdiÄŸimizi ÅŸöyle diyerek kanunlaÅŸtırdı: “Dini dosdoÄŸru tutun; onda bölünüp fırkalara ayrılmayın.”  Onları çağırdığın bu tutum, ÅŸirke bulaÅŸanlara çok ağır gelmiÅŸtir. Allah dilediÄŸini kendisi için seçer ve hakka yönelenleri kendisine iletir. 

 

Ayetler(20-36): BeÅŸer rahata eriÅŸtiÄŸinde Hak tebliÄŸe karşı tuzak kurmuÅŸtur ve devam edecektir. “Tuzak kurma bakımından Allah daha hızlıdır” ifadesi dönemin inkârcılarını korkutmak için kullanılmış olduÄŸunu düÅŸünürüm. Allah’ın tuzak kurma ile iÅŸi olacağını sanmam. Ancak oluÅŸturulan sistem etki-tepki prensibi ile çalışır ve bunun gözeticisinin ise Biz görevlileri olduÄŸunu sanıyorum. BeÅŸerin düÅŸünceleri bile kayıt altında olup biyolojik ölüm sonrası özümüz bütün yaptıklarından haberdar olacaktır. Ruhun, yaptığı yanlışları görünce çektiÄŸi vicdan azabı, bedenin ateÅŸte yanmasından farklı mıdır?

​

   BeÅŸer dünya okuluna gelir ve gider. Arada ise dünya iÅŸleri ile uÄŸraşır, maddesini tatmin eder ve bu arada beÅŸeri sisteme göre mülk edinir. Fakat bilmez ki mülkün esas sahibi baÅŸkadır. BeÅŸer kendi nefesine bile sahip deÄŸilken dünya varlığına nasıl sahip olabilir ki? DiÄŸer taraftan bu dünya hayatında güzellik sergileyenler, hem bu dünyada hem de ahirette güzelliklerle ödüllendiriliyormuÅŸ.

​

  Ayet-31 de geçen “ölüden diri çıkarmak ve diriden ölü çıkarmak” ifadesi tekâmül gereÄŸi dünyada tekrar bedenlenmeye iÅŸaret olabildiÄŸi gibi tek bir ömür esnasında ruhsal geliÅŸmenin belirtisi de olabilir. Çünkü tekâmül sonsuzdur. KiÅŸinin farkındalığı arttıkça her seferinde eski durumu ölüm, yeni durumu ise dirilme olarak ele alabiliriz.

​

   Dünya hayatında beÅŸer genellikle bir aldanış içindedir. GerçeÄŸin farkında deÄŸildir. Sanıyla davranır.  

 

Ayetler(37-43): Kur’an Âlemlerin Rabbi’ndendir ve aslında daha önce aynı merkezden gönderilmiÅŸ olanları doÄŸrular ve belki bazı konularda Ana Kitap’ın detaylandırılmasıdır. Daha önceki kavimlerden olup mesajı yalanlayanların sonu acı olmuÅŸtur. Kur’an’ı dinleyenler arasında ona inanacaklar olduÄŸu gibi inkâr edenler de vardır. Kur’an bu çeliÅŸkiyi, inkârcıların kulaklarının sağır ve kalp gözlerinin kör olduÄŸu ÅŸeklinde açıklamış. O dönem için bu yeterli ama kapalı bir anlatımdır. Günümüzde bu konunun, kiÅŸinin tekâmülü ve dünyadaki planı ile ilgili olduÄŸu ÅŸeklinde anlayabiliriz.

 

Ayetler(44-49): Ayet-44, aslında yukarıda açıklanmaya çalışılan bir gerçek olan Allah’ın beÅŸere asla zulmetmeyeceÄŸi gerçeÄŸini vurgular. Bu gerçek Muhammed’e hitap eden ve özünde herkese yönelmiÅŸ olup aÅŸağıda sunulan ayette en açık ÅŸekilde ifade edilmiÅŸtir:

​

 Nisa Suresi-79 İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah’tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaÅŸan ÅŸeyse kendi nefsindendir

​

   GörüldüÄŸü kadarıyla her topluma bir elçi gönderilmiÅŸ. Ancak ondan sonra o toplum hakkında gerekirse bir ceza uygulanmış. Tolumların ödüllendirilmesi veya cezalandırılmasının da İlahi sistemin planına göre ÅŸekillendiÄŸi görülüyor. Tanrı elçisi olan Muhammed’in de aynı sistem içerisinde olduÄŸunu görüyoruz. Ayet-49 ise her toplumun bir sonu olduÄŸunu anlatıyor. Tarih aynı ÅŸeyi anlatmıyor mu? 

 

Ayetler(50-60): Ayetleri inkâr edenlerin görecekleri cezanın sadece yaptıklarının karşılığı olacağı anlatılmış. Yaratılmışların sahibi aynı zamanda hüküm sahibidir. Ayetler beÅŸere bu gerçeÄŸi ısrarla hatırlatıyor. Fakat beÅŸer zannıyla hareket etmeyi tercih eder, kendince kurallar koyar. Kur’an’ın ayetleri herkese yönelmiÅŸtir, ancak sadece inananlar gerekli öÄŸüdü alabilirler ki bu durum kiÅŸinin tekâmülü ve hayat planı ile baÄŸlantılıdır.

 

Ayetler(61-70): Yaratılmış her zerrenin birbiriyle baÄŸlantılı olduÄŸunu ve her zerre hakkında anlık bilginin bir merkezde toplandığını düÅŸünürüm. Allah’ın dostları için hem bu dünyada hem de âhirette müjdeler varmış. Bahsedilen müjdelerin maddi olmadığını düÅŸünmek isterim.

   Allah’ın çocuÄŸu olduÄŸu, meleklerin diÅŸi olduÄŸu gibi iddialar tümüyle beÅŸeri sanıya dayanır ve yalandır. Ayetleri inkâr edenlerin beÅŸeri ölüm sonunda gidecekleri konum, Biz tarafından cezalandırılacakları yerdir ki orası da aslında bir eÄŸitim yeridir.  

 

Ayetler(71-74): Nûh ve toplumu hakkındaki ayetler Nûh’un tebliÄŸini kabul etmeyen toplumunun yok edilmesi, Nûh’la beraber gemide olanların kurtarılmaları ve onların yöneticiler yapılmaları anlatılıyor. Burada Nûh tufanının yöresel olduÄŸu iÅŸaretini görüyoruz. Gemidekiler yöneticiler yapılmışsa çıktıkları bölgede ve çevresinde baÅŸka topluluklar olmalıdır. Nûh’tan sonra gönderilen pek çok elçi de toplumları tarafından yalanlanmışlar. Son ayette “azgınlık yapanların kalplerinin mühürlendiÄŸi” ifadesi var. Kalbi mühürlenmiÅŸ kiÅŸinin mesajı anlaması hiçbir ÅŸekilde mümkün deÄŸildir. TebliÄŸi anlayamayacak tekâmüle ulaÅŸmamışların kalplerinin özellikle ve bir ceza olarak mühürlenmesi söz konusu olmamalıdır. Muhtemeldir ki bu kiÅŸiler yeterli tekâmüle ulaÅŸtıkları halde inkâr etmeleri yüzünden ceza olarak kalpleri mühürlenmiÅŸ olabilir.

 

Ayetler(75-93): Ayetler Mûsa ile Firavun ve yardımcıları arasındaki mücadeleyi yansıtıyor. Daha önce baÅŸka surelerde konu incelendiÄŸi için burada tekrarlanmayacaktır. Sadece birkaç ayet ele alınacaktır. Ayet -83; Mûsa’ya bir gençlik grubu dışında hiç kimsenin inanmadığını söyler. Çünkü yaşı ilerlemiÅŸ olanlar genellikle yeniliklere kapalıdır. Fakat gençler açıktır. Bu konu Atatürk’ün cumhuriyeti Türk gençliÄŸine emanet etmesi ile paralel deÄŸil midir? Ayet-89 da görülen “Allah” kelimesi Kur’an’ın Arapça orijinalinde yoktur. Ayet-93 te İsrailoÄŸulları’nın güzel bir beldeye yerleÅŸtirildikleri ve Mûsa’nın vefatından sonraki dönemde tebliÄŸin yorumlanmasında ayrılığa düÅŸtükleri ve bu konunun diriliÅŸ döneminde kendilerine açıklanacağı anlatılıyor. Yorumda ayrılık mezhepleÅŸmeye sebep olmuÅŸtur. Her inanç sisteminde görülen bu ayrışma sonunda ötekileÅŸtirmeyi getirmiÅŸtir ve fakat öÄŸretinin aslına aykırıdır. ÖÄŸretinin hedefi tek inanç sistemini yerleÅŸtirmektir. Kim bilir gelecekte, belki…

 

Ayetler(94-109): Bu bölümde Muhammed’e, kendine vahyedilene uyması, içtenlikle yüzünü dine çevirmesi önerilirken sadece Allah’ın izin verdiklerinin iman edeceÄŸi hatırlatılmış. İman etmeyen toplumlar hakkında geçmiÅŸe yönelik örnekler verilirken hem Muhammed rahatlatılmaya çalışılmış hem de inanmayanlara bir uyarı yapılmış. Ayet100; düÅŸünülmesi gereken bilgi veriyor. Tekâmülü yetersiz olanın ayetleri anlayabilmesi ve iman etmesi mümkün deÄŸildir. Burada ÅŸunu da hatırlamamız gerekir. Vakte ve ÅŸekle baÄŸlı ritüelleri yerine getiren bir kiÅŸinin imanı yeterli midir? Sorunun cevabı; hayırdır. Böyle bir iman hakkında Kur’an ne diyor?   

​

Hucurât suresi-49 Bedeviler: “İman ettik .” dediler. De ki: “Siz iman etmediniz. Ancak Müslüman olduk deyin. İman sizin kalplerinize girmemiÅŸtir.…”

​

   Demek ki imanın dereceleri vardır. Arzu edilen herhalde imanın kalbe girmesidir. He ÅŸeyin sonsuz olduÄŸunu düÅŸünürsek imanın da sonsuzluÄŸunu kabul etmeliyiz. Varlık iman yolunda ilerledikçe kim bilir nelere muhatap olacaktır?

HÛD SURESİ

 

1-Elif, Lâm, Râ. Bir kitaptır ki bu, ayetleri önce muhkem kılınmış, sonra detaylandırılıp açıklanmış. Hakîm ve Habîr kudrettendir o.

2-BaÅŸkasına deÄŸil, yalnız Allah’a kulluk edin. KuÅŸkusuz ben size O’ndan gelen bir uyarıcı ve müjdeciyim.

3-Af dileyin Rabbinizden; sonra da tövbe ile O’na yönelin ki, belirlenmiÅŸ bir süreye kadar sizi güzel bir nimetle nimetlendirsin ve her farklı derece sahibine hak ettiÄŸi ödülü versin. EÄŸer yüz çevirirseniz, o takdirde sizi büyük bir günün azabından korkuturum.

4-Yalnız Allah’adır dönüÅŸünüz. Ve O, her ÅŸeye Kadîr’dir.

5-Dikkatle bakın! Onlar O’ndan gizlenmek için göÄŸüslerini bükerler. Dikkat edin! Onlar örtülerine büründükleri zaman da O, onların neyi gizlemekte olduklarını ve neyi açığa vurduklarını bilmektedir. Çünkü O, göÄŸüslerin içini çok iyi bilir.

6-Yerde hiçbir debelenen yoktur ki, rızkı Allah’ın üzerinde olmasın. O, onun karar kıldığı noktayı da bilir, emanet edildiÄŸi yeri de. He ÅŸey apaçık bir Kitap’tadır.

7-O, odur ki, gökler ve yeri altı günde yaratmıştır. O’nun arşı da su üzerinde idi. Böyle yapması, iÅŸ ve davranış yönünden hanginizin daha güzel olduÄŸunu belirlemek için sizi denemeye yöneliktir. Sen, “kuÅŸkusuz, sizler ölümden sonra diriltileceksiniz” dediÄŸinde, küfre batanlar hemen ve kesinlikle ÅŸöyle derler: “Bu apaçık bir büyüden baÅŸka ÅŸey deÄŸildir.”

8-Ve eÄŸer onlardan azabı, belirlenmiÅŸ bir süreye kadar ertelesek, mutlaka ÅŸöyle diyeceklerdir: ”Onu erteleyen de ne?” Gözünüzü açın, azap onlara geldiÄŸi gün, kendilerinden geri çevrilecek deÄŸildir. Ve alay edip durdukları ÅŸey, kendilerini sarmış olacaktır.” 

9-İnsana bir rahmet tattırıp sonra da onu ondan çekip alsak, insan elbette çok ümitsiz, çok nankör bir hale düÅŸer.

10-Ve eÄŸer ona, kendisine gelip çatan bir zorluk ve kederden sonra bolluk ve nimet tattırsak, hiç kuÅŸkusuz ÅŸöyle diyecektir: “Tüm sıkıntı ve kötülükler benden uzaklaÅŸmıştır.” Bu durumda o, bir sevinç şımarığı, bir kendini beÄŸenmiÅŸ olur.

11-Sabredip barışçıl amel sergileyenler böyle yapmazlar. Bunlar kendileri için bir yarlığama ve büyük bir ödül öngörülen kiÅŸilerdir.

12-Belkide sen; onlar, “ona bir hazine indirilseydi, yahut beraberinde bir melek gelseydi ya” diyorlar diye göÄŸsün sıkışıp daralarak, sana vahyedilmekte olanın bir kısmını terk etmeye kalkarsın. Gerçek olan ÅŸu ki, sen sadece bir uyarıcısın. Allah ise her ÅŸey üzerinde bir vekildir.

13-Yoksa, “onu uydurdu” mu diyorlar! De ki: “Öyleyse hadi, onun benzeri on sure de siz getirin; eÄŸer doÄŸru sözlüler iseniz, Allah’tan baÅŸka çağırabildiklerinizi de çağırın.”

14-EÄŸer size cevap veremedilerse artık bilin ki o, ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiÅŸtir. Ve ondan baÅŸka da ilah yoktur. Artık Müslüman oluyor musunuz?

15-Her kim iÄŸreti hayatı ve onun süsünü isterse böylelerinin yapıp ettiklerinin karşılığını kendilerine bu hayatta tam olarak veririz. Onlar dünyada hiçbir eksiltmeye uÄŸratılmazlar.

16-Öyleleridir ki bunlar, âhirette kendileri için ateÅŸten baÅŸkası yoktur. Sanayi olarak ürettikleri orada iÅŸe yaramaz olmuÅŸtur. Yapıp ettikleri de bâtıl hale gelmiÅŸtir.

17-Böyleleri ÅŸu kimse gibi olur mu: Rabbinden bir beyyine üzerinedir, O’ndan bir tanık da kendisini izler. Tanıktan önce de bir kılavuz ve rahmet olarak Mûsa’nın kitabı var. Onlar ona inanırlar. Hiziplerden onu inkâr edenin varış yeri ateÅŸtir. Ondan asla kuÅŸkuya düÅŸme; o Rabbinden bir haktır ama insanların çokları inanmıyorlar.

18-Yalan düzerek Allah’a iftira edenden daha zalim kim var? Onlar Rablerine arz ed ilecekler. Tanıklar diyecekler ki: “İşte bunlardır Rableri hakkında yalan uyduranlar.” Herkes duysun ki, Allah’ın laneti zalimler üstünedir.

19-O zalimler ki, Allah’ın yolundan alıkoyar, o yolu yamultmak isterler. Onlar, evet onlar âhireti de inkâr ederler. 

20-Bunlar yeryüzünde kimseyi âciz bırakamazlar, Allah’tan baÅŸka hiçbir dostları da yoktur. Onlara azap kat kat verilecektir. Hem iÅŸitmeye güçleri yetmiyordu hem de göremiyorlardı.

21-İşte bunlardır öz benliklerini hüsrana uÄŸratan. İftira için kullandıkları ÅŸeyler de kendilerini bırakıp kaybolmuÅŸtur.

22-Hiç kuÅŸku yok ki bunlar, âhirette de hüsranın en beterine uÄŸrayanlar olacaklardır.

23-İman edip barışa yönelik iÅŸler yaparak Rablerine içten bir baÄŸlılıkla boyun eÄŸenlere gelince, onlar cennet halkıdırlar. Sürekli kalacaklardır orada.

24-Bu iki topluluÄŸun durumu körle sağır, görenle iÅŸiten farkına benzer. Örnek olarak bu ikisi bir olur mu? Hâlâ düÅŸünüp taşınmıyor musunuz?

25-Andolsun biz Nûh’u da toplumuna resul olarak göndermiÅŸtik. “Ben sizin için açık bir uyarıcıyım.”

26-“Allah’tan baÅŸkasına kulluk etmeyin. Korkunç bir günün azabına uÄŸramanızdan korkuyorum.” DemiÅŸti de,

27-Toplumun küfre sapanlarından bir grup kodaman ÅŸöyle konuÅŸmuÅŸtu: Bize göre sen, bizim gibi bir insandan baÅŸkası deÄŸilsin. Bakıyoruz sana, ayak takımımızın basit görüÅŸlü insanlarından baÅŸkası ardına düÅŸmüyor. Sizin bize hiçbir üstünlüÄŸünüzün olduÄŸuna da inanmıyoruz. Aksine, sizi yalancılar sayıyoruz.”

28-Nûh dedi ki: “Ey toplumum! Bir düÅŸünün! Ya ben Rabbimden gelen bir beyyine üzerindeysem; katından bana bir rahmet vermiÅŸ de o rahmet sizin gözlerinizden saklanmışsa! Siz ona tiksintiyle bakarken, biz sizi ona zorla mı ulaÅŸtıracağız?”

29-“Hem ben sizden buna karşı bir mal da istemiyorum. Benim ücretim Allah’tandır. Ama ben iman edenleri paylayıp kovamam. Çünkü onlar Rablerine varacaklar. Ama sizin cehalete batmış bir toplum olduÄŸunuzu görüyorum.”

30-“Ey toplumum! EÄŸer ben onları paylayıp kovarsam, Allah’a karşı bana kim yardım edebilir? Hâlâ düÅŸünmüyor musunuz?”

31-“Ben size demiyorum ki, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır. Ben gaybı bilmem. Ben bir meleÄŸim de demiyorum. Ama gözlerinizin horlayarak baktığı kiÅŸiler için, ‘Allah bunlara bir hayır vermeyecek’ diyemem Onların benliklerinde neyin saklı olduÄŸunu Allah daha iyi bilir. BaÅŸka türlü davranırsam kesinlikle zalimlerden olurum.”

32-Dediler ki: “Ey Nûh! Sen bizimle uÄŸraÅŸtın, mücadelede çok da ileri gittin. EÄŸer doÄŸru sözlülerden isen bizi tehdit ettiÄŸin ÅŸeyi ortaya getir.”

33-Nûh dedi: “Onu size dilediÄŸi takdirde ancak Allah getirir, siz de hiçbir engel çıkaramazsınız.” 

34-“EÄŸer Allah sizi azdırmak istiyorsa, ben size öÄŸüt vermeyi gaye edinsem de öÄŸüdüm size hiçbir yarar saÄŸlamaz. O’dur sizin Rabbiniz ve O’na döndürüleceksiniz.”

35-Yoksa, “onu kendisi uydurdu mu diyorlar. De ki: “EÄŸer onu uydurmuÅŸsam iÅŸlediÄŸim suç benim aleyhimedir. Ama ben, sizin iÅŸlemekte olduÄŸunuz suçlardan sorumlu deÄŸilim.”

36-Nûh’a ÅŸöyle vahyolundu: “Toplumundan, daha önce inanmış olanlar dışında hiç kimse iman etmeyecektir. Artık onların yaptıkları yüzünden tasalanıp durma.”

37-Vahyimize baÄŸlı olarak gözlerimizin önünde gemiyi yap. Ve zulmedenler hakkında benimle karşılıklı laf edip durma. Onlar mutlaka boÄŸulacaklardır.

38-Gemiyi yapıyordu. Toplumundan herhangi bir grup yanından geçtikçe onunla alay ediyorlardı. Dedi ki Nûh: “Bizimle alay ediyorsanız, biz de sizinle alay edeceÄŸiz. Tıpkı sizin eÄŸlendiÄŸiniz gibi.”

39-Rezil eden azabın kime geleceÄŸini, sürekli azabın kimin başına ineceÄŸini yakında bileceksiniz.

40-Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca ÅŸöyle seslendik: “Yükle içine her birinden ikiÅŸer çift ve aleyhinde hüküm verilen hariç olmak üzere aileni, bir de iman etmiÅŸ olanları.”  Ama Nûh’la birlikte çok az bir kısmı iman etmiÅŸti.

41-Nûh dedi: “Binin içine. Onun akıp gitmesi de demir atması da Allah’ın adıyladır. Benim Rabbim elbette ki Gafûr’dur, Rahîm’dir.”

42-Gemi onları, daÄŸlar gibi dalgalar üstünden yürütüp götürüyordu. Nûh onlardan ayrı bir yerde duran oÄŸluna seslendi: “OÄŸulcuÄŸum, bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma.”

43-OÄŸlu cevap verdi: “Bir daÄŸa sığınacağım, beni sudan korur.” Nûh dedi: ”Allah’ın merhamet ettiÄŸi dışında bugün hiç kimse için Allah’ın kararından kurtaracak yoktur.” Ve ikisi arasına dalga girdi de o boÄŸulanlar arasına katıldı.

44-Ve denildi: “Ey yer! Suyunu yut ve ey gök, sen de tut.” Ve su çekildi. İş bitirilmiÅŸti. Gemi, Cûdî üzerine oturdu ve haykırıldı: “O zalimler topluluÄŸu geri gelmez olsun.”

45-Bu arada Nûh, Rabbine yakardı da dedi ki: Rabbim oÄŸlum benim ailemdendi! Senin vaadin elbette haktır. Sen hâkimlerin hükmü en güzel verenisin.”

46-Allah buyurdu: “Ey Nûh! O, senin ailenden deÄŸildi. Yaptığı iyi olmayan bir iÅŸti. Hakkında bilgin olmayan ÅŸeyi benden isteme. Cahillerden olmaman hususunda seni uyarırım.”

47-Nûh dedi: “Rabbim! Hakkında bilgim olmayan ÅŸeyi senden istemekten sana sığınırım. EÄŸer beni affetmez, bana acımazsan hüsrana uÄŸrayanlardan olurum.”

48-Åžöylr denildi: “Ey Nûh! Sana ve seninle beraber olanlardan diÄŸer gruplara bizden bereketler ve bir selamla aÅŸağıya in. Bazı ümmetler de var, kendilerini önce nimetlendireceÄŸiz sonra bizden acıklı bir azap hepsini kucaklayacak.”

49-İşte bunlar, sana vahyetmekte olduÄŸumuz gayb haberlerindendir. Ne sen ne de toplumun bundan önce onları bilmiyordunuz. Artık sabırlı ol. Sonuç, takvaya sarılanlarındır.

50-Âd’a da kardeÅŸleri Hûd’u gönderdik. Dedi ki: ”Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan baÅŸka ilahınız yok. Siz sadece uydurmalara bel baÄŸlamışsınız.”

51-“Ey toplumum! Bu tebliÄŸime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan baÅŸkasına düÅŸmez. Hâlâ aklınızı çalıştırmayacak mısınız?”

52-“Ey toplumum! Rabbinizden af dileyin, sonra O’na yönelin ki üzerinize göÄŸü bol bol göndersin, kuvvetinize kuvvet katsın. Günahkârlar olup da Allah’tan yüz çevirmeyin.”

53-Dediler ki. “Ey Hûd! Bize hiçbir kanıt getirmedin. Senin sözünle ilahlarımızı terk edecek deÄŸiliz. Zaten biz sana inanmıyoruz.”

54-“Sadece ÅŸunu söylüyoruz: ‘İlahlarımızdan biri seni kötü çarpmış”. Hûd dedi: “Ben Allah’ı tanık tutuyorum, siz de tanık olun ki, ben sizin Allah’a ortak yaptıklarınızdan uzağım.”

55-“Allah dışındaki tanrılarınızdan uzağım. Hadi, hep birlikte bana tuzak kurun, bana hiç göz açtırmayın.”

56-“Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a dayanıp güvendim. Hiçbir canlı yoktur ki O, onu perçeminden yakalamış olmasın. Hiç kuÅŸkusuz, benim Rabbim dosdoÄŸru bir yol üzerindedir.”

57-“EÄŸer yüz çevirirseniz ben, bana gönderilen ÅŸeyi size tebliÄŸ etmiÅŸ bulunuyorum. Rabbim, yerinize baÅŸka bir topluluk getirir ve siz O’na hiçbir ÅŸekilde zarar veremezsiniz. KuÅŸkusuz, benim Rabbim her ÅŸey üzerinde bir Hafîz’dir; kollar, gözetir.”

58-Emrimiz gelince, Hûd’u ve onunla birlikte iman etmiÅŸ olanları bizden bir rahmetle kurtardık. Biz onları çok ağır bir azaptan kurtardık.

59-İşte buydu Âd. Rablerinin ayetlerine kafa tuttular, O’nun resullerine isyan ettiler. Ve her inatçı zorbanın emrine uydular.

60-Bu dünyada ve kıyamet gününde arkalarına lanet takıldı. Dikkat edin; Âd, Rablerine nankörlük etmiÅŸti. Dikkat edin, Hûd’un kavmi olan Âd geri gelmez oldu.

61-Semûd’a da kardeÅŸleri Sâlih’i gönderdik. Dedi ki. “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan baÅŸka ilahınız yok. Sizi topraktan oluÅŸturan ve size orada ömür geçirten O’dur. Artık O’ndan af dileyin, O’na dönün. Rabbim Karîb’dir, bize çok yakındır; Mucîb’dir, bize cevap verir.

62-Dediler ki: “Ey Salih! Sen bundan önce, aramızda aranan/ümit beslenen bir kiÅŸi idin. Åžimdi kalkmış, atalarımızın kulluk ettiklerine kulluk etmemizi  mi engelliyorsun? Gerçek ÅŸu ki biz, bizi çağırdığın ÅŸey hakkında kafaları karıştıran bir kuÅŸku içindeyiz.”

63-Dedi ki: Ey kavmim! Hiç düÅŸündünüz mü? Ya ben Rabbimden bir beyyine üzerindeysem, bana kendisinden bir rahmet sunmuÅŸsa! Bu durumda ben O’na isyan edersem, bana Allah’a karşı kim yardım eder? Sizin bana, yıkım ve hüsranı artırmak dışında bir katkınız olmaz.”

64-“Ey toplumum! İşte ÅŸu size, Allah’ın bir mucize olan devesi. Rahat bırakın onu. Allah’ın toprağında karnını doyursun. Bir kötülük dokundurmayın ona. Yoksa sizi çok yakın bir azap enseler.”

65-Ama deveyi yere yıkıp kestiler. Sâlih dedi ki: “Yurdunuzda üç gün daha nimetlenin. Bu, yalanlanamayacak bir tehdittir.”

66-Emrimiz gelince Sâlih’i ve onunla birlikte iman edenleri bizden bir rahmetle kurtardık. O günün rezilliÄŸinden kurtardık. Senin Rabbin, evet O, Kavî’dir, Azîz’dir. 

67-Zulme sapmış olanları o korkunç titreÅŸimli ses yakaladı da öz yurtlarında yere çökmüÅŸ hale geldiler.

68-Sanki hiç hayat sürmemiÅŸlerdi orada. Dikkat edin! Semûd kavmi, Rablerine nankörlük etmiÅŸti. Dikkat edin, Semûd geri dönmez olmuÅŸtur.

69-Andolsun, resullerimiz, İbrahim’e muÅŸtu getirip “selam” demiÅŸlerdi. O da “selam” demiÅŸ, fazla beklemeden kızartılmış bir buzağı getirmiÅŸti. 

70-Ellerinin ona ulaÅŸmadığını görünce onlardan iÅŸkillendi. Ve kendilerinden ürpermeye baÅŸladı. “Korkma, dediler, biz Lût kavmine gönderildik.”

71-Orada dikilmekte olan karısı güldü. Bunun üzerine ona İshak’ı müjdeledik, İshak’ın arkasından da Yakub’u.

72-“Vay başıma, dedi. DoÄŸuracak mıyım ben? Kendim bir kocakarı, kocam bir ihtiyar. Gerçekten ÅŸaşılacak ÅŸey bu.”

73-Dediler ki: “Allah’ın emrine mi ÅŸaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir ey ev halkı! O Hamîd’dir, Mecîd’dir.

74-İbrahim’den korku gidip yerine müjde gelince, Lût kavmi hakkında bizime tartışır oldu.

75-İbrahim, gerçekten yufka yürekli bir insandı; herkes için ah eder, içini çekerdi, yalvarıp yakarırdı.

76-“Ey İbrahim! Bu halinden vazgeç. Rabbinin emri gelmiÅŸtir. Geri çevrilemez bir azap onların enselerine binecektir.”

77-Elçilermiz Lût’a geldiÄŸinde onlar için kaygılanmış, göÄŸsü daralmış da ÅŸöyle demiÅŸti: “Bu zorlu bir gün!”

78-Lût’un kavmi koÅŸarak onun yanına geldi. Bunlar daha önce de kötülükler yapmışlardı. Lût dedi ki “Ey toplumum! İşte ÅŸunlar kızlarım. Onlar sizin için daha temiz. Allah’tan korkun da misafirlerim önünde beni rezil etmeyin. İçinizde olgun bir adam yok mu?”

79-Dediler ki: “Senin kızlarında hakkımız olmadığını çok iyi biliyorsun. Ne istediÄŸimizi de çok iyi biliyorsun.”

80-Dedi: “Ah, size karşı koyacak bir gücüm olsaydı yahut saÄŸlam bir kaleye sığınabilseydim.” 

81-Melekler dediler: “Biz senin Rabbinin elçileriyiz. Sana asla el süremezler. Gecenin bir yerinde aileni götür. İçinizden hiç kimse geri kalmasın; karın müstesna. O, ötekilere çarpan belaya çarptırılacaktır. Onların azap vakti, sabah vaktidir. Sabah da ne kadar yakın deÄŸil mi? 

82-Nihayet emrimiz gelince, üstünü altına getirdik. Ve üzerlerine, piÅŸirilmiÅŸ çamurdan yapılıp istif edilmiÅŸ taÅŸ yaÄŸdırdık.

83-Rabbin katında damgalanmış taÅŸlar. Zalimlerden çok uzak deÄŸildir bu.

84-Medyen’e kardeÅŸleri Åžuayb’ı göndermiÅŸtik. Dedi ki: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. O’ndan baÅŸka tanrınız yok sizin. Eksik ölçüp yanlış tartmayın. Sizi nimet-bereket içinde görüyorum, ama sizin için sarıp kuÅŸatan bir günün azabından da korkuyorum.

85-Ey toplumum! Ölçüyü ve tartıyı tam bir dürüstlükle yapın. İnsanların eÅŸyalarını tırtıklamayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak dolaÅŸmayın.”

86-“EÄŸer inananlar iseniz, Allah’ın bıraktığı kâr sizin için daha hayırlıdır. Ben  sizin üzerinizde bir bekçi deÄŸilim.”

87-Dediler ki: “Ey Åžuayb! Namazın mı emrediyor sana, atalarımızın tapar olduÄŸunu terk etmemizi yahut mallarımızda dilediÄŸimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi? Esasında sen; gerçekten yumuÅŸak huylu, olgun bir insansın.”

88-Dedi: “Ey toplumum! Ya ben Rabbimden bir beyyine üzerindeysem, bana lütfundan güzel bir rızık vermiÅŸse!... Size yasakladığım ÅŸeylerde, size söylediÄŸimin aksine davranmak istemiyorum. Gücüm ölçüsünde barış ve iyilikten baÅŸka bir ÅŸey de istemiyorum. BaÅŸarım ancak Allah’ın desteÄŸiyledir. Yalnız O’na güvendim ben, yalnız O’na yöneliyorum.”

89-“Ey toplumum! Bana kafa tutmanız, sakın sizi Nûh kavminin yahut Hûd kavminin yahut Sâlih kavminin baÅŸlarına gelen musibetle yüzyüze getirmesin. Lût kavmi de sizden pek uzak deÄŸil.”

90-“Rabbinizden af dileyip O’NA YÖNELİN. Rabbim Rahîm’dir, rahmeti sınırsızdır; Vedûd’dur, çok sevgilidir.”

91-Dediler ki: “Ey Åžuayb1 Söylediklerinin birçoÄŸunu anlamıyoruz. Ve biz seni aramızda zayıf bir adam olarak görüyoruz. Hani kabilen olmasa, kafanı taÅŸla ezivereceÄŸiz. Senin bize karşı hiçbir üstünlüÄŸün yok.”

92-Dedi: “Ey toplumum! Sizce kabilem Allah’tan daha mı güçlü ve onurlu? Allah’ı arkanıza atıp dışlanmış hale getirdiniz. Rabbim, yapıp ettiklerinizi çepeçevre kuÅŸatmıştır.”

93-“Ey toplumum! Elinizden geleni yapın, ben görevimi yapıyorum. Yakında bileceksiniz rezil edici bir azabın kime geleceÄŸini, yalancının kim olduÄŸunu! Gözetleyin, ben de sizinle beraber gözetliyorum.”

94-Emrimiz gelince Åžuayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri bizden bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri o yüksek titreÅŸimli sayha enseledi de öz yurtlarında yere çömelmiÅŸ hale geldiler.

95-Sanki hiç yurt tutmamışlardı orada. Bakıp görün ki, Medyen de tıpkı Semûd gibi dönüÅŸü olmayan bir gidiÅŸle gitti.

96-Andolsun Mûsa’yı da ayetlerimizle ve açık bir kanıtla gönderdik;

97-Firavun’a ve kodamanlarına. Ama onlar Firavun’un emrine uydular. Oysa ki, Firavun’un emri doÄŸruya ve güzele ulaÅŸtırmıyordu.

98-Kıyamet günü kavmine önderlik eder. İşte onları suya götürür gibi ateÅŸe götürdü. Ne kötü varış yeridir o götürüldükleri yer!

99-PeÅŸlerine lanet takılmıştır: Hem burada hem kıyamet gününde. Ne kötü destektir o arkalarına takılmış olan!

100-İşte bunlar o kentlerin/medeniyetlerin haberlerinden bir kısmı, anlatıyoruz sana. Kimi hâlâ ayakta onların, kimi kökünden biçilip gitmiÅŸtir.

101-Onlara biz zulmetmedik. Ama onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiÄŸinde, Allah’ı bırakıp da yakardıkları ilahları kendilerine hiçbir yarar saÄŸlamadı.

102-Rabbin zulme sapan kentleri/medeniyetleri çarptığı zaman, iÅŸte böyle çarpar. O’nun çarpması gerçekten korkunçtur, ÅŸiddetlidir.

103-Âhiret azabından korkan için bunda elbette ki bir ibret vardır. O, insanları bir araya getiren bir gündür. Görülesi bir gündür o!

104-Biz onu, sadece belirli bir süre için erteliyoruz.

105-O geldiÄŸi gün hiçbir benlik, O’nun izni olmadan söz söyleyemez. Onların bir kısmı bahtsız, bir kısmı mutludur.

106-Bahtsızlığa düÅŸenler ateÅŸ içindedir. Çok ıstıraplı bir soluyuÅŸ ve hıçkırışları vardır orada.

107-Rabbinin dilemesi hariç, gökler ve yer durdukça onlar orada hep kalacaklardır. Rabbin, dilediÄŸini öyle bir yerine getirir ki!..

108-MutluluÄŸa erdirilenlere gelince, onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi hariç, gökler ve yer durdukça onlar, hep orada kalacaklardır. Kesintisiz bir lütuf olarak…

109-Åžunların kulluk etmekte oldukları ÅŸeyler yüzünden bir kuÅŸku içine girme. Daha önce atalarının kulluk ettikleri gibi kulluk ediyorlar, hepsi bu. Biz onların da nasiplerini hiç eksiltmeden vereceÄŸiz.

110-Andolsun, Mûsa’ya Kitap’ı verdik de onda da ihtilafa düÅŸüldü. Rabbinden bir kelime, önceden gelmiÅŸ olmasaydı, aralarında iÅŸ mutlaka bitirilirdi. Onlar bunun hakkında, kafaları karıştıran bir kuÅŸku içindedirler.

111-Hiç kuÅŸkusuz, Rabbin hepsinin amellerinin karşılığını tam tamına verecektir. O, onların yapmakta olduklarından haberdardır.

112-O halde sen, emrolunduÄŸun gibi dosdoÄŸru yürü. Seninle birlikte tövbe edenler de… Sakın aşırılık edip azmayın. O, yapmakta olduklarınızı görüyor.

113-Zulmedenlere eÄŸilim göstermeyin. Yoksa ateÅŸ sizi sarmalar. Allah’tan baÅŸka dostlarınız kalmaz, size yardım da edilmez.

114-Gündüzün iki tarafında ve geceye yakın saatlerde namaz kıl. Güzellikler kötülükleri siler süpürür. İşte bu, Allah’ı ananlara bir öÄŸüttür.

115-Sabret, Allah, güzel düÅŸünüp güzel davrananların ödülünü yitirmez. 

116-Sizden önceki kuÅŸakların söz ve eser sahibi olanları, yeryüzünde bozgunculuktan alıkoymalı deÄŸiller miydi? Ama içlerinden kurtarmış olduklarımızın az bir kısmı dışında hiçbiri bunu yapmadı. Zulme sapanlar ise içine gömüldükleri servet şımarıklığının ardına düÅŸüp suçlular haline geldiler.

117-Halkı barışseverler olsaydı, Rabbin o kentleri/medeniyetleri zulümle helak edecek deÄŸildi ya!

118-EÄŸer Rabbin dileseydi insanları elbette bir tek ümmet yapardı. Ama birbiriyle tartışmaya devam edeceklerdir.

119-Rabbinin rahmet ettikleri müstesna. O, onları iÅŸte bunun için yaratmıştır. Rabbinin, ”andolsun ben cehennemi, tümden insanlar ve cinlerle dolduracağım” sözü tamamlanacaktır.

120-Resullerin haberlerinden, kendisiyle kalbini destekleyip saÄŸlamlaÅŸtıracağımız her ÅŸeyi sana anlatıyoruz. Bunun için sana hak gelmiÅŸtir. Bunda, inananlar için bir öÄŸüt ve hatırlatma da vardır.

121-İnanmayanlara dedi ki: “YapabildiÄŸinizi yapın, biz de iÅŸimizi yapıyoruz.”

122-“Bekleyin, biz de bekliyoruz.”  

123-Göklerin ve yerin gizli bilgileri Allah’a aittir. Tüm iÅŸ ve oluÅŸ O’na döndürülür. O halde O’na kulluk et, O’na dayanıp güven. Rabbin yapmakta olduklarınızdan habersiz deÄŸildir.

 

Paylaşım:

 

Ayetler(1-6): Görülüyor ki Kur’an önceden hazırlanmış. DiÄŸer kitaplar gibi Kur’an da, Ana Kitap çerçevesinde hazırlanmış ve muhkem yani deÄŸiÅŸmez ayetleri içeriyormuÅŸ. Bu ayetlerin iman konusunda olduÄŸunu düÅŸünebiliriz. Muhammedin tebliÄŸi baÅŸladıktan sonra geliÅŸmelere göre ve o günkü ÅŸartlara uyumlu bazı açıklamalar yapılmış ki bunları Kur’an “müteÅŸâbih” ayetler olarak tanımlamış. (Âli İmran suresi-7).

​

   Allah tek ilahtır. Kulluk edilecek sadece O’dur. Tövbe edip O’na yönelen nimetlendirilir ve her bireyin imanı ve yaptıkları farklı olduÄŸu için ödülü de farklıdır. O’ndan yüz çevirenlerin ise azapla karşılaÅŸmaları mümkündür. ‘BeÅŸerin dönüÅŸünün yalnız Allah’a olması’ sözünü bir cezalandırılma olarak düÅŸünemiyorum. Çünkü gerekli arınmayı saÄŸlamadan bahsedilen dönüÅŸ mümkün deÄŸildir. Söylenenler tekâmül çerçevesi içinde ele alınabilir. Anlatılanlar konusunda Muhammed’in konumu da özellikle vurgulanmış: Muhammed sadece bir uyarıcı ve inananlar için bir müjdecidir. BeÅŸerin, oluÅŸturulmuÅŸ kayıt sisteminden hiçbir ÅŸeyi saklaması mümkün deÄŸildir. Hatta düÅŸüncelerimiz bile kayıt altındadır.

​

   Ayet(6) ise dünya okulunda yaÅŸam bulan her canlının (tek hücreliden en geliÅŸmiÅŸ olan dahil) hayat planının daha önceden hazırlandığını anlatmıyor mu? 

 

Ayetler(7-11): “göklerin ve yerin altı günde yaratılması” sözü Tevrat’ın Yaratılış bölümünde verilenlere uyumludur. Gün terimini süresini bilemediÄŸimiz bir dönem olarak düÅŸünebiliriz. Dünya okulundaki zaman kavramı ile baÅŸka okullardaki zaman kavramının, özelikle yaratılış ve yönetme kararlarının alındığı ve uygulandığı boyutlardaki zaman kavramının farkı olabileceÄŸini kabul etmeliyiz. Yaratıcının Arşının su üzerinde olması, dünyadaki canlı hayatın sudan yaratıldığı bilgisine gönderme olabilir (Enbiya suresi-30). ArÅŸ terimi yüksek makam, karar makamı gibi düÅŸünülebilir. Daha sonra madde kainatının yaratılmasının gerekçesi ise beÅŸerin eÄŸitimi ve madde ile sınanması olarak açıklanmış. Hedef beÅŸerin tekâmülü ve bunun için sınanması ise kainatın bizim ölçülerimize göre sonsuz yaratılmasına gerek var mıydı? Sorusunu sorabiliriz. Esas sebebi bilmiyoruz, hissedebildiÄŸimiz kadarı ile cevap acaba “Yaratanın ilminin ve gücünün sonsuzluÄŸunu hissetmeye baÅŸlamamız olabilir mi?”

   Bu bölümün diÄŸer ayetleri ise inanmayanların davranışları ve bunun sonucu olan cezalandırma ve inananların ödüllendirilmesine yöneliktir.

 

Ayetler(12-24): Muhammed Kur’an’ı dünyada yaÅŸam bulmuÅŸ beÅŸere tebliÄŸ etmekle görevlidir. Mesajın Muhammed’e veriliÅŸi melek Cebrail vasıtası ile gerçekleÅŸmiÅŸtir. Bu konu Kur’an’a göre Allah’ın ilmi iledir. Belli bir mekanizma vardır, fakat içeriÄŸini bilmiyoruz.  Kur’an dünya hayatını iÄŸreti, âhiret hayatını ise gerçek olarak tanımlar. Dünya hayatındaki madde ve zaman kavramlarının gerçek olmayabileceÄŸi düÅŸüncesi günümüzde bazı bilim insanları tarafından paylaşılmaktadır. Kimbilir? Åžartlar uygun olduÄŸunda gerekli bilgiye ulaşırız:      ‘raf suresi-7 Onlara bir ilmin tanıklığında bütün serüveni anlatacağız. …   

​

   Ä°lginç olan dünya hayatının süsünü isteyene bolca verildiÄŸini ve fakat âhirette ise onları cezanın beklediÄŸini görüyoruz. Ayet-17 de geçen “beyyine” terimi Kur’an’a iÅŸaret ederken, Kur’an’ın tanığı ise İncil olup İncil’den önce ise Tevrat zikredilirken bu silsilenin aynı kaynaktan gönderildiÄŸini açıkça görüyoruz. Bu ayette kullanılan “hizipler” terimi ise İncil bağımlıları ve Tevrat bağımlıları olarak ele alınmalıdır. GörüldüÄŸü gibi Tevrat ve İncil farklı din öÄŸretilerini insanlığa getirmemiÅŸtir. Kur’an’da din teriminin sürekli olarak tekil kullanıldığını hatırlamak doÄŸru olacaktır.

   Kur’an’ı inkâr edenler aslında öz benliklerine zulüm edenlerdir. Yani ruhsal tekâmüllerini geciktirmektedirler. İman edip barışa yönelik iÅŸler yapanlar yani Rablerine içtenlikle teslim olanlar ödüllendirileceklerdir. Kur’an bu iki topluluÄŸun durumunu kör ve sağırla, gören ve iÅŸitenin farkına benzetiyor. Yani dünyada gören ve iÅŸiten nasıl ki madde dünyasının farkında ise, Rabbine teslim olan ise gerçeklerin farkına varmaya baÅŸlamış demektir. Gerçek; kiÅŸinin ruhsal tekâmülüne göre deÄŸiÅŸir diye düÅŸünebiliriz.

 

Ayetler(25-49): Bu bölümdeki ayetler Nûh’un toplumu ile arasında yaÅŸananları özetler ve devamında iletilen talimata göre yaptığı tekne ile Nûh ve kendisine inananların tufandan kurtarılmasını haber verir. Burada da anlatıldığı gibi bir topluma ne zaman bir yol gösterici gelse o toplumun ileri gelenleri daima inkâr edenler olmuÅŸlar. Sebebi ise çok basit.  Çünkü yeni öÄŸreti onların oluÅŸturduÄŸu ve sadece onlara yarar saÄŸlayan düzeni deÄŸiÅŸtirmeye yöneliktir. BaÅŸka görevlilerin tebliÄŸ döneminde olduÄŸu gibi Nûh döneminde de iman edecekler bellidir. Bu örnekte Kur’an, “daha önce iman edenler” ifadesini kullanmış (Ayet-36). Bu ifade, Nûh’tan önce iman edenleri belirtiyor diye düÅŸünebiliriz. Bu düÅŸünce bizi tekâmül ve dünya okulunda tekâmüle devam etmek için tekrar bedenlenme konularına götürmüyor mu? Nûh tufanı olarak bilinen olayın bölgesel olduÄŸunu düÅŸünürüm. Nûh’la beraber kurtarılanlar kendi toplumundandır. Yok edilenler sadece Nûh toplumu olmalı. O dönemde farklı bölgelerde baÅŸka toplumların yaÅŸadığını (Ayet-48) “baz ümmetler de var” ifadesi ile anlatıyor.

 

Ayetler(50-68): Bu ayetler Tanrı elçileri olarak Âd’a gönderilen Hûd ve Semûd’a gönderilen Sâlih’in toplumları ile olan tartışmaları ve inananların kurtarılması ve diÄŸerlerinin yok edilmesini anlatıyor. 

 

Ayetler(69-95): Bu bölüm ayetleri Tanrı elçileri İbrahim, Lût ve Åžuayb’ın görevleri ile ilgili olarak yaÅŸadıklarından bazı kesitler veriyor. Önce İbrahim’in karısının yaÅŸlı olmasına raÄŸmen çocuk doÄŸuracağı (İshak) haberinin verilmesi ve arkasından Lût toplumunun, yaptıkları yanlışlar yüzünden, cezalandırılmaları ve yine Lût ve beraberindekilerin kurtarılması anlatılmış. Benzer ÅŸekilde Åžuayb’ın davetini inkâr eden Medyen halkının cezalandırılması anlatılıyor. Ayet-69 ve ayet-74 birlikte ele alınırsa, Kur’an’ı tebliÄŸ eden ve İbrahim’e giden elçiler aynı boyuttan gelmiÅŸ görevliler gibi görünüyor.

 

Ayetler(96-123) : Musa da Firavun ve toplumuna delillerle gönderildiÄŸi halde onlar inanmadıkları için yok edilmiÅŸler. Bu surede sınırlı sayıda ki elçilerin ve toplumlarının haberleri Muhammed’e özetlenerek, tebliÄŸ görevini yaparken karşılaÅŸtığı davranışlardan etkilenmemesi ve saÄŸlam durması öÄŸütlenmiÅŸ. Bazı toplumların yok olmasının sebebinin kendi davranışları olduÄŸu ifade edilmiÅŸ. Burada bahsedilen yok oluÅŸ biyolojik ölümle sonuçlanmadır. Özümüz yani ruhumuz yaÅŸamına devam eder. Varlığın sonsuz yolculuÄŸunda hedef O’nun huzuru ise ve o hedefe ulaÅŸabilmek için arınma gerekiyorsa eÄŸitim her halde devam edecektir, Belki biraz daha zor ÅŸartlarda. Dikkat edilirse inkârcıların nasipleri (maddi ve manevi) saÄŸlanmaya devam ediliyor (ayet109). Musa’ya verilen Kitap konusunda takipçilerinin ihtilafa düÅŸtükleri anlaşılıyor. Bu gözlem maalesef İncil ve Kur’an bağımlıları için de gerçektir. Her Kitap bağımlıları kendi içlerinde hiziplere ayrılmıştır. Bu görünüÅŸ İlahi mesajın arzusuna ters düÅŸmektir.

​

Çünkü, Kur’an diyor ki:

 

En’am suresi-159 “Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir iliÅŸiÄŸin yoktur. Onların iÅŸi Allah’a kalmıştır.

 

Åžûra suresi-13 ”Sizin için, dinden Nuh’a önerdiÄŸini, sana vahyettiÄŸini, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya önerdiÄŸimizi ÅŸöyle diyerek kanunlaÅŸtırdı: “Dini dosdoÄŸru tutun; onda bölünüp fırkalara ayrılmayın:” Onları çağırdığın bu tutum, ÅŸirke bulaÅŸanlara çok ağır gelmiÅŸtir. Allah dilediÄŸini kendisi için seçer ve hakka yönelenleri kendisine iletir.

 

Ayet-(116); bize baÅŸka bir acı gerçeÄŸi hatırlatıyor. Demek ki geçmiÅŸte yok edilen toplumlardan kurtarılmış olanlardan sadece az bir kısmı beÅŸere doÄŸru yolu göstermiÅŸ. DiÄŸerleri ise madde ile şımarıp yanlışlar yapmışlar.

 

Ayetler (118 ve 119) din öÄŸretisi çerçevesinde oluÅŸabilecek önemli bir soruyu ortaya koymuÅŸ. Niçin dünyadaki beÅŸeri toplumlar tek bir toplum olarak yaratılmadı? Yaratan isteseydi yapabilirdi. O zaman biz zaten melekler olurduk. Ancak varlığın önüne bir tekâmül hedefi konmuÅŸ. Âdem hikayesinde deÄŸinildiÄŸi gibi tekâmül ederek beÅŸer melekler seviyesine yükselecektir. Fakat bunun için gayret etmesi gerekir. Melekler tanımlanmış görevleri yapmak üzere yaratılmıştır ve onlarda tekâmül yoktur. Fakat beÅŸer denemelerle o düzeye ulaÅŸacaktır. Bu O’nun takdiridir.

​

Kur’an’ın örneklerle anlattığı ve asırlar öncesine yönelik beÅŸeri davranışlara bugün de rastlıyoruz. Her bireyin tekâmül planı farklıdır. YaÅŸam planında kiÅŸinin neler yapacağı bellidir; ancak davranışlarda bireylere kısmen özgürlük tanındığını düÅŸünürüm. Sonuçta kiÅŸi tekâmül yolunu kısaltabilir de uzatabilir de. Hiçbir bireyin bir baÅŸkasının davranışları hakkında hüküm verme yetkisi yoktur. Hüküm makamı bellidir. DiÄŸer taraftan kiÅŸinin davranışları toplum barışını bozarsa o zaman günün geçerli hukuk sistemi devreye girmelidir.

YÛSUF  SURESİ

 

1-Elif, Lâm, Râ. O apaçık, apaydınlık Kitap’ın ayetleridir bunlar.

2-Biz onu sana, aklınızı çalıştırasınız diye, Arapça bir Kur’an olarak indirdik.

3-Biz bu Kur’an’ı sana vahyederek, hikâyelerin en güzelini anlatıyoruz. Oysaki sen, bundan önce bunlardan tamamen habersiz olanlardansın.

4-Bir vakit Yûsuf babasına ÅŸöyle demiÅŸti: “Babacığım, ben rüyada onbir yıldızla, güneÅŸi ve ayı gördüm; onları bana secde ediyorlar gördüm.”

5-“YavrucuÄŸum, dedi, rüyanı kardeÅŸlerine anlatma; sonra sana bir oyun oynarlar. Hiç kuÅŸkusuz ÅŸeytan insan için açık bir düÅŸmandır.”

6-İşte böyle! Rabbin seni seçip yüceltecek, olayların ve sözlerin tevilinden, sana birÅŸeyler öÄŸretecek, hem senin hem Yakub soyunun üzerinde nimetini tamamlayacaktır. Tıpkı bundan önce ataların İbrahim ve İshak üzerine o nimeti tamamladığı gibi. Åžu kesin ki, senin Rabbin Alîm’dir, Hakîm’dir.   

7-Yemin olsun ki, Yûsuf ve kardeÅŸlerinde istek ve arayış içinde olanlar için ibretler/iÅŸaretler vardır.

8-O vakit onlar ÅŸöyle demiÅŸlerdi: “Yûsuf ve kardeÅŸi babamıza bizden daha sevimli, bu ir gerçek. Ama biz de birbirini her hal ve ÅŸartta destekleyen bir ekibiz. Åžu da kuÅŸkusuz ki, bizim babamız inkâr edilemez bir ÅŸaÅŸkınlık içindedir.

9-“Yûsuf’u öldürün yahut bir yere atın ki, babanızın ilgisi yalnız size yönelsin ve bunun ardından barışçıl bir topluluk haline gelesiniz.

10-İçlerinden söz alan biri ÅŸöyle konuÅŸtu: “Yûsuf’u öldürmeyin. Onu bir kuyunun dibine bırakın; gelip geçen kafilelerden biri onu bulup alır. Yapacaksanız böyle yapın.”

11-Dediler ki: Ey babamız, ne oluyor da Yûsuf konusunda bize güvenmiyorsun. Oysaki biz ona hep öÄŸüt vermekteyiz.”  

12-“Yarın onu bizimle gönder, gezip oynasın. KuÅŸkun olmasın ki biz onu çok güzel korur gözetiriz.”

13-Dedi ki: Onu götürmeniz beni çok üzer. Ve korkarım ki siz ondan habersiz bir haldeyken onu kurt yer.”

14-Dediler ki: “Vallahi biz böylesine dayanışma içinde bir ekipken onu kurt yerse, o takdirde biz hüsrana gömülmüÅŸ kiÅŸiler oluruz.”

15-Onu götürüp kuyunun dibine koymaya karar verdiklerinde biz de ona ÅŸöyle vahyettik: Andolsun ki sen onlara, ÅŸu yaptıklarını hiç farkında olmayacakları bir sırada haber vereceksin.

16-Yatsı vakti babalarına geldiler; ağlıyorlardı.

17-“Ey babamız, dediler, gittik, yarışıyorduk; Yûsuf’u eÅŸyamızın yanında bırakmıştık, kurt onu yemiÅŸ. Åžimdi biz doÄŸru da söylesek sen bize inanmayacaksın.”

18-Yûsuf’un gömleÄŸi üstüne sahte bir kan çalmışlardı, getirdiler. Babaları dedi ki:”İş söylediÄŸiniz gibi deÄŸil. Nefisleriniz sizi aldatıp bir iÅŸe itmiÅŸ. Artık bana düÅŸen, güzelce sabretmek. Anlattıklarınıza karşı yalnız Müsteân olan Allah’tan yardım istenir.”

19-Bir yolcu kafilesi gelmiÅŸti. Sucularını gönderdiler. O da kovasını sarkıttı. “Müjde! Bu bir oÄŸlan!” diye haykırdı. Ticaret maksadıyla onu sakladılar. Allah ne yaptıklarını çok iyi biliyordu.

20-Onu basit bir karşılıkla, birkaç paraya sattılar. Ona fazla raÄŸbet gösterenler deÄŸillerdi.

21-Onu satın alan Mısırlı, karısına ÅŸöyle dedi: “Ona iyi bak, kendisine güzel bir yer hazırla. Bize yararı dokunabilir. Belki de evlat ediniriz onu. “İşte bu ÅŸekilde biz Yusuf’a yeryüzünde imkân verip o topraÄŸa yerleÅŸtirdik ki, ona olayların/haberlerin yorumunu öÄŸretelim. Allah kendi emrine Gâlib’dir/kendi emrine hükmeder. Ama insanların çokları bilmiyorlar.

22-Yûsuf gerekli olgunluÄŸa ulaşınca ona hükmetme yeteneÄŸi ve ilim verdik. Güzel düÅŸünüp güzel davrananları biz iÅŸte böyle ödüllendiririz.

23-Yûsuf’un evinde kaldığı kadın, onun nefsinden gönlünü tatmin etmek istedi. Kapıları kilitledi, “hadi gel” dedi. Yûsuf: “Allah’a sığınırım, Rabbim beni güzel bir barınaÄŸa kavuÅŸturmuÅŸtur. Zalimler iflah etmez” dedi.

24-Andolsun, kadın onu arzulamıştı. EÄŸer Rabbinin gerçeÄŸe dikkat çeken delilini görmeseydi, o da onu arzulamıştı. Biz böylece ondan, kötülüÄŸü ve fuhÅŸu uzak tutuyorduk. Çünkü o, bizim samimi/seçkin kullarımızdandı.

25-İkisi birden kapıya koÅŸtular. Kadın onun gömleÄŸini arkadan yırttı. Kapının yanında kadının beyi ile yüzyüze geldiler. Kadın seslendi: “Senin ailene kötülük düÅŸünenin cezası nedir; hapsedilmek mi, acıklı bir iÅŸkence mi?

26-Yûsuf dedi ki; “O, gönlünü eÄŸlendirmek için beni kullanmak istedi.” Kadını ailesinden bir tanık da ÅŸu tolda tanıklık etti: “EÄŸer erkeÄŸin gömleÄŸi önden yırtılmışsa kadın doÄŸru söylüyor, bu duruda erkek yalancılardandır.

27-EÄŸer erkeÄŸin gömleÄŸi arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiÅŸtir. Bu durumda erkek, doÄŸru sözlülerdendir.”

28-GömleÄŸin arkadan yırtılmış olduÄŸunu görünce ÅŸöyle konuÅŸtu. “Bu sizin tuzaklarınızdandır. Sizin tuzaklarınız gerçekten çok yamandır.”

29-“Yûsuf sakın bundan bahsetme. Kadın, sen de günahının affını dile. Sen, gerçekten günahkârlardan oldun.”

30-Åžehirde bazı kadınlar ÅŸöyle konuÅŸtular: “Azîz’in karısı genç uÅŸağının nefsinden gönlünü eÄŸlendirmek istemiÅŸ. AÅŸktan yüreÄŸinin zarı delinmiÅŸ. Öyle anlıyoruz ki, kadın tam bir çılgınlığa düÅŸmüÅŸ.”

31-Kadın onların oyunlarını iÅŸitince, onlara haber gönderdi. Kendilerine, yaslanarak yiyebilecekleri bir sofra hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. Yûsuf’a: “Karşılarına çık.” dedi. Nihayet Yûsuf’u görünce onu öylesine yücelttiler ki, kendilerinin ellerini doÄŸradılar. Åžöyle dediler: “Aman Allahım! Bu bir insan deÄŸil; asil bir melek bu!”

32-Kadın dedi ki: “İşte budur o, hakkında beni kınadığınız. Vallahi, ben onunla gönlümü eÄŸlendirmek istedim de o masum bir tavırla bundan çekindi. Ama, eÄŸer kendisine emrettiÄŸimi yapmazsa yemin ediyorum hapse tıkılacak ve horlananlardan olacaktır.”

33-Yûsuf dedi: “Rabbim! zindan benim için bunların beni çağırdığından daha sevimlidir. EÄŸer onların oyununu benden uzak tutmazsan onlara meyleder de cahillerden olurum.”

34-Rabbi onun duasını kabul etti de kadınların tuzaklarını ondan uzaklaştırdı.

35-Bunca delili gördükten sonra bile Yûsuf’u bir süreye kadar zindana tıkmaları kararı onlara egemen oldu.

36-Onunla birlikte zindana iki genç daha girmiÅŸti. Bir tanesi dedi: “Rüyada gördüm ÅŸarap sıkıyordum.” Öteki de ÅŸöyle dedi: “Ben de gördüm ki, başımın üstünde ekmek taşıyorum, kuÅŸlar ondan yiyor. Bunun yorumunu bize bildir. Biz senin, güzel düÅŸünüp güzel davrananlardan olduÄŸun kanısındayız.

37-Yûsuf dedi ki: “Rızıklanacağınız herhangi bir yemek size gelmeden önce onun yorumunu ikinize mutlaka bildiririm. Bu, Rabbimin bana öÄŸrettiÄŸi ÅŸeylerdendir. Ben, Allah’a inanmayan ve âhireti de tamamen inkâr eden bir toplumun dinini terk ettim.”

38-“Ve atalarım İbrahim’in, İshak’ın, Yakub’un milletine uydum. Bizim herhangi bir ÅŸeyi Allah’a ortak tutmamız söz konusu olamaz. İşte bu, Allah’ın bize ve diÄŸer insanlara bir lütfudur. Ama insanların çokları ÅŸükretmiyorlar.”

39-“Ey benim zindan arkadaÅŸlarım! Parçalara bölünüp fırkalaÅŸmış rabler mi daha hayırlıdır, Vâhid ve Kahhâr olan Allah’mı?”

40-“O’nun yanında nelere kulluk ediyorsunuz? Sadece bir takım isimlere ki, adlarını siz ve atalarınız koymuÅŸtur. Onlar hakkında Allah, hiçbir kanıt indirmemiÅŸtir. Hüküm yalnız Allah’ındır. O, yalnız ve yalnız kendisine kulluk etmenizi emretti. Eskimez ve pörsümez din iÅŸte budur. Ama insanların çokları bilmiyorlar.”

41-“Ey benim zindan arkadaÅŸlarım! Rüyanıza gelince; Bir taneniz Rab edindiÄŸi kiÅŸiye ÅŸarap sunacak. Ötekiniz ise asılacak da kuÅŸlar başından yiyecek. Hakkında fetva sorduÄŸunuz iÅŸ, böyle hükme baÄŸlanmıştır.”

42-Yûsuf o iki kiÅŸiden, kurtulacağını düÅŸündüÄŸüne ÅŸöyle dedi: “Rab edindiÄŸin kiÅŸi yanında beni an.” Ama ÅŸeytan o adama, rab edindiÄŸi kiÅŸiye hatırlatmayı unutturdu. Böylece Yûsuf yllarca zindanda kaldı.

43-Kral dedi ki: “DüÅŸümde yedi semiz inek görüyorum. Bunları yedi cılız inek yiyor. Ayrıca yedi yeÅŸil baÅŸak, yedi de kuru baÅŸak görüyorum. Ey bendelerim! EÄŸer rüya tabir ediyorsanız, bu rüyam hakkında bana bir fetva verin.”

44-Dediler ki: “Bunlar, demet demet hayallerden ibarettir. Biz, hayal ve kuruntuların yorumunu bilenler deÄŸiliz.”

45-Zindandaki iki adamdan kurtulanı, uzun bir zamandan sonra eskiyi hatırladı da ÅŸöyle dedi: “Onun yorumunu size ben haber veririm. Siz beni zindana gönderin.”

46-“Yûsuf, ey özü-sözü doÄŸru insan! Åžu rüyayı yorumla bize. Yedi semiz inek var,  yedi cılız inek bunları yiyor; yedi yeÅŸil baÅŸak, bir yedi de kuru baÅŸak. Umarım buradan insanların yanına giderim, onlar da öÄŸrenirler.” 

47-Yûsuf dedi: “AlışılageldiÄŸi ÅŸekliyle yedi yıl ekin ekeceksiniz. Biçtiklerinizden yiyecek kadar az bir miktar alır, gerisini baÅŸağında bırakırsınız.”

48-“Bunun ardından yedi kurak yıl gelecek. Bu yıllar, saklıyabileceÄŸiniz bir miktar ekin hariç, önceden biriktirdiklerinizi yiyip tüketecek.”

49-“Bunun arkasından bir yıl gelecek ki, halk onda bol yaÄŸmura kavuÅŸup rahat edecek; meyva suyu sıkıp süt saÄŸacaklar.”

50-Kral: “Bu yorumu yapanı bana getirin.” dedi. Elçi kendisine gelince, Yûsuf dedi ki: “Kralına dön de sor bakalım, o ellerini doÄŸruyan kadınların derdi neydi? Rabbim, o kadınların hilelerini çok iyi bilmektedir.”

51-Kral dedi: “Yûsuf’un nefsinden murat almak istediÄŸinizde derdiniz ne idi?” Dediler ki: “Allah ÅŸahit, biz onun hiçbir kötülüÄŸünü bilmiyoruz.” Azîz’in karısı dedi ki: “İşte ÅŸimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onunla gönül eÄŸlendirmek istemiÅŸtim. O, özü-sözü doÄŸru insanlardandı.”

52-“GeçeÄŸi söylüyorum ki, Yûsuf gıyabında ona hainlik etmediÄŸimi, Allah’ın, hainlerin tuzağını baÅŸarıya ulaÅŸtırmayacağını bilsin.”

53-“Nefsimi ak-pak gösteremem. Çünkü nefs, Rabbimin merhamet ettiÄŸi durumlar hariç, olanca gücüyle kötülüÄŸü emreder. Ama Rabbim çok affedici, çok esirgeyicidir.

54-Kral dedi ki: “Onu bana getirin, kendime özel dost edineyim.” Yûsuf’la konuÅŸunca da ÅŸöyle dedi: “Artık bugün yanımızda mevkii olan, güvenilir bir dostsun.”

55-Yûsuf dedi ki: “Beni ülke hazinelerine bakan yap. Ben iyi bir koruyucuyum; bilgiliyim.”

56-İşte böylece biz Yûsuf’a yeryüzünde imkân ve mevki verdik. Ülkede istediÄŸi yerde konaklayabiliyordu. Biz dilediÄŸimiz kiÅŸiye rahmetimizi ulaÅŸtırırız; güzel düÅŸünüp güzel davrananların ödülünü yitirmeyiz.

57-İman edip takvaya sarılanlar için âhiretteki ödül elbette daha deÄŸerlidir.

58-Nihayet Yûsuf’un kardeÅŸleri çıkageldiler; Yûsuf’un yanına girdiler, o onları tanıdı. Ama onlar onu tanıyamıyorlardı.

59-Onların yüklerini hazırlatıp baÄŸlatınca ÅŸöyle konuÅŸtu: “Sizin, aynı babadan bir kardeÅŸiniz var., onu bana getirin. Görüyorsunuz ben ölçüyü titizlikle yerine getiriyorum. Ben, konukseverlerin de en hayırlısıyım.”

60-“EÄŸer onu bana getirmezseniz, artık yanımda sizin için ölçülecek bir ÅŸey yok, bir daha bana yaklaÅŸmayın.”

61-Dediler: “Onu babasından isteyip getirmeye çalışacağız, herhalde bunu yapacağız da.”

62-Yûsuf muhafızlarına dedi ki: “Onların sermayelerini yüklerinin içine koyun. Bakarsın ailelerine döndüklerinde onu fark eder de tekrar gelirler.”

63-Babalarına döndüklerinde dediler ki: “Ey babamız! Ölçü bizden yasaklandı. Åžimdi kardeÅŸimizi bizimle gönder ki, ölçüp alabilelim. Biz onu gerçekten iyi koruyacağız.”

64-Dedi: “Daha önce kardeÅŸi için güvendiÄŸim gibi yine güveneyim size, deÄŸil mi? Her neyse, koruyucu olarak Allah’tır en hayırlı olan. Merhamet edenlerin en merhametlisi de O’dur.”  

65-Yüklerini açtıklarında sermayelerini buldular; onlara geri verilmiÅŸti. “Ey babamız, dediler, daha ne istiyoruz! İşte sermayemiz, bize geri verilmiÅŸ. Ailemize yeniden yiyecek alırız. KardeÅŸimizi koruruz. Bir deve yükü de zahire ilave ederiz. Zaten ÅŸu aldığımız az bir miktardır.”

66-Yakub dedi: “Hepinizin çepeçevre kuÅŸatılması müstesna, onu bana mutlaka getireceÄŸinize dair Allah’tan bir garanti vermedikçe, onu sizinle asla göndermem.” KardeÅŸler ona garanti verince ÅŸöyle dedi: “Åžu söylediÄŸinize Allah Vekîl’dir.”

67-Yakub ÅŸunu da söyledi: “OÄŸullarım, bir tek kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Gerçi ben, Allah’ın takdir ettiÄŸi bir ÅŸeyi sizden savamam, hüküm yalnız Allah’ındır. Yalnız O’na dayandım ben, yalnız O’na güvenip dayansın tevekkül sahipleri.”

68-Babalarının emrettiÄŸi yerlerden kente girdiklerinde, bu onlardan Allah’ın herhangi bir takdirini uzak tutmamıştı; sadece Yakub’un içindeki bir isteÄŸi gerçekleÅŸtirmiÅŸti. Yakub, bizim ona öÄŸretmemizden dolayı bilgi sahibi idi. Ama halkın çoÄŸu bunu bilmezdi.

69-KardeÅŸler Yûsuf’un yanına girdiklerinde, Yûsuf öz kardeÅŸini yanına çekip dedi: “Ben var ya, ben senin kardeÅŸinim. Onların yapıp ettiklerine üzülme.”

70-Yûsuf, kardeÅŸlerinin yüklerini hazırlatırken su kabını öz kardeÅŸinin yükünün içine koydu. Sonra bir ünleyici ÅŸöyle haykırdı: “Ey kafile, siz herhalde hırsızlık ettiniz!”

71-Onlara dönüp ÅŸöyle dediler: “Ne kaybettiniz?”

72-Dediler: “Kralın su tasını kaybettik. Onu getirene bir deve yükü ödül var. Kefili benim.”

73-KardeÅŸler dediler: “Vallahi, siz de iyi biliyorsunuz ki, biz bu topraÄŸa bozgunculuk yapmak için gelmedik, hırsız da deÄŸiliz biz.”

74-Sordular: “EÄŸer yalan söylüyorsanız, hırsızlığı yapanın cezası nedir?”

75-KardeÅŸler dedi: “Cezası ÅŸu:” Çalınan mal kimin yükünde çıkarsa sahibi çalınan mala karşılık olacaktır. Biz zalimleri böyle cezalandırıyoruz.”

76-Bunun üzerine Yûsuf öz kardeÅŸinin heybesinden önce, öteki kardeÅŸlerin heybelerini aramaya baÅŸladı. Nihayet su kabını, öz kardeÅŸinin heybesinden çıkardı. Yûsuf’a böyle bir tuzak öÄŸretmiÅŸtik. Yoksa Yûsuf, Allah’ın dilemesi dışında, kralın dinine göre öz kardeÅŸini alamazdı. Dilediklerimizi derece derece yükseltiriz biz. Her bilgi sahibinin üstünde bir baÅŸka bilen vardır. 

77-KardeÅŸler dediler ki: “Bu çaldı ya, bundan önce de onun kardeÅŸi çalmıştı.” Yûsuf bunu içinde sakladı. Åžöyle diyordu: “Kötü bir konumdasınız. O sizin dilinize doladığınız ÅŸeyi Allah daha iyi biliyor.”

78-KardeÅŸler dediler ki: “Ey vezir! Bunun ihtiyar bir babası var. Onun yerine bizden birini alıkoy. Senin iyilikseverlerden olduÄŸuna inanıyoruz.”

79-“Ne, dedi Yûsuf, Allah korusun. EÅŸyamızı yükünde tutan adamdan baÅŸkasını tutamayız. Öyle bir ÅŸey yaparsak zalimlerden oluruz.”

80-Yûsuf’tan ümidi kesince bir kenara çekilip tartışmaya baÅŸladılar. Büyükleri dedi ki: “Babanızın sizden Allah adına garanti aldığını, daha önce Yûsuf’a yaptığınız haksızlığı bilmez misiniz? Babam bana izin verinceye yahut da Allah hakkımda hükmedinceye kadar bu ülkeden ayrılmayacağım. Yargıçların en hayırlısı O.”

81-Babanıza dönüp ÅŸöyle deÄŸin: “Ey babamız, oÄŸlun hırsızlık etti. Biz sadece bildiÄŸimize tanıklık ettik. Biz gaybı bilenler deÄŸiliz.”

82-“İçinde bulunduÄŸumuz kente, beraberinde döndüÄŸümüz kervana sor. Biz gerçeÄŸin ta kendisini söylüyoruz.”

83-Yakub dedi ki: “Hayır, öyle deÄŸil, nefisleriniz sizi yine bir iÅŸe itmiÅŸ. Bana düÅŸen yine güzel bir sabra sarılmak. Bakarsın Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü Alîm olan O, Hakîm olan O’dur.” 

84-Ve yüzünü onlardan öteye döndürdü de ÅŸöyle inledi: “Ey Yûsuf’a duyduÄŸum gam, neredesin!” Ve kederden gözlerine ak düÅŸtü. Durmadan yutkunuyordu.

85-Dediler ki. “Hâlâ Yûsuf’u anıp duruyorsun. Sonunda ya kederinden eriyeceksin yahut da helak olup gideceksin.”

86-Dedi ki: “Ben, içimi doldurup taÅŸan özlemimi, kederimi Allah’a arz ederim. Ve Allah’ın yardımıyla sizin bilmediÄŸiniz ÅŸeyleri bilirim.”

87-“Ey oÄŸullarım! Gidin, artık Yûsuf’u ve kardeÅŸini bulmak için dikkat kesilin. Allah’ın rahmetinden de ümit kesmeyin çünkü, Allah’ın rahmetinden, küfre sapanlar topluluÄŸundan baÅŸkası ümit kesmez.”

88-Tekrar Yûsuf’un yanına girdiklerinde ÅŸöyle dediler: “Ey vezir! bize de ailemize de zorluk dokundu. Önemsiz bir sermaye ile geldik. Sen bize tam ölçü zahire ver, bize sadaka vermiÅŸ ol. Allah, karşılıksız verenleri ödüllendirir.

89-Dedi: “O cahil zamanınızda Yûsuf’a ve kardeÅŸinize ne yaptığınızı biliyorsunuz deÄŸil mi?”

90-Dediler ki: “Sen, yoksa sen Yûsuf musun?” “Evet, dedi, ben Yûsuf’um. İşte ÅŸu da kardeÅŸim. Allah bize lütufta bulundu. Kim Allah’tan korkar, sabrederse Allah güzel düÅŸünüp davrananların ödülünü yitirmez.”

91-Dediler: “Vallahi, Allah seni bizden üstün kıldı/seni bize tercih etti. DoÄŸrusu biz de büyük suç iÅŸlemiÅŸtik.”

92-Yûsuf dedi: “Bugün azarlanmayacaksınız. Allah sizi affeder. O, rahmet edenlerin en hayırlısıdır.

93-“Åžu gömleÄŸimi götürün, babamın yüzü üstüne koyun ki, gözü görür hale gelsin. Ve sonra da bütün ailenizle toplanıp bana gelin.”

94-Kervan oradan ayrılınca, öte yandan babaları ÅŸöyle seslendi: “Yemin olsun ben Yûsuf’un kokusunu duyuyorum. Umarım bana bunaklık isnat etmezsiniz.”

95-Dediler: “Vallahi sen hâlâ o eski sapıklığında diretiyorsun!”

96-Müjdeci gelip gömleÄŸi yüzünün üstüne bırakınca, gözü derhal görür hale geldi. Yakub: “Ben size demedim mi? Allah’ın izniyle sizin bilmediklerinizi bilirim.” Diye konuÅŸtu.

97-OÄŸulları dediler ki: “Ey babamız! Günahlarımızın affını dile. Gerçekten biz hata iÅŸledik.”

98-Dedi: “Rabbimden sizin için af dileyeceÄŸim. Çok affedicidir O, çok merhametlidir.”

99-Nihayet Yûsuf’un huzuruna vardıklarında Yûsuf, ana-babasına sarılıp kucakladı. Ve ÅŸöyle dedi: Girin Mısır’a, Allah dilerse emniyet ve güven içinde olacaksınız.”

100-Ana-babasını tahtın üstüne çıkardı. Hepsi, Yûsuf’un önünde secde eder gibi eÄŸildiler. Yûsuf dedi: “Babacığım, iÅŸte bu, benim önceden gördüÄŸüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleÅŸtirdi. O, bana çok güzel lütuflarda bulundu. Åžeytan, benimle kardeÅŸlerim arasına yamukluk soktuktan sonra, O beni zindandan çıkardı. Sizi de çölden getirdi. Rabbim, dilediÄŸi ÅŸeyde çok ince lütuflar sergiliyor. Alîm olan O’dur, Hakîm olan O’dur.”

101-“Rabbim, sen bana mülk ve saltanattan bir nasip verdin. Olayların ve düÅŸlerin yorumundan bana bir ilim öÄŸrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Benim dünyada da âhirette de Velî’m sensin. Beni müslüman olarak öldür ve beni barışseverler arasına kat.”

102-İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Onlar birlikte karar verip tuzak kurarlarken sen yanlarında değildin.

103-Sen hırslanasıya istesen de, insanların çoÄŸu inanmayacaktır.

104-Sen, bu tebliÄŸin için onlardan bir ücret istemiyorsun. O, bütün alemler için bir hatırlatmadan baÅŸka ÅŸey deÄŸildir.

105-Göklerde ve yerde nice mucizeler var ki, yanlarından geçerler de dönüp bakmazlar bile.

106-Onların çoÄŸu ÅŸirke bulaÅŸmış olmadan Allah’a iman etmez.

107-Peki onlar, Allah’ın azabından bir sarıp sarmalayanın gelmesinden yahut hiç farkında olmadıkları bir sırada kıyametin ansızın tepelerine inmesinden emin mi bulunuyorlar?

108-De ki: “İşte benim yolum budur. Ben, Allah’a basiret üzere çağırırım/dua ederim. Beni izleyenler de… Åžanı yücedir Allah’ın! Ben müÅŸriklerden deÄŸilim.”

109-Senden önce gönderdiklerimiz de kentler halkından kendilerine vahyettiÄŸimiz bazı erlerden baÅŸkası deÄŸildi. Yeryüzünde dolaÅŸmadılar mı ki, onlardan öncekilerin akıbeti nice oldu görsünler. Elbette ki âhiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllarınızı kullanmayacak mısınız?

110-Ne zaman ki resuller ümitsizliÄŸe düÅŸüp yalanlandıkları kanısına vardılar, iÅŸte o zaman yardımımız kendilerine ulaÅŸtı da dilediklerimiz kurtarıldı. Azabımız suçlular topluluÄŸundan geri çevrilemez.

111-Andolsun ki, resullerin hikâyelerinde, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır. Bu Kur’an, uydurulacak bir hadis/bir söz deÄŸildir; aksine o, önündekini tasdikleyici, her ÅŸeyi detaylandırıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir kılavuz ve rahmettir.

 

Paylaşım:

 

Ayetler(1-2): Surenin giriÅŸinde yine bâzı bilgilerin ÅŸifrelendiÄŸini görüyoruz. Devamında ise Kur’an’la ilgili kısa bilgi aktarılmış. İkinci ayet Kur’an’ın niçin Arapça indirildiÄŸini açıklar. Muhammed Arap toplumunun bir ferdidir ve o toplumun dili Arapça’dır. Topluma verilecek mesajın toplum tarafından anlaşılabilmesi için o Toplumun dili ile hitap edilmelidir. Nasıl ki Musa ve İsa İbrani toplumuna İbranice konuÅŸtu ise. Kur’an bu görünüÅŸü, mesajın iletildiÄŸi Arap toplumunun mesaj hakkında aklını çalıştırabilmesi gerekliliÄŸi olarak açıklar ki, doÄŸrudur. Mesaj baÅŸka bir dilde indirilseydi toplumun tepkisi mutlak olumsuzluk olacaktı. Özetle Kur’an, Kur’an’ın mesajı üzerinde aklımızı çalıştırmamızı istiyorsa, ana dili Arapça olmayanlar ne yapacak? Demek ki her birey Kur’an’ı kendi ana dilinde okumalıdır. Ana dili Arapça olmayan veya Arapça öÄŸrenmemiÅŸ kiÅŸinin Kur’an’ı Arap dilinde okuması Kur’an’a göre nafile bir gayrettir. 

 

Ayetler(3-110): Bu bölümdeki ayetler Yûsuf’un hikâyesini anlatıyor. Yûsuf’un rüyası ve bu rüyayı iÅŸiten kardeÅŸlerinin Yûsuf’u ortadan kaldırmak için yaptıkları planı uygulamaları ve fakat planda öngörülmeyen geliÅŸmeler sonun da Yûsuf’un Mısır’a götürülüÅŸü, orada bir iftira sonucu mahkum olması, rüya tabir yeteneÄŸi ile öne çıkması ve hatta Mısır’da çok üst düzey bir göreve getiriliÅŸi ve daha sonra da ailesini Mısır’a getirtmesi anlatılmış. Bu bölümdeki ayetlerden sadece bâzı ayetler ele alınacaktır:

​

Ayetler(22) ve (24); Yûsuf’a hükmetme yeteneÄŸi ve ilim verilmiÅŸ ve kendisini koruyan ailenin hanımının maddi arzusuna cevap vermesi, Bız tarafından engellenmiÅŸ. Aslında bu anlatılanlar her beÅŸeri varlık için geçerlidir. Sürekli kontrol altındayız. Çünkü plan uygulanmalıdır.

 

Ayetler(67,68): Yakub’un sözlerinden kendisinin Allah’a  tam teslim olduÄŸunu ve kendisine yine Biz tarafından bilgi sahibi olmasının saÄŸlandığı ve fakat toplumunun bunu bilmediÄŸini anlıyoruz.

​

Ayet(76): Saffat suresinde de görüleceÄŸi gibi inananların her birinin ayrı tekâmül dereceleri vardır. “Her bilgi sahibinin üstünde bir baÅŸka bilen vardır” sözü tekâmül derecelerinin sonsuz olduÄŸunun iÅŸareti deÄŸil midir? Bu sözler, bize beÅŸerin özünde hiçbir ÅŸey bilmediÄŸini göstermiyor mu? Ama bu gerçeÄŸi görebilen var mı?

​

Ayetler(103,105,106): Kur’an’ın pek çok ayetinde rastlanıldığı gibi; Muhammed’in çabası her bireyin iman etmesini saÄŸlamaz. Bu çerçevede Kur’an “onların ÅŸirke bulaÅŸmadan iman etmeyeceÄŸini” söylüyor. Bu söylenenler yine bireysel tekâmül içerisinde düÅŸünülmelidir. Åžirke bulaÅŸanların biyolojik ölüm sonunda gidecekleri eÄŸitim yeri olan cehennem boyutu ile ilgili olan aÅŸağıdaki ayet ilginçtir.

​

Hicr suresi-44 Yedi kapısı vardır onun. Her kapıya onlardan bir bölük ayrılmıştır.

​

Ayet(111): ÇeÅŸitli ayetlerde anlatılan bir gerçek tekrar edilmiÅŸ: Kur’an sadece inananlara hitap eder. GörünüÅŸte inanmış olmak ve hatta ritüellere uymak yeterli deÄŸildir.

HİCR SURESİ

 

1-Elif, Lâm, Râ. İşte sana o Kitap’ın ve açık anlatımlı Kur’an’ın ayetleri.

2-O küfre batmış olanlar zaman zaman, keÅŸke Müslüman olsaydılar diye derin bir özlem duyarlar.

3-Bırak onları yesinler, nimetlenip zevk etsinler ve sonu gelmez arzu kendilerini oyalasın. Ama yakında bilecekler.

4-Biz hiçbir yurt ve medeniyeti, belirlenmiÅŸ bir yazgısı olmadan ortadan kaldırmadık.

5-Hiçbir ümmet kendisi için belirlenen sürenin ne önüne geçebilir ne de o süreyi geriletebilir.

6-Åžöyle haykırdılar: “Hey! Kendisine o vahiy indirilen. Sen gerçekten tam bir delisin.”

7-“Hadi getirsene bize o melekleri, eÄŸer doÄŸru sözlülerdensen.”

8-Biz o melekleri ancak ve ancak hak üzre, hak bir yolla indiririz. Ve o zaman inkârcılara göz açtırılmaz.

9-HiçkuÅŸkusuz, o Zikir’i/Kur’an’ı Biz indirdik, Biz; her hal ve ÅŸartta onu koruyacak olan da Biziz.

10-Andolsun ki, senden öncekilerin o ilk kümeleri içine de nebiler gönderdik biz…

11-Onlara bir tanrı elçisi gelir gelmez, onunla mutlaka alay ederlerdi.

12-Biz o Zikir’e, günaha batmışların gönüllerinde böyle bir yol veririz.

13-Ona inanmazlar. Oysaki, öncekilerin davranış ve akıbetleri gözlerinin önünden geçmiÅŸtir.  

14-Üzerlerine gökten bir kapı açsak da oradan yükseliyor olsalardı,

15-Kesinlikle ÅŸöyle diyeceklerdi: “Bizim gözlerimiz döndürüldü, bakışlarımız sarhoÅŸ edildi. Belki de bir büyüye çarptırılmış bir toplumuz.”

16-Andolsun, biz gökte burçlar oluÅŸturduk ve onu seyredenler için süsledik.

17-Ve onu, her kovulup taşlanmış şeytandan koruduk.

18-Ancak kulak hırsızlığı eden olur; onun peÅŸine de parlak bir ateÅŸ alevi düÅŸer.

19-Yeri yayıp döÅŸedik, ona kuvvetli daÄŸlar diktik ve içinde ölçülü/ahenkli her ÅŸeyden bitirdik.

20-Orada sizin için ve rızıklandırıcısı siz olmadığınız kimse için geçimlikler yarattık. 

21-Hiçbir ÅŸey yoktur ki, hazineleri bizim yanımızda olmasın. Ama biz onu ancak belirli bir ölçüde indiririz.

22-Rüzgârları dölleyiciler olarak gönderdik; gökten bir su indirdik de onunla sizi suvardık. Onun depolayıcıları siz deÄŸilsiniz.

23- Biziz, elbette biziz o hayat vermekte olan, o öldürmekte olan. Ve biziz sonunda mirasçı kalan.

24-Andolsun, sizin önden gidenlerinizi bilmiÅŸizdir; andolsun geriye kalanları da bilmiÅŸizdir.

25-Hiç kuÅŸkusuz, Rabbindir, evet O’dur. Onları haÅŸredecek olan. Hakîm’dir O, Alîm’dir. 

26-Andolsun, Biz insanı; kuru çamurdan, deÄŸiÅŸken-cıvık bir balçıktan yarattık.

27-Cini/İblis’i de daha önce kavurucu ateÅŸten yaratmıştık.

28-Hatırla o zamanı ki Rabbin meleklere, “ben, kupkuru bir çamurdan, deÄŸiÅŸken, cıvık balçıktan bir insan yaratacağım” demiÅŸti.

29-“Onu, amaçlanan düzgünlüÄŸe ulaÅŸtırıp öz ruhumdan içine üflediÄŸim zaman, önünde hemen secdeye kapanın.”

30-Meleklerin tümü, toplu halde secde ettiler.

31-İblis müstesna. O, secde edenlerle beraber olmaya karşı çıktı.

32-Allah dedi. “Ey İblis! Sana ne oluyor da secde edenlerle beraber olmuyorsun?”

33-Dedi: “Kuru bir çamurdan, deÄŸiÅŸken-cıvık bir balçıktan yarattığın bir insana secde etmek için var olmadım.”

34-Buyurdu: “Öyleyse çık oradan, çünkü kovuldun.”

35-“Din gününe kadar üzerinde lanet var.”

36-Dedi. “Rabbim, onların diriltileceÄŸi güne kadar bana süre ver.”

37-Buyurdu: “Hadi, süre verilenlerdensin.”

38-“Bilinen vaktin gününe kadar…”

39-Dedi: “Rabim! Beni azdırmana yemin ederim ki, yeryüzünde onlar için mutlaka süslemeler yapacağım ve onların tümünü kesinlikle azdıracağım.”

40-İçlerinden riyaya sapmamış, samimi kulların müstesna.”

41-Buyurdu: “İşte bana varan dosdoÄŸru yol budur.”

42-“Benim kullarım aleyhine senin elinde hiçbir güç/kanıt olmayacak. Azgınların seni izleyenleri müstesna.”

43-Cehennem onların tümünün ÅŸaÅŸmaz buluÅŸma yeridir.

44-Yedi kapısı vardır onun . Her kapıya onlardan bir bölük ayrılmıştır.

45-Allah’tan korkup korunanlar ise cennetlerde pınarlar içindedir.

46-“Güvene kavuÅŸmuÅŸ olarak selamla girin oraya.”

47-GöÄŸüslerindeki kini çekip almışızdır. KöÅŸkler/divanlar üzerinde karşı karşıya oturan kardeÅŸler olmuÅŸlardır.

48-Orada kendilerine zahmet/yorgunluk dokunmaz. Oradan çıkarılmazlar da.

49-Haber ver kullarıma: Hiç kuÅŸkusuz benim, evet benim, Gafûr ve Rahîm.

50-Ama acıklı azabın ta kendisidir azabım benim.

51-Onlara İbrahim’in misafirlerinden bahset.

52-Hani onun yanına girmiÅŸlerdi de “selam” demiÅŸlerdi. O da “biz sizden korkuyoruz” diye konuÅŸmuÅŸtu. 

53-“Korkma! Biz sana bilgin bir oÄŸlan müjdeliyoruz”. Dediler.

54-Dedi. “İhtiyarlık yakama yapıştıktan sonra mı bana müjde veriyorsunuz! Neye dayanarak müjde veriyorsunuz?”

55-Dediler: “Hakk’a dayanarak müjdeledik sana, sakın ümitsizliÄŸe düÅŸenlerden olma.”

56-Dedi: “Sapıtmışlardan baÅŸka kim ümit keser Rabbinin rahmetinden!”

57-“Amacınız nedir ey elçiler?” diye sordu:

58-Dediler: “Biz, günahkâr bir topluluÄŸa gönderildik.”

59-“Yalnız Lût’un ailesi suçlu deÄŸildir. Biz onların hepsini kurtaracağız.”

60-“Lût’un karısı hariç. O, günahkârlarla geride kalacaktır. Öyle takdir ettik.”

61-Elçiler Lût ailesine geldiklerinde,

62-Lût: “Siz tanınmayan kimselersiniz.” Dedi.

63-Dediler: “Gerçek ÅŸu ki biz, günahkârların, hakkında kuÅŸku edip durdukları ÅŸeyi sana getirdik.”

64-“Sana gerçeÄŸi getirdik. Biz, özü-sözü doÄŸru olanlarız.”

65-“Gecenin bir yerinde aileni yola çıkar. Sen de arkalarından onları izle. Hiçbiriniz geri dönüp bakmasın. EmredildiÄŸiniz yere kadar gidin.”   

66-Ona ÅŸu emri, bir hüküm olarak ilettik: Åžunlar, kökleri kesilmiÅŸ olarak sabahlayacaklardır.

67-Åžehir halkı, elçileri duymanın sevinci içinde geldi.

68-Lût dedi: “Bunlar benim konuklarımdır, aman beni utandırmayın.”

69-“Allah’tan korkun, beni rezil etmeyin.”

70-Dediler: “Seni elâlemin iÅŸiyle uÄŸraÅŸmaktan men etmemiÅŸ miydik?”

71-Lût dedi: “EÄŸer bir ÅŸey yapacaksanız, iÅŸte kızlarım.”

72-Senin ömrüne yemin olsun ki onlar, kendi sersemlikleri içinde bocalıyorlardı.

73-Nihayet o titreÅŸimli ses, onları güneÅŸ doÄŸarken yakaladı.

74-O kentin üstünü altına getirdik. Ve üzerine piÅŸmiÅŸ çamurdan taÅŸlar yaÄŸdırdık.

75-Hiç kuÅŸkusuz bunda, iÅŸaretlerden anlam çıkaranlar için ibretler vardır.

76-O kentin haberleri, hâlâ iÅŸleyen bir yol üzerindedir.

77- İnananlar için bunda elbette bir ibret vardır.

78-Eyke halkı da gerçekten zalim insanlardı.

79-Onlardan da intikam aldık. Her ikisi önde, belirgin bir ÅŸekilde durmaktadır.

80-Andolsun Hicr halkı da gönderilen elçileri yalanladı.

81-Ayetlerimizi onlara verdik ama onlardan yüz çeviriyorlardı.

82-DaÄŸlardan güvenli evler yontuyorlardı.

83-Korkunç titreÅŸimli ses onları da sabaha girecekleri sırada yakaladı.  

84-Kazanıp durdukları ÅŸeylerin kendilerine hiçbir yararı olmadı.

85-Biz gökleri, yeri ve bunların arasındakileri hak olarak yarattık. O saat elbette gelecektir. Åžimdi sen ellerini tut, güzel davran.

86-KuÅŸkusuz senin Rabbin, evet O, Hallâk’tır, hiç durmadan yaratır; en iyi ÅŸekilde bilir.

87-Andolsun ki biz sana ikiÅŸerlerden/ikililerden/iç içe kıvrımlar halindeki çift mânalılardan yedi taneyi ve ÅŸu büyük Kur’an’ı verdik.

88-Sakın, onlardan bazı çiftlere sunduÄŸumuz nimet ve zevklere gözlerini dikme. Onlar için tasalanma da. Müminler için kanadını indir sen!

89-Ve de ki: “Ben, evet ben, açıkça uyaran bir haberciyim.”

90-Aynı ÅŸekilde, o bölücülere/yemin edip duranlara da indirmiÅŸtik.

91-Onlar ki Kur’an’ı parça parça/bölük bölük yaptılar.

92-Rabbine yemin olsun ki, biz onları toplu halde sorgu suale çekeceÄŸiz/hepsinden mutlaka hesap soracağız;

93-Yapıp ettiklerinden…

94-EmrolunduÄŸun ÅŸeyi, kafalarını çatlatırcasına tebliÄŸ et; ÅŸirke bulaÅŸmışlara aldırma.

95-Alay edip eÄŸlenenlere karşı biz sana yeteriz. 

96-Allah ile beraber başka tanrılar benimseyenler yakında bilecekler.

97-Andolsun ki, onların söyledikleri yüzünden senin göÄŸsünün daraldığını biliyoruz.

98-Åžimdi sen, Rabbine hamd ile tespih et ve secde edenlerden ol.

99-Sana ÅŸaÅŸmaz ve kesin bilgi gelinceye kadar Rabbine ibadet et.

 

Paylaşım:

​

Ayet(1): Ayette Kitap ve Kur’an terimleri birlikte kullanılmış. Daha önce de deÄŸinildiÄŸi gibi, Kur’an’daki Kitap teriminin sıklıkla, Ana Kitap’a, (Ra’d suresi -39) gittiÄŸini düÅŸünürüm. Yaratılış ve varlıkların tekâmülü ile ilgili plan ve uygulamanın Ana Kitap’ta olduÄŸunu, örneÄŸin Tevrat ve İncil’in ve diÄŸer mesaj kitaplarının belirtilen planlama ile yaratıldığını söyleyebiliriz.

​

Ayetler(2-9): Her toplumun belirlenmiÅŸ bir ömrü olduÄŸunu Kur’an anlatıyor. Yazılı tarih aynı gerçeÄŸi bize hatırlatmıyor mu? Kur’an’ın, vahiy mekanizması ile ve Ana Kitap’taki plana uygun olarak Biz görevlileri tarafından dünyaya iletildiÄŸini ve Kur’an’ın korunmasının da aynı görevliler tarafından üstlenildiÄŸini anlıyoruz. Buradaki korumanın kitap halindeki Kur’an’ın fiziksel korunması olduÄŸunu sanmam. Kur’an’ın indiriliÅŸine uygun olarak mesajın devamlı yaÅŸayacağını düÅŸünebiliriz ki bunu güçlendiren ayet (Fâtır suresi-32), Kitap’ın seçilmiÅŸ mirasçılarından söz ediyor ki onların her dönemde Dünyada yaÅŸam bulduklarını sanırım.

​

Ayetler(10-15): Muhammed’den önce yaÅŸamış toplumlara da elçiler gönderilmiÅŸ. Ancak o toplumlar elçi ile alay etmiÅŸler. Muhammed döneminde hayatta olanlar da, daha önceki toplumların başına gelenleri anladıkları halde, o Zikir’e (Kur’an) inanmak istememiÅŸler.

 

Ayetler(16-25): OluÅŸturulan burçlar, yıldız kümelenmeleri, günümüzde astrolojinin dayanağıdır. O dönemde de muhtemelen yararlanılmıştır. Pozitif bilimle baÄŸlantısından bahsetmek için yeterli veri yoktur. BeÅŸer dışı bâzı varlıkların dinlemelerine izin verilmeyenin, bâzı yorumculara göre burçlarmış, Yüce konseyin konuÅŸmaları olduÄŸunu düÅŸünürüm. Bu konu Saffât suresi ayetler(6,7,8,9,10) da açıklanmıştır. BeÅŸer için bir tekâmül okulu olarak planlanıp oluÅŸturulan dünya, beÅŸerin biyolojik bedenle yaÅŸam bulması için gerekli ÅŸekilde donatılmış. Dünya okulunda beÅŸerin tekâmül evreleri de planlanmış ve gerekli ÅŸartlar oluÅŸturulmuÅŸ. 

​

Ayetler(26-50): Bu bölümdeki ayetler insanın yaratılışına, ona gösterilen hedef ve kısaca ve üstü kapalı olarak tekâmülüne deÄŸinilmiÅŸ. İnsanın dünyanın toprağından, cinin ise bir enerji formundan yaratıldığı ifade ediliyor. Dünya toprağından yaratılan insanın bedenidir, öz benliÄŸi deÄŸildir. Yaratılan sadece beden olup bedenin olgunlaÅŸması sonunda meleklerin o bedene secde etmesi düÅŸünülemez. Beden, özümüzün tekamülü için sadece bir vasıtadır. Meleklerin önünde secde edebileceÄŸi bir olgunluÄŸa özümüzün ulaÅŸması herhalde bizim tanımımızla çok uzun zaman gerektirir; defalarca dünya okulunda eÄŸitimden geçirilmeyi ve daha sonra farklı boyutlardaki okullarda da eÄŸitimi gerektirdiÄŸini düÅŸünmek isterim. Sanırım, son cümle, ayet (29) da “onu amaçlanan düzgünlüÄŸe ulaÅŸtırıp öz ruhumdan üflediÄŸim zaman“ ifadesinde açıklanıyor. Varlık alemi beden olarak düÅŸünülürse o bedene can veren en yüksek yönetim kademesi ruh olarak düÅŸünülebilir. O kademenin üflemesi “bilgidir”. Bilgi, O’nun ilmindendir. Bilgilenme ise tekrar canlanmaya, yani en yüksek gerçeklerin farkına varma olarak ele alınabilir.

​

   Son kısımdaki ayetler, tekâmül yolunda varlığın denenmelerine iÅŸaret eder. İblis metaforu ile bu denenmelerden “riyaya sapmamış, samimi kulların” baÅŸarı ile çıkacağı anlatılıyor ki burada topluma dayatılan çeÅŸitli ritüellerden hiçbirini görmüyoruz.  

​

Ayetler(51-84): Bu bölümdeki ayetler; kendilerine gönderilen elçileri yalanladıkları ve yanlıştan dönmedikleri için Lût kavminin, Eyke ve Hicr halklarının cezalandırılmasını anlatır.

​

Ayetler(85-99): Ayetlerden yaratma iÅŸleminin sürekli olduÄŸunu görüyoruz ki bunu baÅŸka bir ayet tekrar eder: Rahman suresi 29” …O, her an yeni bir iÅŸ ve oluÅŸtadır. “Biz görevlilerinin, Muhammed’e “ikiÅŸerlilerden yedi tanesini ve yüce Kur’an’ı verdiÄŸi” anlatılıyor. İkiÅŸerlilerden yedi tane konusu açık deÄŸildir. Belki gelecekte öÄŸreniriz. Kur’an’la birlikte anıldığına göre önemli olduÄŸu bellidir. Muhammed’e bu verilenlerin baÅŸka kiÅŸilere verilen maddi kazanımlardan çok daha deÄŸerli olduÄŸu o yüzden onlara imrenmemesi Muhammed’e hatırlatılmış. Kur’an’ın Muhammed’e verildiÄŸi dönemde Mekke civarında yaÅŸayan Ehl-i Kitap’a  verilmiÅŸ olan Kur’an (okuma kitabı anlamında olup Tevrat ve İncil’e iÅŸaret eder) farklı yorumlama yüzünden parçalara bölünmüÅŸ. Bunun sonucunun Ehl-i Kitap toplumunun çeÅŸitli mezheplere bölündüÄŸüne iÅŸaret edilerek hesabının sorulacağı belirtilmiÅŸ. GörüldüÄŸü gibi dinde mezheplerin oluÅŸumu din öÄŸretisinin özüne terstir. Bu düÅŸünce aÅŸağıda verilen ayette çok açık olarak vurgulanır:

​

Åžûra-13 Sizin için, dinden Nuh’a önerdiÄŸini, sana vahyettiÄŸini, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya önerdiÄŸimizi ÅŸöyle diyerek kanunlaÅŸtırdı: “Dini dosdoÄŸru tutun; onda bölünüp fırkalara ayrılmayın".

​

Bu anlatılanlara göre Kur’an bağımlısı toplumlarda görülen mezhepler ve tarikatların varlığını kim nasıl açıklar? Bilemiyorum…

EN’AM  SURESİ

 

  1. Hamd Allah’adır. O ki gökleri ve yeri yaratmış, karanlıklara ve nura vücut vermiÅŸtir. Sonra, gerçeÄŸi örtenler bunları Rablerine denk tutuyorlar.

  2. Sizi bir balçıktan yaratmış olan O’dur. Sonra hüküm verip bir süre belirlemiÅŸtir. BelirlenmiÅŸ bir süre de O‘nun katındadır. Bütün bunlardan sonra siz hâlâ kuÅŸkulanıp duruyorsunuz.

  3. O, göklerde de Allah’tır, yerde de. O, sizin iç dünyanızı da bilir, açığa vurduklarınızı da. Neler kazanmakta olduÄŸunuzu da bilir O

  4. Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelir gelmez, ondan hemen yüz çeviriyorlardı.

  5. Böylece hakkı, kendilerine geldiÄŸi anda yalanladılar. Fakat yakında onlara yalanlamakta oldukları ÅŸeyin haberleri gelecektir.

  6. Kendilerinden önce nice medeniyeti yerle bir ettiÄŸimizi görmediler mi? Biz o yurtlara yeryüzünde size vermediÄŸimiz imkânları vermiÅŸ, üzerlerine gök bereketini bol bol indirmiÅŸ, nehirleri altlarından akar hale getirmiÅŸtik. Derken onları kendi günahlarıyla helak ettik ve arkalarından baÅŸka bir nesil oluÅŸturduk.

  7. EÄŸer biz sana kâğıt üzerine yazılı bir kitap göndermiÅŸ olsaydık, onlar da ona elleriyle dokunmuÅŸ olsalardı, o küfre batmışlar, hiç kuÅŸkusuz ÅŸöyle deyivereceklerdi: “Bu apaçık bir büyüden baÅŸka ÅŸey deÄŸildir.”

  8. Åžunu da söylediler: “Bu peygambere bir melek indirilseydi ya!” EÄŸer böyle bir melek indirmiÅŸ olsaydık iÅŸ mutlaka bitirilmiÅŸ olurdu da kendilerine göz bile açtırılmazdı.

  9. EÄŸer o peygamberi bir melek kılsaydık kuÅŸkusuz onu bir er kiÅŸi yapacaktık ve içine yuvarlandıkları kuÅŸku ve karmaÅŸayı onların üzerlerine giydirmiÅŸ olacaktık.

  10. Yemin olsun ki, senden önceki resullerle de alay edildi; fakat eÄŸlence konusu yaptıkları ÅŸey, o maskaralığı sergileyenleri kıskıvrak sarıverdi.

  11. Åžunu söyle:” Dolaşın yeryüzünde de bakın nasıl olmuÅŸ gerçeÄŸi yalanlayanların sonları.”

  12. Sor: “Kimindir gökler ve yer?” Cevap ver: “Allah’ındır.” O Allah ki, rahmeti öz benliÄŸi üzerine yazmıştır. O sizi, varlığında hiç kuÅŸku bulunmayan kıyamet gününde bir araya mutlaka toplayacaktır. Benliklerini hüsrana yuvarlamış kiÅŸiler var ya, onlar iman etmezler.

  13. Gecenin ve gündüzün içinde yer alan her ÅŸey O’nundur. O, Semî’dir, her ÅŸeyi duyar; Alîm’dir, her ÅŸeyi bilir.

  14. De ki: “Göklerin ve yerin Fâtır’ı olan o yaratıcıdan, o yedirip doyuran ama kendisi yedirilip beslenmeyen Allah’tan baÅŸkasını mı velî edineyim?” De ki “Bana, İslam’ı seçenlerin ilki olmam emredildi.” Ve sakın ÅŸirke sapanlardan olma.

  15. Åžunu da söyle: “Rabbime isyan edersem büyük bir günün azabından korkarım ben.”

  16. Kendisinden azap uzaklaÅŸtırılana o gün rahmet etmiÅŸtir. İşte açık kurtuluÅŸ budur.

  17. Allah sana bir keder dokundurursa, onu O’ndan baÅŸka açacak yoktur. EÄŸer sana bir hayır dokundurursa, O her ÅŸey üzerinde güç sahibidir.

  18. Ve kulları üzerinde hüküm ve egemenlik sahibi Kaahir’dir O. Tüm hikmetlerin kaynağıdır O. Her ÅŸeyden haberdardır.

  19. Sor: “Tanıklık bakımından hangi ÅŸey daha büyüktür?” De ki: “Benimle sizin aranızda Allah tanıktır. Bu Kur’an bana vahyolundu ki, onunla sizi ve ulaÅŸtığı herkesi uyarayım. Siz gerçekten Allah’ın yanında baÅŸka ilahların bulunduÄŸuna tanıklık ediyor musunuz?” De ki: “Ben buna tanıklık etmiyorum.” De ki: “O, sadece tek bir tanrıdır. Ve ben, sizin ortak tuttuÄŸunuz ÅŸeylerden uzağım.”

  20. O kendilerine kitap verdiklerimiz var ya, onu öz oÄŸullarını tanıyıp bildikleri gibi tanıyıp bilirler. Ama öz benliklerini hüsrana uÄŸratan bunlar, iman etmezler.

  21. Yalan düzerek Allah’a iftira eden yahut onun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır?

  22. Gün olur onları bir araya toplar haÅŸrederiz. Sonra ÅŸirke batanlara sorarız: “Nerededir o bir ÅŸey zannedip durduÄŸunuz ortaklarınız?”

  23. Sonunda ÅŸunu söylemekten baÅŸka bahaneleri kalmaz: “Rabbimiz Allah’a yemin olsun ki, biz ortak koÅŸanlar deÄŸildik.”

  24. Bak da gör, nasıl yalan söylediler öz benliklerine karşı! Ve iftira için kullandıkları ÅŸeyler, onları bırakıp kayboldu.

  25. İçlerinden sana kulak verenler vardır; ama biz onu gereÄŸince anlamamaları için kalplerine kılıflar geçirmiÅŸ, kulaklarına bir ağırlık koymuÅŸuzdur. Tüm mucizeleri görseler de onlara inanmazlar. Nihayet sana gelip seninle çekiÅŸerek ÅŸöyle derler küfre sapanlar: “Bu, eskilerin masallarından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir.”

  26. Hem ondan alıkoyarlar hem ondan uzaklaşırlar. Öz benliklerinden baÅŸkasını helak etmiyorlar. Ama farkında deÄŸiller.

  27. Ah bir görsen, ateÅŸin başında durdurulup da ÅŸöyle dediklerini: “Ne olurdu, geri gönderilsek, Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve müminlerden oluversek.”

  28. İşin doÄŸrusu ÅŸu. Önceden gizlemekte oldukları karşılarına dikildi. Geri gönderilselerdi yasaklandıkları ÅŸeyi mutlaka yineleyeceklerdi. DoÄŸrusu onlar, tam yalancıdırlar.

  29. Dediler ki: “Åžu dünya hayatımızdan baÅŸkası yok. Biz diriltilecek de deÄŸiliz.”

  30. Rableri huzurunda durdurulduklarını bir görsen! Sordu: “Gerçek deÄŸil miymiÅŸ bu?” Dediler: “Rabbimize yemin olsun ki, gerçekmiÅŸ.” Dedi. “O halde, küfre sapmış olmanızdan dolayı tadın azabı.”

  31. Allah’ın huzuruna varmayı yalanlayanlar, gerçekten hüsrana uÄŸradılar. Sonunda o saat ansızın kendilerine gelip çatınca, sırtlarında günahlarını taşır bir halde ÅŸöyle demiÅŸlerdir: “Dünya hayatında düÅŸtüÄŸümüz aşırılıklardan dolayı vay hasretimize!” Dikkat edin! Ne kötü ÅŸeylerdir taşıyıp durdukları.

  32. Åžu iÄŸreti, basit hayat bir oyun ve eÄŸlenceden baÅŸka ÅŸey deÄŸildir. Sakınıp korunanlar için âhiret yurdu elbette ki daha iyidir. Hâlâ aklınızı iÅŸletmeyecek misiniz?

  33. Söylediklerinin seni kederlendirdiÄŸini çok iyi biliyoruz. Gerçek ÅŸu ki, onlar seni yalanlamıyorlar; o zalimler Allah’ın ayetlerine karşı direniyorlar.

  34. Yemin olsun ki, senden önce de resuller yalanlanmış ama yalanlanmalarına, eziyet görmelerine sabretmiÅŸlerdi. Nihayet yardımımız onlara ulaÅŸtı. Allah’ın kelimelerini deÄŸiÅŸtirecek hiçbir kuvvet yoktur. Yemin olsun, elçi olarak gönderilenlerin haberinden bir kısmı sana da gelmiÅŸtir.

  35. EÄŸer yüz çevirip gitmeleri sana ağır geldiyse, haydi gücün yetiyorsa, yerin içinde bir delik yahut gökte bir merdiven ara da onlara bir mucize getir. Allah dileseydi onları doÄŸru ve güzelde birleÅŸtirirdi. Artık cahillerden olma.

  36. Ancak gereÄŸince dinleyenler çaÄŸrıya cevap verir. Ölülere gelince Allah onları diriltecektir, Sonra O’na döndürülecekler.

  37. Dediler ki: “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “KuÅŸkusuz, Allah bir mucize indirmeye Kaadir’dir. Fakat çokları bilmiyorlar.”

  38. Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuÅŸ istisna olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmetlerdir. Biz bu kitapta, herhangi bir ÅŸeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar sonunda Rableri önünde haÅŸredilirler.

  39. Bizim ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklara gömülmüÅŸ sağır ve dilsizlerdir. Allah dilediÄŸi kiÅŸiyi ÅŸaşırtır, dilediÄŸini de dosdoÄŸru yol üzerine koyar.

  40. De ki: “Bir düÅŸünün bakalım! Allah’ın azabı yakanıza yapışsa yahut o saat gelip çatsa, Allah’tan baÅŸkasına mı yakarırsınız? DoÄŸru sözlü iseniz söyleyin!” 

  41. Hayır, yalnız O’na yakarırsınız da O dilerse yakındığınız belayı uzaklaÅŸtırır. Ve siz ortak koÅŸtuklarınızı unutuverirsiniz.

  42. Andolsun ki, senden önce de ümmetlere elçiler göndermiÅŸtik. O ümmetleri, bize yaklaşıp sığınsınlar diye zorluklar ve darlıklarla yakalamıştık.

  43. ZorluÄŸumuz kendilerine gelip çattığında bir sığınabilselerdi! Ne yazık ki kalpleri katılaÅŸtı; ÅŸeytan, yapmakta olduklarını onlara süslü püslü gösterdi. 

  44. ÖÄŸütlenmeye çağırıldıkları ÅŸeyi unutunca, herÅŸeyin kapılarını üzerlerine açıverdik. Nihayet, kendilerine verilenle sevinç şımarıklığına daldıkları bir sırada, ansızın onları yakaladık. Tüm ümitlerini bir anda yitirdiler.

  45. Böylece zulme saplanan topluluÄŸun kökü kesilmiÅŸti; hamd olsun âlemlerin Rabbi’ne.

  46. De ki. “DüÅŸünün bakalım. Allah, iÅŸitme gücünüzü, gözlerinizi alsa, kalpleriniz üzerine mühür bassa, Allah’tan baÅŸka hangi ilah onları size geri verecek?” Bak nasıl türlü türlü açıklıyoruz ayetleri, yine de yüz çeviriyorlar!

  47. Åžunu da söyle: “DüÅŸünün akalım! Allah’ın azabı size ansızın, açıktan geliverse, zalimler topluluÄŸundan baÅŸkası mı helak edilecek?”

  48. Biz o gönderilen elçileri, müjdeciler ve uyarıcılar olmaktan öte bir ÅŸey için göndermiyoruz. İman edip barışı yerleÅŸtirenlere korku yoktur. Tasalanmayacaklardır onlar.

  49. Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, fenalığa bulaÅŸmaları yüzünden kendilerine azap dokunacaktır.

  50. Onlara ÅŸunu söyle: “Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem ben. Size ben bir meleÄŸim de demiyorum. Yalnız bana vahyedilene uyarım ben.” Sor onlara: “Körle gören bir olur mu? Hâlâ düÅŸünmüyor musunuz?”

  51. Rablerinin huzurunda haÅŸredileceklerinden korkanları, o vahiy ile uyar ki korunabilsinler. Onların O’ndan baÅŸka ne bir dostları vardır ne de bir ÅŸefaatçıları!

  52.  Sabah akÅŸam, yüzünü isteyerek Rablerine yalvarıp yakaranları kovma. Onların hesabından bir ÅŸey sana ait olmadığı gibi, senin hesabından bir ÅŸey de onlara ait deÄŸildir. O halde onları kovarsan zalimlerden olursun.

  53. Biz böylece onların bir kısmını diÄŸer bir kısmıyla imtihana çektik ki, ÅŸunu söylesinler: “Allah aramızdan ÅŸunlara mı lütufta bulundu?” Allah ÅŸükredenleri daha iyi bilmiyor mu?

  54. Ayetlerimize iman edenler sana geldiÄŸinde ÅŸöyle söyle: “Selam size! Rabbiniz, benliÄŸi üzerine rahmeti yazmıştır. İçinizden her kim bilgisizlikle bir kötülük iÅŸler de ardından tövbe edip halini düzeltirse, hiç kuÅŸkusuz Allah çok affedici, çok merhametlidir.”

  55. İşte biz, ayetlerimizi bu ÅŸekilde detaylandırıyoruz ki, günaha sapmışların yolu açık-seçik ortaya çıksın.

  56. De ki: “Ben, Allah’ı bırakıp da yakardıklarınıza kulluk etmekten yasaklandım.” De ki: “Sizin keyiflerinize uymam. Çünkü bunu yaparsam sapıtmış olurum, doÄŸruyu ve güzeli bulanlardan olmam.”

  57. De ki: “Ben Rabbimden gelen bir beyyine üzerindeyim. Ama siz onu yalanladınız. Acele istediÄŸiniz ÅŸey benim yanımda deÄŸil. Hüküm yalnız ve yalnız Allah’ındır. Hakkı O anlatır. Ayırt edip çözüm getirenlerin en hayırlısı O’dur. 

  58. Åžunu da söyle: “Acele istediÄŸiniz ÅŸey benim yanımda olsaydı, benimle sizin aranızdaki iÅŸ çoktan bitirilmiÅŸ olurdu. Zalimleri, Allah daha iyi bilir.”

  59. Gaybın anahtarları O’nun yanındadır; onları O’ndan baÅŸkası bilmez. O, karada ve denizde olanı da bilir. O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile düÅŸmez. Toprağın karanlıklarındaki bir dane, yaÅŸ ve kuru her ÅŸey apaçık bir Kitap’ın içindedir.

  60. O, odur ki, geceleyin sizi öldürür. Gün boyunca neler yapıp neler kazandığınızı bilir. Sonra, belirlenmiÅŸ süre iÅŸletilip tamamlansın diye, gün içinde sizi diriltir. Nihayet O’nadır dönüÅŸünüz. Sonra yapıp ettiklerinizi size haber verecektir.

  61. Kulları üzerinde egemenlik sahibi Kaahir’dir O. Üzerinize koruyucular gönderir. Nihayet ölüm birinize geldiÄŸinde, elçilerimiz onu vefat ettirirler. Ne vaktinden önce iÅŸ yaparlar onlar ne de vaktinden sonra.

  62. Sonra onlar gerçek mevlâ’ları olan Allah’a götürülürler. Gözünüzü açın! Hüküm yalnız O’nundur. Ve hesap görenlerin en süratlisi de O’dur.

  63. Åžunu sor: “Bizi bu durumdan kurtarırsa andolsun ÅŸükredenlerden olacağız’ diye boyun büküp ürpererek O’na yakardığınızda, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarıyor?”

  64. De ki: “Ondan da tüm sıkıntılardan da sizi Allah kurtarıyor, sonra siz O’na ortak koÅŸuyorsunuz.”

  65. De ki: “O size, üstünüzden yahut ayaklarınızın altından bir azap göndermeye yahut sizi bölük bölük birbirinize düÅŸürerek kiminizin ÅŸiddetini kiminize tattırmaya Kaadir’dir.” Bak nasıl sıralıyoruz ayetleri, iyice kavrayabilsinler diye.

  66. O, hak olduÄŸu halde senin toplumun onu yalanladı. De ki: “Ben size vekil deÄŸilim.”

  67. Her haberin gerçekleÅŸeceÄŸi bir zaman/mekân vardır. Yakında bileceksiniz.

  68. Ayetlerimiz hakkında lakırdıya dalanları gördüÄŸünde, onlar baÅŸka bir söze dalıncaya deÄŸin onlardan yüz çevir. EÄŸer ÅŸeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra o zalimler topluluÄŸu ile oturma.

  69. Allah’tan korkanlara onların hesabından bir ÅŸey yoktur ama yine de bir hatırlatma olmalı. Belki sakınırlar. 

  70. Dinlerini oyun ve eÄŸlence haline getirmiÅŸ, dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak da o Kur’an ile ÅŸunu hatırlat: Bir kiÅŸi, kendi elinin üretip kazandığına teslim edilirse onun, Allah dışında ne bir dostu kalır ne de ÅŸefaatçısı. Her türlü fidyeyi verse de ondan kabul edilmez. İşte bunlar, kazandıklarına teslim edilmiÅŸlerdir. Nankörlük ettiklerinden ötürü onlar için kaynar sudan bir içki ve korkunç bir azap vardır.

  71. De ki: “Allah’ı bırakıp da bize ne yarar ne de zarar veremeyecek ÅŸeylere mi yakaralım? Allah bize kılavuzluk ettikten sonra ökçelerimiz üstüne geri mi döndürülelim? O kiÅŸi gibi ki, ÅŸeytanlar yeryüzünde kendisini ayartıp yeryüzünde ÅŸaÅŸkın dolaşır hale getirmiÅŸlerdir. Oysaki onun “bize gel” diye doÄŸruya ve güzele çağıran arkadaÅŸları vardır.” De ki: “Allah’ın kılavuzluÄŸudur gerçek kılavuzluk. Alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim olmakla emrolunduk biz.”

  72. Ve ”namazı kılın, O’ndan korkun” diye emrolunduk. Huzurunda haÅŸrolunacağımız O’dur.

  73. Gökleri ve yeri hak olarak yaratan da O’dur. “Ol” dediÄŸi gün, hemen oluverir. Sözü haktır O’nun. Sûra üfleneceÄŸi gün de mülk ve yönetim O’nundur. Âlim’dir, görünmeyeni de görüneni de bilen O’dur. O’dur Hakîm, O’dur Habîr.

  74. İbrahim, babası Âzer’e ÅŸöyle demiÅŸti: “Putları tanrılar mı ediniyorsun? Seni de toplumunu da açık bir sapıklık içinde görüyorum.”

  75. Böylece biz İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk ki, gerçeÄŸi görüp bilerek inananlardan olsun.

  76. Gece üstüne çökünce bir yıldız gördü de “iÅŸte Rabbim bu” dedi. Yıldız battığında ise “batıp gidenleri sevmem” diye konuÅŸtu.

  77. Ay’ı doÄŸar halde görünce, “Rabbim bu“ dedi. O batınca da ÅŸöyle konuÅŸtu: “EÄŸer Rabbim bana kılavuzluk etmeseydi sapıtan topluluktan olurdum.” 

  78. Nihayet güneÅŸin doÄŸmakta olduÄŸunu gördüÄŸünde, “benim Rabbim bu, bu daha büyük” dedi. O da batıp gidince ÅŸöyle seslendi: “Ortak koÅŸtuÄŸunuz ÅŸeylerden uzağım ben.”

  79. “Ben bir hanîf olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. MüÅŸriklerden deÄŸilim ben.”

  80. Toplumu ona karşı çıkıp kanıt getirmeye kalkıştı. O dedi ki: “Allah hakkında benimle çekiÅŸiyor musunuz? Beni doÄŸru yola O iletti. O’na ortak koÅŸtuÄŸunuz ÅŸeylerden korkmam. Rabbimin dilediÄŸi dışında hiçbir ÅŸey olmaz. Rabbim bilgice her ÅŸeyi çepeçevre kuÅŸatmıştır. Hâlâ öÄŸüt almayacak mısınız?

  81. “Hem siz, hakkında hiçbir kanıt indirmediÄŸi ÅŸeyleri Allah’a ortak koÅŸtuÄŸunuz halde korkmuyorsunuz da ben, ortak tuttuÄŸunuz ÅŸeylerden nasıl korkarım!” Åžimdi, eÄŸer biliyorsanız, iki gruptan hangisi güvende olmaya/güvenilmeye daha layıktır.

82-İman edip de imanlarını herhangi bir zulümle kirletmeyenler var ya, güvende olma/güvenilir olma iÅŸte onların hakkıdır; doÄŸruyu ve güzeli yakalayanlar da onlardır.

83-İşte bunlar, kavmine karşı İbrahim’e verdiÄŸimiz kanıtlardır. Dilediklerimizi derece derece yükseltiriz. Senin Rabbin Hakîm’dir, Alîm’dir.

84-Biz ona İshak’ı ve Yakub’u hediye ettik. Hepsini doÄŸruya ve güzele kılavuzladık. Daha önce Nûh’a ve onun soyundan olan Dâvud’a, Süleyman’a, Eyyûb’e, Yûsuf’a, Mûsa’ya, Hârun’a da kılavuzluk etmiÅŸtik. Güzel düÅŸünüp güzel davrananları böyle ödüllendiririz biz.

85-Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas… Hepsi barış için çalışanlardandı.

86-İsmail, Elyesa, Yûnus ve Lût… Hepsini âlemlere üstün kıldık.

87-Atalarından, soylarından, kardeÅŸlerinden bir kısmını da… Onları seçtik ve onları dosdoÄŸru bir yola kılavuzladık.

88-Allah’ın yol göstermesidir bu. Kullarından dilediÄŸini bununla iletir iyiye ve güzele. EÄŸer onlar ÅŸirke bulaÅŸsalardı yapıp ettikleri kendilerine yararsız hale gelirdi.

89-İşte bunlardır kendilerine kitap, hükmetme gücü ve peygamberlik verdiklerimiz. Åžimdi ÅŸu insanlar bütün bunları inkâr ederlerse biz, bunları inkâr etmeyecek bir topluluÄŸu onlara vekil ederiz.

90-İşte böyleleri, Allah’ın yol gösterdiÄŸi kimselerdir. Sen de onların yolunu izle ve ÅŸöyle söyle: “Ben ÅŸu yaptığıma karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O sadece âlemlere bir öÄŸüttür.”

91-Allah’ı büyüklüÄŸüne yaraşır ÅŸekilde tanıyamadılar. Çünkü, “Allah, insana hiçbir ÅŸey vahyetmemiÅŸtir” dediler. De ki: “Mûsa’nın insanlara bir ışık, bir kılavuz olarak getirdiÄŸi Kitap’ı kim indirdi? Siz o Kitap’ı bir takım parÅŸömenler yapıp ortaya sürüyorsunuz, birçoÄŸunu da saklıyorsunuz. Size, sizin de atalarınızın da bilmediÄŸi ÅŸeyler öÄŸretildi.” “Allah” de, sonra da bırak onları saplandıkları batakta oynayadursunlar.

92-Bu da bizim, kentlerin/medeniyetlerin anasını uyarman için indirdiÄŸimiz bir Kitap. Kutsal-bereketli, kendinden öncekini doÄŸrulayıcı. Âhirete inananlar, ona da inanırlar ve onlar namazlarına devam ederler.

93-Yalan düzüp Allah’a iftira eden veya kendine bir ÅŸey vahyedilmediÄŸi halde “bana vahyedildi” diyen kiÅŸi ile, “Allah’ın ayet indirdiÄŸi gibi ben de indireceÄŸim” diyen kimseden daha zalim kim vardır! Bir görsen, o zalimleri ölüm dalgaları içindeyken. Melekler ellerini uzatmış, “çıkarın canlarınızı “diye! Bugün zillet azabıyla cezalandırılacaksınız; çünkü Allah’a karşı gerçek dışı ÅŸeyler söylüyordunuz ve çünkü O’nun ayetlerine karşı büyüklük taslıyordunuz.

94-Andolsun, sizi ilk yarattığımızdaki gibi yapayalnız/teker teker bize geldiniz. Size verip hayaline daldırdığımız ÅŸeyleri de sırtlarınızın arkasında bıraktınız. Sizinle ilgili hususlarda ortaklar sandığınız ÅŸefaatçılarınızı da yanınızda görmüyoruz. Yemin olsun, koptu aranızda tüm baÄŸlar ve uzaklaşıp kayboldu yanınızdan o bir ÅŸey sandıklarınız.

95-Hiç kuÅŸkusuz Allah’tır daneyi yaran, çekirdeÄŸi patlatan. Ölüden diri çıkarır O; diriden ölüyü çıkaran da O’dur. İşte budur Allah! Peki nasıl ters bir yöne çevriliyorsunuz?

96-Åžafağı yarıp sabahı ortaya çıkaran O’dur. Geceyi dinlenme zamanı yaptı; GüneÅŸi ve Ay’ı hesap aracı. İşte budur ölçülendirmesi o Azîz’in, o Alîm’in.

97-Karanın ve denizin karanlıklarında, kendileriyle yol bulmanız için yıldızları hizmetinize veren O’dur. Bilen bir topluluk için ayetleri gerçekten detaylandırmışızdır.

98-Sizi birtek canlıdan vücuda getiren O’dur. Bu oluÅŸumda bir karar kılma yeri var, bir de emanet olarak kalma yeri. İyice araÅŸtırıp kavrayan bir topluluk için ayetleri biz tam bir biçimde detaylandırdık.

99-Size gökten su indiren de O’dur. Biz o suyla her ÅŸeyin bitkisini çıkardık. Ondan da bir yeÅŸillik çıkardık. O yeÅŸillikten birbiri üzerine binmiÅŸ daneler çıkardık. Hurma aÄŸacının, tomurcuÄŸundan sarkan salkımlar, üzümlerden baÄŸlar, zeytin, nar çıkardık. Birbirine benzeyeni var, benzemeyeni var. Meyve verdiÄŸinde ve meyveler olgunlaÅŸtığında bir bakın onun ürününe! Bu size gösterilenlerde, iman eden bir topluluk için, çok ibretler vardır.

100-Allah’a birde cinleri/gözle görülmeyen yaratıkları ortak koÅŸtular. Oysaki, onları O yaratmıştır. Bilgisizce O’na oÄŸullar ve kızlar isnat etme saçmalığını gösterdiler. Åžanı yücedir O’nun. Onların nitelemelerinin ötesindedir O.

101-Gökleri ve yeri yaratıp donatan Bedî’ O’dur. Nasıl çocuÄŸu olur O’nun, kendisinin bir eÅŸi olmadı ki! Her ÅŸeyi O yarattı ve her ÅŸeyi en iyi ÅŸekilde bilen de O’dur. 

102-Rabbiniz Allah iÅŸte budur! İlah yok O’ndan baÅŸka. Her ÅŸeyin yaratıcısıdır, Haalik’tir O. O’na kulluk/ibadet edin. O her ÅŸeye Vekîl’dir.

103-Gözler O’nu fark edip kavrayamaz. Oysaki O, gözleri görür/bilir. O Latîf’tir, lütfu çok olduÄŸu halde kendisi görülemez; Habîr’dir, her ÅŸeyden haberdardır.

104-Gerçek ÅŸu ki size Rabbinizden gönül gözleri gelmiÅŸtir. Kim görürse kendisi yararına, kim körlük ederse kendisi zararına…Ben sizin üzerinize bekçi deÄŸilim.

105-Ayetleri bu ÅŸekilde, çeÅŸitli baÅŸlıklarla veriyoruz ki “sen ders aldın” desinler, biz de ilimden nasiplenen bir toplum için onu iyice açıklayalım.

106-Rabbinden sana vahyedilene uy. O’ndan baÅŸka ilah yoktur. MüÅŸriklerden yüz çevir. 

107-Allah dileseydi, ÅŸirke batmazlardı. Biz seni onlar üzerine bekçi yapmadık. Sen onlara vekil de deÄŸilsin.

108-Onların Allah dışında dua ettiklerine sövmeyin. Yoksa onlar da düÅŸmanlıkla ve bilgisizce Allah’a söverler. Biz her ümmete yaptığı iÅŸi bu ÅŸekilde süslü gösterdik. Sonra hepsinin dönüÅŸü Rablerinedir. O, onlara, yapmakta olduklarını haber verecektir.

109-Tüm yeminleriyle Allah’a yemin ettiler ki, eÄŸer kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklar. Söyle onlara: “Mucizeler ancak Allah’ın katındadır.” Mucize geldiÄŸinde de iman etmeyeceklerini anlamıyor musunuz?

110-Biz onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz, ilk seferinde buna iman etmedikleri gibi bırakırız kendilerini de azgınlıkları içinde körü körüne bocalayıp dururlar.

111-EÄŸer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler kendileriyle konuÅŸsaydı ve her ÅŸeyi toplayıp karşılarına dikseydik, Allah’ın dilemesi dışında, yine de inanmazlardı. Ne var ki çokları cehalet sergiliyorlar.

112-İşte böyle, biz her peygambere insan ve cin ÅŸeytanlarını düÅŸman yaptık. Bunlar aldatmak için birbirlerine lafın yaldızlısını fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Bırak onları, düzdükleri iftiralarla baÅŸbaÅŸa kalsınlar;

113-Ki âhirete inanmayanların gönülleri ona ısınsın, ondan hoÅŸlansınlar, elde ettikleri ÅŸeylere sahip olmaya devam etsinler.

114-Allah size Kitap’ı detaylandırılmış bir halde indirmiÅŸken, Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiÄŸini biliyorlar. Sakın kuÅŸkuya düÅŸenlerden olma.

115-Rabbinin sözü hem doÄŸruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini deÄŸiÅŸtirecek hiçbir kuvvet yoktur. En iyi iÅŸiten, en iyi bilendir O.

116-Yeryüzündeki insanların çoÄŸunluÄŸuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Sadece sanıya uyarlar onlar ve sadece saçmalarlar.

117-Kendi yolundan kimin saptığını en iyi senin Rabbin bilir. Hidayete ermiÅŸ olanları en iyi bilen de O’dur.

118-O halde, O’nun ayetlerine inanıyorsanız, üzerine Allah’ın adı anılmış olanlardan yiyin.

119-Size ne oluyor da üzerine Allah’ın adı anılmış olanlardan yemiyorsunuz? Zorda kalışınız dışında üzerinize haram kıldığını bizzat kendisi size detaylı bir biçimde açıklamıştır. Birçokları ilimsiz bir biçimde kendi keyiflerine uyarak halkı ÅŸaşırtıyorlar.  Hiç kuÅŸkusuz, senin Rabbin, sınır tanımaz azgınları çok iyi bilmektedir.

120-Günahın açığını da bırakın, gizlisini de. Günah kazananlar yapıp ettiklerinin karşılığını yakında göreceklerdir.

121-Üzerine Allah’ın adı anılmayanlardan yemeyin. Böyle bir ÅŸey tam bir yoldan çıkıştır. Åžeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için gizlice telkinde bulunurlar. Onlara boyun eÄŸerseniz siz de müÅŸriklerden oldunuz demektir.

122-Bir ölü iken kendisine hayat verdiÄŸimiz, insanlar içinde yürümesi için kendisine ışık sunduÄŸumuz kiÅŸinin durumu, karanlıklar içinde kalmış bir türlü çıkamayan kiÅŸinin ki gibi olur mu? İşte böyle! Küfre sapanlara, yapmakta oldukları süslü püslü gösterilmiÅŸtir.

123-Biz bu ÅŸekilde her kentte/her medeniyette kodamanları, o kent ve medeniyetin suçluları yaptık ki, orada oyunlar tezgâhlayıp tuzaklar kursunlar. Aslında onlar öz benliklerinden baÅŸkasına oyun oynamıyorlar ama farkında deÄŸiller.

124-Onlara bir ayet geldiÄŸinde ÅŸöyle demiÅŸlerdir: “Allah resullerine verilenin tıpkısı bize de verilmedikçe asla inanmayacağız.” Allah resullük görevini nereye sunacağını daha iyi bilir. Suç iÅŸleyenlere, oynadıkları oyunlar yüzünden Allah katında bir küçüklük ve ÅŸiddetli bir azap öngörülmüÅŸtür.

125-Allah, iyiye ve güzele götürmek istediÄŸinin göÄŸsünü İslam’a açar. Saptırmak dilediÄŸinin de göÄŸsünü öylesine daraltıp tıkar ki, o, göÄŸe yükseliyormuÅŸ gibi olur. Allah, iman etmeyenler üzerine pisliÄŸi iÅŸte böyle atıverir.

126-Rabbinin yolu iÅŸte budur; dosdoÄŸru, kıvamında… Biz öÄŸüt alan bir topluluÄŸa ayetleri detaylı bir biçimde açıkladık.  

127-Rableri katındaki huzur ve esenlik yurdu onlarındır. İşler oldukları ameller yüzünden O, onların Velî’si oluvermiÅŸtir.

128-Gün olur ÅŸöyle diyerek onları huzurunda toplar: “Ey cinler/görünmez varlıklar topluluÄŸu! Åžu insanlara gerçekten çok ettiniz.” Onların insanlardan olan dostları ÅŸöyle derler: “Rabbimiz, kimimiz kimimizden yararlanmıştı. Bizim için belirlediÄŸin sürenin sonuna geldik.” Buyurur ki: ”Barınağınız ateÅŸtir. DilediÄŸim zamanlar hariç orada süreklisiniz. ”Senin Rabbin Hakîm’dir, Alîm’dir.

129-İşte biz, zalimlerin bir kısmını bir kısmına, kazanır oldukları ÅŸeyler yüzünden bu ÅŸekilde dost ederiz/musallat ederiz.

130-Ey cinler ve insanlar topluluÄŸu! İçinizden, size ayetlerimi anlatan ve ÅŸu gününüzle yüzyüze geleceÄŸiniz hususunda sizi uyaran resuller gelmedi mi? “Kendi aleyhimize tanıklık ettik.” dediler. İğreti hayat onları aldattı da küfre saptıklarına iliÅŸkin öz benlikleri aleyhinde tanıklık ettiler.

131-Sebep şudur: Rabbin, halkı habersiz bir haldeyken kentleri helak edici değildir.

132-Her birinin yapıp ettiklerinden kaynaklanan dereceleri vardır. Rabbin onların işlediklerinden gafil değildir.

133-Senin o Ganî Rabbin rahmet sahibidir. Dilerse sizi ortadan kaldırır ve sizi bir baÅŸka topluluÄŸun soyundan vücuda getirdiÄŸi gibi, ardından da dilediÄŸini sizin yerinize getirir.

134-Size vaat edilen şeyler kesinlikle meydana gelecektir. Siz engel olamazsınız.

135-Ey toplumum! YapabileceÄŸinizi yapın. Ben de yapıp ediyorum. Yakında yurdun sonunun kime ait olacağını bileceksiniz. Gerçek olan ÅŸu ki, zalimler kurtulamayacaktır. 

136-Kendi yarattığı ekinden ve hayvanlardan Allah’a bir pay ayırdılar da kendi zanlarınca ÅŸöyle dediler: “Bu Allah için, bu da ortaklarımız için.” Ortakları için olan Allah’ ulaÅŸmaz. Ama Allah için olan, ortaklarına ulaşıyor. Ne kötü hüküm veriyorlar.

137-Aynen bunun gibi, müÅŸriklerden bir çoÄŸuna, Allah’a ortak koÅŸtukları putlar öz evlatlarını öldürmeyi güzel göstermiÅŸtir ki, hem onları yok etsinler hem de dinlerini karmakarışık hale getirsinler. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. O halde onları, düzdükleri iftiralarla baÅŸbaÅŸa bırak.

138-Kendi kuruntularına uygun olarak ÅŸöyle dediler: “Åžunlar, dokunulmaz hayvanlar ve ekinlerdir. Bizim dilediÄŸimizden baÅŸkası yiyemez bunları.” Hayvanlar var, sırtlarına binmek yasaklanmış; bir kısım hayvanları da Allah’a iftira ederek üzerlerine Allah’ın adını anmadan boÄŸazlarlar. Allah onları düzdükleri iftiralar yüzünden cezalandıracaktır.

139-Åžunu da söylediler: “Åžu hayvanların karınlarındakiler erkeklerimize özgülenmiÅŸtir. Kadınlarımıza haramdır. Yavru ölü doÄŸarsa kadın-erkek hepsi hak sahibidirler.” Bu nitelendirmeleri yüzünden Allah cezalarını verecektir. Hakîm’dir O, Alîm’dir.   

140-İlimsizlik yüzünden öz evlatlarını beyinsizce katledenler, Allah’a iftira ederek, Allah’ın kendilerine verdiÄŸi rızıkları haramlaÅŸtıranlar hüsrana uÄŸramışlardır, sapıtmışlardır; hiçbir zaman güzeli ve doÄŸruyu bulamazlar.

141-Çardaklı ve çardaksız bahçeleri, ürünleri çeÅŸit çeÅŸit hurmaları, sebzeleri, zeytinleri, narları, birbirine benzer ve benzemez biçimlerde oluÅŸturan O’dur. Her birinin meyvesinden olgunlaÅŸtığı zaman yiyin ve hasat gününde onun hakkını da verin. İsraf etmeyin, Allah israf edenleri sevmez.

142-Hayvanlardan yük taşıyanı da sergi yapılanı da yaratan yine O’dur. Allah’ın size verdiÄŸi rızıklardan yiyin, ÅŸeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o sizin için açık bir düÅŸmandır.

143-Sekiz çift: Koyundan iki, keçiden de iki. De ki: “İki erkeÄŸi mi haram kıldı, iki diÅŸiyi mi, yoksa iki diÅŸinin rahimlerinin kuÅŸattığını mı? EÄŸer doÄŸru sözlü iseniz bana ilimle haber verin.”

144-Ve deveden iki, sığırdan iki. De ki: “İki erkeÄŸi mi haram kıldı, iki diÅŸiyi mi, yoksa iki diÅŸinin rahimlerince kuÅŸatılanı mı? Yoksa Allah size bunu önerirken siz de tanıklık mı ediyordunuz?” İlim dışı bir ÅŸekilde insanları ÅŸaşırtmak için yalan düzüp Allah’a iftira edenden daha zalim kim olabilir? Allah, zulme sapan bir topluluÄŸa kılavuzluk etmiyor.

145-De ki: “Bana vahyolunanlar içinde, bu haram dediklerinizi yiyecek birine yasaklanmış bir ÅŸey bulamıyorum. Yalnız ÅŸunlardan biri olursa baÅŸka: leÅŸ, akıtılmış kan, domuz eti ki o bir pisliktir. Allah’tan baÅŸkası adına boÄŸazlanmış bir murdar. Iztırar haline düÅŸen, baÅŸkasının hakkına dokunmamak, zorunluluk sınırını da aÅŸmamak ÅŸartıyla bunlardan yiyebilir. Çünkü senin Rabbin çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.  

146-Yahudilere tüm tırnaklı hayvanları haram kıldık. Onlara ayrıca sığır ve koyunun yaÄŸlarını da haram kıldık. Sığır ve koyunun sırtlarının ve bağırsaklarının taşıdığı yaÄŸlarla, kemiklerle karışan yaÄŸlar bunun dışındadır. Bunu onlara azgınlıkları yüzünden bir ceza olarak yaptık. Biz elbette sözünde duranlarız.

147-Artık seni yalanlarlarsa ÅŸunu söyle: “Rabbiniz çok geniÅŸ bir merhametin sahibidir. Ancak O’nun azabı günaha batmışlar topluluÄŸundan uzak tutulamaz.”

148-Åžirke batanlar ÅŸöyle diyecekler: “Allah dileseydi, ne biz ÅŸirke sapardık ne de atalarımız. Hiçbir ÅŸeyi haram da yapmazdık.” Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar bu ÅŸekilde yalanlamışlardı. De ki: “Yanınızda, önümüze çıkaracağınız bir ilminiz var mı? Zandan baÅŸka bir ÅŸeye uymuyorsunuz. Sadece saçmalıyorsunuz siz.” 

149-En mükemmel kanıt Allah’ındır. O dileseydi hepinizi toptan doÄŸru yola iletirdi.

150-Åžunu da söyle: “Allah ÅŸunu haram etmiÅŸtir diye tanıklık edip duran ÅŸahitlerinizi getirin.” EÄŸer tanıklık ederlerse sakın onlarla birlikte tanıklık etme. Ayetlerimizi yalanlayanlarla âhirete inanmayanların keyifleri ardınca gitme. Onlar, kendi Rablerine baÅŸkalarını denk tutuyorlar.

151-De ki onlara: “Hadi gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını yüzünüze karşı okuyayım: Hiçbir ÅŸeyi O’na ortak koÅŸmayın. Ana-babaya çok iyi davranın. Yoksulluk endiÅŸesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; biz sizi de onları da rızıklandırırız. Kötülüklerin görünenine de gizli kalanına da yaklaÅŸmayın. Allah’ın saygın kıldığı cana, bir hakkı savunmak dışında kıymayın. Allah size bunları önerdi ki, aklınızı iÅŸletebilesiniz. 

152- “Yetimin malına yaklaÅŸmayın. Ancak rüÅŸtüne erinceye kadar en güzel yolla ilgilenme hali müstesna. Ölçme ve tartmayı tam bir dürüstlükle yerine getirin. Hiç kimseye yaratılış kapasitesinin üstünde yükümlülük getirmiyoruz. KonuÅŸtuÄŸunuz zaman, yakınlarınız aleyhine de olsa, adaleti gözetin. Ve Allah’a verdiÄŸiniz söze sadık kalın. DüÅŸünüp öÄŸüt alasınız diye O size bunları önerdi.

153-Bu benim dosdoÄŸru yolumdur, onu izleyin, baÅŸka yolları izlemeyin ki, sizi O’nun yolundan ayırıp parçalara bölmesinler. Sakınıp korunasınız diye O bunu önermiÅŸtir size. 

154-Sonra güzel davrananlara nimetimizi tamamlamak, her ÅŸeyi detaylandırmak, bir kılavuz ve rahmet olmak üzere Mûsa’ya o Kitap’ı verdik ki onlar Rablerine kavuÅŸacaklarına inanabilsinler.

155-Bu da bizim indirdiğimiz bir kitaptır. Kutsal ve bereketli. Artık ona uyun ve korunun ki size rahmet edilebilsin.

156-“Kitap, bizden önceki iki topluluÄŸa indirildi. Biz onu okuyup araÅŸtırmaktan gerçekten habersizdik.” demeyesiniz.

157-Åžunu da söylemeyesiniz: “EÄŸer bize Kitap indirilmiÅŸ olsaydı, onlardan daha doÄŸru yürüyüÅŸlü olurduk.” Artık size de Rabbinizden bir beyyine, bir kılavuz ve bir rahmet gelmiÅŸ bulunuyor. Allah’ın ayetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalim kim var? Ayetlerimize sırt dönenleri, yüz çevirmeleri yüzünden azabın en acıklısıyla cezalandıracağız.

158-Neyi bekliyorlar? Kendilerine meleklerin gelmesini mi, Rabbinin gelmesini mi, yoksa Rabbinin bazı mucizelerin gelmesini mi? Rabbinin bazı mucizeleri geldiÄŸi gün, daha önce iman etmemiÅŸ yahut imanında bir hayır sahibi olamamış kiÅŸiye imanı hiçbir yarar saÄŸlamayacaktır. De ki: “Bekleyin! DoÄŸrusu biz de bekliyoruz.”

159-Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir iliÅŸiÄŸin yoktur. Onların iÅŸi Allah’a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir.

160-Kim bir güzellikle gelirse ona, getirdiÄŸinin on katı var. Kötülükle gelene ise yaptığı kadarından fazla ceza verilmez. Onlar, haksızlığa uÄŸratılmayacaklardır.

161-De ki: “Beni, dosdoÄŸru yola Rabbim iletmiÅŸtir. Güçlü, pürüzsüz bir dine, hanîf olan İbrahim’in dinine, MüÅŸriklerden deÄŸildi o.”

162-De ki: “Benim namazım, ibadetlerim/kurbanlarım, hayatım, ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”

163-“Ortağı yoktur O’nun. Bununla emrolundum ben. Ve Müslümanların ilkiyim ben.

164-Åžunu da söyle: Allah her ÅŸeyin Rabbi iken O’ndan baÅŸka rab mi arayayım? Her benliÄŸin kazandığı kendi üstünde kalır. Hiçbir günahkâr bir baÅŸka günahkârın yükünü taşımaz. Nihayet dönüÅŸünüz Rabbinizedir. Tartışmaya girdiÄŸiniz ÅŸeyleri O size haber verecektir.

165-Sizi yeryüzünde halifeler yapan O’dur. VerdiÄŸi nimetlerle sizi denemek için kiminizi kiminiz üzerine derecelerle yükseltmiÅŸtir. Rabbin ceza verdiÄŸinde çok süratli verir. Ama O, gerçekten çok affedici, çok merhametlidir.

Paylaşım:

 

Ayetler(1-2): Gökler ve yer yaratılmış fakat karanlıklar ve nur(enerji) var edilmiÅŸ. Karanlık yokluktur. Enerji ise varlığın yani var ediliÅŸin baÅŸlangıcıdır ki önce yokluk var edilip o yokluktan varlık aleminin yaratılmasını saÄŸlayan deÄŸerler var edilmiÅŸ olabilir.

   BeÅŸerin bedeni, evet topraktan yaratıldı ve dünya hayatı süresi de belirlenmiÅŸtir. BeÅŸerin önüne konulan hedef meleklerin onun önünde secde etmesini gerektirecek bilgeliÄŸe, arınma ile ulaÅŸmasıdır. Dünya okulu beÅŸerin madde ile denenmesi için yaratılmış görünüyor. BeÅŸerin gerekli arınmaya ulaÅŸması için tek bir hayat süresi yetmez. Her hayat süresinde beÅŸerin denenmeleri her halde bir plan içinde olur ki onun tamamlanması ile o sefer ki ömür sona erer. “BaÅŸka bir süre de O’nun katındadır.” İfadesini; madde ile denenmeyi tamamlamış ruhların belki de âhiret hayatındaki tekâmül dönemi olarak düÅŸünebiliriz.

 

Ayetler(3-14): Varlık âlemlerinin oluÅŸmasına yol veren Yaratan, tek ilahtır. O’nun Arzu planı uyarınca dünya okulunda yaÅŸam ÅŸansı bulanlara eÄŸiticiler gönderilmiÅŸtir. Ancak toplumlar eÄŸiticilerin yol göstericiliÄŸini hep inkâr etmiÅŸler ve sonunda cezalandırılmışlar. Bu bölümdeki son ayette Muhammed: “İslam’ı seçenlerin ilki olmam emredildi.” Diyor. Muhammed’in kendi tebliÄŸ ettiÄŸi öÄŸretiyi kendisinin öncelikle sahiplenmesi doÄŸal deÄŸil mi? Muhammed’e bu emir ne zaman verildi? öncelikle İslam ve din konusunda Kur’an’dan bazı ayetleri hatırlamak yararlı olur diye düÅŸünürüm: 

​

Bakara-132 İbrahim de oÄŸullarına ÅŸunu vasiyet etti, Yakub da “OÄŸullarım! Allah sizin için bu dini seçmiÅŸtir. O halde ancak müslümanlar olarak can verin.” 

 

Âli İmran-19 Allah katında din İslam’dır. Kitap verilmiÅŸ olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki azgınlık/haset/hak tanımazlık yüzünden ihtilafa düÅŸtüler...

 

Âli İmran-85 Kim İslam’dan gayrı bir din ararsa artık o, ondan asla kabul edilmeyecektir. Ve o, ahirette hüsrana düÅŸenlerdendir.  

​

Mâide-3 ...Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim...

 

Rûm-30 O halde sen yüzünü, bir hanif olarak dine, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir. Allah’ın yaratışında deÄŸiÅŸtirme olamaz. DoÄŸru ve eskimez din iÅŸte budur. Fakat insanların çoÄŸu bilmiyor

 

Nahl-52 Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Din de sürekli olarak O’nundur. Hala Allah’tan baÅŸkasından mı korkuyorsunuz?

 

En’Am-161 De ki:”Beni, dosdoÄŸru yola Rabbim iletmiÅŸtir. Güçlü, pürüzsüz bir dine, hanif olan İbrahim’in dinine. MüÅŸriklerden deÄŸildi o”

A’raf-143 … Tesbih ederim o yüce varlığını, tövbe edip sana yöneldim. İman edenlerin ilkiyim ben.”  

(A’raf-143 teki ifade Musa’nın sözleridir.)

 

   Görülüyor ki din, Allah’ın insan denen varlıkta ve onun için oluÅŸturduÄŸu, O’nu arama ve O’na ulaÅŸma arzusu (fıtrat) olarak ele alınabilir. Bu oluÅŸum O’nun arzusu olup; gerçekleÅŸme için bir Arzu planından söz edilebilir. Arzu planının uygulamasını ise Biz görevlilerinin alt planlarla yaptığını düÅŸünebiliriz. O’nun arzusunun Kur’an’da Âdem hikayesi ile sembolik olarak anlatıldığını sanırım. Yani otomatik görevliler olan meleklerin görevlerinin tekâmül edebilenler tarafından yapılmaya baÅŸlanmasıdır (meleklerin Âdem’e secde etmesi). Arzu planının uygulanmasında dünya bir okul görevi yapıyor gibi. Bu okulda eÄŸitilen beÅŸere yol bulabilmesi için indirilen eÄŸitimin adı ise İslam’dır. İslam terimi en genel anlamı ile “barış” demektir. Barış olmayan bir dünyada O’nun Arzu planının uygulanması mümkün olabilir mi? Bu gerçeklik ise Kur’an’da “İman edip barışa yönelik iÅŸ yapanlar” ın ödüllendirileceÄŸinin defalarca tekrarlanması ile güçlendirilir. İslam teriminin barış anlamına geldiÄŸini hatırlarsak, bize anlatıldığı gibi cihat nedir? İslam’da cihat(mücadele) inanmayanlara karşı Kur’an’la yapılabilir (Furkan-52). Esas cihat kiÅŸinin kendi egosu ile mücadelesi olmalıdır. BildiÄŸimiz anlamda savaÅŸ İslam’da var mıdır? Evet; Kendilerine savaÅŸ açılanlara (Hac suresi-39) ve mazlumların korunması için (Nisa -75).

​

   Muhammed’e “İslam’ı seçenlerin ilki olması” emrinin veriliÅŸ zamanını düÅŸünelim. Bu emir Muhammed’e dünyaya geldikten sonra verilmiÅŸ olması anlamlı görünmüyor. Çünkü Muhammed’in, ibrahim’in dinine yöneltildiÄŸini görüyoruz (En’Am-161). DiÄŸer taraftan İbrahim ve Yakub’un oÄŸullarına önerdiÄŸi din, kendileri için Allah’ın seçtiÄŸi din (Bakara-132) ki o İslam’dır. Bu verilenlere dayanarak, Muhammed’e söz konusu emrin veriliÅŸinin Muhammed dünya hayatına baÅŸlamadan önce verilmiÅŸ olması gerekmez mi? Benzer bir durum Musa için de geçerlidir. A’raf-143; Musa’nın iman edenlerin ilki olduÄŸunu anlatıyor. Musa, İbrahim’den sonra dünyaya geldiÄŸine göre Musa’nın iman ediÅŸi dünyaya geliÅŸinden daha önce olmalıdır. DiÄŸer taraftan hem Muhammed hem de Musa ilk iman edenin kendisi olduÄŸunu ifade etmiÅŸ. Her ikisi de resul olan bu varlıkların yalan beyanda bulunmaları mümkün olmayacağına göre bu iki varlık aynı özün dünyada farklı dönemlerde bedenlenmesine iÅŸaret olabilir mi? Neden olmasın. 

 

Ayetler(15-36): Bu bölüm ayetleri Allah’ın tek ilah olduÄŸu konusunu tekrarlarken, Kur’an ayetlerini inkâr edenlerin yanlışları ve benzer davranışların daha önceki toplumlarda da görüldüÄŸü özetlenmiÅŸ. Dahası Tevrat ve İncil bağımlılarının Kur’an’ın mesajını tanıdıkları ancak kabul etmedikleri ve o yüzden kayıpta oldukları da ifade edilmiÅŸ. Kur’an’ın mesajını inkâr edenlerden bazılarının Muhammed’i dinledikleri ve fakat Kur’an’ı anlamamaları için kalplerine kılıflar geçirildiÄŸi belirtiliyor. İlahi mesaj kalp ile anlaşılabileceÄŸine göre o kiÅŸilerin mesajı anlaması arzu edilmemiÅŸ. Muhtemelen onların tekâmül seviyeleri henüz yeterli deÄŸildir. Bazılarının Muhammed’den yüz çevirip gitmeleri muhtemeldir ki Muhammed’i üzmüÅŸ. Bu konuda Muhammed uyarılarak, mesajı henüz anlamamaları gereken kiÅŸilerin ki Kuran onları “ölüler” olarak tanımlıyor, zamanı gelince uyandırılacağı anlatılıyor.

 

Ayetler(37-73): Bu bölümdeki ayetler, Kur’an’ı inkâr edenlerin yanlış yolda oldukları çeÅŸitli örneklerle anlatılıyor. Onlar beÅŸeri düÅŸüncelerle çeÅŸitli arzularını sergilerken İlahi sistemin planının uygulanmasının çok farklı olduÄŸu bize hissettirilmeye çalışılmış. Dünya okulunda olan her olayın kayıt edildiÄŸi ve her olayın plan içinde meydana geldiÄŸi belirtiliyor. Ayet 60 ; gece uykusunu ölüme benzetirken gündüz hareketliliÄŸini ise diriliÅŸe benzetmiÅŸ. Ruhsal yönden uyanmamış olanların ölü olduÄŸu metaforunu gerektikçe ilahi sistem kullanır. Ayet-67; olayların önceden belirlenmiÅŸ bir plana göre gerçekleÅŸtiÄŸini ifade eder diye düÅŸünebiliriz. Bölüm sonundaki ayetlerde, Allah’ın kılavuzluÄŸunun hedefe götüren yegâne kılavuzluk olduÄŸu güçlü bir ÅŸekilde ifade edilmiÅŸ.

 

Ayetler(74-93): Bu bölüm ayetleri İbrahim’in, babası ile iman konusundaki tartışması ile baÅŸlıyor. Görünen o ki İbrahim’e göklerin ve dünyanın gerçek sahibinin kim olduÄŸu fark ettirilmiÅŸ. Bu durumda İbrahim bilerek iman etmiÅŸ Yani İbrahim’in imanı sözde deÄŸil özde geliÅŸmiÅŸ. Bu iman ÅŸuurlu iman deÄŸil midir? Aslında bizden beklenen de böyle bir imandır ki bu arzu aÅŸağıdaki ayette belirtilmiÅŸtir:

​

Hucurât-14 Bedeviler: ”İman ettik.” dediler. De ki:”siz iman etmediniz. Ancak “Müslüman olduk” deyin. İman sizin kalplerinize girmemiÅŸtir…"

​

   Ä°brahim seçilmiÅŸ bir kul olmalı ki gerçeÄŸi görebilmesi için kendisine yardım edilmiÅŸ. Çünkü kavmine karşı bazı kanıtlar göstermesi gerekirdi. Ancak gösterdiÄŸi kanıtların yararı olmadığını anlıyoruz. Çünkü o toplumun iman etmesi için ÅŸartlar oluÅŸmamış. DiÄŸer taraftan iman edenlerin serüveninin bitmediÄŸini- ayet-83- bize anlatıyor. İman edenlerin tekâmül yolunda derecelerinin yükseltilmesi, onların yeni gerçeklere gözlerini açmaları ve o yüzden imanlarının yükselmesi demek deÄŸil midir? Ancak bu yolun sonsuz olduÄŸunu düÅŸünmek isterim. BeÅŸerin tekâmülle önce insan olması ve daha sonra tekâmülle belki gerçek insana ulaÅŸması ve daha sonra belki, bilmiyoruz, sonsuzlaÅŸması diyebileceÄŸimiz bir evreye ulaÅŸması mümkün olabilir.

​

   Kur’an, İbrahim soyundan gelen görevlilerin, Dâvud, Süleyman,…Musa …Yahya, İsa, hatırlatarak onların seçilmiÅŸ olduklarını, kendilerine yardım edildiÄŸini ve onların âlemlere üstün kılındığını ifade eder. Ancak bu ifade Yahudi toplumu bireylerine yönelik bir söylem deÄŸildir. Yahudi toplumu tarihte iki defa Filistin’den sürüldüler ve Süleyman Mabedi yıkılmıştı. Yahudi toplumu ile ilgili olup aÅŸağıda verilen ayet aydınlatıcıdır:  

​

Nisa-160: Yaptıkları zulümler ve birçok insanı Allah yolundan alıkoymaları yüzünden daha önce kendilerine helal kılınmış tertemiz ÅŸeyleri, Yahudilere haram kıldık.

 

Ayetler(94-98): Varlık biyolojik ölüm sonunda dünyada sahip olduÄŸunu sandıklarını geride bırakarak doÄŸduÄŸu gibi yani çıplak olarak hesap vermeye yöneltilir. BeÅŸerin farkına varamadığı gerçek ise Arzu planı O’nundur ve biz görevlileri ise gerekli uygulamayı yaparlar. Ayet-98 de geçen “bir tek canlı” sözü Kur’an’ın arapça nüshasında “nefis” tir. Bizim neslimiz Âdem oÄŸulları olarak tanımlansa da, bu yaratılışın Âdem’den oluÅŸum olduÄŸunu sanmam. Bedenimiz bir imalat olabilir ve nefis deÄŸildir. Nefis muhtemelen öz benliÄŸimiz olabilir. Bu durumda öz benliÄŸimizin oluÅŸumu her halde beÅŸeri zaman tanımına göre çok eskidir. Zaten tekâmül eden de odur ki Tasavvuf çeÅŸitli nefis merhaleleri tanımlamıştır. Aynı ayet, nefis için; “Bir karar kılma yeri ve bir de emanet olarak kalma yeri” olduÄŸunu anlatıyor. ÇeÅŸitli yorumlar bunları beÅŸerin biyolojik üreme sistemine baÄŸlamış. Konu beÅŸerin bedeni ise evet kabul edilebilir. Ancak söz konusu olan nefis ise; bahsedilen bu yerlerin dünya ve âhiret olduÄŸunu düÅŸünürüm. 

 

Ayetler(99-105): Dünyadaki su dünya dışından getirilmiÅŸtir, fakat bu suyla dünyada yapılan uygulamalar ise Biz görevlileri tarafından gerçekleÅŸtirilmiÅŸ. BeÅŸere O’ndan gönül gözlerinin geldiÄŸi söyleniyor. Gönül gözü beÅŸerin, O’nun tek ilah olduÄŸuna yönelik iÅŸaretleri algılayabilme yeteneÄŸidir. Her beÅŸer bu yeteneÄŸe sahip midir? Potansiyel olarak evet, gerçekleÅŸmede, hayır. Gönül gözüne sahip her birey aynı iÅŸaretten aynı ÅŸeyleri algılayabilir mi? Hayır. Bu durum kiÅŸinin bireysel tekâmülü le baÄŸlantılıdır. Tekâmül ilerledikçe bireyin farkındalığı da artar. Farkındalığın artışı kiÅŸinin idrakini artırır. Derler ki: idrak edilen olunur. Ben oldum diyenlerin hatırlaması gereken gerçek; idrak edileceklerin sonsuz olduÄŸudur. Ayet-105 ne kadar da ilginç deÄŸil mi? Görülüyor ki Kur’an ancak ilimden nasiplenmiÅŸ bir toplumun anlayabilmesi için gerektiÄŸi kadar açıklanmış. Bu görüÅŸe göre her bireyin Kur’an’ı okuyup anlaması mümkün deÄŸildir. Anlamaya baÅŸlayan iman eder. Bu gerçeklik Kur’an’ın çeÅŸitli ayetlerinde tekrar edilmiÅŸtir.

​

Yûnus-99 EÄŸer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederdi. Hal böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın! 

 

Yûnus-100 Allah’ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez.  Allah, pisliÄŸi, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.

 

Ayetler(106-115): ÇeÅŸitli surelerde zaman zaman temas edilen bir gerçek burada da tekrar ediliyor ki: Allah’ın dilemesi dışında hiç kimse iman etmez. “Allah’ın dilemesi sözü” bir kayırmaya iÅŸaret deÄŸildir. Muhtemelen kiÅŸinin tekâmül planı ile doÄŸrudan baÄŸlantılıdır. Gereken tekâmülü tamamlamayan kiÅŸi mucize de görse yine inanmaz.

 

Ayetler(116-121): BeÅŸerin çoÄŸunun sanıya uyduÄŸu belirtiliyor Bu görüÅŸ maalesef, Kitapların varlığına raÄŸmen, her dönem için geçerlidir. Üzerine Allah’ın adı anılmamış hayvanların yenilmemesi gerektiÄŸi anlatılmış. Geçen dönemlerde konu ile ilgili çeÅŸitli görüÅŸler belirtilmiÅŸ. Sanırım o dönemde putların adı anılarak kesilen hayvanların etlerinin haram olduÄŸudur ki bu uygulama tek ilah inancının yerleÅŸmesi için gereklidir. Günümüzde ise konu ihtisaslaÅŸmış bir ekonomi ve toplu üretim içinde çözülmektedir.

 

Ayetler(122-124): Ayet-122; ruhsal diriliÅŸin açık bir ifadesidir. İlahi mesaj, ruhsal yönden uyanmamış kiÅŸiyi- biyolojik olarak canlı- ölü olarak tanımlar. Ruhsal yönden uyanmış kiÅŸi gerçeklerin farkında olmaya baÅŸladığı için kendisini tanımaya baÅŸlar ve nasıl yürümesi gerektiÄŸini bilir. Uyanmamış kiÅŸi ise karanlıktadır. Onun hayat yolunun  gerçeklerle ilgisi yoktur. Oyuna dalmıştır. Benzer ÅŸekilde her toplumda  beÅŸeri tanımlamaya göre, ileri gelenler, özünde suçlulardır. Onların davranışları toplumların gerçeklerden uzak kalmasına ve azap çekmesine sebep olurken kendileri beÅŸeri yönden rahattırlar. Fakat yaptıkları öz benliklerine zulümdür. Farkında deÄŸillerdir. Cezalandırılacaklardır. 

 

Ayetler(125-132): “Allah’ın istediÄŸi kiÅŸinin göÄŸsünü İslam’a açması” sözü; daha önce de deÄŸinildiÄŸi gibi bir kayırma deÄŸildir. Kurallar O’nun tarafından konulmuÅŸtur ve yeterli tekâmülü saÄŸlayan ve planına göre yapacağı görev gerektiriyorsa, gereken yapılır. İnanmayanlar üzerine pislik atılması ise yine geçerli ve deÄŸiÅŸmez kurallara göre her birey tekâmül planı gereÄŸi gerekene kavuÅŸturulur. Dikkat edilirse (ayet-126) öÄŸüt alan bir topluma ayetlerin iyice açıklandığından bahsediyor. Ayetler deÄŸiÅŸmez. Aynı ayete bakan kiÅŸiler ayeti farklı anlarlar. Çünkü her bireyin tekâmül seviyesi ve hayat planı farklıdır. O yüzden din hiyerarÅŸisinin özellikle kendi oluÅŸturdukları kuralları dayatması yaratılışa aykırıdır. Ayetlerin açıklandığı toplum, beÅŸeri anlamda adlandırılmış bir toplum olamaz. Onların deÄŸiÅŸik ülkelerde yaÅŸayan bireylerden oluÅŸtuÄŸunu düÅŸünürüm. “Rableri katındaki huzur ve esenlik yurdu onlarındır.” Sözünün ahirete bir gönderme olduÄŸunu sanmam. Dünyada O’nun hüküm sürdüÄŸü bir yer ise burası da O’nun katıdır. Cinler ve insanlara yönelen ayetlerde(128-132) her iki grup arasındaki yanlış uygulamalar anlatılıyor. BeÅŸere yardımcı olan cinler ve yardım ettiÄŸi kiÅŸiler yanlıştadır. Açıkça belirtildiÄŸi gibi her iki grup üyelerinin yaptıkları yanlışlar derecelendirilmiÅŸ. Bu gerçeklik onların cezalandırılma, özünde eÄŸitim, konusunu anlatan cehennemle ilgili ayetin baÅŸka bir ifadesidir:

Hicr-43,44 Cehennem onların tümünün ÅŸaÅŸmaz buluÅŸma yeridir.

​

              Yedi kapısı vardır onun. Her kapıya onlardan bir bölük ayrılmıştır.

 

Ayetler(133-158): Bu bölümdeki ayetler genellikle Kur’an’ın mesajını inkâr edenlere yöneliktir. Onlar kendi zanlarına uyarlarmış ve bu çerçevede oluÅŸturdukları bir inanç sistemi ki o beÅŸeri bir dindir. Bu kiÅŸiler Allah’ı inkâr etmiyor ve fakat O’nun yanında baÅŸka ilahlara da inanıyorlar ki bu durum İlahi mesajın özüne aykırıdır. Çünkü ilah tektir. Kur’an mesajını inkâr edenler zanlarınca çeÅŸitli yiyecekleri yasaklamışlar. İlimsizlik yüzünden öz evlatlarını bile katleden ve Allah’ın verdiÄŸi besinleri haram sayanların kaybedenler olduÄŸunu vurgulayan Kur’an, Muhammed vasıtasıyla nelerin haram olduÄŸunu açıklıyor ki bunlar Musa’ya verilen “on emir” e benzerdir:

​

-Hiçbir ÅŸeyi O’na ortak koÅŸmayın.

-Ana-babaya çok iyi davranın

-Yoksulluk endiÅŸesiyle çocuklarınızı öldürmeyin.

-Kötülüklerin görünenine de gizli kalanına da yaklaÅŸmayın.  

-Allah’ın saygın ve aziz kıldığı cana, bir hakkı savunmak dışında kıymayın.

-Yetimin malına yaklaşmayın.

-Ölçme ve tartmayı tam bir dürüstlükle yerine getirin.

-KonuÅŸtuÄŸunuz zaman, yakınlarınız aleyhine de olsa, adaleti gözetin.

-Allah’a verdiÄŸiniz söze sadık kalın.

 

   Haramlar konusunda Kur’an bir baÅŸka örnekleme yaparak Yahudilere haram kılınan gıda maddelerini gösterir (Ayet-146). Bu yasaklamanın azgınlıkları yüzünden Yahudilere bir ceza olarak yapıldığı anlatılıyor. Günümüze baktığımızda Yahudilerin geçmiÅŸten ders almadıklarını da görüyoruz.

 

   Bu bölümün ilk ayeti beÅŸere gerçekten uyarıcı bir mesaj iletiyor. Önemli olan O’nun Arzu planıdır. Planın uygulanabilmesi için gerekirse bu uygulamanın gerçekleÅŸmesini engelleyen toplumların yerine baÅŸka toplumların getirileceÄŸi özellikle belirtilmiÅŸ. Çünkü Hüküm sadece O’nundur. Bu bölümdeki bazı ayetlerin (ayet-135; ayet-153) Muhammed tarafından ifade edildiÄŸini belirtelim.

 

Ayetler(159-165): Dinlerini parça parça ederek çeÅŸitli hiziplerin ortaya çıkmasına sebep olanların iÅŸi Allah’a kalmıştır. Kur’an’ın tebliÄŸ edildiÄŸi dönemde Kitap ehli arasında bölünmeler vardı. Mesajın din adamları tarafından farklı yorumlanması bu bölünmelere sebep olmuÅŸtur. Bu olay mesajın özüne terstir. Benzer ÅŸekilde zaman içinde, Kur’an bağımlıları arasında da mezhepler ve hatta tarikatlar oluÅŸmuÅŸtur. Görüyoruz ki dinde bölünme kabul edilemez. Kur’an’ın özü tek ilah, tek inanç sistemi iken ayrışmalar ötekileÅŸtirmeyi de beraberinde getirmiÅŸtir. Buna sebep olanların ve bu yanlış yola devam edenlerin vay haline! Ayet-162 de, Muhammed yaÅŸamının, ölümünün, ibadetlerinin Allah için olduÄŸunu belirtirken tüm inanmışlara bir öÄŸüt veriyor. Diyor ki her ÅŸeyin sahibi Alemlerin Rabbidir. O dünya yaÅŸamında beÅŸeri halifeler yapmıştır. Dünya yaÅŸamında bireyler hem maddi hem de manevi yönden deÄŸiÅŸik derecelere ulaşır. BeÅŸer bunu kendisinin baÅŸardığını sanır. Bu durumda yanılgı içindedir. BeÅŸer izin olmadan nefes bile alamaz. Maddi ve manevi derecelerin farklı oluÅŸu bireyin denenmesine yönelik faydalı bir araçtır.

bottom of page